19 Ocak 2018 - Cuma

Şu anda buradasınız: / KUR’AN’DA RASÛLÜLLAH

KUR’AN’DA RASÛLÜLLAH

                                           

 

 

                                                                                                      

 

 

Giriş

 

Kur’an Hz. Muhammed’e indi. Onun tarafından tebliğ edildi ve onun tarafından pratiğe aktarıldı. O Allah tarafindan seçilmiş elçilerin sonuncusudur. Bu sebeple Kur’an’ın ondan söz etmesi tabiidir.

 

Kur’an çesitli vesilelerle Peygamber (s.a.s.)’i anlatıyor. Ona hitap ediyor, yol gösteriyor, ümit veriyor, teselli ediyor ve hatta gerekirse uyarıyor. Peygamber (s.a.s.) bazen isim olarak, bazen sıfat olarak, bazen elçi olarak, bazen de ‘Sen’ tarzında muhatap alınıyor. Bazı âyetlerde özellikleri söyleniyor, bazı âyetlerde misyonu ve görevi anlatılıyor, bazı yerlerde ne yapması gerektiği yer alıyor. O bazen örnek gösteriliyor, bazen de ümmetin ona karşı sorumlulukları hatırlatılıyor.

 

Biz burada öncelikle onun ismen Kur’an’da nasıl yer aldığını, sonra kısaca Kur’an’a göre onun özelliklerini, en son olarak da mü’minlerin ona karşı duruşlarının nasıl olması gerektiğini açıklamaya çalışacağız.  

 

 

Kur’an’da Peygamber

 

·        Muhammed ismi Kur’anda dört âyette geçmektedir.

 

“(Ve bilin ki, ey müminler) Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir, fakat o, Allah'ın Elçisi ve bütün Peygamberler'in Sonuncusu'dur. Ve Allah her şeyi hakkıyla bilendir.”1

 

Peygamberin diğer adı Ahmed bir âyette yer alıyor.

 

“Hatırla ki, Meryem oğlu İsa: Ey İsrailoğulları! Ben size Allah'ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti. Fakat o, kendilerine açık deliller getirince: Bu apaçık bir büyüdür, dediler.”  (Saff, 61/6)

 

Kur’an Hz. Muhammed’e hem ‘rasûl’ hem de ‘nebi’ diyor. Rasûl ve nebi yaklaşık aynı manadadır. ‘Nebi’, sözlükte önemli ve faydalı, aynı zamanda sağlam bir haber getiren elçi demektir. Bazılarına göre nebi kelimesi, yükseklik anlamına gelen ‘nübüvvet’ kelimesinden türemiştir. Bu bağlamda ‘nebi’, her bakımdan yüksek bir makam sahibi, Allah’tan insanlara doğru ve önemli haber getiren kimsedir.2  

 

Rasûl’, hem gönderilen mesaj, hem de mesaj yüklenip götüren anlamında kullanılmıştır. Kur’an’da daha çok ikinci anlamda geçmektedir.  Allah (c.c.) varlıklar arasından bazılarını seçer ve onları özel bir görevle gönderir. Bu gönderme işine ‘irsal’,  gönderilen elçiye ‘rasûl’, rasûllerin görevlerine de ‘risâlet’ denir. Rasûller tıpkı nebiler gibi Allah’ın seçtiği elçilerdir. Ancak nebiler, haber getiren anlamında yalnızca insanlardan seçilirken, rasûller hem insanlar arasından, hem de insanlar dışındaki varlıklardan seçilebilir.

 

Elçi, bir işle görevlendirilen ve görevi konusunda yetkisi olan kimsedir. O, kendisini gönderen makama karşı sorumludur. Hangi iş için gönderilmişse, o işi yapmaya memurdur. Nitekim rüzgârın veya yağmurun elçi olarak gönderilmesi (Hac, 22/75. Hicr, 15/22) , onların belli bir işlevi yerine getirmeleri ile sınırlıdır.3

 

Hz. Muhammed’e ‘rasûl’ denilmesi Allah'a izâfeten, ‘nebî’ denilmesi ise kullara nisbetendir. Yani, o Allah'ın elçisi olması bakımından ‘rasûl’, insanlara Allah'ın emirlerini tebliğ edip haber vermesi bakımından da ‘nebî’dir.  

 

Hz. Muhammed’in ‘rasûl-elçi’ olduğu bu kelimenin kök fiili ‘ra-se-le’nin çeşitli formları kullanılarak anlatıldığı gibi belirlilik takısı ile ‘er-Rasûl-elçi’, Rasûluhû/rasûlihî-O’nun Rasûlü’, ‘rasûlî-benim resûlüm’, rasûlüküm-sizin resûlünüz’, ‘onlara gönderilen elçi’ tarzında da geliyor. Şöyleki:

 

·        Altı âyette ‘rasûlüllah-Allah’ın Rasûlü olarak geçiyor. Mesela:

 

“Münafıklar sana geldiklerinde: Şahitlik ederiz ki sen Allah’ın Peygamberisin, derler. Allah da bilir ki sen elbette, O’nun Peygamberisin. Allah, münafıkların kesinlikle yalancı olduklarını bilmektedir”4 

 

Rasûl (elçi) kelimesi Kur’an’da yüzonaltı yerde geçmektedir. Bunlardan altmış tanesi belirlilik takısıyla ‘er-rasûl-elçi’ olarak altmışaltı yerde Hz. Muhammed’i işaret ediyor. Bunların çoğunda da Alah ve O’nun elçisi birlikte yer alıyor. Mesela:

 

“De ki: “Allah’a ve elçisine itaat edin. Yok, eğer itaatten yüz çevirirseniz, iyi bilin ki Allah nankörleri sevmez.”5

 

Yetmişdört yerde ise ‘rasûlihî/rasûlühû-O’nun peygamberi’ formunda geliyor. Bunların hepsinde de kasdedilen Hz. Muhammed’dir. Mesela;

 

“Size Allah'ın âyetleri okunurken, üstelik O’nun Rasûlü de aranızda iken nasıl inkâra saparsınız? Her kim Allah'a bağlanırsa kesinlikle doğru yola iletilmiştir.” (Âli İmran, 3/101)

 

“Onlar: Andolsun, eğer Medine’ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır, diyorlardı. Halbuki asıl üstünlük, ancak Allah’ın, Peygamberinin ve müminlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler.”6

 

Dört âyette ‘Rasûlünâ-bizim elçimiz formunda geliyor. Mesela;  

 

“Allah’a itaat edin, Resule de itaat edin ve (kötülüklerden) sakının. Eğer (itaatten) yüz çevirirseniz bilin ki Resûlümüzün vazifesi apaçık duyurmak ve bildirmektir.”7 

 

Mürsel sözlükte gönderilen/elçi demektir ve bir âyette Hz. Muhammed’i işaret etmektedir.

 

“İnkârda ısrar edenler, (yine) “Sen Allah Tarafından gönderilmiş (mürsel) değilsin” diyecekler. Sen (de) de ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter...” (Ra’d, 13/43)

 

Yirmisekiz yerde hz. Muhammed’e belirlilik takısıyla en-Nebi-Peygamber deniyor.

Bunlardan onüç tanesi ‘ya eyyuhe’n-nebi-ey Nebi’ şeklinde geliyor. Mesela;   

 

“Ey Peygamber (Nebi)! Allah’tan kork, kafirlere ve münafıklara boyun eğme. Elbette Allah her şeyi bilmekte ve yerli yerince yapmaktadır.” (Ahzab, 33/1)

 

“Ey Peygamber (Nebi)! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.”8

 

·        Kur’an onun insan/beşer olduğunu nitelemek üzere ona ‘abd’ diyor. Bu form ‘O’nun

kulu-abdihî’ şeklinde beş âyette geçiyor. Mesela;

 

“Yarattılarına benzemekten münezzeh mutlak aşkın ve yüce O (Allah) ki, kulunu (Muhammed’i) gecenin bir vaktinde Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya, ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye yürüttü. Zira O, evet sadece O her şeyi işitip gören.”9

 

Kur’an bunların yanında daha yüzlerce âyette isim vermeden, rasûl veya nebi demeden doğrudan Son Peygamber’e hitap ediyor. Kur’an’ın muhatabı bunu  konunun akışından ve sözün gelişinden anlamaktadır. Bu türlü hitaplarda bazen ‘Sen’ zamiri ek olarak kullanılıyor. Bunun da Hz. Muhammed’i işaret ettiği açıktır. Mesela;

 

“Oku, Yaratan Rabbinin adına, O insanın bir alakadan yarattı.” (Alak, 96/1-2)

 

“Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya, 21/107)10

 

·        Bazı âyetlerde bizzat hz. Muhammed (s.a.s.) ‘Sen’ denilerek muhatap alınıyor. Mesela;

 

“Ne var ki, Allah, (ey Peygamber) Senhenüz onların arasında bulunurken, onları bu şekilde cezalandırmak istemedi; ayrıca Allah onları, (hâlâ) af dileyebilecekleri bir safhada cezalandıracak da değildi.” (Enfal, 8/33. )

 

“İşte böyle, (ey Peygamber) onlara öğüt ver; senin görevin yalnız öğüt vermektir: Sen onları (inanmaya) zorlayamazsın.”  (Ğâşiye, 88/21-22)11

 

Kur’an’a göre Peygamberin Kişisel Özellikleri

 

·        Beşer/insan olması

 

“De ki: Ben de sizin gibi bir beşerim, ancak bana ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyediliyor. Her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse, salih amel işlesin ve Rabbine ibadetinde hiç bir şirk koşmasın.” (Kehf, 18/110)

 

“ ...De ki; Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak beşer olan bir elçiyim.” (İsra, 17/93)

 

Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu:

 

"Siz beni hıristiyanların Meryem oğlu İsa'yı aşırı derecede methettikleri gibi, aşırı övmeyin. Ben ancak Allah'ın kuluyum. Benim hakkımda ‘Allah'ın kulu ve elçisidir” deyiniz."12

 

·        Ümmî olması

 

“Onlar ki yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o Elçi’ye, o ümmî peygambere uyarlar. O (Peygamber) ki, kendilerine iyiliği emreder, kendilerini kötülükten meneder; onlara güzel şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar, üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar. O’na inanan, destekleyerek saygı gösteren, O’na yardım eden ve O’nunla beraber indirilen nur’a uyanlar, işte felaha erenler onlardır.” (A’raf, 7/157)

 

‘Ümmî’, okuma yazma öğrenmeyen, kitabî bilgi elde etmeyen karşılığında kullanılıyor. Allah’ın onu bu vasıf ile açıklaması ümmî olduğu halde ilmin bütün kemâlâtına sahip olmasındandır ki, bu da onun hakkında bir mûcizedir.

 

·        Allah’ ın Rasûlü olması

 

“İşte bunlar, Allah'ın âyetleridir. Onları sana hakkıyla okuyoruz. Şüphesiz ki sen o gönderilen resûllerdensin.” (Bakara, 2/152)

 

"Muhammed rasûlullah'tır/Allah'ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken, secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rızâ isterler. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır..." (Fetih, 49/29)

 

·        Beklenen bir elçi olması

           

“Allah vaktiyle peygamberlerden kesin söz almıştı. ‘Celâlim hakkı için, size kitap ve hikmet verdim. Sizde olan o kitap ve hikmeti tasdik edip doğrulayan bir peygamber gelecek. Ona mutlaka iman edeceksiniz ve mutlaka ona yardımda bulunacaksınız. Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?’ demişti. Onlar da: ‘Kabul ettik.’ demişlerdi. Allah da: ‘O halde şâhit olun, ben de sizinle beraber şâhit olanlardanım.’ buyurmuştu.” (Âli İmrân3, 81)

 

·        Son peygamber olması

 

"Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat O, Allah'ın Rasûlü ve nebîlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilir." (Ahzâb, 33/40)

 

Hz. Muhammed son rasûl ve son nebidir. Nebilik sona erdi ama rasûllük devam ediyor iddiası demogojidir ve ‘risâlet veya nübüvvet’ olayını anlamamaktır. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Benimle benden önceki diğer peygamberlerin örneği, şu adamın misali gibidir: Adam mükemmel ve güzel bir ev yapmıştır, sadece köşelerinin birinde bir tuğla yeri boş kalmıştır. Halk evi hayran hayran dolaşmaya başlar ve (o eksikliği görüp): "Keşke şuraya da bir tuğla" der. İşte ben bu tuğlayım, ben peygamberlerin sonuncusuyum."12 (Müslim, Fedail/7 no: 2286). 

 

·        Bütün insanlara peygamber olarak gönderilmiş olması

 

“Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik, fakat insanların çoğu bilmezler.” (Sebe, 34/28)13

 

Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu:

 

“Bana beş şey verilmiştir ki, bunlar benden önceki peygamberlerden hiçbirine verilmemiştir. -Her peygamber sadece kendi kavmine gönderilmiştir. Ben ise kırmızılara (Acemlere) ve siyahlara (Araplara) da gönderildim…”14

 

·        Âlemlere rahmet olması

 

"(Rasûlüm!) Biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiyâ, 21/107)

 

·        Mü’minlere, kendi nefislerinden daha yakın olması

 

"Peygamber, mü'minlere kendi canlarından daha üstündür. Eşleri, onların analarıdır..." (Ahzâb, 33/6)

 

Bir hadiste geçtiğine göre Peygamber Hz. Ömer’e onu kendi canından daha fazla sevmesi imanını olgunlaştıracağını söylüyor.15

 

·        Müjdeci, uyarıcı, davetçi, şahit olması

 

"Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şâhid, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Allah'ın izniyle, Allah'a çağıran bir dâvetçi ve nur saçan bir lâmba olarak (gönderdik)."( Ahzâb, 33/45-46)

 

 

·        Büyük bir ahlâka sahip olması

 

“(Ey Rasûlüm!) Hiç şüphesiz senin için bitip tükenmeyen bir ecir/mükâfât vardır. Ve sen, kesinlikle yüce bir ahlâk üzeresin (mükemmel bir ahlâka sahipsin).” (Kalem, 68/4)

 

İslâm akâidine göre peygamberlere ait beş temel sıfat da (sıdk, emanet, fetânet, ismet, tebliğ) Hz. Muhammed’in üstün ahlâkına işaret ederler.16

 

·        Her konuda örnek olması

 

"Andolsun ki, Allah'ın Rasûlünde, sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için en güzel ve mükemmel bir örnek vardır." (Ahzâb, 33/21)

 

Peygamberin görevi insanlara uygulanabilir prensipler öğretmek ve bunları kandi yaşayışyla canlı Kur’an olarak ortaya koymak idi.

 

·        Hevasından konuşmamış olması

 

Hz. Muhammed Allah adına kendi kafasından, işine geldiği gibi bir şey söylemez. Kur’an şöyle

diyor:

 

“O (peygamber) kendi hevasından konuşmaz. O (Kur’an) kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir. O’na (Peygambere) müthiş kuvvetlere sahip olan (Cebrail) öğretti.” (Necm, 53//3-5)

 

·        O’nun vahyi açıklamakla ve yaşamakla görevli olması

 

“Biz sana Kitab’ı indirdik ki, hakkında ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklayasın ve inanan bir kavim için (o kitap) yol gösterici olsun.” (Nahl, 16/64)

 

·        Allah’ın kendisine kitabı ve hikmeti öğretmesi

 

“Nitekim kendi içinizden size âyetlerini okuyan, sizi şirk ve kirlerden temizleyen, size kitabı, hikmeti ve bilmediklerinizi öğreten bir Rasul gönderdik.” (Bakara, 2/191-129)

 

·        Helâl ve haram kılma yetkisinin verilmesi

 

“İşte O Peygamber onlara ma’rufu emreder, onları münkerden nehyeder, onlara temiz olanları helâl kılar ve pis olan şeyleri haram kılar...” (A’raf, 7/158)

 

Kur’an’a Göre Mü’minler Açısından Hz. Muhammed

 

·        Peygamber sevilir

 

"(Rasûlüm!) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayan ve merhamet edenidir." (Âl-i İmrân, 3/31)

 

·        Peygamber’e itaat edilir

 

"Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan emir sahiplerine (müslüman idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah'a ve âhirete gerçekten iman ediyorsanız- onu Allah'a ve Rasûl'e götürün (onların tâlimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha iyidir." (Nisâ, 4/59.)

 

Zaten bütün peygamberler kendilerine itaat edilsinler diye gönderildiler.(Nisâ 4/64-65) Allah'a ve Rasûlü'ne itaat edenlere rahmet edilir ve onlara kurtuluşa ererler.17

 

"Allah ve Rasûlü bir işe hüküm verdiği zaman, iman etmiş bir kadın ve erkeğe, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Rasûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur." (Ahzâb, 33/36)

 

Peygamber’e itaat Kur’an’a inanmak, anlamak ve hayata aktarmak, onun İslâmî hayatını örnek almak, onun din adına getirdiği şeyleri alıp benimsemek, şüphe etmeksizin doğrulamak, onun sünneti olarak ümmete bıraktığı ölçülerden razı olmak, onun davası için çaba göstermektir.

 

·        Gerçek dost (veli) Allah ve Rasûlüdür:

 

"Sizin velîniz/dostunuz ancak Allah'tır, Rasûlü'dür, Allah'ın emirlerine boyun eğerek namaz kılan ve zekâtı veren mü'minlerdir. Kim Allah'ı, Rasûlü'nü ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki;) üstün gelecek olanlar şüphesiz hizbullahtır/Allah'ın tarafını tutanlardır." (Mâide, 5/55-56)

 

 

·        Onun daveti hayat kaynağıdır

 

"Ey iman edenler! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasûlü'ne (onların çağrılarına) uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve (siz) mutlaka O'nun huzurunda toplanacaksınız." (Enfâl, 8/24)

 

·        Peygambere sıradan insan gibi hitap edilmez

 

"(Ey mü'minler!) peygamber'i, kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın. İçinizden,, birini siper ederek sıvışıp gidenleri muhakkak ki Allah bilmektedir. Bu sebeple, onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isâbet etmesinden sakınsınlar." (Nûr, 24/63)

Yazar:
Hüseyin Kerim ECE
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul