24 Kasım 2017 - Cuma

Şu anda buradasınız: / KUR’AN ŞİFADIR

KUR’AN ŞİFADIR

 

                                                                    


 

Kur’an şifadır, ilaçtır, dermandır... Ama nasıl? Kime ve hangi dertlere karşı? Başa ağrısına, diş ağrısına yaraya bereye, kırığa çıkıka mı, cismani hastalıklara mı, yoksa kalbin -Kur’an’ın dediği gibi- marazlarına mı? Kur’an ölülere mi şifadır, yoksa sağların dirilmesi için mi? Kur’an hayatın inşası için mi, yoksa tıbbın alanına giren bedensel hastalıklar için mi şifadır?

Kur’an’da Şifa Kelimesi

Kur’an’da,  şefa fiil kökü, iki âyette fiil halinde, dört âyette de şifa şeklinde olmak üzere altı ayette geçiyor.

Şefa, sözlükte hastalığı iyileştirmek, şifa vermek, şifa için afiyet istemek demektir. Aynı kökten gelen eşfa,  hasta için şifa istemek, hastaya şifa verecek bir şey vermek, bir şeye yakın olmak,  istişfa, şifa istemek, bir şeyle tedavi olmak demektir. [1] 

Bir şeye yakın olmak kökünden şefâ, bir şeyin kıyısı, kenarı manasına gelir. Bu haliyle Âl-i İmran 103. âyette geçmektedir.

Şifa’ (eşfiya), hastalığın gitmesi, şifa bulma, ilaç demektir. Müsteşfa, şifa bulunan yer, hastahane, sanatoryum manalarına gelir. Kur’an balı ‘şifa’ olarak niteliyor. [2]Bir hadiste de balın şifa verici olduğu geçiyor.[3]

Şifa kelimesi iki âyette fiil formunda geçiyor:

İbrahim (a.s.) kulluk gerekçelerini sayarken şöyle dedi: “Beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren O'dur. Beni yediren, içiren O'dur. Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur. Benim canımı alacak, sonra beni diriltecek O'dur." [4]

Allah’ın vereceği bir zaferin mü’minlerin göğüslerine şifa vereceği şöyle anlatılıyor:

“Onlarla savaşın ki, Allah onları sizi elinizle cezalandırsın, onları rezil etsin, sizi onlara karşı başarılı kılsın, mü’min bir toplumun göğüslerine (yüreklerine) şifa versin.” [5]

Buradaki ‘şifa versin’ kısmını; Elmalılı “mü’min kavmin yüreklerine su serpsin”, H. Basri Çantay “mü'minler zümresinin göğüslerini ferahlandırsın.”, M. Esed, “ve inananların içlerini ferahlatıp”, D. Vakfi meali “ve mümin toplumun kalplerini ferahlatsın”, M. İslamoğlu, “inananların gönlüne ferahlık verir” şeklinde çevirdiler.

Kur’an Şifa mıdır?

Kur’an’ın seksen kadar isim ve sıfatlarından biri de ‘eş-Şifâ’dır. [6]Üç âyette Kur’an’ın şifa olduğu ifade ediliyor. Şöyleki:

“Ey insanlık ailesi! Rabbinizden size bir öğüt ve kalplerde oluşabilecek her tür (manevi hastalıklar) için bir şifa, mü’minler için de bir yol haritası ve bir rahmet gelmiştir. De ki: Ancak Allah'ın ihsanı ve rahmetiyle, evet işte bunlarla sevinsinler artık;  (ki) bu, onların tüm birikimlerinden daha hayırlıdır.” [7] 

“Yani Kur’an hakka, hakikate ve ahlâkî güzelliklere ters düşen ne varsa hepsi için bir şifa, bir arınma vasıtasıdır.” [8]

“Zımnen: İnsanın Allah’tan bir tek şey istemesi hakkı olsa, insan o hakkı hidâyet istemek için kullanmalıdır. Ayet dört unsur içerir: İlk ikisi olan “öğüt ve “şifa” herkesi kapsar. Öğüt düşüncenin, şifa dyugunun inşası için içindir. Son ikisi olan olan “rehberlik” ve “rahmet”, insanoğlu içinden inananları kapsar. Zira vahiy ancak kendisine inanana rehberlik yapar, rehberlik yaptığına rahmet olur.” [9]

“Biz, bu Kur'an'ı, ona inanalara için (iç dünyalarını onaran) bir şifa ve rahmet (eczanesi) olarak indirdik; ama o, zalimlerin yalnızca yıkımlarını artırıyor.” [10]

Burada dünya türlü türlü kaygı ve hastalıklar, bela ve sıkıntı ile dolu bir hastahaneye, Peygamber (s.a.s.) bir doktora, Kur’an da şifa verici bir ilaca ve gerekli bir gıdaya benzetiliyor. [11] “Kur’an kendisine iman önbilgisiyle yaklaşan mü’minin imanı, küfür önyargısıyla yaklaşan kâfirin küfrünü ve münafıkın nifakını artırır.” [12]

“Eğer Biz bu (vahyi) yabancı bir dille okunan bir kitap kılsaydık, kesinlikle “Neden onun ayetleri açık ve anlaşılır değil; ne yani, bir Arab’a dili yabancı bir (hitap) mı?” derlerdi.

De ki: “Bu (vahiy), iman edenler için bir yol gösterici ve bir şifa kaynağıdır. İman etmeyenlere gelince: Onların kulaklarında bir çeşit kurşun vardır; dahası o (vahyin ışığından dolayı) onlara bir tür körlük arız olmuştur. Şimdi onlar, çok uzak bir yerden seslenen kişi (gibi)dirler.” [13]  

Şifanın karşıtı maraz (hastalık) Kur’an’da genellikle inkâr, şirk, nifak, vehim, şüphe gibi dini, itikadî hastalıkları ve şehevî zaaf anlamında ahlâkî hastalığı anlatır.

İlk dönem müfessirleri Kur’an’ın şifa niteliğini daha çok cehalet, inkâr, şirk, nifak,

tereddüt ve fasıklık gibi hastalıklara yorumladılar. Daha sonradan Kur’an’ın cismanî hastalıklara da şifa olabileceği kanaati yaygınlaştı. Bu kanaate Peygamberin ve sahabelerin bedeni hastalıkların şifası için Kur’an’la rukye yaptıklarına dair bazı rivâyetlerin etkili olduğu söylenebilir. Son dönem Kur’an yorumculara göre Kur’an, fert ve toplumun ıslahı için ortaya koyduğu ölçülere engel olan şeylere, bütün zihinsel, psikolojik, ahlâkî ve toplumsal hastalıklara karşı şifadır. [14]

 

Kur’an Nasıl Şifa Veren Bir Kitaptır?

 

İlim adamları Kur’an’ın şifa oluşu ile ilgili iki görüş ortaya koydular. Birinci görüşe göre Kur’an kalplerden bilgisizliği (cehaleti) ve şüpheleri izale etmek suretiyle bir şifadır.  İkinci görüşe göre Kur’an, rukye (okuyarak tedavi), istiaze (Allah’a sığınmak) ve buna benzer yollarla görünen hastalıklara şifadır. [15]

 

Kur’an, müslümanlar için bir huzur (sükûnet) kaynağıdır. Müslümanların kalpleri onunla doyar, gözleri onunla aydınlanır, onunla güçlenirler, onunla teselli olurlar. Kur’an, manevi hastalıklar, kalp paslarının, sapıklık marazlarının, günah takıntılarının, vesvese sapmalarının, bunalımların şifasıdır.

 

Kim Kur’an’a yaklaşırsa, kim onun davetine uyarsa, kim onun ölçüleriyle hareket ederse, kim onu hayatına uygularsa; onun için ilaç olur, ona şifa verir, onun manevi hastalıklarını tedavi eder. Kim de ondan yüz çevirirse, kim onun ölçülerini reddederse o da sapıtır, zarara uğrar, aklı ve yüreği manen hasta olur. Kur’an, insanlar için basiret nuru, hidayet ve rahmettir. O insanları küfürden, şirkten, nifaktan, cehalet ve kibirden, müstehcenlikten, hayâsızlıktan ve ahlâksızlıktan kurtaran ve iyileştiren şifa kitabıdır.

 

O zulüm ve zorbalıktan, fısku fücurdan, bid’at ve günahlardan, vesvese ve endişelerden iyileştiren bir şifadır. O, her türlü kin, nefret ve hasetten, hata ve günahlardan, cahillik ve barbarlıktan iyileştiren bir şifadır. O, insanı bu zamanın cahiliyye anlayışından iyileştiren en faydalı ilaçtır. Gerçek şu ki bu asrın cahiliyyesi Ebu Cahil ve emsallerin içinde bulundukları cahaletten daha inkârcı, daha sapık, daha arsız ve daha alaycı bir cahiliyyettir.

 

Kur’an, insanı her türlü sıkıntı ve fitneden kurtaran ve iyileştiren bir kitaptır. O kalpler ve bedenler için, insanı her türlü yanlış fikirlerden, çürük ve batıl akımlardan koruyan bir şifa kaynağıdıır. Ancak onun âyetlerine inanan ve onlarla hükmeden kimseler onunla şifa bulabilirler. O halde Kur’an’a inanan, onun akide, ahlak, ibadet hükümleriyle amel edenler, onunla hidayet bulmuş, onunla şifaya kavuşmuş olurlar. [16] 

 

Abdullah b. Mes’ud Rasulüllah’ın şöyle dediğini anlatıyor: “ Muhakkak ki bu Kur’an Allah’ın bir ziyafetidir. O’nun bu ziyafetini mümkün olduğu kadar kabul ediniz. O, Allah’ın sağlam ipi, yüce nuru ve faydalı şifasıdır. O, kendisine tutunan için için bir kalkan, tabi olanlar için kurtuluşttur...” [17]

 

 Kur’an’ın Hidayeti ile Şifa Olması

 

Gerçekten Kur’an rahmet, hidâyet ve şifadır. Farklı insan topluluklarının dünya ve ahirette uğrayabilecekleri zararlara karşı koruyan bir şifa. Allah’ın indirdikleri ile hükmetmek Kur’an’a göre inkârdır, fasıklıktır ve zulümdür. Allah’ın öçüleri hem insanlar hakları teminat altına alınır, hem insanlar arasında barış ve huzur ortamı sağlanır. Bunun dışındaki ölçüler hastalık ve fesat kaynağıdır. Bu hastalıklardan iyileşmenin şifası Kur’an’dır.

 

Bu şifa kaynağı ile Sahabeler şifa bulmuş ve hidayete ermişlerdir. Onları izleyen ikinci kuşak da (tabiiler de) Allah’ın kitabı ve Rasûlü’nün sünnetiyle amel ettiler. Hem şifa buldular,  hem izzete yükseldiler, ahiretin kurtuluş ve mutluluğuna eriştiler. [18] 

 

Kur’an kalpleri diriltmek için indirildi. O gönülleri saçma şeylerden, köksüz

kuşkulardan, hastalık sebebi manevî kirlerden, insanı şaşırtan saplantılardan arındırır. Kalplere iman ile birlikte şifa, afiyet, güven ve huzur verir, doğru yola kılavuzluk yapar. Sapıklık, azgınlık ve azaptan kurtaran bir rahmettir.

               

Şeytanî telkinler, yersiz korkular, ne yapacağını bilemeyecek şaşkınlıklar, kontrolüne girilen aşırı istekler ( heva), aşırı cimrilik, insanı haste edecek derecede hasetlikler (kıskançlık) ve benzeri şeyler birer manevi hastalıktır. Bütün bunların şifası da Kur’anın getirdiği ölçülerdir. O, tolulukları birbrine düşüren fitne ve fesadın, toplum huzurunu bozan yanlış davranışların, insan haklarını zedeleyen haksızlıkların, toplum bünyesini tahrip eden sosyal hastalıkların da şifasıdır. 

 

Kur’an’ın Emirleriyle Şifa Olması

 

Kur’an’ın mü’minlere yapmaları için emrettiği her şey onların faydasınadır. Bu emirler insanı ve toplumu temizlemek, hayra ulaştırmak, insanı olgunlaştırmak ve onu her türlü -özellikle manevî- hastalıklardan korumaktır.

 

Kur’an, mü’minleri kalp, ruh ve vicdan sağlığını korumasını istediği gibi, beden sağlığını da korumasını istemiştir. İslâmdaki abdest ve gusül mecburiyeti, banyo yapmanın sünnet oluşu, temizliğin önemini gösterir. Her türlü temizliğe uyanlar da şifa bulurlar.

 

Kur’an’ın Yasaklarıyla Şifa Olması

 

İslâm’ın yasak ettiği bütün fiiller insan ve toplum için zararlıdır. İslâm bu zararlı şeylerden ibadet şuuru ile uzak kalınmasını istemektedir. Bunlardan uzak kalanların da bunların zararlarına, kirlerine ve getirebilecekleri hastalıklarına karşı korunmuş olurlar. Bunun en açık örnekleri içki, adam öldürme, ğıybet, zina, yalan söyleme, zulüm ve adaletsizlik, hırsızlık yasağıdır.

 

Kur’an’ın Müjdeleriyle Şifa Olması

 

Kur’an, iman edip salih amel işleyenleri hem bu dünya hayatının güzellikleriyle, hem de ahiret hayatının mükâfatlarıyla müjdeliyor. [19]  Kur’an’ın müjdeleriyle mü’min huzur bulur, gönlü rahatlar, nihilizm hastalığına düşmez, absürdizmin saçmalıklarına aldanmaz, modernizmin icat ettiği bunalımlara düşmez, madde perestliğin ve tek dünyalık yaşamanın sonucu streslere bulaşmaz. Buna karşın iç dünyasını Kur’an’ın müjdeleriyle doyurur. Hayatını o müjdelere uygun hale getirmeye çalışır. O müjdeler onun için bir deva, bir gıda, bir derman gibi gelir.

 

Kur’an’ın Lâfızlarıyla Şifa Olması

 

Kur’an pek çok ahlaki, sosyal ve psikolojik hastalıklara şifa olduğu gibi, maddî hekimliğin tedavisinde aciz kaldığı pek çok bedensel hastalıklara karşı da şifa olduğu ehli tarafından bilinir. [20]

 

Rukye, dua ile tedavi demektir. Muska, tılsım, üfürükçülük, fal bakma ile ilgisi

yoktur. Duanın pek çok manevî hastalıkları, hatta maddî hastalıkları tedavi ettiği bilinmektedir. Peygamber (s.a.s.) çeşitli hastalar için dua etmiştir. Mesela: “... Allah’ım! Ey insanların Rabbi! Şifa ver! Şifa veren ancak Sen’sin! Sen’den başka şifâ verecek kimse yoktur! Allah’ım! Şu kuluna şifa ver ki, Senin bir düşmanına acı versin veya Senin rızânı kazanmak için namaz kılmak üzere yürüsün.” [21]

 

“Sana ıztırap veren her şeyden, her kıskanç nefisten, her hasetçi gözden Allah’ın adıyla sana şifa dilerim. Allah sana şifa versin. Allah’ın adıyla sana şifa dilerim.” [22]

 

Hz. Ali’den gelen bir rivâyete göre Peygamber hastalara şu duayı okurdu: “Ey insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, Sen Şafi’sin (şifa verensin). Senin şifandan başka şifa yoktur. Senden hiç bir hastalığı dışarda koymayan şifa istiyoruz.” [23]

 

Osman İbnu Ebi'l-As (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah'a müslüman olduğum günden beri bedenimde çekmekte olduğum bir ağrımı söyledim. Bana: “Elini, vücudunda ağrıyan yerin üzerine koy ve şu duayı oku!” buyurdu. Dua şu idi: Üç kere: “Bismillah’tan sonra yedi kere; Bedenimde çekmekte olduğum şu hastalığın şerrinden Allah'ın izzet ve kudretine sığınıyorum” diyecektim. Bunu birçok kereler yaptım. Allah (c.c.) benden hastalığı giderdi. Bunu ehlime ve başkalarına söylemekten hiç geri kalmadım.” [24]

 

Bunlar ve başka örnekler hastalara dua emenin meşru olduğunu, hatta zaruri olduğunu gösterir.  

 

Hz. Ali’den gelen bir rivâyete göre Peygamber (s.a.s.): “İlaçlarin en hayırlısı Kur’an’dır” buyurdu. [25]

 

Hz. Aişe (r.anha) anlatıyor: “Peygamber (s.a.s.) yatağına girdiği zaman, ellerine üfleyip Muavvizateyn (Felak ve Nâs) ve İhlas Surelerini okur ellerini yüzüne ve vücuduna sürer ve bunu üç kere tekrar ederdi. Hastalandığı zaman aynı şeyi kendisine yapmamı emrederdi.” [26]

 

Hz. Ebu Sa'id’in anlattığına göre bir askeri seferde iken zehirli yılanın soktuğu kabile reisini Fatiha okuyarak tedavi etti. Buna karşılık da ona otuz koyun hediye edildi. Durumu Medine’ye dönüşte Peygamber’e söyleyince Peygamber (sav) "Fatiha'nın rukye olduğunu (tedavi maksadıyla okunacağını) sana kim söyledi?”dedi. [27]

 

Sonuç

 

Kur’an’daki ve hadislerdeki ifadelerden bedeni hastalıkların ilacının esasen maddî,

ruhî hastalıklarının ilacının ise manevî olduğu anlaşılmaktadır. Bu sebeple tıbbi müdahelenin gerektiği yerlerde sadece dua (veya rukye) ile yetinilmesi, İslâm’ın hastalığa ve tedaviye yaklaşımına pek uymamaktadır. [28]

 

Kur’an’ı tedavi için okumak tıbbın gerekli gördüğü tedavileri terketmek demek

değildir. Doktora gitmek, muayene olmak, ilaç almak, perhiz uygulamak, hasta olmamak için çaba göstermek fiili duadır. Sonuçta şifa Allah’tan istenir. Zira O’nun içinde şifa yaratmadığı ilaç da insana bir fayda sağlamaz.

 

Kur’an’ın iniş sebebi tıbbi işlemlere yardımcı olmak değil, insanın hidâyet bulması ve

hayatını onunla inşa etmesi içindir. Kur’an’ı sadece hasta, cenaze üzerine ve geçmişlerin ruhuna okunan, ruhu dinlendiren, evlere uğur getiren bir kitap olarak algılamak Vahy’in hedeflerine uymaz.

 

Kur’an, hayatını kendisiyle inşa edenlere her açıdan şifadır.  

 

Dipnot



[1]- İbni Manzur, Lisanu’l-Arab, 8/106

[2]-Kur'an, Nahl 16/69

[3]- Buhari, Tıb/24 nr. 5716

[4]- Kur'an, Şuara 26/75-81

[5]- Kur'an, Tevbe 9/14

[6]- M. Çelik, Kur’an Kur’an-ı Tanımlıyor, s: 232

[7]- Kur'an, Yunus 10/57-58

[8]- M. Esed, Meal, 1/406

[9]- M. İslamoğlu, Meal s: 384

[10]- Kur'an, İsra 17/82

[11]- Elmalılı, Tefsir 5/317

[12]- M. İslamoğlu, Meal, s: 546

[13]- Kur'an, Fussilet 41/44

[14]- A. Yerinde, DİA 39/130

[15]- Kurtubi, el-Camiu li-Ahkam, s: 1863

[16]- S.İbrahim el-Büleyhi, Kur’an İsimleri Antolojisi, s: 245-246

[17]- Darimi, Sünen, Fedailu’l-Kur’an/1 nr. 3318

[18]- S.İbrahim el-Büleyhi, Kur’an İsimleri Antolojisi, s: 246

[19]- Mesela: Nahl 16/97. Nur 24/55. Fussilet 41/32

[20]- Elmalılı, Tefsir, 5/317

[21]- Ebû Dâvud, Tıb/17 nr. 3883, Cenâiz/8 nr. 3107

[22]- Tirmizî, Cenâiz/4 nr. 972

[23]- Tirmizi, Daavat/122 nr. 3560. Buhari, Marda/20 nr. 5675, Tıb/40 nr. 5750

[24]- Müslim, Selam/67 nr: 2202. Muvatta, Ayn/9. Ebu Davud, Tıbb/19 nr: 3891. Tirmizi, Tıbb/29 nr. 2081

[25]- İbni Mace, Tıb/27 nr. 3501

[26]- Buharî, Fedâilu'l-Kur'ân/14 nr. 5017, Tıbb/39 nr.5748, Da'avât/12 nr. 6319. Müslim, Selâm/50 nr. 2192. Tirmizî, Da'avât/21 nr. 3399. Ebu Dâvud, Tıbb/19 nr. İbni Mace Tıb/38 nr. 3529. Muvatta, Ayn/10

[27]- Buhari, Tıbb/33 nr. 5736, 39 nr. 5749, Fedailu'l-Kur'an/9 nr. 5007. Müslim, Selam/66 nr. 2201. Ebu Davud, Tıbb/19 nr. 3900. Tirmizi, Tıbb/20 nr. 2064, 2065

[28]- A. Yerinde, DİA 39/130

Yazar:
Hüseyin Kerim ECE
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul