18 Ocak 2018 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / SEÇME HAKKI MI ONAYLAMA ZORUNLULUĞU MU?

SEÇME HAKKI MI ONAYLAMA ZORUNLULUĞU MU?

                          

 

                                                                                                                      

Zulmü Onaylatmanın Adı Seçme Hakkı

 

İslam âlemi, İslâmi kimliğinden uzaklaştırılmasından ve ümmet bütünlüğünü temsil eden hilafetin ortadan kaldırılmasından bu yana gerçekte halklara siyasi iradelerini ortaya koyma hakkı vermeyen ama görünüşte "halkın kendi kendini yönetmesi" olarak nitelendirilen "demokrasi" oyunu ile oyalanıyor. Aslında yıllardır sürdürülen ve Müslüman toplumları kendi değerlerinden uzaklaştırmayı amaçlayan yoğun ifsat politikalarına rağmen onlara hileden uzak bir seçme hakkı verildiğinde seçimlerinin yine İslâm'dan yana olduğunu gerek çağdaş emperyalizm ve gerekse onun uzaktan kumandalı yerli işbirlikçileri açıkça gördüler. O yüzden bu hakkı onlara asla vermek istemiyorlar. Zaten bu halkların zulme başkaldırmalarının amacı da kendilerine değerlerine uygun, her türlü hileden uzak özgürce seçim yapma hakkı tanınmasıydı. Çünkü bu hak verildiğinde seçimi İslâm'dan, onun münkerin engellenmesi ve marufun uygulanması ilkesine dayalı hükümlerinden yana olacaktı. Bazı yerlerde kararlı mücadeleyle bu konuda elde ettikleri, işbirlikçi hainlerin silahlarıyla zorla geri alındı. Şimdi oralarda güya halklara seçme hakkı veriliyor. Gerçekte yapılmak istenen ise zulmün zorla onaylatılmasına seçim kılıfı geçirilmesidir.

 

Diktatörlüğün Hâkimiyet Alanlarında Arka Arkaya Seçimler

 

İlginçtir ki halkın özgür iradesine ve meşru taleplerine karşı silahların konuşturulduğu, bu yolla zulüm rejimlerinin, arkasında çağdaş emperyalizmin yer aldığı totaliter diktatörlüklerin hüküm sürdüğü İslâm beldelerinde bu sıralarda arka arkaya seçimler yapılıyor. Bazılarında güya halk cumhurbaşkanını seçiyor. Bazılarında seçimi halk yapmıyor ama temsilcilerinin oluşturduğu parlamento yapıyor. O da çeşitli oyunların, hilelerin peşinde. Bazılarında ise halktan güya bu parlamentonun üyelerini belirlemesi isteniyor.

 

Bunlardan Cezayir'de bir ayağı değil iki ayağı da çukurda olan ve ülke halkına yapılan insanlık dışı zulmün sopası olarak kullanılmanın cezasını derin çukurlarda vermenin hesabını yapma ihtiyacı duymadığı görülen ve oy verebilmesi için sandık başına tekerlekli sandalyeyle getirilen Abdülaziz Buteflika'nın Cezayir halkına bir kez daha seçtirilmesi oyunundan Vuslat'ın geçen ayki sayısında yayınlanan yazımızda söz etmiştik. Bu ay da başka beş ülkede arka arkaya oynanan seçim oyunu hakkında özet bilgiler vermek istiyoruz.

 

Irak Halkı İşbirlikçiyi Seçti mi?

 

Irak'ta bir yandan Nuri el-Maliki, kendisini istemeyenlere karşı işgal güçlerinin sergilediği vahşetten geri kalmayan insanlık dışı saldırılarla havadan ve karadan ateş yağmuru yağdırmaya devam ederken diğer yandan 30 Nisan 2014'te güya halka parlamento üyelerini seçtirdi. Fakat ne kadar ilginçtir ki daha sayım işlemleri bile doğru düzgün yapılmadan, halkın kendi adaylarını seçtiğini ilan etti. Çünkü o Irak halkının eli sopalı gardiyanını çok sevdiğini ve bir başkasını seçmesi ihtimalinin bulunmadığını düşünüyordu.

 

Irak'ta 328 sandalyeli parlamentonun üyelerinin belirlenmesi için yapılan seçimlerde oy kullanımının % 60 oranında gerçekleştiği ileri sürüldü. Maliki'nin zaferini ilan ettiği seçimlerin kesin resmî sonuçları biz bu yazıyı yazarken de henüz ortaya çıkmış olmadığı için net bilgi veremesek de seçimlerin sadece bir oyun olduğunu bildiğimizden kesin sonuçlar açıklandıktan sonra da değişen bir şeyin olmayacağını şimdiden söyleyebiliriz. Fakat ilginçtir ki ABD ve İran komplosunun ortak adamı olan Maliki, kendisini seçtiğini iddia ettiği halka saltanatını kabul ettirebilmek için hâlâ silahlarını konuşturmaya ihtiyaç duyuyordu. Öyle ki seçim kampanyasının sürdürüldüğü Nisan ayı boyunca gerçekleştirilen saldırı ve karanlık bombalamalarda öldürülen insan sayısı 1000'i geçmişti. Yani Suriye Baas'ından çok da geri kalmadığı ve adeta ABD işgali devam ediyormuş gibi savaşın sürdürüldüğü ortadaydı. Ne var ki onun saldırı ve katliamları hep Baas katliamlarının gölgesinde kaldığından sıkıntı çekmiyor.

 

Afganistan Halkından Yeni Bir Gardiyan Seçmesi İsteniyor

 

 

Afganistan'da işgal ve emperyalizmin sopası olarak yıllardır kullanılan Hamid Karzai artık eskimiş olmalı ki uluslararası emperyalizm, halka yeni bir sopa seçtirme ihtiyacı duyuyor. Bunun için de iki aşamalı seçim sistemi uygulanıyor. Birinciden sonuç alınamadığı için 14 Haziran 2014'te ikinci tur gerçekleştirilecek. İkinci turda birincide oyların % 45'ini alan ve kukla yönetimin eski Dış İşleri Bakanı Abdullah Abdullah ile % 31.6 oy alan ve yine eski kukla hükümetlerden birinin Maliye bakanlığını yapan Eşref Gani Ahmedzey yarışacak. Abdullah Abdullah'ın uluslararası kamuoyunda popülaritesi ve küresel güçlerle bağlantısı daha fazla olduğundan onun kazanması ihtimali daha yüksek görülüyor. Fakat "tencere dibin kara" türü iki adayın hangisi kazanırsa kazansın değişen olmayacak. Taliban da konu hakkında yaptığı açıklamada seçimin sadece ABD'nin bir oyunundan ve tam bir tiyatrodan ibaret olduğunu dile getirdi.

 

Hizip, Lübnan'ı Yeniden Baas'ın Arka Bahçesi Yapma Çabasında

 

Lübnan'ı uzun süre işgal altında tutan sömürgecilerin bu ülkenin halkına hediye ettiği ve uygulaması için zorladığı sisteme göre cumhurbaşkanının hıristiyan Maruni kesimden olması gerekiyor. Maruni de Arap kökenli katoliklere deniyor. Dünya kamuoyuna "ılımlı" siyasetçi olarak yutturulan, ülke içinde de Trablus'ta 35 bin Filistin mültecinin yaşadığı Nehru'l-bârid kampının yerle bir edildiği saldırının komutanı olması sebebiyle Filistinli mültecileri istemeyenlerin "kahraman" ilan ettiği eski genelkurmay başkanı General Mişel Nihad Süleyman'ın görev süresi 25 Mayıs 2014'te doluyor. Fakat aynı zamanda militanlarını kâtil Baas saflarında savaştırarak onun zulüm rejiminin ayakta kalmasına büyük katkıda bulunan ve kendini "Hizbullah" olarak adlandıran örgüt Lübnan'ı yeniden Suriye'nin arka bahçesi yapmak için buna uygun aday üzerinde ittifak sağlanmasını istiyor. Bu gerçekleşmediği için de parlamentodaki adamlarının cumhurbaşkanının seçileceği oturumlara katılmamasını sağlayarak oturum yeterlilik sayısının oluşmasını engelliyor. Bu tıkanıklığın nasıl aşılacağı konusunda ise biz bu yazıyı yazarken henüz bir kanaat oluşmamıştı.

 

Sinsi Mareşal'le Merd-i Kıpti'nin Seçim Tiyatrosu

 

Her halde bu seçim tiyatrolarının en gülünç olanı da halkın seçme hakkını silahların gücüyle ve eşkıyalık yöntemleriyle elinden alan, sonra da kendi halkına karşı yürüttüğü savaşla askerî darbe gerçekleştirmeyi büyük zafer sayarak rütbesini mareşalliğe yükselten Abdülfettah Sisi'nin şimdi de kendini seçtirmesi oyununun sahneye konduğu Mısır'da oynanıyor. Başlangıçta onunla birlikte adaylığa niyetlenen ve hatta fiilen aday olanlardan bir kişi dışında herkes kendilerinin sadece manken olarak kullanılacaklarını ve bu görevlerinin de sinsi mareşalin seçtirilmesi için çıkarılacak sonuçların yasallaştırılmasında işe yarayacağını gördükleri için çekildiler. Böyle bir görev için sahnede kalmaya razı olan tek kişi ise Hamdin Sabbahi adlı merd-i kıptiydi. Muhtemelen onun kalmaya razı olması da arkasındaki Kıpti kesimin Mareşal Sisi'ye verdiği destekten kaynaklanıyordu. Çünkü onun da çekilmesi durumunda "çok adaylı seçim numarası" tamamen havaya uçmuş ve oyunun sadece Sisi'nin kendi saltanatını yasallaştırma amaçlı olduğu iyice açığa çıkacaktı. Mısır'da oy kullanma işlemi 26-27 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilmiş olacağı için muhtemelen siz bu yazıyı okurken emperyalizmin siyonist işgalcilerin güvenliğini sağlama alabilmek için buradaki halkın özgür iradesine darbe vurmakta kullandığı diktatör Sisi zaferini ilan etmiş olacaktır.

 

Fakat ilginç olan iki şey diktatörün seçim vaatlerinin halkın büyük bir kesiminin desteklediği ve gösterdiği adayı da cumhurbaşkanı seçtiği Müslüman Kardeşler'i ortadan kaldırmaktan oluşması ile mazlum halka karşı eşkıyalığın başını çeken ve Rabiatu'l-Adeviyye Meydanı katliamı başta olmak üzere birçok katliamdan sorumlu eşkıyayı kendini "selefi" diye yutturan Nur Partisi'nin açıktan desteklemesiydi.

 

Sisi'nin söz konusu vaatleri tamamen boşunadır. Çünkü İhvan, halkın yarıdan çoğunun açık desteğini ve en az üçte ikisinin sevgisini kazanmış bir harekettir. Sisi'den önceki diktatörler de bu hareketi ortadan kaldırmak için savaş verdiler. Ama verdikleri savaşlar o diktatörleri bitirirken Müslüman Kardeşler'i bitiremedi. Çünkü böyle bir hareketi ortadan kaldırabilmek için en az Mısır halkının yarısını ortadan kaldırmak gerekir.

 

Nur Partisi'nin eşkıyaya desteği ise arkasındaki Suud desteğinden kaynaklanıyor. Böyle bir partinin kendini selefi olarak yutturması, vahşi Baas'ın saflarında savaşan örgütün kendini "Hizbullah" olarak adlandırmasına benziyor. Birinin kendini "sünni" ve bunun da ötesinde "selefi" diğerinin ise "şii" olarak tanımlaması bir şeyi değiştirmiyor. Zulme destekte ortak noktada buluşmaları aynı kategoriye girdiklerini gösterir.

 

Suriye Halkının Seçimi: Ölümlerden Bir Ölüm Bir Beğen

 

Suriye'de vahşi saltanatını sürdürebilmek için günde ortalama 200 insan katleden, sürdürdüğü savaşta öldürdüğü insan sayısı resmi açıklamalara göre 165 bini bulan, ülke nüfusunun yarıdan çoğunu ya ülke sınırları içinde bir başka beldeye veya tamamen sınır dışına hicret etmeye zorlayan, kendi evlerinde hayatlarını sürdürmeye çalışanlara da sürekli ölüm korkusu yaşatan Beşşar Esed de güya 3 Haziran 2014 tarihinde cumhurbaşkanlığı seçimleri yaptıracak. Üstelik seçimler bu kez çok adaylı olacak ve Beşşar'ın gerçekleştirdiği "siyasi reformlar" gereği halktan yedi adaydan birini seçmesi istenecek. Gerçekte ise Esed dışındaki adayların sadece reformların uygulandığı saçmasının yutturulması için ve büyük bir ihtimalle istemeyerek, başlarındaki diktatörün baskısı sonucu aday oldukları tahmin ediliyor. Bunu bir yolculuk esnasında direnişçiler tarafından kaçırılan, adaylığı kabul edilmemiş aday adayı Albay Muhammed Hasan el-Ken'an dile getirdi. Zaten Esed dışındakilerin seçilme beklentileri olmadığı gibi böyle bir şeyi temenni etmedikleri de sergiledikleri tavırdan anlaşılıyor. Hepsinin Esed'in muhaliflerinden değil taraftarlarından oluşması da bunu tahmin edebilmemiz için yeterlidir.

Katiller Silahla Aldığını Sandıkla Geri mi Veriyor?

 

Üzerinde durduğumuz seçim oyunlarının hepsi sonu belli ve sadece birer göz boyamadan ibaret seçimlerdir. Çünkü maksat halkın siyasi iradesini ortaya koymasına imkân vermek değil gayrimeşru zulüm rejimlerini ve onların baskıcı diktatörlerini çeşitli hilelerle ezilenlere onaylatmak suretiyle meşrulaştırmaktır.

 

Fakat bunların inandırıcı olması mümkün değildir. Zalimler, halkın Mısır'da dün direnerek aldığı seçme hakkını önce fitne savaşı vererek ardından da silahları devreye soktuğu askerî darbeyle geri aldı. Dün zorbalıkla ve silah gücüyle aldığı bir hakkı bugün sandıkla geri vereceğine inanmak tamamen saçmadır.

 

Suriye'deki diktatör halkın özgür iradesini kullanmasına müsaade etmek istemediğinden, kendileriyle menfaat ilişkileri içinde olduğu bölgesel ve küresel güçlerin de desteğiyle üç yıldan fazla zamandır kan döküyor. Böyle bir zulmün sürdüğü bir ülkede halka gerçek anlamda seçme hakkı verilirse ezilen halkın katil diktatörü kesinlikle seçmeyeceğini aklı başında herkes tahmin edebilir. Ama göreceksiniz diktatör seçimden büyük bir zaferle çıkacak, büyük çoğunluğun oylarıyla yeniden cumhurbaşkanı seçilecektir.

 

Irak'ta halkıyla savaşan ihanetçi zaten sandıklara atılan oyların sayılmasını beklemeden zaferini ilan etti.

Katiller cinayetlerine yerine göre yargı kılıfı geçirdikleri gibi seçimlerde de sandıkların "meşrulaştırma" yönünden yararlanıyorlar.

 

Bilgi:

 

Yazımızda seçimler konusuna özet bilgilerle yer vermemize rağmen birkaç seçim oyununu birlikte ele aldığımızdan Filistin'deki uzlaşma ve büyük felaketin 66. yıl dönümünü konuları üzerinde duramadık. Ancak bu konuları Özel FM'de yayınlanan Dünya Döndükçe programlarımızda ele aldık ve bu programların ses dosyalarını kişisel web sitemizden (www.vahdet.info.tr) dinleyebilir ve çekebilirsiniz. Emperyalizmin Afrika'da İslâm'a karşı savaşının iki kirli yüzünü oluşturan hıristiyan Antibalaka örgütüyle, "radikal İslâmcı" diye lanse edilen "Boko Haram" ve onun Suriye nüshası sayılan IŞİD örgütünün rollerini Ribat'ın Haziran sayısı için yazdığımız yazıda ayrıntılı ele aldık. Emperyalizmin Libya'ya da bir Sisi oyunu oynamak için sahneye çıkardığı Halife Haftar hakkında Yeni Akit'te yayınlanan "Fitne Libya'dan Elini Çekmedi" ve Vuslat'ın Mart sayısında yayınlanan "Demokrasi Müntesiplerinin Darbeler Silsilesi" başlıklı yazılarımızda bazı değerlendirmelerimiz olmuştu. Bu yazılarımızı da web sitemizden okumanız mümkündür. Haftar'ın son çıkışlarını da inşallah Dünya Döndükçe programında değerlendirmeye çalışacağız. 

Yazar:
M.Ahmet VAROL
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul