18 Kasım 2017 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / FİLİSTİN NE ZAMAN DEVLET OLUR?

FİLİSTİN NE ZAMAN DEVLET OLUR?

                                                             

                                                                                                                                                               

 

Giriş

 

Siyonist işgal devletinin 14 Kasım 2012'de Hamas'ın askerî kanadı durumundaki Kassam Birlikleri'nin genel komutan yardımcısı Ahmed el-Ca'beri'yi hedef alan saldırısıyla başlattığı savaş sebebiyle Filistin topraklarında yeni bir çalkantı yaşandı ve bu olay sadece İslâm âleminde değil bütün dünyada yankı uyandırdı. Biz de Vuslat'ın geçen ayki sayısına yazdığımız yazıda bu konuyu ayrıntılarıyla ele aldık.

 

Siyonist işgalin Gazze'de aldığı yenilgi sadece Filistin'de değil tüm bölgede bazı önemli gelişmeleri tetikleyen bir olay oldu. Bu ayki yazımızda da işgalcinin yenilgisiyle ortaya çıkan durumu ve Filistin'deki son gelişmeleri genel çerçevesiyle değerlendirmeye çalışacağız.

 

Fakat olayların tahliline geçmeden Filistin'in bir bütün olduğuna, işgalin gayrimeşruluğuna, Gazze'nin Filistin'in sadece bir parçası olduğuna ve Filistin davasının bütün olarak ele alınması gerektiğine dikkat çekmek istiyorum. Siyonist işgalcinin 2005'te Gazze'den çıkarılması, sonrasında da uyguladığı katı ambargoya karşı direnişin kararlılıkla yoluna devam etmesi, geri adım atmaması, gerek 2008 sonunda ve gerekse 14 Kasım 2012'de başlatılan geniş çaplı saldırıları geri püskürtmesi Gazze'nin zihinlerde Filistin'le özdeşleşmesi gibi bir sonuç da doğurdu. Ancak Filistin'in bütün olarak ele alınması, Kudüs'ün, Batı Yaka'nın ve hatta uluslararası alanda "İsrail" olarak gösterilen 1948'de işgal edilmiş bölgenin Filistin'den bir parça olduğunun, Gazze'deki direnişin nihaî hedefinin de buraların tümünün özgürlük ve bağımsızlığına kavuşturulması olduğunun unutulmaması gerekir.

 

Gazze Yenilgisi Siyonist İşgalciyi Kötü Salladı                              

 

Siyonist işgal devletinin başbakanı Benyamin Netanyahu, Mavi Marmara saldırısından sonra Gazze'ye yönelik saldırısında da yaş tahtaya bastı ve kendi siyasi geleceğini kurtarmasını umduğu operasyon, kararlı direniş karşısında tam tersi bir sonuç doğurdu.

 

Daha önce de dile getirdiğimiz üzere ateşkesin Filistin direnişinin şartlarına göre gerçekleştirilmesi onun zaferinin belgesidir. Ayrıca siyonist işgalin kendi içinde yaşadığı çalkantı söylediklerimizi belgelemiştir.

 

Gazze yenilgisinden sonra Netanyahu kendi sorumluluğunun ve operasyonda kötü bir şekilde çamura batmasının suçunu askeri danışmanının üzerine yüklemek için onu görevden aldı. İşgalin Savaş Bakanı Ehud Barak ise muhtemelen bu suçu yükleyebileceği birini bulamadığı yahut kendisinin birinci derecede sorumlu olduğunu kabullenmek zorunda kaldığı için siyasetten tamamen çekileceğini açıkladı. 2008 sonunda başlatılan ve "Dökme Kurşun" adı verilen saldırı da Ehud Olmert'in siyaset hayatına nokta koymuştu.

 

İşgalcilerin siyaset meydanında yaşayacağı depremin işaretleri de alınıyor. Sürekli kabadayılıkla ve Filistinlilere yönelik tehditlerle taraftar toplamaya çalışan Dışişleri Bakanı Avigdor Liberman'ın kirli çamaşırlarının ortaya dökülmesi ve istifa etmek zorunda kalması bunu gösteriyor. Netanyahu'ya karşı da muhaliflerinin eline önemli kozlar geçmiştir. Bu kozları seçim öncesinde ortalığın kızışacağı günlere saklıyor olmaları ve o dönemde bu adamı köşeye sıkıştırmaları muhtemeldir. Dolayısıyla Gazze zaferinin işgalciler tarafında siyaset meydanını terke zorladığı etkin siyasetçiler kervanına Netanyahu'nun da katılması ihtimal dışı değildir.

 

Kazanan Silah Değil İmandır

 

İslâmî direnişin siyonist işgale karşı gerçekleştirdiği zaferle ilgili yorumlarda daha çok silah gücünün öne çıkarıldığını görüyoruz. Silahın önemini ve etki gücünü inkâr edemeyiz elbette. Düşman karşısında silah gücüne Kur'an-ı Kerim de dikkat çekmiş ve Nisa sûresinin 102. âyetinde silahın önemini, müşriklerin Müslümanların silahsız anlarında onları pusuya düşürmek için tuzak kurduklarını hatırlatmıştır. Düşmanın gücüne mukabil bir silah gücü temin etmenin ve gereken tedbiri almanın önemine hadisi şeriflerde de dikkat çekilmiştir. Filistin'deki İslâmi direniş bunu önemsediğinden silah gücünü artırma ve mücahitlerin daha iyi bir askerî eğitim alması için çalışmalarını sürdürdü. Fakat unutmamak gerekir ki kazanan silah değil imandır. Yüce Allah iman ehline yardım ve desteğini de âyeti kerimesinde vurgulayarak şöyle buyurur: "Onları siz öldürmediniz. Fakat Allah öldürdü. Attığın zaman sen atmadın. Fakat Allah attı. Böylece mü'minleri güzel bir şekilde imtihan etmek istedi. Allah duyandır, bilendir. Bu böyledir ve muhakkak ki Allah kâfirlerin tuzaklarını yıpratır." (Enfal, 8/ 17-18)

 

Kazanan silah olsaydı siyonist işgalcinin çok büyük bir üstünlük göstermesi gerekirdi.

 

Ayrıca bunun sadece bir ateşkes olduğunu, İslâmî direnişin işgal karşısındaki tavrının değişmediğini özellikle belirtelim.

 

Direnişin Zaferi Siyonist Lobide de Akıl Depremine Yol Açtı

 

Uluslararası siyonizmin lobiciliğini yapan medya organlarının ve onlara çalışan yorumcuların Gazze'deki direnişin zaferini kabullenmekte zorluk çekmeleri ve oldukça tutarsız, birbirini nakzeden yorumlar yapmaları zaferin onlarda da bir akıl depremine yol açtığını, muhakeme güçlerini kaybettiklerini gösteriyor. Onlar işgalcilerin 2005'te kendi elleriyle kendi köşklerini ve villalarını yıkarak Gazze'yi terk etmek zorunda kaldıkları zaman da benzer bir akıl depremi yaşamış ve bunun taktik olduğunu, milyonlarca dolar vererek inşa ettikleri köşklerini elleriyle yıkarak çekilen işgalcilerin geri döneceklerini ileri sürmüşlerdi. Biz o zaman da bunun ağır bir yenilgi olduğuna dikkat çektik ve Allah'a şükürler olsun ki gerçekler bizden yana çıktı.

 

İşgalci Ateşkesle İlgili Taahhütlerine Yine Uymuyor

 

İşgalci siyonistlerin en önemli özellikleri yalancılıkları, sahtekârlıkları, söz verdikleri zaman sözlerinde durmamaları, yan çizmeleri ve arkadan vurmalarıdır. Bütün bu konulardaki marifetlerine Mavi Marmara olayında bizzat şahit olduk. Ateşkes konusunda da bu marifetlerini ortaya koyuyor, sözlerinde durmayıp fırsatı yakaladıklarında yine saldırıyorlar.

 

İşgalcilerin ateşkes ihlalleri ve saldırıları, 14 Kasım 2012'de başlatılan insanlık dışı saldırıda Filistin direnişini haksız çıkarmaya ve mahkûm etmeye çalışanların doğru konuşmadıklarını, tarafsız ve âdil davranmadıklarını bir kez daha ispat etti. Bu kişiler olaylara Filistin tarafının saldırılarının ve işgalcileri tahrik etmelerinin yol açtığını ileri sürmüşlerdi. Biz bu iddiaların doğru olmadığını, direnişin Kurban bayramı öncesinde sağlanan ateşkese bağlı kalmasına rağmen işgalcilerin ateşkese bağlı kalmadıklarını, saldırılara devam ettiklerini, tansiyonu yükselten gelişmelerin de bu saldırılar olduğunu vurgulamıştık.

 

Filistin halkı yurdunun işgal edilmesi ve haklarının gasp edilmesi sebebiyle savaşı başlatma hakkına sahip olmakla birlikte, 14 Kasım'da Hamas'ın askeri kanadının önemli bir liderinin şehit edilmesiyle başlayan çatışmalarda ateşi alevleyen taraf Filistin direnişi değil siyonist işgaldir.

 

Özgürlüğe Giden Yolda Çeyrek Asır

 

Filistin İslâmi Direniş Hareketi (Hamas) işgale karşı kazandığı zaferin ardından yirmi beşinci kuruluş yıl dönümünü kutladı. Bu yılki kutlamalar önemli bir zaferin ardından gelmesi ve aynı zamanda işgale karşı kararlı direnişte bir çeyrek asrın tamamlanması sebebiyle özel anlam taşıyordu. Dolayısıyla bayağı görkemli olduğu gibi dünyada da epey yankı uyandırdı.

 

Bu yılın en görkemli kutlamaları zafere imza atan Gazze'de düzenlendi. Başta Siyasi Birim Başkanı Halid Meşal olmak üzere hareketin ileri gelen siyasi liderlerinin kutlamalara katılmak için bölgeyi ziyaret etmesi ayrı bir heyecan kattı. Bu ziyaretler aynı zamanda direnişin, işgalci saldırganları dize getirdiğini ve ateşkesin onun şartlarına göre sağlandığını belgeledi.

 

29 Kasım'ın Anımsattıkları

 

29 Kasım 2012'de yani işgalcilerle ateşkesten sekiz gün sonra Filistin'le ilgili önemli bir gelişme oldu. Filistin'e BM üyesi olmayan gözlemci devlet statüsü verilmesi önerisi BM Genel Kurulu'nda büyük çoğunluğun onayıyla kabul edildi.

 

29 Kasım aynı zamanda BM'nin Filistin'e büyük ihanetinin yıl dönümüdür. Çünkü BM Genel Kurulu 29 Kasım 1947'de çıkardığı 181 sayılı kararla Filistin topraklarını ikiye bölmüş ve % 57'sini gasıp yahudilere vermişti. Gaspçılara, bu bölgede bir yahudi devleti kurma cesareti veren de o karar olmuştu.

 

BM daha sonra bu çirkin ihanetinin ve ayıbının üstünü örtmek için 29 Kasım 1977'de, 29 Kasım'ı Uluslararası Filistin Halkıyla Dayanışma Günü ilan etti. Ancak geçmişindeki ayıpları, Filistin halkına karşı samimiyetsizliği ve işgalciden yana politikası sebebiyle her yıl kutladığı "Filistin Halkıyla Dayanışma Günü" dünyada pek yankı uyandırmadı.

 

Bu yıl ise aynı tarihte Filistin'i gözlemci devlet ilan eden kararı kabul etti.

 

Şimdilik Bir Tabela Devleti

 

İşgalcilerin direniş karşısında ateşkese mecbur kalmasından sekiz gün sonra yapılan oylamada Filistin'e gözlemci devlet statüsü veren kararın kabulünde direnişin sergilediği kararlılığın ve elde edilen zaferin etkisi olduğunu tahmin ediyoruz. Çünkü bu başarı işgalcinin ve onun arkasında duran ABD'nin yaptırım gücünün zayıfladığını, geri adım atmaya zorlanabildiklerini ortaya koyduğu gibi Filistin halkının da kararlı olduğunu, haklarından vazgeçmek istemediğini dünyaya ispatladı. Bu durum Filistin halkının haklı duruşuna destek veren veya olumlu yaklaşan bazı devletlerin biraz daha cesaretli hareket etmelerini sağladığı gibi onları bu konuda kararsız davrananları olumlu tutuma teşvik etmede daha aktif hareket etmeye yöneltti.

 

Fakat ortada "devlet" olarak tanımlanabilecek bir yapı bulunmadığını, onaylananın sadece bir tabela devlet olduğunu da dikkatten uzaktan tutmamak gerekir. "Tabela devlet" statüsünün Filistinlilere haklarını ve davalarını uluslararası kurumlara taşıma imkânı tanıyacağı söyleniyor. Bunun bir yarar sağlayabilmesi için de uluslararası organların en azından kendi belirlediği hukukun kurallarına uyması, tarafsız ve haklıdan yana davranması gerekir. Ama ne yazık ki bu konuda da çok ümitli değiliz.

 

İşgalcinin Tabela Devletine de Tahammülü Yok

 

Siyonist işgalin, Filistinlilerin bir tabela devlet ilan etmelerine bile tahammül edemediği o yüzden BM'de alınan kararın ardından hemen intikam amaçlı uygulamaları başlattıkları görüldü. Batı Yaka'ya girişlerde pasaportlara bastıkları damgalarda "Filistin bölgesi" yerine "Yahudi ve Samarra Bölgesi" ibaresi kullanmaları, yine bu bölgede yahudi yerleşim merkezi inşaatlarını, yeni toprak gaspı işlemlerini ve Filistinlilere karşı şiddeti artırmaları, Kudüs'te Mescidi Aksa çevresindeki Müslüman mahallelerini yıkma  tehditlerini şiddetlendirmeleri Gazze'deki yenilginin yanı sıra BM'deki karara karşı intikam amacı taşıyor.

 

Korkuları suçlu ve haksız olmalarından kaynaklanıyor. Uluslararası mekanizma haklıdan değil güçlüden yana tavır sergilese de arkalarında duran emperyalist devletlerin yaptırım güçlerinin zayıflaması sebebiyle bu kurumların ileride kısmen haklıdan yana tavır sergilemesi ihtimalinden de son derece çekiniyorlar. O yüzden haklının hakkını aramasına imkân sunacak bütün yolların sürekli kapalı tutulmasını istiyorlar.

 

Gelişmeler, böyle bir zihniyetle bölgede "iki devletli çözüm" formülünün uygulanmasının ne derece imkânsız olduğunu bir kez daha gösterdi. İşgalcilerin bu tutumu Filistin'de kalıcı ve gerçek çözümün ancak işgalin tümüyle son bulmasıyla mümkün olabileceğini açıkça ortaya koydu. Dolayısıyla İslâmi direnişin kabul ettiği tek çözüm işgalin tamamen son bulmasıdır ve bu amacına ulaşıncaya kadar kararlılığından vazgeçmeyecektir.

 

Gazze Zaferinin Batı Yaka'yı Harekete Geçirmesi Tedirginliği

 

Gazze'de kazanılan zaferin Batı Yaka bölgesindeki halkın direniş ruhunu yeniden canlandırması işgalcileri endişelendirdi. Fakat bu endişelerini şiddet ve baskının dozajını artırarak ortaya koyuyorlar. Bazı milletvekillerini de kapsayan tutuklama kampanyasının ardından el-Halil başta olmak üzere bazı yerlerde silahlı şiddete başvurmaları bu yüzdendir. Ancak işgalci burada da içindeki kini ve intikam duygusunu ortaya koyarken kovana çubuk soktuğunun belki farkında değildir.

 

Mescidi Aksa'ya Yönelen Tehlikeler

 

Siyonist işgalin Batı Yaka ve özellikle Kudüs'te yahudileştirme faaliyetleri Mescidi Aksa'yı ciddi şekilde tehdit ediyor. Bu kutsal mabedin etrafındaki Müslüman mahallelerini yıkarak yerine yahudi siteleri inşa etmeye çalışan işgalcinin bu çabalarının diğer gelişmelerin gölgesinde kalması da endişe vericidir.

 

Filistin Cephesinde İttifak Çabaları

 

İslâmi hareket Gazze'deki zaferin Filistin cephesinde de meyvesini alabilmek için Fetih ile Hamas arasında ittifak sağlanması ve bölünmüşlüğe son verilmesi için yoğun çaba harcıyor. Ancak Fetih yönetiminin bu konudaki çağrılara olumlu cevap vermesine rağmen zorluk çıkarmaya devam etmesi ve adeta uluslararası emperyalizmin onayını bekler gibi bir tutum sergilemesi işleri zorlaştırıyor.

 

Not: İşgalci siyonist, Mısır'ın Gazze'deki direnişe lojistik ve siyasi destek vermesinin kazanılan zaferde payı olduğuna inanıyor. O yüzden bu ülkede çıkarılan fitnede siyonist lobinin Mursi'yi cezalandırma ve ayağını kaydırma planının önemli rolü var. Ribat'ın Ocak sayısına yazdığımız yazıda bu konuyu ayrıntılarıyla ele aldık. Bu yazımızı web sitemizden de (www.vahdet.info.tr) okuyabilirsiniz.

Yazar:
M.Ahmet VAROL
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul