19 Ocak 2018 - Cuma

Şu anda buradasınız: / MUHARREF BİR DİL VE SÖYLEM

MUHARREF BİR DİL VE SÖYLEM



 

Günümüzde, toplumlarımızın karşı karşıya bulundukları en katı gerçek, her alanda yapısal/kronik bağımlılıklar içerisinde bulunuyor oluşumuzdur. Sözünü ettiğimiz bağımlılık biçimleri, toplumlarımızı her konuda ve her zaman, her türlü saldırıya açık hale getiriyor. İslam dünyası toplumları, özellikle entelektüel saldırılar karşısında açık/kararlı/yeterli tavırlar geliştiremiyor. Maruz kaldığınız zihinsel tahribatı/ hasarı giderebilecek, onarabilecek, bu konuda nisbi de olsa bir iyileşme sağlayabilecek çalışmalar yapamıyoruz. Kişisel dindarlık biçimleri, gelenekçilikler, muhafazakârlıklar, uzlaşmaya-teslimiyetçiliğe dayalı pasif-etkisiz varoluşlar, hayatlar, ilkesiz-sınırsız esneklikler oluşturduğu için; Müslümanlar olarak, İslam adına nihai tercihler yapma iradesi gösteremiyoruz. Hayatlarımız, var oluşlarımız, dilimiz ve kültürümüzle hep araf’ta yaşıyoruz.

Toplumlarımız her hangi bir şekilde bir istikrarsızlıkla karşılaştıklarında hemen dışsal saldırılardan söz ediyor, içsel yetersizliklerimizi, yabancılaşmalarımızı hiç mi hiç konuşmuyoruz. İslami dünya-hayat-ahiret tarzını, İslam davasının dilini, kavramlarını, tanımlarını özgürleştiremediğimiz için, yetersizliklerimizle de yüzleşmeye cesaret edemiyoruz.

Hayatımız bütün boyutları teknolojiler aracılığıyla sömürgeleştiriliyor. Bu nedenledir ki; toplumsal parçalanmalar ve yapısal belirsizlikler yaşıyoruz. Eleştirel bilince sahip olmayan geleneksel kültürler ve toplumlar, toplumlarımızda yaşandığı üzere, kendilerini değiştirme, dönüştürme ve yenilenme ihtiyacı duymuyor. Hızlı değişim karşısında geleneksel yapılar tutunamıyor, parçalanıyor ve çözülüyor.

Küreesel-neoliberal dünyada, İslami bir model lehinde tercihte bulunmak risk almak anlamına geliyor. Modern zamanlar ikiyüzlü tarafsızlıkları sıradanlaştırdığı için, riskli hayat tarzları üzerinde gerekli tartışmaları yapmadık. Çok kültürlülüğün moda haline geldiği postmodern dünyada bile, İslami dil/söylem/tarz/kültür, seküler-liberal kültürlerle eşit değere, eşit onura sahip değil. Varlığımızı ancak seküler hukuk, seküler eğitim, seküler ekonomi yapılarını kabul ederek, onaylayarak sürdürebiliyoruz. Bu yapıları reddetmeye hazır değiliz. Daha doğrusu bu yapıları reddetmek gibi bir düşünceye, bilgiye, birikime, programa sahip değiliz. Bugün, Anglo-Amerikan kültürü, liberalizm şemsiyesi altında evrenselleştiriliyor. Bireysel hayat tarzlarını, başıboş görecelikleri hayat tarzına dönüştüren liberalizmler, dini/ahlaki/kültürel projeleri olan yapıları, devletleri istemezler. Günümüz dünyasında da İslami tercihlerde bulunmak ciddi riskler almak anlamına geldiği için, İslami cemaatler, İslam'ı değil, büyük sayılara sahip olmayı, büyük kalabalıklara/taraftarlara sahip olmayı referans olarak alıyor, kalabalıkların onayını alabilmek için İslami sorumlulukları savsaklıyor.

Kendilerini İslam’a nisbet eden unsurlar arasında, siyasal-ekonomik-bürokratik nüfuz/etki/çıkar mücadeleleri anansız bir biçimde sürüyor. Ancak, (hiç bir kesim zihinsel-kültürel-entelektüel mücadeleye ihtiyaç duymuyor. İslam, kimi zaman zihinlerimize, bilincimize, gönlümüze dönüyor, fakat bu dönüş, bütünlüklü, derinlikli olmadığı için hayatlarımızı dönüştürmüyor. Laik kültür ve uygarlığın bütün tanımları toplumlarımızın gündelik hayatlarına nüfus ettiği için, İslam’ı mutlak bir referans sistemi olarak önermeye cesaret edemiyoruz. Ulus-devletin neden olduğu yapısal sorunları, çatışmaları, eşitsizlikleri adaletsizlikleri gereği gibi sorgulamıyoruz. Ulus-devlet dışında bir modelin imkânları üzerinde düşündüğümüzü söyleyemeyiz.

İslam’ın kamusal-tarihsel alana dönüşü, İslami tercihlerinin öznesi olan bireylerin, evrensel anlamda tefekküre, siyasal bilince dayalı birikimle mümkün olabilir. Yerel sorunlara kapanmış, bu sorunlarla haşır neşir olan, aşağılık duygusuna dayalı hayranlıklar, öykünmelerle malul olan topluluklardan, küresel   sorumluluklar karşısında her hangi bir tavır geliştirmeleri beklenemez.

Müslüman topluluklar yeni bir "fetret" dönemi yaşıyor. Müslümanlar bütün bir ümmet'i içeren/kuşatan bir kültür ve medeniyet tasavvuru üzerinde çalışmaları gerekirken, Türkiye’de yaşandığı üzere, ulus-devlet'in kurumlarını/yapılarını/bürokrasisini ele geçirmek, kontrol etmek gibi pragmatik çıkarlar için mücadele ediyor.

İslam tarihi boyunca ilk kez, benzeri bir başka zaman ve mekânda yaşanmayan, İslam’ın ilkelerini/sınırlarını/önceliklerini gözetmek yerine, Amerika'nın ve İsrail'in sınırlarını/çıkarlarını/önceliklerini gözeten, muharref bir cemaat-hizmet anlayışı ile karşı karşıyayız.

Bütün toplumlar, güçlü, etkili, derinlikli, kuşatıcı, tutarlı, dirençli fikirler aracılığıyla dönüştürülebilirler. Düşünsel, kültürel, ahlaki çözülmenin derinleşerek yayıldığı bir dönemde romantik bir medeniyet söylemi üzerinde yoğunlaşmanın bir geçercililiği olamaz. Sömürgeleştirilmiş, bağımlı hale getirilmiş, statükocu, konformist uzlaşmalarla / bir medeniyet tasavvuru oluşturulamaz. Seküler, liberal mantığın, yaklaşımın ufkundan hareketle, bu mantığın ve yaklaşımın sınırları içerisinde kalarak İslami bir dil oluşturamayız. Îslami dili/söylemi/eylemi kendi ilkeler/anlamlar/ değerler dünyası içerisinde kalarak yeniden yapılandırabiliriz. Modern-seküler zamanlar boyunca İslam’ın deruni içeriği bütünüyle zayıflatılmıştır. İslami kelimeler ve kavramlar dünyamız gerçek/asli anlamlarından uzaklaştırılmıştır. İslami dil/söylem/düşünce bütün insanlığa hitap etme yeteneğini yitirmiştir. Her İslami parça, bütünden bağımsız özel diller oluşturmuştur.

Günümüzde seküler bilgi, gücünü/etkisini küresel ölçekte sürdürürken, bizler İslami bilgi'nin yerel etkilerinden bile söz edemiyoruz.


 

Yazar:
Atasoy MÜFTÜOĞLU
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul