22 Kasım 2017 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / GERÇEK ADÂLETİN SAĞLANMASI İÇİN

GERÇEK ADÂLETİN SAĞLANMASI İÇİN

                                         

                                                                                                                                              

                                                                                                                                                      

 

Büyük kuvvet sahibi ve üstün olan Allah Teâlâ, kendisinden başkasına ibadet etmesinler, asla şirk koşmasınlar, ancak kendisine ibadet, yani itaat etsinler diye yarattığı insan kullarını, uyarmak, irşâd etmek, dosdoğru yola sevk eylemek, hidayetlerine vesile olup Rahmân Allah'a kul olmalarını sağlamak için Rasullerini göndermiştir... Rasulleriyle beraber apaçık belgeler gönderen Allah, insanlar adâleti ayakta tutsunlar diye onlarla birlikte “Kitabı ve mizanı” indirdi... Bir de demiri!..

Şöyle buyurdu, kendisinden başka hak ilâh ve rab bulunmayan yegâne İlâhımız ve yegâne Rabbimiz Allah Azze ve Celle:

“Andolsun, Biz, Rasullerimizi apaçık belgelerle gönderdik ve insanlar, adâleti ayakta tutsunlar diye, Onlarla birlikte Kitabı ve Mizanı indirdik. Ve kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri de indirdik. Öyle ki Allah, Kendisine ve Rasullerine gayb ile (görmedikleri hâlde) kimlerin yardım edeceğini bilsin (ortaya çıkarsın). Şübhesiz Allah, büyük kuvvet sahibidir, üstün olandır.”1

Bu ayet-i kerimenin izâhı için kendilerine itibâr edilen müfessir âlimlere müracaat ediyoruz!

Şöyle diyor Kadı Beydavî (rh.a.):

“Andolsun, gerçekten Rasullerimizi gönderdik.” Yani, Melekleri Peygamberlere ya da peygamberleri ümmetlere gönderdik, demektedir. “Kesin delillerle”, kanıtlar ve mucizelerle. “Ve onlarla beraber kitabı indirdik” hak meydana çıksın ve doğru iş yanlışından ayrılsın diye. “Mizanı indirdik” ki, onunla haklar eşitlensin ve adâlet yerine getirilsin. Nitekim Allah Teâlâ: “İnsanlar, adâleti ayakta tutsunlar” demiştir. Onun indirilmesi, sebeplerin indirilmesidir ve hazırlama emridir."2

İmam Hafız İbn Kesîr (rh.a.), “Tefsiru'l Kur'âni'l-Azîm” adlı eserinde şu açıklamayı yapar:

“Yüce Allah buyuruyor ki: 'Biz, Rasullerimizi apaçık delillerle, mucizelerle, göz kamaştırıcı hüccetlerle, kesin delillerle gönderdik. 'Onlarla birlikte insanlar adâleti ayakta tutsunlar diye, kitabı’ bu, doğru olarak gelen nakildir 've mizanı' bu da adâlettir 'indirdik'.”

Mizanın adâlet olduğu açıklamasını Mücahid, Katâde ve başkaları yapmıştır. Bu da, hastalıklı görüşlere aykırı olan sağlıklı ve doğru akılların lehine tanıklık ettiği hakkın kendisidir.

Nitekim yüce Allah, başka yerde şöyle buyurmaktadır:

“Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan, onu, yine ondan bir şahit izler.”3

“Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif olarak dine), Allah'ın o fıtratına çevir ki, insanları bunun üzerine yaratmıştır.”4

“Gökyüzü, onu da yükseltti ve mizanı koydu.”5

Bundan dolayı bu ayette de: “İnsanlar adâleti” hakkı ve adâletin gereği olanı “ayakta tutsunlar diye” buyurmaktadır. Bu ise Rasullere, haber verdikleri hususlarda uymaktır. Onların emrettiklerine itaat etmektir. Çünkü onların getirdikleri haktır ve onun ötesinde de hak yoktur.

“Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da adâlet bakımından da tastamamdır.”6

Yani, verdiği haberlerde doğruluğu, emir ve yasaklarında adâleti tamdır. Bundan dolayı mü'minler, cennet köşklerine ve pek yüksek mevkîlere dizili tahtlara yerleşeceklerinde şöyle diyeceklerdir:

“Bizi, buna ulaştıran Allah'a hamdolsun. Eğer Allah, bize hîdayet vermeseydi, biz doğruya ermeyecektik. Andolsun, Rabbimizin Rasulleri hak ile geldiler."7

“Ayrıca kendisinde çetin bir güç bulunan demiri de indirdik.” Yani, Biz demiri, haktan yüz çeviren ve kendisine karşı delilin ortaya konulmasından sonra hakka karşı inatlaşan kimseyi bu tutumundan caydırıcı kıldık.

Bu sebeple Rasulullah (s.a.s.), Nübüvvetten on üç yıl sonra Mekke'de kaldı. O'na Mekkî Sûreler vahyedildi. Bunların hepsi de, müşriklerle tartışma muhtevasında idi. Tevhîde dair açıklama, beyan ve delillerden ibaretti. Aralarından iman etmekten geri kalanlara karşı delil ortaya konulduktan sonra Allah, hicreti meşru kıldı ve kendilerine, Kur'ân'a muhalefet edip, onu yalanlayan, ona karşı inatla direnen kimseler ile kılıçlarla savaşmayı, boyunları ve kelleleri vurmayı emir buyurdu.”8

Tavus el-Yeman (r.a.)'dan rivayet edildi.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Şübhesiz Allah beni, kıyametten önce kılıçla gönderdi. Rızkımı, mızrağımın gölgesi altında kıldı. Zillet ve alçaklığı da bana karşı çıkanlar üzerine kıldı. Kim bir kavme benzerse onlardandır."9

Kılıç, mızrak, ok, hançer, gürz, kalkan ve zırh gibi önceki çağlarda kullanılan savaş aletleri demirden yapılırdı... Yaşadığımız çağda kullanılan her türlü savaş aletleri de demirden yapılmaktadır. Top, tüfek, mermi, tabanca, roket, füzenin her türlüsü ve her çeşit bomba...

Kendisinde çetin bir sertlik bulunan demir indirildi yani Allah tarafından yaratıldı ki, “mü'minler, onunla düşmanlarına karşı savaşsın, Allah'ın dinini yüceltmek için cihad etsinler ve Allah, Peygamber'e iman etmiş olarak kılıçları, mızrakları ve diğer silahları kullanmak sûretiyle, kimin Allah'ın dinine, Peygamberlerine yardım edeceğini bilsin.”10

Abdullah İbn Abbas (r.anhuma):

-“Allah'ı görmeden, dinine yardım edenleri bilsin mânâsınadır” der.11

Kitabı ve mizanı indiren Allah Teâlâ, demiri de indirdiğini beyan buyurur... Demiri indirmek, onu yaratmak demektir...

İmam Hasan el-Basrî (rh.a.) şöyle diyor:

-“Burada indirmek, yaratmak anlamındadır. Nitekim:

‘Sizin için davalardan sekiz çift indirdi.’12 ayetinde de indirmek, yaratmak anlamındadır.

Bu ifâdenin kullanılması, Allah'ın emirlerinin, icraatlarının ve hükümlerinin semadan indirilmiş olmasından dolayıdır.” 13

Aziz İslâm Milleti'nin kıymetli müfessirleri böyle diyorlar ve doğrusunu beyan ediyorlar...

Rabbimiz Allah Azze ve Celle:

“Mülk elinde bulunan (Allah) ne yücedir. O, her şeye güç yetirendir. O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.”14buyurmakta ve insan kullarını imtihan etmekte olduğunu beyan etmektedir...

İnsan kullarının dünya ve ahiret mutlulukları için kendilerine üç şey indiren Allah Teâlâ, bunlara uyulur, gereği yapılır ve hakkı tastamam teslim edilecek olunursa, huzur, barış ve mutluluk gerçekleşeceğini, kurtuluşun olacağını beyan buyurmaktadır!

1- Kitab indirilmiştir

“Hâ-Mîm.

Apaçık bir Kitaba andolsun.

Gerçekten Biz onu, mübarek bir gecede indirdik. Gerçekten Biz, uyaranlarız.

Ki onda (o gecede) her hîkmetli iş ayrılır.

Katımızdan bir emir ile doğrusu Biz, (insanlara Rasul) gönderenleriz.

Rabbinden bir rahmet olarak… Şübhesiz O, işitendir, bilendir.”15

“Ki Allah, hak olmak üzere Kitabı ve mizanı indirdi.”16

“Kendilerine okunmakta olan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şübhesiz bunda, iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt (zikir) vardır.”17

“(Bu,) bir Kitab'dır ki, onunla uyarman için ve mü'minlere bir öğüt olmak üzere sana indirildi. Öyleyse bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.

Rabbinizden size indirilene uyun, ondan başka velîlere uymayın. Ne az öğüt alıyorsunuz?”18

“Biz Kitab'ı ancak, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman ve inanan bir kavme rahmet ve hidayet olması dışında (başka bir amaçla) indirmedik.”19

Allah Teâlâ, Rasulü Muhammed’e (s.a.s.), Kitab'ı, yani Kur'ân-ı Kerîm'i indirdi ki, insanlar arasında onunla hükmedilsin ve insanların ihtilaflarını gidersin diye... Çünkü Allah, kendi hükmünün dışında hiçbir hükme razı olmaz ve kabul etmez... O'nun indirdiği ile hükmetmeyenlerin kâfirler, zalimler ve fasıklar olduğunu beyan buyurur... 20

“Şübhesiz, Allah'ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için Biz sana, Kitab'ı hak olarak indirdik.”21

Kur'ân-ı Kerîm hayat kitabımızdır... Kur'ân, Allah tarafından indirildi ki, hayata hükmedip hâkim olsun... Ferdî, ailevî ve toplumsal hayat, onun hükümlerince şekillensin, düzenlensin ve yönetilip yönlendirilsin!.. Allah Teâlâ, Rasulü Muhammed (s.a.s.)'e Kitab'ı, yani Kur'ân'ı indirdi ve onu hayata nasıl uygulayacağını onunla nasıl hükmedeceğini de gösterip öğretti... Rasulullah’ın (s.a.s.) sünnet olarak uygulaması, Allah'ın O'na öğrettiği ve gösterdiğinden başkası değildir...

“Böylece sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, Kitab nedir, iman nedir bilmiyordun. Ancak Biz, onu bir nûr kıldık. Onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şübhesiz sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip iletiyorsun.”22

2-Mizan indirilmiştir

İnsanlar, adâleti ayakta tutsunlar diye, gönderilen Rasullerle birlikte mizan indirilmiştir...

Katâde (rh.a.):

“Kitabı ve mizanı indirdik” (Hadid, 57/25) buyruğunu açıklarken:

-“Adâleti indirdik, mânâsınadır”, demiştir.23

Rağıb el-Isfahânî (rh.a.), “Müfredât” adlı meşhur eserinde “adâlet” için şunları beyan eder:

“Adl iki kısma ayrılır:

Mutlak adl: Akıl gereğince bu tür adl güzeldir. Hiçbir zaman mensuh olmaz/başka bir şeyle ortadan kalkmaz ve hiçbir zaman da haksızlık ile nitelendirilemez. Örneğin:

Sana iyilik yapana, senin de iyilik yapman ve sana eziyet etmeyene, senin de eziyet etmemen gibi.

Diğer adl çeşidi ise ancak şeriatla bilinir.”24

Seyyid Şerif Cürcânî (rh.a.) göre ise:

“Adâlet: lugâtta: İstikâmet (doğruluk, doğru davranış) anlamındadır.

Şeriatta: Dinen yapılması tehlikeli olan şeyden kaçınmakla hak yol üzerinde doğru olmaktan ibarettir.”25

“Şübhesiz Allah, adâleti, ihsânı ve yakınlara vermeyi emreder.”26 buyuran Rabbimiz Allah:

“Ey iman edenler, âdil şahidler olarak, Allah için hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adâletten alıkoymasın. Adâlet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah’dan korkup sakının. Şübhesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” 27emrini veriyor…

“Allah, adâlet yapanları sever” 28 diye beyan buyuran Rabbimiz Allah, âdil olan kullarını sevdiğini açıklar!..

Ehl-i Sünnet’in büyük müctehid imamlarından İmam Muhammed b. İdris eş-Şâfiî (rh.a):

“Adâlet, Allah’a itaatle amel etmektir” 29 diyor.

Allah’a itaat, O’nun razı olduğu ve kabul ettiği katıksız bir iman ile sünnet üzere ihlâsla ibadet etmektir… Bu şekilde iman edip amel işleyen her kul, adâletli davranmış olur… Eşyayı, olması gerekli yerine koymuş, her şeyi fıtratına uygun yere oturtmuştur… Bu adâletin tâ kendisidir… Bir şeyi fıtratı gereği, tabiatına uygun olması gerekli yere koymak ve orada sabit kılmak adâlettir… Kul, kulluk makamında devamlı oldukça ve azıtmadıkça âdildir… Kulluk makamının gereğini yaptığı müddetçe, adâlet ile hükmeder…

Rabbimiz Allah Teâlâ, kulu ve Rasulü Davud (a.s.)’a hitab ederken, O’nun sıfatında diğer muvahhid mü’min kullarını da uyarmakta ve şöyle buyurmaktadır:

“Ey Davud, gerçek şu ki, Biz seni yeryüzünde bir halife kıldık. Öyleyse insanlar arasında hak (adâlet) ile hükmet, hevâya uyma. Sonra seni, Allah’ın yolundan saptırır. Şübhesiz Allah’ın yolundan sapanlara, hesap günü unutmalarından dolayı şiddetli bir azab vardır.” 30

İnsanlar arasında hak ile adâlet ile hükmetmek, ancak Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmekle gerçekleşir… İnsanlar, Allah’ın hükümleriyle yönetildiği ve aralarındaki anlaşmazlıklar Allah’ın hükümlerine göre halledildiği zaman, adâlet üzere olmuş olurlar… O toplum, adâlet toplumu, o ülke adâlet ülkesi olur…

İmam Gazâli (rh.a.), adâleti şöyle tarif ediyor:

“Adâlet: Siret ve din hususunda istikametten ibaret olup, özü nefiste yerleşen ve kişiyi hem mürvet, hem de takvaya sevk eden bir duruma racidir.”31

Mürüvvet ehli ve takva ehli olan kişiler, emrolundukları gibi dosdoğru, yani istikamet üzere olurlar… İstikamet üzere olanlar, adâletli davranırlar… Adâletli davranmak, Allah’ın hükümlerine göre amel etmek ile gerçekleşir…

Allah’ın indirdiği Kitab’a göre amel etmek, Allah’ın indirdiği mizanı ortaya çıkarır… Bu da, nefislerin ve hevâların Allah’ın hükmüne teslimiyetle gündeme gelir… Bu teslimiyet, ya katıksız iman etmek ile ya da bazı müeyyideler uygulamakla sağlanır…  Katıksız imanın gereği olan teslimiyeti gündeme getiren takva ehli muvahhid mü’minler, üzerlerine düşen kulluk vazifelerini yapmışlardır… Bu, imanın tam ve kuvvetli oluşundandır… İmandan dolayı zayıf olanlar, ya da iman etmemiş, bununla beraber İslâm’a karşı çıkıp yeryüzünde ifsâdı yayanlar için, Kitab ve Mizanın indirilişi gibi üçüncü bir şey indirilmiştir!.. Kuvvetli iman sahibi olan mü’min Müslümanlar, Allah’ın indirdiği Kitab’a teslim olmuş, onun hükümlerini, önderleri Rasulullah’ın (s.a.s.), sünneti gereği uygulamaya gayret ederek, mizanı gündemde tutmakta ve bunun için çalışmaktadırlar… Böyle olmayanlar için ise:

3- Demir indirilmiştir.

Kıyamete yakın bir zamanda kılıçla gönderilen ve rızkı, mızrağının gölgesinde kılınan en son Nebî ve en son Rasul Muhammed’e (s.a.s.) ve son ümmet olan ümmetine şöyle emredildi O’nu, “âlemlere rahmet olarak gönderen” Rabbi Allah tarafından:

“ (Yeryüzünde) fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur.” 32

Zülüm işleyenler… Zalim olanlar… Allah’ın hükümleriyle hükmetmemek zulümdür ve hükmetmeyenler zalim olanın tâ kendisidir… Allah tarafından indirilen Kitab, yani Kur’ân ile hükmetmeyenler, zulüm işleyen zalimlerdir… Kur’ân’ın hükmüyle hükmedilmeyince mizan ortaya çıkmaz, dolayısıyla yeryüzünde adâlet gündeme gelmez… Adâlet olmayınca huzur, barış, mutluluk, dostluk ve kardeşlik de olmaz…

Yeryüzünde fitne çıkaranlara ve bozgunculuk yapanlara karşı, kendisinde çetin bir sertlik bulunan ve azgınlık edenlere caydırıcılığı sağlayan demirin kullanılması emrolunmaktadır:

“Onlarla savaşın!..”

Onlarla savaşın ki, yeryüzünde fitne ve fesâd işlemekten vazgeçsinler… Savaş ve mücadele, ancak zalimlere karşı olur…

“Kendilerine kitab verilenlerden, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Rasulünün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (İslâm’ı) din edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın.” 33

Allah’a ve ahiret gününe inanmayanlar, yeryüzünü alevli ateşe verenlerdir… Kendisinde başka güç sahibi kabul etmeyen ve yeryüzünün tek sahibi olduğuna inanan, kendisine bir başka ortak olmasına asla razı olmayanlar, Allah ile hudud yarışına girenler, Allah’ın helâl-haram sınırlarını tanımayanlar, kendi hevâlarına göre helâl-haram ölçüsü koyanlar, hak din İslâm’a düşman olup onu ortadan kaldırmaya, hükümsüz bir hâle getirenler, işte bunlar, yeryüzünde en büyük fitne ve fesâdı gündeme getirenlerdir… Kendileri kul iken, Fir’avnlaşarak ilâh ve Rab olduklarını zannedenler, Allah’ın insan kullarını kendilerine kul edenler, elde ettikleri “demir” üstünlüğünden dolayı bu zulmü işlemekte, bu bozgunculuğu yapmaktadır…

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

“İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla karada ve denizde fesâd ortaya çıktı.” 34

Karada ve denizde bozgunculuk yapan, insanlık barışını engelleyen, zulümlerinden dolayı dünyada huzur ve mutluluk bırakmayan azgın tağutları ancak “kendisinde çetin bir sertlik bulunan indirilmiş demir” yola getirir… Onların zulüm akımları demirle durdurulur, bozdukları demirle düzeltilir ve ancak demirle ıslah olurlar…

Allah’ın indirdiği Kitab’ın uygulanıp hâkim olması ve mizanın, yani adâletin gündeme gelebilmesi için demire ihtiyaç vardır… Azgın tağutlar söz ile iknâ olmaz, yalvarıp yakarmakla da zulümden vazgeçmezler… Çünkü “Kuzunun yalvarıp yakarması, kurdun iştahını kabartır!”

Herkese anladığı dilden hitab etmek ve seviyelerine göre muamelede bulunmak gerekir… Kitab’dan anlayacak ve onunla ıslah olup hidayet bulacaklara, Kitab ile muamele edilmelidir… Kitab’ın hükümlerini kabul etmeyen, nasihat dinlemeyen ve alabildiğince azgınlık yapıp bozgunculuk gündeme getirip fitne çıkaranlara demir ile muamele edilmelidir…

Mü’minlerin annesi Âişe (r.anha) şöyle der:

-Rasulullah (s.a.s.) bize, insanlara derecelerine göre yer vermemizi emir buyurdu!35

Demir olmadan, Kitab hayata hâkim olmaz! Kitab, hayata hakim olmazsa, mizan, yani adâlet ortaya çıkmaz!.. Adâletin gündemde olmadığı yerde zulüm hâkim olur… Zulmün yok olması için demire ihtiyaç var… Çünkü, Kitab, Mizan ve demir üçü de indirilmişlerdir… Onlar birlikte olmalıdırlar!.. İnsanlığın barış ve huzuru için…

Dipnot

1-      Hadid, 57/25.

2-      Kadı Nasırüddin Ebu Sard Abdullah b. Ömer b. Muhammed eş-Şirâzî  el-Beydavî, Beydavî Tefsiri, çev. Doç. Dr. Abdulvehhab Öztürk, İst. 2011, C. 5, Sh. 207.

3-      Hud, 11/17.

4-      Rum, 30/30.

5-      Rahmân, 55/7.

6-      En’âm, 6/115.

7-      A’râf, 7/43.

8-      İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2012, C. 11, Sh. 45.

9-      Abdullah b. Mübarek, Kitabu’l-Cihad, çev. İshak Doğan, Konya, 2006, Sh. 66, Hds. 103.

Nureddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, çev. Fikret Güneş, İst. 2010, C. 9, Sh. 281, Hds. 9379. Taberânî’den.

İmam Hafız İbn Kesîr, A.g.e. C. 1, Sh. 477, Hds. 546. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 2, Sh. 50,92’den.

10-  Muhammed Ali es-Sâbûnî, Safvetü’t-Tefâsir,çev.Prof. Dr. Sadrettin Gümüş – Dr. Nedim Yılmaz, İst. 2010, C. 6, Sh. 306.

11-  Celâleyn Tefsiri Tercümesi, İbrahim Serdar – Yusuf Şensoy, İst. T. Y. C. 3, Sh. 1958.

12-  Zümer, 39/6.

13-  Şeyhu’l-İslâm Ebu’s-Suud Efendi, Ebu’s-Suud Tefsiri, çev. Ali Akın, İst. 2007, C. 12, Sh. 5504.

14-  Mülk, 67/1-2.

15-  Duhan, 44/1-6.

16-  Şûrâ, 42/17.

17-  Ankebut, 29/51.

18-  A’râf, 7/2-3.

19-  Nahl, 16/64.

20-  Bkz.Mâide, 5/44-45, 47.

21-  Nisa, 4/105.

22-  Şûra, 42/52.

23-  Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensur, çev. Hasan Yıldız, İst. 2012, C. 14, Sh. 265.

24-  Rağıb el-İsfahânî, Müfredât, çev. Prof. Abdulbaki Güneş – Mehmet Yolcu, İst. 2010, Sh. 680.

25-  Seyyid Şerif Cürcânî, Arabça – Türkçe Terimler Sözlüğü – Kitabu’t-Ta’rîfât, çev. Arif Erkan, İst. 1997, Sh. 151.

26-  Nahl, 16/90.

27-  Mâide, 5/58.

28-  Mümtehine, 60/8.

29-  Muhammed b. İdris eş-Şâfiî, er-Risâle, çev. Prof. Dr. Abdulkadir Şener – Prof. Dr. İbrahim Çalışkan, Ank. 1996, Sh. 14. Md. 71.

30-  Sad, 38/26.

31-  İmam Gazâlî, İslâm hukukunda Deliller ve Yorum Metodolojisi – el-Mustafa, çev. Yunus Apaydın, Kayseri, 1994, C. 1, Sh. 234.

32-  Bakara, 2/193. Enfal, 8/39.

33-  Tevbe, 9/29.

34-  Rum, 30/41.

35-  Sahih-i Müslim, Mukaddime.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Edeb, B. 20, Hds. 4842.                

                

Yazar:
Abdullah DÂİ
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul