20 Ocak 2018 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / İŞTE DEMOKRASİ DENİLEN FAŞİSTÇE OYUN!

İŞTE DEMOKRASİ DENİLEN FAŞİSTÇE OYUN!


 

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                   

30 Haziran 2012’de demokratik usulle Cumhurbaşkanı seçilen Mursi, 3 Temmuz 2013’de askeri darbe ile azledildi. Ve Mursi taraftarı İhvân-ı Müslimîn mensuplarının yüzlercesi yakılarak ve vahşi şekilde öldürülüyor. Dünya da seyrediyor. Tam 30 yıl demokrasiyle de işbaşına gelmeyen diktatör Mübarek’e sabreden Batı, kendi bâtıl zihniyeti olan demokratik usulle işbaşına gelen Mursi’ye bir yıl ancak tahammül edebildi. Batı, dünyevî ve şeytanî çıkarından başka hiçbir şeye inanmaz; onun dini imanı paradır. Batı, ikiyüzlü olduğunu, derdinin demokrasi filan olmadığını, görmek isteyenlere kaçıncı defa göstermiş oldu. 

Batının propagandasına kapılan halk, demokrasi ile işlerin düzeleceğini sanıyor; "Oyu ver, koyuver" anlayışı. Vâkıadan yola çıkarak söylersek; demokrasi türküsü çağırmak, aslında, yaşadığımız ülkeyi kimlerin yönettiğini görememek demektir. Bunun için de kör demokrat olmak gerekir. Ülkenin derin güçleri olarak, başta yattığı yerden Atatürk (onun laiklik gibi ilkeleri) olmak üzere, silahlı kuvvetler; Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi gibi kurumlar, para ve TÜSİAD gibi para babaları, Amerika, Batı ve onların prensipleri, bürokrat kesimler ve derin devlet yönetiyor. Halkın seçtikleri en son sırada. Onlar sekreter ve piyon durumunda. Halk bunun farkında değil. Kendi tâğutunu seçme telaşında. Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyenleri velî (dost ve yönetici) kabul etmekte.

Ortadoğu’da da olay farklı değil: Ulusu kandırmak için “egemenlik ulusun” diye sevdirmeye çalıştıkları demokrasinin, kimin egemenliği olduğu, tüm dünyanın gözlerinin önünde kim bilir kaçıncı defa sahnelenen benzer oyunda ortaya konuluyor. Demokrasilerde egemenlik halkın mı imiş, yoksa Amerika’nın emrinde ve hizmetindeki ordu gibi başka güçlerin mi, Mısır sahnesinde vizyona konulan Amerikan filminde yeniden görülebilir.

Müslüman, bir delikten iki defa ısırılmayacak akla, basirete, uyanıklığa sahip olması gerektiği halde; tâğutlardan bir tâğut tercihinde, Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyeceği belli olan kimseleri velî kabul etmede kimbilir kaçıncı defa aynı delikten ısırılmaktadır. Her seçimde önlerine konulan sandığın deliğine elini uzatan vatandaş, sandığın içine çöreklenmiş “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” dualarıyla büyütülmüş ejderhanın kendine de dokunduğunun farkında bile değil; demokrasi narkozunun etkisi geçince görün siz onu. 

Mısır’daki olayları nasıl okumak gerekiyor? Öncelikle ifade edelim ki, mazlumun kimliği sorulmaz. “Kim olursa olsun zâlime karşı; kim olursa olsun mazlumdan yana” prensibini çıkış noktası kabul etmemiz gerekiyor. Kâfir de olsa mazlumun hakkını alıncaya kadar Müslüman da olsa zâlime karşı kesin ve tavizsiz tavır takınmak zorundayız. Suriye’de Beşşar Esed gibi, Mısır’da Sisi de apaçık zâlim ve işgalcidir. Suriye ve Mısır muhâlifleri de Mursi de mazlum. Düşmanlığımız sadece zâlimlere yöneliktir. Ama, bir kimsenin mazlum olması, her konuda mâsum olmasını da gerektirmez. Mursi, ciddi bir yanlış olarak; “sivil demokratik bir devlet kuracaklarını” söyleyerek seçim öncesi vaadlerinin tam zıddını deklare etti. İslâm dışı düzeni değiştirmeden, sistemin can damarları olan yargıyı, askeriyeyi, ekonomik yapıyı aynen koruyarak İslâm’ın gelmeyeceğini idrâk edemedi. Bir yıl iktidarda kaldığı halde, İslâm’ın hâkimiyeti için ciddi hiçbir adım atmadı. Bunları görmezlikten gelerek fanatik Nursi taraftarı gibi Mursi taraftarı olmak onaylayacağımız bir husus olamaz.

Hak gelmeli ki bâtıl yıkılsın; bâtıl yıkılmalı ki hak gelsin. Bu ikisi de olmazsa “demokrasilerde çene tükenmez” anlayışı ile sadece ağız çalışsın, nutuk at ki halk ninni saysın ve uyusun. İslâm’ın yavaş yavaş gelmesini bekleyenler, Mısır’dan ibret almalı, Mısır aynasında kendilerini görmeli, o ayna karşısında ağırlıklarının ve boylarının ölçüsünü almalılar. Bir şeye başlamadan, gelmesi için adım atmadan, o şey nasıl yavaş yavaş da olsa gelir? Gelmesi için hiçbir fırsat verilmeyen şey kendiliğinden nasıl gelir? Toplum İslâmî değişim ve dönüşüm geçirmeden, Allah’ın devleti değiştirmede yardımını beklemek doğru değildir. Kur’anî bir inkılâb, topyekün İslâmî tercih ve değişim yerine; sistem içi değişimlerle kısa vadeli iktidarın hedeflendiği, rejimi değiştirmeye değil, gayri İslâmî hükümete talip olunduğu görülüyor. Amerikan yanlısı askerleri hesap etmeden, tek millet olarak yardımlaşan global küfrün fesadını hesaba katmadan aceleci yaklaşımlar, ileride sağlıklı doğumları da engelleyen düşüklerin (düşürülmelerin) düşünülmediğini gösteriyor. Ev sahibinin kabahatlerini saymaya kalkarken “hırsızın hiç mi kabahati yok?” diye sormaya kalkmayın. Elbette hırsızdır esas suçlu. İman ve hayır hırsızı İslâm düşmanları, demokrasinin İslâm’ın en küçük bir uygulaması için bile kullanılma ihtimaline dahi rıza göstermeyecekler, kendi dinlerine girmedikçe Müslümanlardan asla râzı olmayacaklardır. İslâmî değişimin en küçük bir ihtimalle ve en küçük şekilde ileride uygulanma olasılığını en küçük şekilde gördüklerinde en büyük düşmanlıklarını gösterecekler, yakıp yıkmaktan sadistçe zevk alacaklardır. Mısır bize bunları haykırmaktadır.

 

Bütün bu ve benzeri problemlerle birlikte, bunları yok saymadan Mısırlı Müslüman kardeşlerimize elimizden gelen bütün yardımı yapmalı, en azından dualarımızla ihvanın başarısı ve nebevî usulle İslâmî hâkimiyet için destek olmalıyız.

ABD’nin, AB’nin, BM’nin İsrail’e, Beşşar Esed’e, Sisi’ye ve darbecilere sahip çıkıp onların yanında yer almasını yadırgamıyoruz, şeytan şeytanlığını yapacak; ama başta selefi geçinen Suud yanlısı vahhabiler olmak üzere, Suudi Arabistan, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve benzeri bölge ülkelerinin Sisi’yi ve darbecileri alkışlamalarını ne ile izah etmek lâzım? Yoksa, yöneticilerinin ve yönetimlerinin Amerika’nın uydusu olması ile, yöneticilerin her birinin zâlim birer tâğut olması ile, kendi koltuklarını binlerce Müslüman kanından daha önemli gören çıkarlarına tapınan insana benzer yaratık olmaları ile mi izah etmek gerekir? Ya koca koca âlimlere, cemaat ve kanaat önderlerine, dünün İslâmcıları olan bugünün demokratlarına ne demeli, kim demeli, nasıl demeli?

Batının ve Batı yanlısı demokratların tavrı ise ancak şeytanın tasvip edebileceği çirkinlikte… İslâm'ın ilkeleri ve müslümanların insanî hakları gündeme gelince, demokrasi helvadan put oluyor ve acıkan sahipleri onu yemekten çekinmiyor. Dünkü darbeler herhalde halk tarafından da unutulmamıştır: Cezayir'de İslâmî Selâmet Cephesinin demokratik yolla iktidara giderken askerî darbeyle önü kesilmişti. Cezayir’de FIS hareketi % 85 civarında oy alarak iktidar olduğunda, başta Fransa olmak üzere Batılı ülkelerin desteğiyle işbirlikçi orduya hemen darbe yaptırıldı. Ve bu darbe sürecinden günümüze on binlerce Müslümanı katleden bir süreci işlettiler. Tunus’ta da aynı oyun oynanmıştı. Daha sonra da Filistin’de Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyi vaad ederek halkın % 65 gibi büyük çoğunluğunun desteğini alan HAMAS ve onu destekleyen Müslüman halk, eski konumlarından daha fazla zulümlerle boğuşmaya mecbur tutuldular. Sonunda Filistin’de İsmail Heniye’ye, demokratik usulle seçildiği halde, bir gün bile başbakanlık yaptırılmamış, Müslümanların hükümet olmaları engellenmişti. Şimdi de Mısır’da çoğunluğun oyuyla %52 gibi bir tercihle iktidar olan İhvan temsilcisi Mursi darbeyle devrilerek toplumun % 1’ini bile teşkil etmeyen subayların tercihi, % 52’nin tercihini yok saydı. Hiçbir demokrat ülke ve demokrasi dininin mensubu etkin ve yetkin hiçbir şahıs çıkıp da bu açık darbeye darbe diyemedi, kendi putları olan demokrasiyi bile savunmadı. “Nasıl biz Müslüman halkların demokratik yolla İslâm dışı yönetime katlanmalarını istiyorsak, benzer şekilde halk demokratik yolla İslâm’ı istiyorsa, demokrat olarak buna katlanmak zorundayız” deme erkekliğini göstermedi. Mısır’daki darbeye karşı da, daha önceki diğer ülkelerdeki darbelere gösterdikleri tavırsızlıkları üç maymunu oynayarak sergilediler. Helvadan ve hevadan putlarını yiyip yuttular. Yaşadığımız ülke başta olmak üzere Ortadoğudaki hiçbir ülkede, asker Amerika’nın emri veya izni olmadan darbe ya-pa-maz. Yaşadığımız coğrafyada kaç kez partiler kapatılmış, darbeler her on yılda bir otomatiğe bağlanmıştı. Sonra da postmodern darbeler… Son olarak Mısır örneğinde görüldüğü gibi; özellikle Allah’ın hükmünü uygulama ihtimali % 1 bile olsa mevcut olan yöneticilere karşı çok daha net ve sert şekilde darbeler Batının yönlendirmesiyle devam ediyor. Peki, İslâm'a kapalı olan, müslümanların dinleri için kendini kullanmalarına her engeli koyan demokrasi, müslümanları kullanmaya niçin bu kadar heveslidir? Müslümanlar bu zulümleri gördükleri halde, hâlâ demokrasi havariliğini nasıl sürdürürler, akıl almıyor.

“Demokrasi, helvadan put olduğuna göre, put tarafını görme, zehirli de olsa helva var ya, ona bak sen. Put âhiretini mahvedermiş, helvanın da zehri dünyanı yok edermiş, olsun; demokrasiye din ve can kurban!” diyebilir mi, birazcık imanı, minnacık aklı olan? “İlâhî otorite de dâhil, üzerinde hiçbir otorite tanımayıp ‘egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur’ anlayışı ile insan hevâsını tanrılaştırmaktır demokrasi. Allah’tan başkasını ilâh/tanrı yerine koymak âhireti kaybettirdiği gibi, hevânın tanrılaştığı durumda, arzusuna tâbi olan insan, kendi hevâsının kulu olma zilletine düşerek dünyasını da kaybedermiş, olsun; demokrasiye âhiret de dünya da feda olsun!” diyebilir mi, azıcık fikir namusuna ve insan haysiyetine sahip olan? Hele Ortadoğu halkından biri ise, nasıl insanlıktan da çıkmaya rıza gösterir? İslâm’ı tümüyle reddetmeyen ve kendini hâlâ Müslümanlığa nisbet edebilen Ortadoğulu halklar, Batının gözünde insan olarak sayılmaz çünkü; balina kadar bile kurtulmaları için para ve emek harcanmaya değmez, ama yok edilmeleri için en gelişmiş silahlara değen, yer yer laboratuvar deneği olarak değeri kobaylarla karşılaştırılabilen bir konumda görüldüğünü bilmeli. Bilmeli de demokrasi ile İslâm’a hizmet gibi taban tabana zıt şeyleri aklının ucundan bile geçirmemeli; yoksa Cezayir’in FIS biberini sürerler ağzına, Filistin’in Hamas esir kampından geçirirler, Mısır’ın İhvan marka ipiyle asarlar. Irak’a demokrasi getirmek için bir milyon Müslüman öldürdü Amerika; Mısır’da da demokrasiyi yok etmek için kim bilir ne kadar insanın öldürülmesi gerekiyor? Demokrasi denilen ucube; yokluğu da ölüm sebebi, varlığı da; insanın âhiretini de mahvetmeye aday, dünyasını da.

Kimilerinin kasıtlı olarak iddia ettiğinin aksine, İslâm dayatmacı bir din değildir. "Lâ ikrâhe fi'd-dîn / Dinde zorlama yoktur." (2/Bakara, 256) hükmünü koyarak, dileyen insana dilediği dini seçme ve o dini yaşama hakkı verir. Herkesin Kur’an’ın hükmünü hâkim kılmaya çalışarak cennet yolunu seçebileceği gibi, isteyenin cehenneme gitme özgürlüğü de vardır. Demokrasi için de bunlar geçerli midir? "Herkes demokrat olmalı, başka devlet sistemine inanmak ve hele onu savunmak yasaktır" şeklinde anlayış bir dayatma değil midir? Demokrasinin, dayatmacı bir din, alternatif kabul etmeyen bir yönetim biçimi ve İslâm'a kapalı olduğu yetmiyor gibi, aynı zamanda Kur’an’a hayat hakkı bile tanımayan, ona düşman bir dünya görüşü olduğu, Mısır örneğinde bir daha net şekilde görüldü.  

Demokrasi virüsü girdiğinden bu yana, demokratikleş(tiril)miş halk, kurtuluşu İslâm'da, Kur’an’ın uygulanmasında, Asr-ı Saâdet'e benzemekte değil; Batıda, Batılılaşmada, Avrupa Birliğinde, Danimarka kriterlerinde görüyorsa, Mısır yeniden ders ve ibret olmalıdır.

Bâtıl, başka bir bâtılla değil, ancak Hak'la zâil olur; Hak gelince bâtıl yok olur. İslâm'ın her şeyi kendine hastır. Ona gidilecek yolların da Rabbânî olması, netice kadar araçların da meşrû olması gerekir. Batının dünya görüşü ve ulaşmak istediği hedefe doğru gitme aracı olan demokrasi vâsıtasıyla Batının gittiği yere, dalâlete ve bâtıl sona doğru yol alınmış olur.  

Halkın seçmek mecbûriyetinde olduğu düzenin memurları, isteseler bile hâkim gücün/derin devletin sistemini değiştirme hakkına sahip olmadıklarından, halkı temsilen seçilenlere düşen iş, mevcut sistemin çarkının başında durmaktan öteye gitmez. Bu olayda halka düşen ise, düzenin bazı yerlerine idareciler tâyin ederek onların suçuna ortak olmaktır. Rejimi, devleti hedeflemesi gereken halk, hükümeti hedef alıyor. Bâtıl ve İslâm düşmanı rejim dursun, muhafazakâr kimlikle devlet ve statüko muhafaza edilsin, ama bu rejimi namaz kılanlar mı, kılmayanlar mı yönetsin; onun tercihi ile oyalanıyor. Tabii, halkı kim daha çok oyalıyor, o daha çok oy alıyor. Ver oyunu, gör oyunu. 

Unutmayalım; Mısır’daki darbe bir daha göstermiştir ki; demokrasi bir yönetim biçimidir; yönetimleri belirleme biçimi değil! Kendisi bir düzendir; başka düzenlere kapı değil! Davul tutanları seçme işidir; tokmakları değil! Egemen güçler tarafından kuralları belirlenmiş oyundur; oyun kurallarını belirleme işi değil! Demokrasi, kitabına uydurma rejimidir; Kitab’a uyma değil! Demokrasi ile disiplini esas alan rejimler arasındaki fark, önemsizdir: Totaliter rejimlerde kral veya general; “Ben böyle istiyorum!” der; Demokrasi ise, “sen böyle istiyorsun!” der.      

                                                     

Güçlünün hâkim olduğu rejimin adıdır demokrasi. Çağdaş bir masaldan ibarettir. Her ne kadar tersi iddia ediliyor olsa bile, seçenlerin ve hatta seçilenlerin değil; seçtirenlerin ve derindekilerin irâdesi önemlidir. Demokrasi, bir Truva atıdır. Halka, oy vermeme hürriyeti bile vermeyen çağdaş dayatma rejimidir. %51 delinin % 49 akıllıya gâlip getirilmesinin adıdır. Müslümanla kâfirin, mücâhidle İslâm düşmanının, âlimle câhilin, aydınla avamın eşit olduğu adâletsiz rejimin adıdır demokrasi. Demokrasi açısından, oy veren insanlar, eşit olmasına eşittir, ama bazıları daha çok eşittir. Elli bir pirenin kırk dokuz file gâlip getirilmesidir demokrasi. Kazanan ve kaybedenin maçtan önce belli olduğu şikeli bir karşılaşmadır. Hakka rağmen halk idaresi olmasının yanında; aslında halka rağmen egemen çevrelerin halkın inancına ters dayatmalar rejimidir. Teorisiyle pratiği birbirine bu denli ters bir anlayış, başka hiçbir ideolojide bu kadar sırıtmaz.

 

Evet, Batılıların helvadan putudur demokrasi, istedikleri zaman yiyip yutarlar. Daha dün, Gezi Parkında daha çok demokrasi diye “çapulcular”ı kışkırtıp ayaklandıran Batı, bugün demokrasi ile izah edilemeyecek uygulamaları kışkırtıyor. Dünkü “Taksim”i destekleyen zihniyet, bugün nasıl “Râbiatu’l-Adeviyye” meydanındaki, demokratik seçimle işbaşına gelmiş Mursi’yi destekleyenleri vahşice yakıyor, gaddarca öldürüyor, gelin izah edin. Batının, demokrasi kavalıyla kolay güdebileceği ülkelerde her konunun demokrasiyle ilişkisi kurulurken; bazı ülkelerdeki krallık ve despotluğa karşı çıkılmaz. Batı, işine gelmediği yer ve zamanlarda, emir kulları aracılığıyla demokrasiyi askıya alır veya aldırtır, darbeler yaptırır. Demokrasi, özellikle Ortadoğu insanı için gözyaşı, kan ve ölüm demektir. Şirk en büyük zulüm olduğundan (31/Lokman, 13), bir müşriğin zulüm işlemeden hayat sürmesi mümkün değildir. “Kâfirler, işte onlar zâlimlerdir.” (2/Bakara, 254) diyen Kur’an, zulmetmeyen kâfirlerden bahsetmez.   

 

Demokrasi, monarşinin egemenliğine göz dikmiş, krallık veya padişahlığın yanlışları üzerine antitez olmuştur. Gerçi demokrasinin beşiği denilen yerlerde, Batıda kral ve kraliçeler hâlâ en üst yöneticilerdir; bu tezat bile değerlendirilmez. İngiltere, Belçika, Hollanda, Danimarka, Lüksemburg gibi ülkelerin başında hâlâ kral veya kraliçeler vardır. Padişahlığa alternatif olarak kabul edilen demokratik T.C.’de 550 tane padişah ve arkalarında sayısını kimsenin bilmediği gizli padişahlar bulunan bir anlayış mıdır halkın istediği yönetim? Câhiliyye dönemindeki müşrikler de demokrattı. Mekke’de de demokrasi vardı: İsteyen istediği putu serbestçe seçebiliyor, kimse karışmıyordu. Aynı özgürlük çağdaş câhiliyyede de var: Zulümlerden zulüm beğenebilir, tâğutlardan bir tâğut seçebilir insan, günümüzdeki çağdaş demokrasilerde. Hakkını yemeyelim: Tavuklara kümeslerini ve kurtlarını seçme hakkı verir demokrasi. Hileli yollarla da olsa, halka gardiyanlarını seçme hakkı verir.    

     

İslâm’da halkın değil; Hakkın hükmü önemlidir. Halk Hakka kul olmalı, O’nun hükmüne teslim olmalıdır. “Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka bir şeye tâbi olmaz, yalandan başka (söz de) söylemezler.” (6/En’âm, 116). İnsanların çoğunun bilmediğini, şükretmediğini, akıllarını kullanmadığını, yoldan çıkmışlığını, günah ve haram peşinde koştuklarını, insanların mallarını haksız yere yediklerini, çokluğu ve çoğunluğu ile böbürlenip üstünlük tasladığını vurgular Kur’an. Bu çoğunluğun mallarının ve evlâtlarının çokluğu ile övündüklerini, daha çok ve daha zengin oldukları halde kendilerinden önce nice toplulukların yok edildiğini, bütün bunlardan ders almayan insanların yine pek çoğunun yoldan çıktığını Kur'an, sayılamayacak kadar çoklukta ve ısrarla anlatmaktadır.

Demokrasi, esas itibarıyla, hâkimiyeti Allah’ın bir hakkı olarak kabul etmeyip bu hakkı kayıtsız şartsız olarak halkta gören bir rejimin adıdır. Demokratik yöntemler de bu amacı gerçekleştirmek için ortaya konulmuş yollardır. Müslüman bir kimse, İslâm’ı egemen kılmak için, hiçbir yönüyle İslâm’la bağdaşmayan bu yöntemleri, İslâm’ı egemen kılmanın vâsıtası olarak kullanamaz, kullanmak istese de zaten demokratik kurum ve kurallar buna izin vermez. Dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir zaman diliminde demokrasi ile İslâm’a gidilmemiştir. Hatta hiçbir zaman hiçbir ülkede demokrasi ile İslâm’a, gerçek İslâm’a, tevhide hizmet edilmemiş, tam tersine İslâm, demokrasi ile senteze ve tahrife uğratılmıştır.

Mısır’daki darbe ile başlayan ve vahşi katliamlar olarak devam eden süreç, bize şunları net olarak öğretmiş olmalı: Demokrasi, sadece bir seçim tarzı değil; İslâm dışı ve İslâm düşmanı bir hayat tarzı, yani bâtıl bir dindir. Demokrasi bir zulüm düzenidir. Nice katliamlar demokrasi uğruna icra ediliyor. Demokrasi adlı vampir tanrı, kanla besleniyor, Müslüman kanıyla. Demokrasilerin, halkın idaresi olduğu iddiası, bir kandırmacadan ibarettir. 

Müslümanlar Allah’ın Dini’ni gerçek mâhiyetiyle kavrayıp küllî ve cüz’î hiçbir alanda İslâm’dan başka herhangi bir sisteme ihtiyaç duymayıp yalnızca Rablerinin dini ile yetinerek, sadece o dinin gösterdiği doğrultuda, gösterdiği hedefe doğru ilerleyecek olurlarsa, hem kendi aralarındaki anlaşmazlıkları ıslah edip birbirleriyle ilişkilerini düzeltecek, hem de Rableriyle aralarını düzelterek O’nun rahmet ve inâyetine mazhar olacaklardır: “Uğrumuzda cihad edenleri, elbette Biz Onları, yollarımıza iletiriz. Muhakkak ki Allah, ihsân edenlerle beraberdir.” (29/Ankebût, 69)   

 

Mısır’daki darbeyi şiddetle kınıyor, kendi putunu kendisi yiyen Batı’yı, Batının emir eri konumundaki halkına ihanet eden darbeci Mısır ordusunu ve kendi vatandaşlarına zulüm konusunda Beşşar Esed’le yarışmaya çalışan Sisi’yi Esed’le birlikte tel’in ediyoruz.

 

 


Yazar:
Ahmed KALKAN
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul