24 Kasım 2017 - Cuma

Şu anda buradasınız: / ÜMMETİN ESİRLERİ

ÜMMETİN ESİRLERİ

ÜMMETİN ESİRLERİ

Düşmanım Bana Ne Yapabilir?

 

Şeyhulislam Ahmed ibnu Teymiyye hapse atılırken şöyle demişti: "Düşmanlarım bana ne yapabilir? Ben cennetimi kalbimde, bahçemi göğsümde taşıyorum. Nereye götürülsem onlar benimle beraberdir. Hapsedilmem halvet, öldürülmem şehâdet ve memleketimden sürülmem ise seyahattir."

 

Bu söz daha sonra zulme başkaldırı ve haksızlıklara direniş konusunda kararlılığı ifadede bir atasözü haline geldi ve muhtelif haksız eleştirilere hedef olan sahibi ise unutuldu. Oysa o zat aynı zamanda zulme direniş konusundaki kararlılığıyla ve zindanları gerçekten halvet hayatına dönüştürerek cennetini kalbinde taşıdığını belgeledi. Bu konuda kendinden sonrakilere de örneklik etti. O zaman zulmedenlerin yanında duranlar dünyanın tadını çıkarırken büyük dava adamı Şeyhulislam İbnu Teymiyye'yi pek çok haksız iftiranın hedefi haline getirdiler. Elbette bu dünyada cennetlerini kalplerinde taşıdıkları için zindanlarda hayatlarını halvete dönüştürenlerle cenneti burada yaşayarak kendilerini şöhret kulelerine yerleştirenlerin ayrıştırılacağı günler gelecektir.

 

Normalde insan özgür olarak yaratılmıştır. Çünkü dünya hayatı insan için bir sınavdır. Bu sınavda Allah onu iyi ile kötü arasına yerleştirmiş seçimi kendisine bırakmıştır. Bu seçimine göre de bir karşılık verecektir. İyiyi seçenler iyi kötüyü seçenler kötü karşılık göreceklerdir.

 

Fakat dünya hayatında insanlar sırf inançlarından, düşüncelerinden ve tercihlerinden dolayı haksızlıklara uğratılmaktadırlar ve özgürlükleri ellerinden alınmaktadır. Bu şekilde özgürlüğün elden alınmasına da "esaret" adını veriyoruz.

 

17 Nisan Filistin Esirler Günü

 

Filistin, İslâm coğrafyasının esir edilmiş bir beldesidir. Bu beldenin esareti halkının da esir edilmesine neden olmuştur. Yurtlarının, topraklarının kendilerine geri verilmesini isteyen Filistin halkı bu konudaki mücadelesinden dolayı esaret altındadır. Haklarından vazgeçmeleri için sürekli kendilerine baskı uygulanıyor.  O yüzden gerçekte Filistin halkı bütün olarak esaret altındadır. Fakat içlerinden bazıları özellikle bileklerine kelepçe vurularak gözaltına alınmakta ve demir parmaklıkların arkasına kapatılmaktadır. Bundan dolayı onların davalarının gündeme taşınması amacıyla her yıl 17 Nisan tarihi Filistin'de Esirler Günü olarak değerlendiriliyor. Biz de bu vesileyle tüm ümmetin esirlerinin yaralarına dokunmak istedik.

 

Ümmetin Esareti

 

Aslında inancının gereğini yerine getirme konusunda yeterince özgür olmayan ümmetin tümü genel anlamda bir esaret yaşıyor.

 

İnanç özgürlüğünden yoksun olanların yaşadığı esarete Kur'an-ı Kerim'de özel vurgu yapılır ve dikkat çekilir. Bu konuyla ilgili âyetlerin birinde şöyle buyrulur:

 

"Size ne oluyor da, Allah yolunda ve "Ey Rabb'imiz! Halkı zalim olan şu kasabadan bizi çıkar; bize kendi katından bir veli (koruyucu, sahip) gönder, bize kendi katından bir yardımcı gönder" diyen zayıf düşürülmüş erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?" (Nisa, 4/75)

 

Burada sözü edilen zayıf düşürülmüş insanlar özgürlüklerinden yoksun bırakılmış, inançlarının gereğini yerine getirmelerine hak tanınmayan, bunu yapmaya kalkışmaları durumunda ise zulme maruz kalan zayıf insanlardır. Bu insanlar normalde cezaevlerine kapatılmış değiller. Ama durumları cezaevlerine kapatılmış olanların durumundan farklı değildir.

 

Günümüz dünyasında da özellikle tevhit inancını benimsemiş ve bu inancın gereğini yerine getirmek isteyen insanların büyük bir çoğunluğu bu durumdadır. Örneğin bir kadın başörtülü olarak hayatını idame ettirmek istediğinde bin bir türlü zorlukla karşılaşır. Diğer kadınlarla aynı haklara ve imkânlara sahip olamaz. Onun inancının gereğini yerine getirme özgürlüğünden yoksun bırakılması da bir tür esarettir. Çünkü hayatına anlam kazandıran inancının gereğini yerine getirme özgürlüğünden yoksun bırakılmıştır.

 

Zindanlardaki Esirlerimiz

 

Fakat zulüm rejimleri tevhit inancına sahip olanları sadece inançlarının gereğini yerine getirme özgürlüğünden yoksun bırakmakla, ona sokakta, iş yerinde hatta evinde esaret hayatı yaşatmakla yetinmez. Ayrıca onu niçin böyle bir tercih yaptığı konusunda sorguya çekmek, inancıyla ilgili seçimlerinden vazgeçmeye, kendisine dayatılan anlayışı benimsemeye ve hayatına bu dayatılan anlayışa göre bir şekil vermeye zorlamak için eziyet amacıyla dört duvar arasında bir yere kapatmak ister.

 

Bu dört duvar arasındaki mekân hapishane, cezaevi, zindan vs. olarak adlandırılır ve buralara kapatılan insanlara karşı hukukun, hatta adaletin icra edildiği ileri sürülür. Zaten buraların cezaevi olarak adlandırılması da o yüzdendir. Çünkü onların hak ettikleri cezayı çektikleri ileri sürülür.

 

Oysa hukuk ve adalette cezayı gerektiren suç başkasının hukukuna tecavüzden veya birlikte yaşamanın gerekli kıldığı düzeni ifsada varan aşırılıktan kaynaklanan fiildir. Kişinin kendi özel hayatıyla ilgili tercihleri yahut inancıyla ilgili duyarlılıkları ve amelleri değildir. İnsanların inanç ve düşünce özgürlüklerinin kısıtlanması tarzındaki zorbalıklar ve dayatmalar ise hukuk veya adalet değil zulümdür.

 

Müslüman halkların büyük çoğunluğu zulüm rejimleri tarafından yönetildiğinden çok sayıda Müslüman da özellikle dört duvar arasına kapatılarak hayatı sürdürmenin zorunlu kıldığı bazı fiiller dışında bütün özgürlüklerden yoksun bırakılmışlardır. Yerine göre bu insanlara sadece özgürlüklerden yoksun bırakma zulmü değil ayrıca çeşitli şekillerde eziyet ve işkence edilmektedir.

 

Bu nitelikteki esirlerin sayılamayacak kadar çok olması sebebiyle ana başlıklarla dahi olsa hepsinden burada söz etme imkânımız olmadığından sadece öne çıkan bazı direniş bölgelerinin esirlerinden özet bilgilerle söz etmek istiyoruz.

 

Suriye'nin Esirleri

 

Suriye'de Baas rejimi, 15 Mart 2011'de patlak veren halk devrimi öncesinde bile zindanlardaki esirler hakkında sağlıklı bilgi vermediği için bu ülkedeki zindanlarda halen yaşamakta olan esirlerin sayıları ve durumları hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz.

 

Bu ülkedeki zulüm rejiminin esir ettiği bir kişinin sağlığı hakkında bile güven verici ve tatmin edici bilgi verilmediğinden bazen bir kadın zindandaki kocasının sağ olup olmadığı hakkında yetkililerden bilgi alamadığından bir başkasıyla evlenmesinin uygun olup olmadığına karar veremiyordu. Normalde çok sayıda erkek zindanlarda işkence veya ihmal yüzünden hayatlarını kaybettiği için eşleri dul kalıyordu. Ama öldükleri hakkında bilgi verilmediğinden dul kalan eşleri yeni bir aile düzeni kuramıyordu.

 

Bazen de zulüm rejiminin bu uygulaması sebebiyle yıllar boyunca kendisinden haber alınamayan bir adamın eşi, kocasının ölmüş olacağı kanaatine varıp başkasıyla evleniyordu ve bu evlilikten sonra eski eşi çıkıp geliyordu. Bazen bundan daha garip durumlar da yaşanıyordu. Uzun yıllar ailesiyle irtibat kuramayan bir esir serbest bırakılıp evine döndüğünde, oğlu büyüyüp büyük adam olduğundan eşini bir başkasıyla evlenmiş sanıyordu.

 

Bu tür olaylar son halk devrimi öncesinde fiilen yaşanmış olaylardır, varsayımlar değildir. Suriye halkı da işte böyle bir zulme başkaldırmış, isyan etmiştir.

 

Halk ayaklanması sonrasında zindanlarda esaret altına alınanların sayısı yüz binleri buldu. Bunların birçoğu işkenceyle hunharca katledildi. Esaret altına alınan kadınların sayısı da on binleri buldu ve birçoklarının ırzına tecavüz edildi. Bunlara bir de on binlerce çocuk esir eklendi. Bugün hiçbirinden doğru düzgün bilgi alınamıyor. Durumları hakkında bilgi edinmeyi bir yana bırakın kimlerin sağ kimlerin ölü olduğu hakkında bile yeterli bilgi alınabilmiş değil.

 

Filistin'in Esirleri

 

Dünyada, bir kimseyi herhangi bir suçlamaya gerek görmeden hapse atmaya izin veren tek yargı sistemi siyonist işgal rejiminin yargı sistemidir. Bu yargı sistemine göre işgal rejiminin bir savcısı bir Filistinliyi hakkında herhangi bir suçlamaya dayalı dava dosyası açmadan altı ay süreyle hapse atabilir. Yani "sen şu suçu işledin veya şu örgüte mensupsun" demesi gerekmiyor sadece Filistinli olması yeterli oluyor. Altı aylık sürenin dolmasından sonra yine hiçbir ithamda bulunmaksızın süreyi altı ay daha uzatabiliyor ve bu tekrarı on kereye kadar çıkarabiliyor. Buna da idarî hapis cezası adı veriliyor.

 

Bu uygulama yüzünden Filistin halkından her dört kişiden biri hayatlarında en az bir kez işgal rejiminin zindanlarına girmiştir. Direniş hareketlerine özellikle de İslâmî direnişe mensup olanlar ise birçok kez zindanlara girmişlerdir.

 

Hâlen işgal rejimi zindanlarında tutulan esirlerin sayısı ise yedi bin civarındadır.  Filistinli Esir Kulübü'nün verdiği bilgilere göre bunların 429'unu çocuk, 69'unu kadın esirler oluşturuyor. 750 Filistinli ise idarî hapis cezasıyla yani herhangi bir ithama maruz kalmaksızın zindanda tutuluyor.

 

Siyonist işgal rejimi zindanlarında tutulan çocuk esirlerin %76'sı fiili şiddete maruz kaldı. 144 çocuk kendilerinden Arapça ifade alındığı halde hiç anlamadıkları İbranice metinleri imzalamaya zorlanmaları sebebiyle şiddete maruz kaldı.

 

Siyonist işgal rejiminin Haziran 1967'de gerçekleştirdiği işgalden bu yana 207 Filistinli gözaltına alındıktan sonra zindanlarda katledildi. Bunlardan 71 kişi işkence, 55 kişi de tıbbi ihmal sebebiyle hayatını kaybetti. Ayrıca birçok kişi de doğrudan saldırıya maruz kalarak hayata veda etti.

 

Mısır'ın Esirleri

 

Mısır'da cunta yönetimi çok sayıda insanı sadece inancından ve düşüncesinden dolayı zindan hayatına mahkûm etti. Bunların başlarında da halkın desteğiyle ve isteğiyle siyasi iktidara gelmiş olan değerli dava önderleri yer alıyor. Bu insanlar kendileri siyasi iktidarı istediklerinden dolayı değil halkın kendilerini istemesinden dolayı bu görevlere getirilmişlerdi. Dolayısıyla üstlendikleri görevler aslında onlar için bir nimet değil ağır bir sorumluluk ve yükümlülük üstlenme anlamına geliyordu. Zaten zor bir geçiş döneminde böyle bir yükümlülüğü üstlenmiş olmaları sebebiyle önemli bir riski de göze almış oluyorlardı.

 

Mısır'daki cunta yönetimi özellikle halkın özgürlük mücadelesine öncülük eden liderlerin çoğunu tek kişilik hücrelere kapattı ve dünyayla ilişkilerini tamamen kesti.

 

Cunta zindanlardaki insanlara yönelik vahşi uygulamalarından ve işkencelerinden dolayı birçok insan hayatını kaybetti. Hayatlarını kaybedenler arasında lider kesimden olanlar da var. Ölenlerden bazılarının işkence uygulamaları bazılarının da tıbbi ihmal sebebiyle hayatlarını kaybettikleri tahmin ediliyor.

 

Cuntanın askerleri bazı mahkûmları fiili saldırıyla katlettiler. Bu şekilde katledilenlerin askerlere isyan ettikleri ileri sürüldü. Gerçekte cinayetlerin işlendiği mekânların böyle bir isyan çıkarılması ihtimalinin bulunmadığı yerler olduğu olayları yakın inceleme fırsatı bulabilen hukukçular ve insan hakları savunucuları tarafından dile getirildi.

 

Keşmir'in Esirleri

 

Halkının büyük çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu Keşmir'in Hindistan işgali altında tutulan kısmı putperest Hindu yönetiminin esiridir. Bu bölgede yaşayan Müslümanlar da bu yönetimi istememeleri sebebiyle esir durumdadır.

 

Keşmir'de özgürlük için verilen mücadele sebebiyle çok sayıda Müslüman esir edilmiştir. Müslümanların hak ve özgürlük istediği daha başka bölgelerde olduğu gibi Keşmir'de de zulmün esiri olan Müslümanlar çeşitli işkencelere ve insanlık dışı muamelelere maruz kalıyorlar.

 

Patani'nin Esirleri

 

Patani, Tayland'daki Budist vahşi yönetimin esiri olan ancak çoğunlukla Malay asıllı Müslümanların yaşadığı bir bölgedir. Normalde bu bölgenin ahalisinin Malay asıllı ve Müslüman olmasına rağmen Malay Müslümanların bir devleti olarak kabul edilen Malezya Krallığı, Tayland Krallığı'yla herhangi bir sürtüşmeye girmemek için Patani Müslümanlarının davalarına sahip çıkmıyor.

 

Budist Tay askerleri zaman zaman Müslümanların camilerine, sosyal kurumlarına ve yeri geldiğinde evlerine baskınlar düzenleyerek insanları esir ediyor. O yüzden çok sayıda Patanili Müslüman esir durumdadır. Patanili Müslüman esirlere de insanlık dışı işkenceler yapılıyor.

 

Myanmar'ın Esirleri

 

Birmanya olarak da adlandırılan Myanmar'ın Arakan bölgesi Müslümanların yoğun olduğu bir bölgedir. Fakat bu ülkenin Budistleri Müslümanların bölgenin yerlisi olmadığını, dışarıdan getirilmiş göçmen olduklarını ileri sürerek onları oradan çıkarmaya çalışıyor. Budistlerin bu teorisini ülkeye hâkim siyasi iktidar da benimsediğinden Budist teröristlerin önünü açık tutuyor ve onların saldırılarına engel olmuyor. Hatta bazen Budist teröristlerin Müslümanların evlerini yıkması karşısında siyasi yönetim, devletin kendilerine verdiği evlere sahip çıkmadıkları iddiasıyla Müslümanları hesaba çekiyor ve mahkûm ediyor. Bu şekilde veya benzer düzmece suçlamalarla zindan hayatına mahkûm edilen binlerce Müslüman var.

 

Gerçek Özgürlük İslâm'ın Adaletinin Gölgesinde

 

Cezalandırma, toplum düzeninin korunması için başvurulması zorunlu bir uygulamadır. Dolayısıyla yerine göre insanların suçlarına uygun cezalandırmaya tabi tutulmaları bir ihtiyaçtır. Bu uygulama hukuk ve adalettir. Bizim esaret ile kastettiğimiz de kesinlikle bu uygulama değildir. Bizim kastettiğimiz insanların sırf haklarını istemelerinden veya inandıkları gibi yaşama taleplerinden dolayı zindan hayatına mahkûm edilmeleridir.

 

Gerçek adalet ve hukuk ise İslâm'ın adaletidir. Çünkü Yüce Allah, bu adaletin ölçülerini belirleyen yüce kitabında şöyle buyurur:

 

"Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletten ayrılmaya yöneltmesin. Adaletli davranın; bu takvaya daha yakındır. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah sizin işlediklerinizden haberdardır." (Maide, 5/8)

 

"Bir yakınınız hakkında da olsa konuştuğunuz zaman adalete uyun. Olur ki öğüt alırsınız diye (Allah) size böyle emretti." (Enam, 6/152)

 

Bunun gibi daha birçok âyeti kerimede Yüce Allah, adaletin uygulanmasının önemine vurgu yapar. Dolayısıyla insanlığın gerçek adaleti işte bu nizamda araması gerekir. İslâm'ın adaleti hakkıyla uygulanmadığı zaman karşımıza çıkacak olan sistem zulüm olacaktır.

 

Hep Birlikte Özgürlüğe Doğru

 

İnsanlığın hakkı ve adaleti hâkim kılmak için omuz omuza zulme karşı durması hep birlikte hakkı ve adaleti hâkim kılmak için özgürlük mücadelesi vermesi gerekir. O yüzden bugün dünyanın neresinde olursa olsun hakkı ve adaleti hâkim kılmak için mücadele edenlerin bu mücadelelerine destek verilerek hep birlikte özgürlüğe doğru ilerlenmesi gerekir.

 

Yazar:
M.Ahmet VAROL
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul