18 Ocak 2018 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / TEBLİĞCİ, ACELECİ OLMAMALIDIR!

TEBLİĞCİ, ACELECİ OLMAMALIDIR!

TEBLİĞCİ, ACELECİ OLMAMALIDIR!

Sabır

 

Sabır: acıya ve zorluğa katlanmak, tab’a mülayim gelmeyen hallere telaş göstermeksizin mukavemet etmek. Bir musibet ve belaya uğrayanın telaş ve feryat etmeyip sonunu bekleyip tahammül ile katlanması. Muharebede şecaat göstermek gibi anlamlara gelmektedir.

 

Günümüz taguti güçleri ve yandaşları birçok İslami kelimenin anlam ve içeriğini değiştirip bozmaya çalıştığı gibi, “sabır” kelimesi üzerinde de yaptığı tahribat gün be gün ortadadır. Bu zalimlere göre sabır, “bana dokunmayan, bin yaşasın” mantığında olup, çevresinde ona zulüm edenlere, Allah’ın ve Resulünün hakkı olanı kendi ellerinde tutanlara yine sabır etmeyi telkin etmektedirler.

 

Kur’an’da sabırdan çok söz edilir. Yüce Allah insan nefsinin çeşitli arzularının itici gücü ve emellerinin aldatıcı çekiciliği içerisinde dosdoğru yol almasının ne büyük gayretler gerektirdiğini çok iyi bilir. Türlü türlü engel ve karşı koymalara aldırış etmeden Allah yolunda çağrı da tamamen sabırla yerine getirilebilen bir görevdir. Allah’a kulluk yaparken sabır, günahlardan kaçarken sabır, Allah düşmanları ile mücadelede sabır, din düşmanlarının türlü türlü tuzaklarına karşı sabır.1

 

Sabır, çok zor koşullar altında cesaret ve metanetini yitirmeme duygusudur. Sabırlı Müslüman uzun süren geciken ve çevresinden gelen tahriklere rağmen moralini, hedefini ve sükûnetini bozmadan yoluna devam eder, beklemesini sürdürür.

 

Sabır, çok genel bir kelime olup, birçok durum için kullanılmaktadır. Mesela musibet anında dayanma sabırdır, zıddı ise dayanıksızlıktır. Savaşta savaş meydanından kaçmayıp ayak direme sabırdır, zıddı korkaklık ve firardır. Gerektiğinde sır saklama, dili gereksiz şeylerden koruma sabırdır, zıddı boşboğazlıktır.2

 

Acele etmeyin, sabredin. “Ama bana dokunmayan yılan, bin yaşasın”  şekliyle değil. Peki nasıl? Anlayarak, kavrayarak, tezekkür ederek, amel edip, güzel söz söyleyip Allah yoluna davet ederek, yokluklara, sıkıntılara, eziyetlere katlanarak sabır edeceğiz.  Haksızlığı, zulmü sineye çekmeyecek, şeytan ve onun yandaşları olan tağutlara müslümanlara yaşama hakkı tanımayan güçlere karşı direneceğiz.

 

“Nice Peygamberlerle birlikte birçok Rabbani  (bilgin)ler savaşa girdiler de, Allah yolunda kendilerine isabet eden (güçlük ve mihnet) den dolayı ne gevşeklik gösterdiler, ne de boyun eğdiler. Allah, sabır edenleri sever.”3

 

İslam dinin hâkim olması için uğraşan müslüman! Hiçbir zaman aceleci olamaz, olmamalıdır. İnsanların ve batıl sistemlerin birden değişmesi, İslam’a teslim olmaları adaletin yeryüzüne hâkim olabilmesi, uzun ve meşakkatli bir yoldur. Yine müslümanın başına hiçbir sıkıntı bela ve musibet gelmeden, kâfirlerin ve tağuti güçlerin, mevcut küfür sistemlerinin oyunlarıyla, aldatmacalarıyla, komplo ve işkenceleriyle karşılaşmadan hedefe ulaşabileceği zannına kapılmamalıdır. Yol azığını buna göre hazırlamalı. Bu yolun uzun ve çetin bir yol olduğunu anlamalı ve sabretmesini bilmelidir.

 

“Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici(sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir.”4

 

“Müşriklerin dediklerine sabret ve onlardan güzel bir uzaklaşma ile uzaklaş. Nimet içinde yüzen o yalan isnatçıları bana bırak ve onlara biraz mühlet ver.”5

 

Tebliğci, İslam’a davette aceleci olmaması tepliğin de sabır ve sebat etmesi, gördüğü ezalara, kendisine yapılanlara aynıyla karşılık vermemesi, kötülüğe iyilikle mukabelede bulunması emredilmektedir. Bunun ise kolay bir iş olmadığı, ancak sabredenlerin yapabileceği belirtilmektedir.

           

Mekke şirk devletinde, ilk müslümanların başlarına birçok sıkıntı bela ve musibet gelmişti. Başlarına gelen olayların hiç birisi onları davalarından hedeflerin yıldırmadı. Tevhidi dilleriyle red etmediler. Ve onlar biliyorlardı ki, bu Din mutlaka bir gün galip gelecek, Allah’ın Resulü öyle vaat ediyordu…

 

“ Kötülüğü en güzel olanla sav. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sana sıcak bir dost oluvermiştir. Buna ancak sabredenler kavuşturulur, buna ancak büyük pay sahibi olanlar kavuşturulur.”6

 

Durum bu olunca Müslümanlar, İslam’i mücadelede karşılaştığı her şeye sabrederken, kendisine müdafaa ve cihat izni verildiği zaman, düşman karşısında zaferin gecikmesine sabreder, firar etmez. Kısa zamanda sonuç alayım diye, günü birlik hesaplar peşinde koşmaz. Nihai hedefe ulaşmak için sabırlı olmasını bilir, düşmandan korkmaz, her türlü tehlike karşısında azimle durarak, üzerlerine sabır yağdırması için Allah’a dua eder.7  

 

“Ey iman edenler, sabredin(düşman karşısında) sebat gösterin. (cihat için) hazırlıklı ve uyanık bulunun ve Allah tan korkun ki; başarıya erebilesiniz.”8

 

Sabır Yol Azığıdır

 

İslam davasında sabır, yol azığıdır. Çünkü yol uzun ve yorucudur. Engellerle ve dikenlerle sarılmıştır. Kan, ceset, eziyet ve sıkıntılarla kaplanmıştır. Birçok şeye sabretmek, fefsin istek ve arzularına, ümit ve beklentilerine, zaaf ve eksikliklerine, acelecilik ve bıkkınlıklarına karşı sabır.

 

İnsanların isteklerine, eksikliklerine, bilgisizliklerine, kötü düşüncelerine, bozuk karakterlerine, bencilliklerine, gururlarına, kaypaklıklarına ve aceleci oluşlarına karşı sabır. Batılın saldırganlığına,azgınlığın küstahlığına, kötülüğün yaygınlığına, şehvetin ağır basmasına, kibir ve şımarıklığın baskısına karşı sabır.

 

Yardım edenlerin azlığına ve zayıflığına, yolun uzunluğuna, zorluk ve sıkıntı anlarında şeytanın vesvese vermeye çalışmasına sabır. Tüm bunlarla birlikte cihadın acılığına, insan ruhunda meydana getirdiği çeşitli acı, kin, öfke ve sıkıntılara, zaman zaman verdiği güven zayıflığına, insan yapısındaki ümit azalmasına, usanma, sıkılma ümitsizliğe düşmeye sabır. Tüm bunlardan sonra da güç, zafer ve galibiyet anında nefse hakim olma, bolluğu hiçbir şımarıklığı ve intikam duygusuna kapılmadan alçakgönüllülük ve şükürle karşılama, bolluk ve darlıkta Allah’a bağlı kalma, O’nun kaderine teslim olma, bütün işleri huzur, güven ve huşu içinde O’na havale etme konusunda sabır.9

 

Ayet-i kerime de ve şehid Seyyid Kutub’un açıklamasında görüldüğü üzere sabır evlerde kalmamalı odalarda, serin ağaç altlarında veya sıcak soba başlarında zamanı ve şartları mazeret göstererek sabra iftira atanlar bilmelidirler ki, sabır Cihat için uyanık kalmak onun için hazırlık yapmak savaş alanlarında var güçüyle çarpışmaktır. Hem de tüm tağuti güçleri yok etmek için onları yok sayarak (önemsemeyerek, zulümlerinden korkmayarak, küçümseyerek) makamları mevkileri rütbeleri ne olursa olsun hakkı onlar karşısında haykırmaktır. Onların tehditlerinden, işkencelerin ve hapsetmelerin den korkmayarak Allah’ın dinini anlatmaktır sabır.

 

Yoksa Allah hiçbir zaman kendi yolunda mücadele etmeyen, en ufak bir eza ve cefaya katlanmayan, sıkıntılara göğüs germeyen, bir şekilde kendine mazeretler bularak serin gölgeliklerde veya sıcak mekânlarda yan gelip yatan hiçbir hedefi gayesi olmayanlara “Ne yapabilirdik ki, biz yeryüzünde zayıf bırakılmıştık (mustazaflar idik) diyen bir kişiyi veya topluluğu zafere ulaştırmaz, onların içinden önderler çıkarmaz.

 

Sonuç

 

Geçmiş ve günümüz cahiliye toplumunda yaşayan bir müslümanın ne kadar da sabra ihtiyacı var. Nasıl olmasın ki şeytan ve yandaşları taguti güçler haramların önünü açmış hatta destek vermiş, bununla da yetinmeyip basın yayın organları (yazılı basın, görsel medya ve tüm kitle iletişim araçları, dergi, fotoroman, televizyon, tiyatro, sinema) ile bütün her yere nüfus etmiştir. Allah’ın yasaklarını işleyenler popüler olurken, örnek şahsiyet gösterilirken, Rabbim Allah, Dinim İslam, Peygamberim Muhammed Mustafa (s.a.s.) dediği için kendisi gerici yobaz ve terörist olarak ilan edilmiştir. Müslüman genç ise  namazla, oruçla Allah’ı zikirle ve secde ile kendini tüm bu pisliklerden korumaya çalışan genç azimle sabır etmeye çalışır. Taguti güçler müslümanların ahlakını bozup onu İslam’dan uzaklaştırmaya ve kendi emellerine alet etmeye çalışırlar.

 

Yine şu da unutulmaması gerekir ki, onların tarif ettiği gibi sabır hiçbir zaman kâfirlere zalimlere boyun eğmek değildir. Bilakis Allah’tan gelene her zaman sabır ederiz, ama kullardan gelene, hele ki İslam düşmanlarında gelene ancak ve ancak Müslümanları korumak, Allah’ın dininin gereklerini yerine getirmek için sabrederiz. Tek önderimiz ve örneğimiz olan Muhammed Mustafa (s.a.s.)’in hayatı incelendiği zaman bir müslümanın sabırdan ne anlaması gerektiği anlaşılacaktır. Peygamber efendimiz (s.a.s.) ne zaman Allah’ın dinine karşı bir eylem bir söz veya bir fiil yapıldıysa sabır etmedi! Ve hemen müdahale etti. Ama ne zaman ki kendi sahsına bir hareket yapıldı ona sabır ederek bizlere örnek oldu.

 

Allah’ım bizi sabredenlerden ve sabredenlerle birlikte olmayı nasip eyle….

 

 

Dipnot

 

1-Fizilal, 1c.sh.228

2-Fizilal, 1c sh.293

3-Al-i İmran, 3/146

4-Al-i İmran, 3/186

5-Müzemmil, 73/10-11

6-Fussilet, 41/34-35

7-Ruh Terbiyesi sh. 94 Çıra yay.

8-Al-i İmran, 3/200

9-Fizilal, 2 c sh 337

Yazar:
Dilaver Işık
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul