21 Ocak 2018 - Pazar

Şu anda buradasınız: / ANAM BABAM SANA FEDA OLSUN, YA RASULULLAH!

ANAM BABAM SANA FEDA OLSUN, YA RASULULLAH!

ANAM BABAM SANA FEDA OLSUN, YA RASULULLAH!

Giriş

İnsanoğlunun yapmakla mükellef olduğu vazifeleri vardır. En başta şüphesiz, iman gelir. Daha sonra sağlık ve huzur gelir.

Kanuni Sultan Süleyman, bir beyitte şunları söylemektedir:

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”

İki mısralık beyit, vücut sağlığının önemini ne güzel dile getirmiş. Biz Müslümanların bedeni sıhhatte olduğu müddetçe ruhumuzda duygumuzda o nispete sağlamdır. Zira “sağlam dimağ, sağlam vücutta bulunur” atasözü tam yerinde söylenmiştir.

Bedenimiz ve ruhumuz maddi ve manevi hastalıklardan korunması için hiç şüphesiz ahlakımızın da düzelmesi gerekir. Bu toplum hayatı maddi yönden geliştiği kadar manevi yönden de gelişmesi kaçınılmaz bir zarurettir. Her şeyden önce nefsimizi kötü şeylerden sakınmak ve dolayısıyla yüksek ahlaki duygularımızı geliştirmekle mümkündür. Bir insanın zatı kıymeti, ahlak güzelliğiyle ölçülür. Bu vasıflara sahip olan birisinin anne-babasına, ailesine hayırlı olacağı şüphesizdir.

“Muhakkak sizin üstünüzde hakiki bekçiler yaptıklarınızı bilen ve sizi gözetlemekte olan değerli yazıcılar vardır.”(İnfitar, 82/ 12)

Görülüyor ki bu ayeti-kerimede, insanın söylediği ve yaptığı her hareketi zapt edildiği, insanlar üzerinde manevi bekçilerin olduğu, yapılanları yazan ve tespit eden yazıcıların bulunduğu haber verilmektedir.

İnsan Sorumluluk Sahibidir

İnsan başıboş değildir. Bütün yaptıkları konuştukları tespit edilmekte, film ve kayda alınmaktadır. O yüce mahkemede, iyi kötü bütün yapılanlar bir film şeridi gibi gözümüzün önünden geçecek. İyi güzel, sevaplı olan hareketler ve sesler, mükâfat alacak; kötü zararlı olan hareketlerin sahibi ise ceza alacaktır. İnsanı yoktan yaratan, Allah (c.c.) öldükten sonrada dirilmeye dünyadaki yaptıklarının mükâfatını cezasını vermeye elbette kadirdir. İnsanın yaratılışında, ana rahmine düşen bir damla meniyi sebep ve başlangıç kıldığı gibi insanı, öldükten sonra diriltmeye de kadirdir.

“Ademoğlunun bütün azasını toprak yer ancak acbezzenep (Kuyruk kemiği) müstesna o çürümez.” İnsan bundan halk edindi öldükten sonra yine ondan dirilecektir. İşte bu hakikatler unutulmamalıdır. O yüzden dünyaya gelişimizin hikmetini öğrenip dünyadaki hakiki vazifelerimizi bilmemiz gerekir. Öyle ise ölümden sonraki hayat için hazırlık yapmak gerekir. Dünyaya gelmek nasıl elimizde değilse ölmemekte elimizde değil. “Allah, bizi yarattı başıboş bırakmadı.” Dünyaya gelmemizin, de bir amacı var. Bu yaşadığımız coğrafya bir okul bizler sınavdayız. Asla unutulmasın bu toprağın birde altı var.

Ey dünyanın lezzet ve şehvetine dalan Müslüman, ebediyen dünyada kalacağını, mı sanıyorsun? Bizim Allah’tan başka Rabbimiz yok. Hem O’na ihtiyacımız pek çok, O’nun bizden gayr-i kulu çok, bize ihtiyacı yok. Hal böyle iken Rabbim neden bize bizim terbiye kazanmamıza fırsat veriyor. O Rahman, Rahim olan Rabbimize karşı ibadet kulluk vazifesinde kusur ediyoruz. Bilmiyoruz ki, Allah’ın rızası anne-babanın rızasından geçer.     

 

İslâm’a Göre Hareket Etmeliyiz

Hak ve batılın beraber bulundukları bu coğrafyada, hakkı temsil eden biz anneler ve babalar, nerede ne yapacağımızı, İslam dinine göre kararlaştırmalıyız. Hayatta en önemli kavramlarından biri şudur: Her nimet, nimetliği kadar külfet ve sıkıntı getirir.

Nimetin değeri yükseldikçe o nimetlerle gelen külfet ve sıkıntı daha da artmaktadır. Bu sıkıntıları bu külfetleri biz inanan Müslümanlar, imtihan olarak görürüz. Allah Teâlâ’nın o nimetlerden ötürü kulunu muhasebe etmesi ona ceza ve sevap takdir buyurması kullarına verdiği nimetlerden dolayıdır. Bir annenin imtihanı doğurup büyütmekle bitmediği gibi bir babanın görevi de rızık teminiyle işi bitmiş olmuyor. İnsanın yaratılmasında babaya göre annenin ecri daha çoktur. Bir anne çocuğunu dünyaya getirirken çektiği acıdan dolayı bir ikinci çocuk daha istemez. Fakat o acıyı unutunca, Allah’ın ona verdiği merhametten şefkatten dolayı tekrar çocuk ister.

Bir anne ve babanın on tane çocuğu olsa dahi, onlar için hepside birdir. Bir evlat kaç yaşına gelirse gelsin o annenin babanın gözünde himayeye muhtaç olan küçük bir çocuk hala büyümemiş, olarak görürler. İşte annelik ve babalık budur.

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Biz insanoğluna anne ve babasına karşı iyi davranmasını emrettik. Annesi onu kat-kat meşakkat içinde karnında taşımıştır.” (Lokman, 31/ 14)         

Müslüman bir anne çocuğunu doğurup yetiştirirken İslam dinine göre yetiştirip büyütmekle cenneti hak etmiştir. Bir annenin arka arkaya çocuk dünyaya getirdiğini düşündüğümüz de, anne olmak çok zor meşakkatli olduğu için “Allah anneyi çektikleriyle baş başa bırakmamış. Anneliğin getirdiği zorlukların karşılığını mükâfatın en büyüğünü vermiştir. Allah’ın rızası anne ve babanın rızasından geçer! Ne demektir? Annelik ve babalığın namaz oruç cihat, gibi tutulmasından daha büyük bir ikram olabilir mi? O yüzden annenin ecri babanın ecrinden üç kat daha fazladır.

Bir adam Rasullullah (s.a.s.)’a geldi.

- Ya Rasüllullah’a! Güzel bir şekilde birlikte yaşamaya en layık olan kişi kimdir? diye sordu?

Peygamberimiz: (s.a.s.):

- Annen diye cevap verdi.

Adam:

- Sonra kim? dedi.

Efendimiz (s.a.s.):

- Annen dedi.

Adam:

- Sonra kim? dedi.

Efendimiz (s.a.s.):

- Annen, dedi.

Adam:

- Sonra kim? dedi.

Efendimiz (s.a.s.):

- Baban, diye buyurdu.1

Bu hadiste, anneye itaat ve iyilikte bulunmanın babaya iyilik ve itaatte bulunmaktan önce geldiği,  vurgulanmaktadır.

Salih Amelin Mükâfatı

Allah (c.c.) ameli Salih işleyen kullarına cennet vaat ediyor. Cennet derdin kederin bulunmadığı bir yerdir. “Orada ihtiyarlıkta yoktur.” Orada müminin her şeyi olacak cennette ne kadar güzellik olsa da hiçbir şey, Allah’ı görmek kadar güzel olmayacak. Herkes cennete girip cennetin kapısı kapatılınca: Allah! Ey kullarım, “Es selamun aleykum” diyecek ve insanlar kafasını kaldırıp bakınca Allah’ı görecekler ve Allah’ın güzelliğine hayran kalacaklar ve cennetin güzelliğini unutacaklardır.” Bu gibi güzellikler ameli Salih işleyen kullar için geçerli olmaktadır.

Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:

Rabbin, O'ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne babaya iyilikle davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: "Öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle. Onlara acıyarak alçakgönüllülük kanadını ger ve de ki: "Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse Sen de onları esirge.” (İsra,17/ 23-24)

Kimin akıbetinin hayır olacağını elbette Allah bilir. Fakat Allah’ın yardımını rahmetini, bereketini, feyzini, nurunu üzerimize çekebilmemiz için anne ve babamızla sık-sık bir araya gelmek zorundayız. Allah’ın yardımı bereketi anne ve babayla bir araya gelip onlara karşı sevgi ve merhamet edenler için vardır. Annenin babanın rızasını almayan evladın işi rast gitmez. Onlar bizim canlarımız, onları şefkati, duası olmasa ne olur halimiz. Babanın duası peygamber duası gibi kabul olur. O yüzden onlara kendimizi öyle sevdirmeliyiz ki bizden ayrı bir hayat düşünmesinler.

Rasullullah (s.a.s.) buyurdu ki:

 “Her hangi bir kimse ki anne ve babasını razı ederek sabahlarsa o kimseye cennetten iki kapı açılır, olduğu halde sabahlamış bulunuyor. (Böylece) o kimse için (bunu yaptığı için) böylesi vardır. Eğer birisini razı ederse bir kapı vardır. Velev ki onlar zulüm etsinler. Velev ki onlar zulüm etsinler. Velev ki onlar zulüm etsiler. Her hangi bir kimse annesini babasını kızdırdığı halde sabahlarsa onlar için cehennemden iki kapı açılır. Yine bunun benzeri onlar içinde vardır. Velev ki zulüm etsinler, velev ki zulüm etsinler. Velev ki zulüm etsinler.”2

Anne babaya karşı öyle bir evlat olunmalı ki, onların müşrik olmaları halinde bile değerleri azalmasın bir anne ve babayı razı edemeyen evladın kendi evlatlarına nasıl faydası olabilir?

Anne ve baba İslam hayatından uzak bir hayat yaşasalar da, onlara karşı güzel ahlaklı bir evlat olmak ve İslam’a karşı olmayan isteklerini yerine getirmek zorundadır. Anne babaya davetin en güzeli sessiz olanıdır. Yeri geldiğinde konuşmalı, onlar sorduğunda anlatmalı. Onları yumuşak bir şekilde İslam’a davet etmeli,  mütevazı bir biçimde geçenlerde bir kitap okumuştum veya geçenlerde bir şey işittim gibi konuya girildiğinde onların daha çok hoşuna gider. Anlatırken bilgiçlik taslayarak ve ya ukalalık yaparak değil, onlara şefkatle yaklaşılmalı ki kendilerine ne kadar değer verildiğini görsünler. Onlarla yapılan güzel bir sohbetin yerini hiçbir şey tutmaz. Anne baba evladın davranışından onun niyetini bilir, çabasını görmezden gelmez, evladını dinlemekten sıkılmaz, her gün görmek ister. Evlatları ziyarete gittiğinde dünyalar onların olur. Anne babamızdan tatlı dili güler yüzü esirgemeyelim. Yaşlılıklarında yanlarında olup, son nefeslerine kadar imanlarını taze tutmaları için yardımcı olalım.Ve unutmayalım ki, “dünya ahretin tarlası” dünyada ekilenler orada yani ahirette biçilecektir.

Rasullullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Kim ömrünün uzun olmasını ve geçim kaynaklarının genişlemesini istiyorsa anne babasına  iyi baksın ve akrabalık bağlarını gözetsin.”3

Anneye Saygı

Annemiz bizi dokuz ay karnında gezdirdi. İki yıl emzirdi. Büyütünceye kadar bir sürü meşakkat çekti. Koynunda besledi, kucağında gezdirdi. Yemedi yedirdi, giymedi giydirdi. Teknolojinin olmadığı dönemlerde çok zor şartlarda bizleri yetiştirdiler. O yokluğun içinde kışın soğuklarda (hörlük) toprak, eleyerek, tezek toplayıp kurutup yakarak, bizleri ısıttılar. Kışın soğuklarda kuyulardan, çeşmelerden, omuzlarında su taşıdılar. Onların emeklerini saymakla bitiremeyiz, o yüzden onların kalbini kırmayalım. Şefkat kanatlarımızı onlara siper edelim.

Babaya Saygı

Babamız bizleri büyütünceye kadar ne zahmetlere katlandı. Evin idaresini, geçimini, temin etti. Bizi, İslam terbiyesi ile yetiştirdi. Evlatlarının geleceğini düşündü. Doluya koydu almadı, boşa koydu dolmadı ve hep düşündü, Allah’tan ümidini kesmedi. Kimseye muhtaç etmeden güzel nasıl yaşatırım, diye çırpınıp durdu. Beli bükülene kadar çalıştı, elinden gelenin en güzelini sunmak için çabaladı. Akşama kadar çalışıp işten gelip hiç dinlenmeden tekrar gece yarısına kadar çalışan, böyle vefakâr anne ve babaya karşı nasıl olurda bir evlat şefkatsiz ve merhametsiz olabilir? Çocukken gözümüzde büyüttüğümüz, onun varlığıyla gurur duyduğumuz, babamız her çocuğun söylediği gibi benim babam daha güçlü, benim babam çok akıllı, benim babam her şeyi bilir. Peki ne oldu da büyüdüğümüzde, ayaklarımız yere basıp kendimize güven geldikten sonra babamızı beğenmez olduk? Çevresinde saygınlığı olan babamızı saymaz hale geldik? Ondan bir tatlı dil, bir güler yüzü esirger hale geldik!

Ebu’Derda’nın işittiğine göre, Rasullullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

 “Anne-baba, kişinin cennete girmesine vesile olacak kapılardan birisidir. Bu kapıda girme fırsatını kaybetmek ya da değerlendirmek artık senin arzuna kalmıştır.”4

Bu hadise göre, cephede savaşanda cennet istiyor, evinde oturanda cennet istiyor, Allah’a kulluk etmeyen namaz kılmayanda cennet istiyor, anne-babaya bakmayanda cennet istiyor. Öyle ki artık insanlar anne-babayı huzur evine gönderiyor. O insan çocuklarını bağrına basmıyorsa, torunlarını kucağına alamıyorsa, evlatlarının, ailesinin yüzüne sevgi ve şefkatle bakamıyorsa, o evin içinde bir tencere yemek kaynamıyorsa, insan nasıl huzurlu olabilir ki? Onlar için orası huzur evi değil, onlar için orası zulüm evidir. Batılıların çıkardığı bir anneler-babalar günü izliyor insanlar. Senede bir gün elinde çiçek ve ya çikolata, dostlar beni mecliste görsün hesabı, anne-babasını ziyarete giden insanlar, Allah’tan korksunlar. İnsanın huzur evi kendi yaşadığı, ocağında bir tas çorba pişirdiği, bacasının tüttüğü, kendi evidir. Ah! Ne yapsak da haklarını, ödeyemediğimiz anne-abanın haklarını ne çabukta unutuyoruz. Oysaki Anne-babasına iyilik eden evlat, peygamberlerle cennete girer, ömrü uzun olur. Rızkı bereketli olur. Kim ki Anne-babasına ihsan ederse, çocukları da ona ihsan eder. Onlar yaşlanınca çocuk gibi oluyorlar o yüzden onlara karşı sabırlı ve sevgiyle yaklaşmak gerekir. Bizlerde yaşlanınca onlar gibi çocuk gibi olacağız.

Anne ve Baba Huzur Kaynağıdır

Dünyaya gelmemize vesile olan anne-babamız, bizim için hayat huzur kaynağıdır. Onların sevgi, şefkat dolu kucağında hayata başlarız. Fakat üzülerek ifade edelim,  günümüzde evlatları için her türlü fedakârlığa katlanmış olan anne-babamızı yalnızlığa itmiş, terk edilmiş, sahipsiz, gözü yaşlı, evladı para için dövmüş yüzü gözü morluklar içinde, böyle anne-babalara sıkça rastlıyoruz. Bizlerin, onların varlığıyla sıkıntı değil, huzur ve mutluluk duymalıyız. Onların varlıklarını yük olarak değil, nimet olarak görmeliyiz.

Sonuç

Ebu Hureyre (r.a.)’nın rivayet ettiğine göre,  Rasulullah şöyle buyurdu:

“Burnu yere sürünsün, burnu yere sürünsün, burnu yere sürünsün!”

Sahabeler:

“Ya Rasulullah kimin burnu yere sürünsün dediler.”

Rasulullah şöyle buyurdu:

“Ana babasına, ikisinden birine yahut her ikisine birden ihtiyarlık zamanlarında yetişip de onların hayır dualarını alıp cennete girmeyen kimsenin burnu yere sürünsün”5

Sahabeden birisi Rasulullah’a gelerek:

“Ya Rasulullah! Annem-babam öldüler. Bunlar için bundan sonra yapabileceğim bir iyilik var, mıdır? Diye sorar.

Efendimiz, O sahabeye şu cevabı verir:

“Tabii ki vardır. Onlar için dua etmek, günahlarının bağışlamasını Allah’tan dilemek, hayatta iken verdikleri sözleri onların adına yerine getirmek, onlardan yana olan akraba ile bağlarını gözetmeğe devam etmek, onların dostlarına, arkadaşlarına, iyilik etmek.6

“Şüphesiz ki iyiliklerin en değerlisi evlatların babalarının dostlarına yaptıkları iyiliktir.”7

 "Rabbimiz, hesabın yapılacağı gün, beni, anne babamı ve mü'minleri bağışla!" (İbrahim, 14/41) 

 

Dipnot

1- Buhari- Müslüm

2- Beyhaki

3- Ahmet Bin Hambel

4- Tirmizi, Biir,3

5- Müslüm Birr, 9,  2551/9

6- Ebu Davut, Edep,129, İbn Mace

7- Müslüm, Birr,17

 

Yazar:
Zübeyde Nalban
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul