22 Ocak 2018 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / YARATMAK VE EMRETMEK

YARATMAK VE EMRETMEK

YARATMAK VE EMRETMEK

Günümüz dünyasında malum olduğu üzere demokratik bir yönetim anlayışı mevcuttur.  Demokratik yönetim şeklinin ise vazgeçilmezi insandır. Zira demokrasi daha işin başında, halkın iradesi anlamına geldiği için, demokrasinin işlevi ancak halkın katılımı ile mevcuttur.

Demokratik anlayışa göre: “Hâkimiyet Allah’ın değil, halkın elindedir.” Ve insanlar kendilerince; hiç oy vermeden olur mu? Bizi kim yönetecek?  X parti öteki partilerden daha iyidir. Ehveni şerri tercih edersek, daha rahat yaşarız. Partiler arasında kıyaslama yaparak, saçma fikirler ortaya atmaktadırlar.

Bu şekilde halk elinde bulundurduğu hâkimiyet yetkisini, milletin vekili olarak bilinen, parlamentolara devretmiş olur. Başa gelen yöneticiler, insanları kendi heva ve heveslerine göre düzenledikleri anayasalar ile yönetirler.  

Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:

Ey iman edenler, Allah'tan nasıl korkup sakınmak gerekiyorsa öylece korkup sakının ve siz, ancak müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin.” (Al-i İmran, 3/102)

Şurası bir gerçek ki,  demokratik rejimlerde başa gelmiş insanlar, kanun ve yasalarını çıkarırlarken, Allah’ın indirdiği yasaların onlar için zerre kadar bir değeri ve önemi yoktur.

Burada Allah Teâlâ’ya ait bir yetkinin tamamen, Allah’ın dışında bir mercie verilmesi vardır. Böylesine bir tutum şirkin ta kendisidir. Zira şirk, Allah’a rububiyetinde, uluhiyyetinde, fiilerinde ve sıfatlarında ortak koşmak anlamındadır. Kim Allah’a ait bir sıfatı, Allah’tan başkasına verirse, Allah’a şirk koşmuş olur.

Allah’a hiç bir şeyi, eş değer tutamayız.   Kim ki Allah’a bir şeyi eş değer tutarsa, açıkça müşrik  olur.

Kur’an’da Allah Teâlâ’nın hakimiyeti ve yalnızca ona ibadet etmemiz gerektiği ve onun tek ilah olduğu açıkça ifade edilmiştir:

De ki: O Allah, birdir. Allah, Samed'dir (her şey O'na muhtaçtır, daimdir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır). O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. Ve hiçbir şey O'nun dengi değildir.” (İhlâs, 112/ 1-4)

İnsanların ihtiyaçlarında onların dualarına cevap verecek ilah, Allah Teâlâ’dır. Her kim bollukta ve darlıkta Allah’a ait olan bu vasfı bir kimseye verir veya peygamberlerin, salih kimselerin,  şeyhlerin, ermiş dedikleri kişilerin sıkıntı ve üzüntü anında kendisinin duasına icabet edebileceğini iddia etse, düşünse apaçık şirk işlemiş olur.

Biz insanların yaşantılarını ve yaşantılarında ki uyulması gereken bütün kuralları koyma yetkisi sadece, Allah Teâlâ’ya mahsustur.  Allah’tan başka kimsenin kanun çıkartma ve koyma hakkı yoktur.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

“Eğer gerçekten iman edip sakınsalardı, Allah katındaki sevab(ları) gerçekten daha hayırlı olurdu; bir bilselerdi.” (Bakara, 2/103)

Demokratik anlayışı benimsemiş insanlar bize diyorlar ki:

“Madem şeriat istiyorsunuz, madem bu ülkenin kanunlarını beğenmiyorsunuz, o halde bu ülkenin, hastanesini, pastanesini,  kullanmayın ve şeriat ile yönetilen bir ülke bulun ve oraya gidin, yaşamınızı orada sürdürün…”

 Allah şeriatını isteyen bizler, onlara diyoruz ki:

“Yer ve gök arasında bulunanların hepsi Allah’ın mülküdür. O’nun mülkünde onun kanunları geçer.  Mademki Allah’ın kanunlarını beğenmiyorsunuz, o halde O’nun oksijenini solumayın, güneşinden istifade etmeyin,  gölgesinde durmayın, Allah’ın sahip olmadığı bir yer bulun (böyle bir yer kesinlikle bulamazsınız) ve sizde oraya gidin,  yaşamınızı o arada sürdürün…”

Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:

Bizim dayanılmaz azabımızı gördükleri zaman, dediler ki: "Bir olan Allah'a iman ettik ve O'na şirk koştuğumuz şeyleri de inkar ettik." (Mü’min, 40/84)

Ama Bizim dayanılmaz azabımızı gördükleri zaman, imanları kendilerine hiçbir yarar sağlamadı. (Bu,) Allah'ın kulları arasında sürüp giden sünnetidir. İşte kafirler burada hüsrana uğramışlardır.”(Mü’min, 40/85)

Allah sonsuz kerem sahibidir. Her şeyi hakkıyla işiten, bilen ve görendir.  Allah (c.c.) her şeyi apaçık bir şekilde, Kur’an’da biz kullarına bildirmiştir.

Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:

“Ayetlerimizi etkisiz bırakmak için çaba harcayanlar; işte onlar da azabın içine getirilmişlerdir.” (Sebe, 34/38)

Allah’a ve kitabına iman eden, Allah’tan çokça bağışlanma dileyen kimseler başkadır. Allah tevbeleri çokça kabul eden ve bağışlayandır.

Allah (c.c.),  takva sahiplerini müjdelemektedir:

Gerçek şu ki, muttakiler için 'bir kurtuluş ve mutluluk' vardır. Nice bahçeler ve üzüm bağları. Rabbinden bir karşılık olmak üzere yeterli bir bağış(tır bu).” (Nebe, 78/31-32-36)

 

Yazar:
Ögr. Grv. Humeyra Gümüş
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul