22 Ocak 2018 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / EY MÜSLÜMAN ÖZÜNE DÖN

EY MÜSLÜMAN ÖZÜNE DÖN

EY MÜSLÜMAN ÖZÜNE DÖN

Muvahhidler fıtrata uygun bir yaşam sürebilmek, aklını ve bedenini Kitab ve Sünnet ile biçimlendirerek Allah (c.c.)’nin rızasını kazanmak için çalışırken, aynı zamanda kapitalizmin, sosyalizmin, faşizmin ya da başka felsefi akımların insanlığa en iyi yaşam modelini sunma iddialarını da boşa çıkarma gayretini göstermelidirler.

 

Yaratıcımız ve tek İlahımız olan Allah (c.c.) adâleti ve merhameti gereği, insanoğlunun fıtratına uygun olan yaşam modelini bizlere Nebîler ve Rasuller aracılığıyla tebliğde bulunmuştur:

"Kendisi için bir uyarıcı olmaksızın, biz hiç bir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz".[1]

"Her ümmetin bir peygamberi vardır. Onların peygamberi geldiği (tebliğini yaptığı) zaman, aralarında adâletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez".[2]

"Nitekim içinizden size bir peygamber gönderdik. O, size âyetlerimizi okuyor, sizi temizliyor, size kitabı ve hikmeti öğretiyor. Size bilmediğiniz şeyleri öğretiyor."[3]

"Bugün size dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'ı seçip beğendim."[4]

 

Bu vahye kulak asmayan topluluklar, hevâlarının ürünü olan yaşam modelleriyle mutlu ve erdemli insanı yetiştirmeyi hedeflemiş ama bu hedeflere ulaşamadığını sosyal, ticarî ve ailevî olarak geldiği ahlâkî seviye ile görmekteyiz...  Bu sistemlerin alternatif olma iddiaları boş bir söylemden başka bir şey değil… Böyle olamadığı basiret ve firaset sahibi günümüz insanının gözleri önünde serilmiş durumda... Bu sistemlerin iddialarının boş olduğunu, Rabbimiz Allah (c.c.) bizlere şu şekilde bildirmiştir:

"(Ey Muhammed!) De ki: 'Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler bu Kur'ân'ın benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine yardımcı olsalar bile, yine onun bir benzerini meydana getiremeyeceklerdir."[5]

"Hiç şüphesiz din, Allah katında İslâm'dır."[6]

 

Vahyin dışındaki arayışların fıtrata uygun olmadığı malum… Vahiy kaynaklı öğretiler manevî ve ahlâkî ölçü olarak alınmayıp bir tarafa itildiği için ahiret yokmuş gibi bir yaşam sürülmeye başlanmış, dolayısıyla bu durum farklı tahrifatlara yol açmıştır.

“Kim İslâm’dan başka bir dine yönelirse, (bu) ondan asla kabul edilmeyecektir. O, ahirette de kaybedenlerden olacaktır.”[7]

"Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka velileriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz."[8]

"Kim bizim dinimizde olmayan bir şey yaparsa o merduttur, makbul değildir."[9]

 

Günümüz müslümanları kantarın topuzunu kaçırmış, ifrat ve tefrit dengesini kuramamıştır.  Müslümanlara örnek olan sahabelerin, kendisinden sonraki nesillere örnek oluşları dikkate alınmış olunsa, mutluluk, hem dünyada hem de ahirette yakalanmış olunacak, ifrat ve tefrit konusunda bocalanmış olunmayacak.

Bize örnek olan Sahabe, Kur'ân'ın terbiyesiyle terbiyelenmiş, Rasulullah (s.a.s.)'in öğrencileridirler. Bizlerde Rasulü ve O'nun öğrencilerinin yaşamlarını öğrenip, pratiğe geçirirsek, mutsuzluk ve kaos çağı diyebileceğimiz bu çağ belki,  yeni bir saadet asrı olacaktır.

"Öne geçen Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle uyanlar, Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır ve (Allah) onlara, içinde ebedî kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.[10]

"Andolsun, Allah, sana o ağacın altında biat ederlerken mü'minlerden razı olmuştur, kalplerinde olanı bilmiş ve böylece üzerlerine 'güven duygusu ve huzur' indirmiştir ve onlara yakın bir fethi sevap (karşılık) olarak vermiştir."[11]

"Eğer onlar böyle sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse, gerçekten doğru yolu bulmuş olurlar, yüz çevirirlerse onlar elbette derin bir ayrılığa düşmüş olurlar. Allah, onlara karşı seni koruyacaktır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir."[12]

"İçinizde benden sonra yaşayanlar birçok ayrılıklara şahid olacaktır.  Size sünnetimi, hidâyete erdirilmiş, doğru yolu bulmuş halifelerin sünnetini (yolunu) tavsiye ederim. Ona sımsıkı sarılın, âdeta dişlerinizle tutun, sonradan çıkacak şeylerden sakının. Çünkü her uydurma, bid'at, her bid'at sapıklıktır" [13]

Müslümanlara unutturulan, insanoğlunun günah işlemeye meyilli olarak yaratılmış olduğu hususudur. İnsanın yaratılışında / fıtratında olan bu vasıf insana özgü... Bu özellik bireyin tekâmülü için kaçınılmaz bir imkân olarak kullanılabilecek, aynı hataya bir daha düşmeyerek, çıkarmış olduğu dersi, diğer insanlara aktararak toplumun ihyası için salih bir amel / nitelikli bir iş işlemiş olacaktır.

Rasulullah (s.a.s.):

“Bütün âdemoğulları günahkârdır, günahkârların en hayırlıları ise tövbe edenlerdir.”[14]

"Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helâk eder ve yerinize, günah işleyip, peşinden tövbe eden kullar yaratırdı.”[15]  buyurmuştur.

"Ey inananlar, tevbe-i nasûh ile Allah’a tevbe ediniz. Umulur ki Rabbiniz, kötülüklerinizi örtüp temizler ve sizi içinden ırmaklar akan Cennetlere yerleştirir...”[16]

Allah (c.c.) tevbe kapısını açık bırakmışken, günah işleyip tevbe edenlerin tevbesini kabul edip onları af ederken, bizler neden günah işleyen kardeşlerimize buğz etmekteyiz? Müslüman’a yakışan,  günah işleyen kardeşine değil, işlediği günah ameline buğzetmektir. Kardeşini o günah olan amelden kurtarmak için, kardeşlik vazifesi neyi gerektiriyorsa onu yapmasıdır. Bütün imkânlarını ister maddî olsun, ister manevî olsun seferber etmesidir.  

Cahilî sistemle benzeşmeye uğramış, hayata Kur'ân ve Sünnet açışından bakamayan dünyevileşmiş günümüz müslümanı, Allah (c. c.) katında ve müslümanların nezdinde Kur'ân ve Sünnete verdiği değer kadar değerleri olduğunu unutmuş, giyimi, kuşamı, konuşması, eğitimi, işi, ticareti, sosyal aktivitelerini artık "ben yaptım oldu" zihniyeti ile yapmaktadır. İnsanları Allah (c.c.)’nin katındaki değere göre değil, insanların yanındaki değere göre değerlendirir olmuş...

 

"Ey insanlar, gerçekten Biz, sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır."[17]

"Ey Âdemoğulları, Biz sizin çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve size süs kazandıracak bir giyim' indirdik (var ettik). Takva ile kuşanıp-donanmak ise, bu daha hayırlıdır. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler."[18]

Bizler,  insanların yanında materyalist ölçülerle değerlendirilip, sosyal statümüzün bu değerlerle belirlenmesini tercih etmektense, Allah (c.c.)’nin emrettiği bir hayatı ölüm pahasına yaşamak ve yaşatmayı hedeflemeliyiz. Şairin dediği gibi:

“Efendim, müjdecim, kurtarıcım, Peygamberim! Sana uymayan ölçü hayat olsa teperim" 

Allah'ın emrettiği Dini yaşamak, yani sırat-ı müstakim de kalmak için hayatımızı arzularımızın yönlendirmesi, müslümanlara dayatılan din anlayışlarının kabulü ile değil,   İbrahim (a.s.) gibi putlara ve putlaştırılmış devlet sistemlerine karşı dik durarak, omurgalı bir duruşla gerçekleştirebiliriz.  İşte bu şekilde cahilî sistemlere ve müşriklere karşı mücadele edilebilinir. İşte o zaman Allah (c.c.)'nin yardımı, O’nu birleyen, son vahyine iman edip, o imanın gerektirdiklerini yerine getirenlere ulaşacaktır.

“Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da âniden üstünüze çuvallanıverirlerse, Rabbiniz size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır.

Allah bunu (yardımı), size ancak bir müjde olsun ve kalbleriniz bununla tatmin bulsun diye yaptı. Yardım ve zafer (nusret) ancak üstün ve güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’ın katındadır.”[19]

“Şübhesiz Biz, Rasullerimize ve iman edenlere, dünya hayatında ve şahidlerin (şahidlik için) duracakları gün elbette yardım edeceğiz.”[20]

 “Ey iman edenler, eğer siz Allah’a (Allah adına İslâm’a ve müslümanlara) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır.”[21]

 “Allah kendi (dini) ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şübhesiz Allah, güçlü olandır, Azîz olandır.”[22]

Müslüman, aile yapısının dinamiklerini İslâm'ın özüne aykırı gelenek ve çağın yükselen! Değerlerinden korumaya çalışmalıdır. Bilinmelidir ki, İslâm toplumu aileden başlar ve oradan yıkılır. Allah (c.c.)’nin düşmanları bunu çok iyi tespit etmişler, sosyal, siyasal ve ekonomik oyunları bu minval üzere sergilemişlerdir.

Hristiyan haçlı emperyalizmi, kimi zaman insanî yardım maskesi taşıyan, kimi zaman da teknolojik metodlarla aile yapısını dejenerasyona uğratmak için saldırılarda bulunur. Bu misyoner teşekküller aile yapısını yozlaştırmak için TV dizilerini, sinema filmlerini, çizgi filmleri kullandılar, kullanırken de subliminal mesajlar vermeyi ihmal de etmediler. Bu arada moda etkenini de unutmamak gerekir. Kreasyonlar / koleksiyonlar ile daha derin tahrifat yapıldı / yapılmakta… Bu şekilde dört bir taraftan yoğunlaşarak yapılan saldırılarla aile yaşam tarzı tahrip edilmektedir.  Feminizm tartışmaları, queer aile modelleri (hem cins evlilikleri), evlilik dışı beraberlikler panel ve görsel medyada tartışma konusu yapılarak zihinler alternatif beraberliklere ısındırılıyor.

 

Kur'ân'ın ve Sünnet’in çerçevesinden bizleri uzaklaştıran en önemli etken, aklımıza nefsimize hoş gelecek İslâm’danmış gibi görünen felsefî görüşlerdir. Bu görüşleri savunan kişileri önemsemek, bir züldür. Saadet devrini yaşatmış, o mükemmel devrin insanları bizim önemseyeceğimiz kişiler olmalı değil miydi? İnsanlık o günlerden sonra değil öyle bir asır, bir zaman dilimi bile yaşamamıştır.

İslâm toplumu, bir vücûdun azaları gibidir. Organlardan birisinin zarara uğraması, bütün bir bünyeyi etkilediğinden, cemaatleşmiş topluluklar birbirleriyle olan bağlılıklarını güçlendirmeli, kardeşlerinin her türlü derdiyle dertlenmeli, günün,  gecenin hangi vakti olursa olsun…  Kardeşlik, şahsî menfaatlerin önüne geçirilmelidir. Sürekli körüklenen ferdileşme, sanallaşma ve şahsî çıkarların ön plana alınması, kişiyi, İslâm cemaati ile birlikte olmaktan uzaklaştırdığı akıldan çıkarılmamalıdır.

Rasulullah (s.a.s.), hadislerinde şöyle buyurmuştur:

"Hiçbiriniz kendi nefsiniz için arzu ettiğinizi kardeşiniz için etmedikçe (kemâliyle) iman etmiş olmaz"[23]

"Mü’minin mü’mine karşı durumu, bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir.” Hz. Peygamber bunu açıklamak için, iki elinin parmaklarını birbiri arasına geçirerek kenetledi. [24]

“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücûda benzerler. Vücûdun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” [25]

“Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin,  Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.”[26] 

Âkif’in deyişiyle:

"Hiç sıkılmaz mısınız Hazret-i Peygamber'den?

Ki uzaklardaki bir mümini incitse diken,

Kalb-i pâkinde duyarmış o musibetten acı,

Sizden elbette olur rûh-ı Nebî dâvâcı."

Ve

"Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.

Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım."

 

İslâm toplumunun içindeki bireyler yeteneklerine göre, büyük ölçekte ki, ailesinin sorunlarını çözüme kavuşturmak için psikolojik danışmanlık, spor eğitmenliği, çocukların okuma yazma eğitimi, yaşadığı toplumun realitesine uygun firaset ve basiret penceresinden bakabilecek becerilere sahip olmalıdır ki, donanımlı nesiller yetiştirilsin.

Evet, sosyal hayatın herhangi bir dalında becerisine göre görev alarak müslüman toplumun inşâsı için çalışmalı, sorumluluğu paylaşarak nitelikli iş üretmelidir.

 

Müslümanların iman etmekle başıboş bırakılmayacaklarını, yüce kitabımız bizlere şu âyetle bildirmektedir:

"Yoksa Allah, sizden, cihad (çalışıp, gayret) edip Allah, Peygamber ve mü'minlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır."[27]

İslâm, birey dini değildir, müslüman toplum birbirlerini ziyaret ederek kardeşliklerini perçinlemelidir. Yaşayan Kur'ân olan önderimiz Rasulullah Muhammed (s.a.s.)'de güzel örnekler vardır. Eğer O’nun hayatını örnek alırsak dönemimiz, bu asrın saadet devri olur. Bu neslin var olmaması için her türlü virüs, İslâm toplumunun bulunduğu yerlere sokulmuş, topluluklar ifsâd edilmeye çalışılmış, bu emellere kısmen de olsa ulaşılmıştır. Eğer günümüzde bir keramet aranacaksa, onca asimilasyon, dejenerasyon, yozlaştırma çalışmalarına rağmen Tevhid üzere yaşamaya çalışan müslümanların varlığı bir keramettir.  Çünkü mü'minin kerameti, İman ve İslâm üzere olan istikametidir. Tabi ki, bu keyfe keder yaşayan, sıfat olarak müslümanlardanım diyenlerin bir başarısı değil, Dinini korumayı taahhüd eden dinin sahibi Allah (c.c.)'nin va’di gereğidir.

Müslümanların içine sızan virüslere karşı koruma kalkanlarını, antivirüs programlarını devreye alarak, toplumu sağlıklı hâle getirmek gerekmekte, bu konudaki desteği şah damarımızdan[28]  bize daha yakın olan Rabbimizden ve biricik örneğimiz[29] Rasûlullah’dan almalıyız.

Cahilî sistemlerde yaşayan müslümanlar, meselelerinin çözümlerini kendi hevâ u heveslerine göre değil, İslâm’ın ölçülerine göre çözmelidir. Bu kuralı işletemedikleri takdirde, söylemle, amel arasında çelişkilerin olması kaçınılmaz olacaktır. 

"Ey mü'minler, Allah'a itaat ediniz. Peygambere ve sizden olan ulu’l-emre itaat ediniz. Eğer gerçekten Allah'a ve ahiret gününe inanmışsanız herhangi bir konuda anlaşmazlığa düştüğünüzde, o meselenin çözümünü Allah'a ve peygambere havale ediniz. Bu sizin hesabınıza en hayırlı, en iyi akıbet va’deden bir tutumdur."[30]

Kur'ân’ın, insanlar tarafından yeryüzünde yaşanması için yollanmış olması gerçeği aşikârdır. Müslümanın yaşamını düzenleyen bu Din, yani İslâm, müslümanda olması gereken güzel hasletleri şu şekilde vaaz eder:

Müslümanın ilk vazifesi, Rabbine karşı kulluk vazifesidir. Daha sonra kendine karşı, müşrik olsa dahi anne ve babasına karşı, İslâm toplumunu oluşturan en önemli müessese ailesine yani, eşi ve çocuklarına karşı olan vazifeleri, tebliğde ilk sırayı alan yakın akrabaları ile olan ilişkileri, ikamet ettiği apartman dairesinde veya mahallesindeki komşularıyla olan ilişkileri ve en önemlisi dâhil olduğu İslâm cemaatinin içindeki vazifeleri...

Ayette şöyle buyrulur:

"Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın, Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez."[31]

Cahilî sistemde yaşayan müslümanların, yukarıdaki özellikleri kendi bünyesinde toplarken önemle üzerinde durması gereken, bir İslâm cemaati oluşturma ya da böyle bir cemaate dâhil olup bu sistemlerin içinde dejenere olmaktan korunma yollarını aramaları olmalıdır. Aksi hâlde en güzel vasıfları en iyi şekilde bünyesinde toplasa bile, İslâm toplumu oluşturulmadığı zaman bu güzel hasletlerin hiçbir kıymeti harbiyesi olmayacaktır. Çünkü bu durumda cahili sistemin müslümanı etkisizleştirecek, söylem olarak kendisine müslüman sıfatını yakıştırsa bile dış görünüşü, aile hayatı, sosyal yaşamı ve ticareti ile yavaş yavaş cahiliyyeye benzemesi kaçınılmaz olacaktır.

Rasululah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Her kim bu dinimize uygun olmayan bir amel yaparsa o ameli merduttur, kabul edilmez.”[32]

Ve Rabbimiz Allah (c.c.), ayettinde şöyle buyurdu:

“Ey iman edenler, eğer kitap verilenlerden bir gruba uyarsanız, iman ettikten sonra sizi kâfirliğe döndürürler.”[33]

“De ki: Allah’ı seviyorsanız, bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, bağışlayandır, merhamet edendir.”[34]

Fıtrata dönüş yapmak için, Kur'ân ve Sünnet çerçevesinde yaşayan Sahabenin hayatını bu çağda yaşayacak şahsiyetler beklenmektedir.

 

Dipnot

 

 


[1] . Şu'arâ, 26/208

[2].  Yûnus, 10/47

[3] . Bakara, 2/151

[4] . Maide, 3/3

[5].  İsrâ, 17/88

[6] . Âl-i İmrân, 3/19

[7] . Âl-i İmrân  3/85

[8] . Hûd, 11/113

[9] .  Müslim, Akdiye ,17- 18.

  

[10] . Tevbe, 9/100

[11] .  Fetih, 48/ 18

[12] . Bakara, 2/137.

[13] .Ebû Dâvûd, Sünne, 5

[14]İbn Mâce, Zühd, 30

[15]Müslim, Tevbe, 9, 10, 11

[16] . Tahrimi, 66/8 8.

[17] . Hucurat, 49/13

[18] . A'raf Suresi, 26

[19] -  Âl-i İmrân, 3/125-126.

 

[20] .  Mü’min, 40/51.

 

[21] . Muhammed, 47/7.

 

[22] - Hacc, 22/40.

 

[23]Buhârî, imân, 7

[24] . Buhârî, Salât 88, Mezâlim 5; Müslim, Birr  65

[25] . Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66

[26] . Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 58

[27] . Tevbe, 9/16

[28] . Bkz. Kaf, 50/16

[29] . Bkz. Ahzab, 33/21

[30] .  Nisa, 4/59

[31] . Nisa, 4/ 36

[32] .  Buhârî-Müslim. (Hz. Âişe’den rivayetle).

[33] . Âl-i İmran,3/ 100

[34] . Âl-i İmran 3/31

Yazar:
Dr. Abdullah Çağrıcı
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul