22 Ocak 2018 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / NİMETLERİ VEREN ALLAH'I TANIMAK

NİMETLERİ VEREN ALLAH'I TANIMAK

NİMETLERİ VEREN ALLAH'I TANIMAK

 

"Böylece Allah, size ayetlerini açıklar, umulur ki düşünürsünüz."1

Hamd, yaratmış olduğu kâinatta eşi, benzeri ve ortağı olmayan Allah'a mahsustur... O Allah ki, mülkün tamamı O'na aiddir, yaratmak ve emir O'nundur... O, hükmünde hiç kimseyi kendisine ortak etmemiştir...

"Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur."2

Ayetler ve hükümleri birer birer açıklayan Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, yalnızca kendisine ibadet, yani itaat etsinler diye yarattığı insan kullarına, ayetlerin, hükümlerin ve bağışlanan nimetlerin üzerinde düşünülmesini emrediyor... Nimetin kıymeti bilinerek düşünüldüğü takdirde, düşünen kulların gafletten kurtulup nimetin gerçek sahibi olan Allah Azze ve Celle'yi tanıyıp Tevhid ettikleri gündeme gelir... Varlığın hakiki sahibini idrak eden kul, hevâya ve kullara kul olmaktan kurtulup, yegâne Hâlikin, Rabbini, Melikini ve İlâhını tanıyıp, yalnızca O'na ibadet eder ve yalnızca O'ndan yardım diler bir yüce mertebeye ulaşır... Bu yüce mertebe, yalnız ve yalnız Allah Teâlâ'ya kul olma mertebesidir...

Rabbimiz Allah, insan kullarına lütfedip verdiği nimetleri, onlar düşünüp nimetin gerçek sahibini tanısın, iman etsin, O'na hiçbir şeyi ortak etmeden Tevhid etsinler diye açıklamaktadır:

"(Allah,) geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize verdi. Yıldızlar da O'nun emriyle emre hazır kılınmıştır. Şübhesiz bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır.

Yerde sizin için üretip türettiği çeşitli renklerdekileri de ( faydanıza verdi). Şübhesiz bundan, öğüt alıp düşünen bir topluluk için, ayetler vardır.

Denizi de sizin emrinize veren O'dur. Ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan süs eşyaları çıkarmaktasınız. Gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsunuz.           ( Bütün bunlar) O'nun fazlından aramanız ve şükretmeniz içindir.

Sizi sarsıntıya uğratır diye yerde sarsılmaz dağlar bıraktı, ırmaklar ve yollarda (kıldı). Umulur ki doğru yolu bulursunuz."3

"Yere (gelince) onu döşeyip yaydık, ondan sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda her şeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik.

Ve orda sizler için kendisine rızık vericiler olmadığınız kimseler (varlıklar ve canlılar) için geçimlilik kıldık.

Hiç bir şey yoktur ki, hazineleri bizim katımızda olmasın, ancak onu belirlenmiş bir mikdar olarak indiririz.”4

Yeryüzünü, karası ile denizi ile insan kullarının hizmetine veren Allah Teâlâ, bütün bu bahşedilen nimetlere karşılık kullarına kendisine şirk koşmadan ibadet etmesini emretmekte ve bu emri yerine getirenlerden razı olduğunu beyan buyurmaktadır... Çünkü insan kullarını, yalnızca kendisine ibadet, yani itaat etsinler diye yaratmıştır...5 İnsanın yaratılış gayesi, muvahhid bir kul olarak, şirk koşmadan Allah'a ibadet etmektir...

"İman edip salih amellerde bulunanlar ise, işte onlar da, yaratılmışların en hayırlılarıdır.

Rabbleri katında onların ödülleri, içinde ebedî kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah, onlardan razı olmuştur, kendileri de O'ndan razı (hoşnud - memnun) kalmışlardır. İşte bu, Rabbinden içi titreyerek, korku duyan kimse içindir."6

Yaradılış gayesi gereği iman edip salih ameller işleyenler, Rabbleri Allah'ın onlara gönderdiği Kitab'a ve Resul'e tabi olanlar, yegâne İlâhları Allah Teâlâ'nın verdiği bunca nimetleri iyice düşünür, şükrünü edâ eder ve itaatkâr kulluğunu devam ettirirler...

Meâlleri kaydedilen ayet-i kerimelerde "Allah Teâlâ, kullarının dikkatlerini pek büyük belgelerine, muazzam lütuflarına çekmektedir: Bir diğerinin arkasında gelen gece ile gündüzü, yörüngelerinde dönen güneş ve ayı, karanlıklarda yollarını bulan kimseler için bir nûr ve bir aydınlık olarak yaratmış olduğu sabit yıldızlara göklerin dört bir yanında dolaşan gezegenleri musahhar kılmıştır. Bunların her birisi yüce Allah'ın kendisi için tâyin etmiş olduğu yörüngesinde dolaşıp durur. Kendisi için takdir edilmiş bir harekete göre -ne fazla, ne noksan- yolunu alır. Hepsi, O'nun hükmü, saltanatı, musahhar kılışı, takdiri ve onları yürütmesinin hükmü altındadır."7

Gökteki nimetlerin bütünü, yerdeki, yalnızca Allah'a ibadet etsinler ve şirk koşmasınlar diye yaratılan insan kullarının hizmetine veren:

"Gerçekten sizi Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra Arş'a istivâ eden Allah'dır. Gündüzü durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir."8

Görünen ve görünmeyen bütün varlıkları yaratan ve yarattığı kullarının üzerindeki egemenliğinde hiçbir ortağı olmayan Allah Teâlâ, insan kullarına ayrıcalıklı bir değer vermiş, yerdeki nimetlerini de onlara musahhar kılıp, hizmetkâr eylemiştir...

"Andolsun Biz, Âdemoğlunu yücelttik, onları karada ve denizde (çeşitli araçlarla) taşıdık, temiz, güzel şeylerden rızıklandırdık ve yarattıklarımızın birçoğunda üstün kıldık."9 buyuran "Din gününün sahibi" Allah Teâlâ, yerdeki çeşitli renklerde ve şekillerdeki hayvanları, bitkileri, insanların faydasına sunmuş, insanlara hidayet rehberleri olarak gönderdiği Nebî ve Resullerine emrettiğini, onların ümmetleri olan insan kullarına da emretmiştir:

"Ey Rasuller, güzel ve temiz olan şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun. Çünkü gerçekten Ben, yapmakta olduklarınızı biliyorum.

İşte sizin ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin Rabbinizim. Öyleyse Benden korkup sakının."10

"Ey iman edenler, size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve yalnızca O'na kulluk ediyorsanız, (yine yalnızca) Allah'a şükredin."11

Yeryüzündeki topraktan yaratılan, bedenine ruh üflenen ve yeryüzünde sorumlu bir canlı varlık olarak yaşayıp ömrünü tamamladıktan sonra, ölümü tadarak tekrar yaratıldığı toprağa iade edilen, meydana geliş zamanı Allah'ın ilminde olan kıyametin oluşuyla yeniden topraktan dirilen insanoğlunun düşünüp gerçeği idrak etmesi için buyruldu ki:

"(Allah,) yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı. Onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi. Böylelikle bununla her türlü bitkiden çiftler çıkardık.

Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şübhesiz bunda, sağduyu sahipleri için elbette ayetler vardır."12

"Andolsun, sizi yeryüzünde yerleşik kıldık ve orda size geçimlilik yarattık. Ne az şükrediyorsunuz?"13

"Allah, yeryüzünü sizin için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı. Sizi suretlendirdi ve suretinizi de en güzel(bir biçim ve incelikle) kıldı ve size güzel-temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir.

O, Hayy ( diri) olandır. O'ndan başka ilâh yoktur. Öyleyse dini, yalnızca kendisine hâlis kılanlar olarak O'na duâ edin. Âlemlerin Rabbine hamdolsun."14

Rahmân ve Rahîm olan Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ'nın insan kullarına bahşetmiş olduğu nimetler saymakla biter mi hiç?..

"Güneşi ve ayı hareketlerinde sürekli emrinize âmâde kılan, geceyi ve gündüzü de emrinize âmâde kılandır.

Size, her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür."15

Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük yapıp zalim olanlar:

"Görmüyor musunuz ki, şübhesiz Allah, göklerde ve yerde olanları emrinize âmâde kılmış, açık ve gizli sizin üzerinizdeki nimetlerini genişletip tamamlamıştır."16

"Kendinden (bir nimet olarak) göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi. Şübhesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır."17

"O, yeri sizin için bir beşik kıldı ve doğru yolu bulursunuz diye ondan size bir takım yollar var etti.

Ki O, belli bir mikdar ile gökten su indirdi de, onunla ölü bir memleketi dirilttik (Ve her yanına yeniden hayat) yaydık. Sizde böyle ( kabirlerinizden diriltilip) çıkarılacaksınız.

Ki O, bütün çiftleri yarattı ve sizin için gemilerden ve hayvanlardan bineceğiniz şeyleri var etti.

Onların sırtlarına binip doğrulmanız, sonra doğruldunuz zaman, Rabbinizin nimetini zikretmeniz ve: ' Bunlara bizim için boyun eğdiren (Allah) ne yücedir, yoksa biz bunu (kendi hizmetimize) yanaştıramazdık'  demeniz için.

Ve biz elbette, Rabbimize çevrilip döneceğiz."18

Muhammed Ali es-Sâbûnî, "Safvetü't - Tefâsir" adlı eserinde, bu ayet-i kerimelerle ilgili Müfessirlerin açıklamalarını özetle şöyle beyan ediyor:

"O (Allah), yeryüzünü sizin için yayan ve beşik hâline getirendir. Onun üzerinde yerleşir, çalışır ve uyursunuz. Sizin için yeryüzünde, yolculuğunuz sırasında gideceğiniz yollar yarattı. Ki, hikmet sahibi yaratıcı ve bu harikulâde nizamı yerleştirenin gücünü anlayasınız.

Gökten yağmuru, belli bir ölçüde, ihtiyaca göre ve yetecek kadar indiren O'dur. Beydavî şöyle der: Fayda verecek ve zarar vermeyecek kadar indiren O'dur.

Biz, O suyla, ölmüş bitkisiz kalmış toprağı diriltiriz. Ölmüş yerden bitkileri çıkardığımız gibi, aynı şekilde sizi de kabirlerinizden çıkaracağız.

Hayvan, bitki ve bütün türleri yaratan O'dur. İbn Abbas (r.anhuma) şöyle der: Maksad, tatlı, ekşi, beyaz, siyah, erkek, dişi gibi bütün sınıf ve türlerdir.

Sizin için, yolculuklarınızın sırasında denizlerde bineceğiniz gemileri, karalarda develeri yaratan O'dur. İbn Kesîr (rh.a.) şöyle der: Yani, etlerini yemeniz ve sırtlarına binmeniz için onlara boyun eğdiren, emrinize veren ve istifadenizi kolaylaştıran O'dur.

İster gemi olsun, ister deve olsun, bu bineklerin üzerine yerleşmeniz için, sonra da üzerlerine yerleştiğinizde, Rabbinizin size verdiği yüce nimeti hatırlayıp kalblerinizle O'na şükredesiniz diye yarattı. Bir de bindiğinize dillerinizle: Bu binekleri emrimize verip, onlara binmeyi bize kolaylaştıran yüce Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederiz. Eğer bunları bizim emrimize vermemiş olsaydı, biz, ne onlara güç yetirebilir, ne de binebilirdik, demeniz için onları emrinize verdi.

Şeyhzâde şöyle der:

Burada nimeti hatırlamaktan maksad, onu zihinde tasavvur etmek ve hatıra getirmek değildir. Bilâkis maksad, o nimetin her şeye gücü yeten, her şeyi bilen hikmet sahibi yüce Allah'ın tedbiriyle meydana gelmiş bir nimet olduğunu ve kendisine itaatı ve şükrü gerektirdiğini hatırlamaktır. Çünkü kim insanın bindiği gemi ve hayvanların, insandan daha cüsseli ve daha kuvvetli olduğunu, bununla birlikte onun üzerine binen insanın istediği tarafa çevirebileceği şekilde emrine verilmiş olduğunu düşünürse, yine denizin ve rüzgarın yaratılışını ve onlardaki heybet ve korkulu hâllere rağmen her ikisinin de insanın emrine verilmiş bulunduğu düşünürse, o zaman, Allah'ın büyüklük ve yüceliğinin, engin hikmet ve kudretinin idrakı içinde vecde gelir. Bu vecd onun, Allah'ın büyüklüğü karşısında şöyle demeye sevk eder:

'Onu, bizim hizmetimize vereni tesbih ve takdir ederiz. Yoksa biz, bunlara güç yetiremezdik."19

Muvahhidlerin, mücahidlerin ve muttakîlerin yegâne önderi Rasulullah (s.a.s.)'in sünneti ile hayatlarını tanzim eden muvahhid mü'minler, Allah'ın ve Rasulullah (s.a.s.)'in hükmüyle hükmetmeyen nankör zalimler gibi olmazlar... Onlar, Rabbleri Allah'a katıksız iman etmiş, Rasulullah (s.a.s.)'e önder olarak kabul etmiş, Allah ve Rasulüne hiç tereddüd etmeden itaat ederek, imanlarının gereği olan salih ameller işleyenlerdir...

Aliy el- Ezdî (rh.a.) anlatıyor:

İbn Ömer (r. anhuma) kendilerine, Rasulullah (s.a.s.)'in sefere çıkarken devesinin üzerinde dosdoğru oturduğu vakit, üç defa tekbir getirerek arkasından:

"Bunlara bizim için boyun eğdiren (Allah) ne yücedir, yoksa biz bunu (kendi hizmetimize) yanaştıramazdık. Biz elbette, Rabbimize çevrilip döneceğiz."20

Ya Rabbi, Senden bu seferimizde hayır ve takva, amellerden de senin razı olacaklarını dileriz.

Ya Rabbi, bu seferimizi bize kolaylaştır. Bize, onun uzaklığını dür.

Allahım, seferde arkadaş, ailede vekil Sensin.

Allahım, seferin meşakkatinden, manzarasının kötüye değişmesinden, mal ve aile hususunda kötü dönüşten Sana sığınırım!" buyurduğunu, döndüğü vakit dahi aynı duâyı okuduğunu:

"Dönenleriz, tevbekârlarız, âbidleriz, ancak Rabbimize hamd edenleriz." duâsını ziyâde eylediğini öğretmiştir.21

İşte, Rabbi Allah'ın kendisine bağışladığı nimetin kadrini bilen ve o nimeti verene şükrüne edâ edenin hâli!.. Bu hâlin sahibi, âlemler için rahmet olarak gönderilen Rasulullah Muhammed (s.a.s.)'dir...22 O Rasulullah ki, Âlemlerin Rabbi Allah'ın,  kendisine ve ahiret gününe iman edip O'nu çokça zikreden muvahhid kullarına hayat örneği kılmış olduğu yüce şahsiyettir...23 O'na ve getirdiklerine katıksız iman edip itaat eden ümmetin kadın olsun, erkek olsun her ferdi, O'nun gibi inanır ve O'nun gibi hareket eder... Dolayısıyla yegâne Rabbleri ve İlâhları Allah Teâlâ'nın bahşetmiş olduğu nimetlerinin değerini bilir, buna karşı istenen kulluğu, önderi Rasulullah (s.a.s.)'i örnek edinerek yerine getirmeye gayret eder...

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Rasulullah (s.a.s.) ümmeti içinde büyük bir rahmettir...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Andolsun, size içinizden, sıkıntıya düşmeniz O'nun gücüne giden, size pek düşkün, müminlere şefkatli ve esirgeyici olan bir Rasul gelmiştir."24

"Öyle ki size kendinizden, size ayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size kitap ve hikmet öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir Rasul gönderdik.

Öyleyse yalnızca Beni anın, Bende sizi anayım ve (yalnızca) Bana şükredin ve (sakın) nankörlük etmeyin.

Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir."25

Rasulullah Muhammed (s.a.s.)'i ve O'ndan önceki Nebîleri ve Rasulleri (Allah'ın salât ve selâmı cümlesinin üzerine olsun), insan kullarına hidayet rehberi olarak gönderen, dolayısıyla bahşedilen nimetlerinin kıymetini bilmelerini hatırlatan Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"Kim Benim hidayetime uyarsa artık o, şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.

Kimde Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşr edeceğiz. "26

"Kendilerine apaçık belgeler geldiği ve Rasulün hak olduğuna şahit oldukları hâlde, imanlarından sonra küfre sapan bir kavmi, Allah nasıl hidayete erdirir? Allah, zulmeden bir kavmi hidayete erdirmez. İşte bunların cezası, Allah'ın meleklerin ve bütün insanların lânetinin üzerine olmasıdır.

İçinde temelli kalıcıdırlar. Onların azabı hafifletilmez ve onlar gözetilmezler.

Ancak bundan sonra tevbe edenler ve kendilerini düzeltenler başka. Çünkü Allah, gerçekten bağışlayandır, esirgeyendir."27

Egemen zalim tağutlar tarafından işgal edilen İslâm topraklarında kurdurulan, laik demokratik ve gâyr-i İslâmî devletlerin dışa bağımlı yöneticileri ve yönetilen halk, İslâm'dan gâyr-i İslâmî olan bir yönetime dönmüş, İslâm'ın hükümlerini yasaklayıp geçersiz kılan bir iktidara razı olup destekleyerek devamını sağlamışlardır... Aralarında yaşamak mecburiyetinde olan mustez'af muvahhid mü'min müslümanları tenzih etmek kaydıyla, geri kalanlar, hangi niyetle olursa olsun, egemen tağutî iktidarlardan yana tavır koymuş ve yardımcıları olmuşlardır... Allah'ın kendilerine vermiş olduğu nimetlere karşı nankörlük etmiş, Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyen ve onlarla hükmedilmesini isteyen mü'min müslümanları en ağır cezalarla cezalandıran çağın tağutlarına boyun büken, razı olan, destek veren, onların yönetimleri için duâ edenler, haktan sonra bâtıla, hidayetten sonra dalâlete sapanlardan başkası mıdır?..

İlâhlığında ve Rabbliğinde eşi, benzeri ve ortağı olmayan Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki, sakınasınız.

O, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse(bütün bunları) bile bile Allah'a eşler koşmayın!"28

"Artık ey basiret sahipleri, İbret alın !"29

Dipnot

1) Bakara, 2/219.

2) Yusuf, 12/40.

3) Nahl, 16/12-15.

4) Hicr, 15/19-21.

5) Bkz. Zariyat, 51/56.

6) Beyyine, 98/7-8.

7) İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, çev. Dr. Savaş Kocabaş, - M. Beşir Eryarsoy, İst. 2011, C. 6, Sh. 189.

8) A'râf, 7/54.

9) İsra, 17/70.

10) Mü'minun, 23/51-52.

11) Bakara, 2/172.

12) Taha, 20/53-54.

13) A'râf, 7/10.

14) Mü'min, 40/64-65.

15) İbrahim, 14/33-34.

16) Lokman, 31/20.

17) Casiye, 45/13.

18) Zuhruf, 43/10-14.

19) Muhammed Ali es-Sâbûnî, Safvetü't-Tefâsîr, çev. Prof. Dr. Sadreddin Gümüş - Dr. Nedim Yılmaz, İst. 2010, C. 5, Sh. 448-449. 3. Baskı.

20) Zuhruf, 43/13-14.

21) Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hacc, B. 75, Hds. 425.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad, B. 72, Hds. 2599.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu'd-Daavat, B. 48, Hds. 3674.

İmam Nesâî, Hadisler Işığında Günlük Hayat - Amelü'l-Yevmi ve'l-Leyle, çev. Mehmet Yolcu, İst. 1996, C. 2, Sh. 35, Hds. 548.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, Vdğ. İst. 2014, C. 5, Sh. 307, Hds. 6640.

22) Bkz. Enbiya, 21/107.

23) Bkz. Ahzab, 33/21.

24) Tevbe, 9/128.

25) Bakara, 2/151-153.

26) Taha, 20/123-124.

27) Âl-i İmrân, 3/86-89.

28) Bakara, 2/21-22.

29) Haşr, 59/2.

Yazar:
Muhammed İslamoğlu
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul