22 Ocak 2018 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / DAR’UL HARB’TE TİCARETLE İLGİLİ MESELELER / 2

DAR’UL HARB’TE TİCARETLE İLGİLİ MESELELER / 2

DAR’UL HARB’TE TİCARETLE İLGİLİ MESELELER / 2

Dar'ül Harb'te Faiz Değil, Fey Helaldir

İmam Serahsi, “El-Mebsut” adlı eserinde faizin ister küfür diyarı olsun, isterse de İslam diyarı olsun müslümanın müslümanla arasında  kıyamete kadar haram olduğunu  delilleriyle ortaya koyduktan sonra, müslümanla harbi bir kafir arasında tahakkuk eden faiz ve kumar gibi meseleleri  şöyle açıklamıştır; İmam Muhammed, Mekhul (rh.a.)' ün Rasulüllah (s.a.s.)'dan naklettiği şu hadisi anar: " Gayri Müslimlerin ülkesinde o ülke vatandaşları ile müslümanlar arasındaki işlemlerde faiz meydana gelmez."1

Bu hadisi mürsel bir hadis olsa bile Mekhul, fakih ve güvenilir bir ravidir. Bu özellikleri taşıyan birisinin rivayet ettiği mürsel hadis ise makbuldür. Bu rivayet, müslüman birisinin düşman ülkesinde, düşman ülkesi vatandaşına, iki dirhem karşılığı bir dirhem satmasının caiz olduğu" şeklindeki hüküm için, Ebu Hanife ve Muhammed (rh.a.)' delilidir. Ebu Yusuf ve Şafii (rh.a.)' ye göre ise böyle bir işlem caiz değildir.

Onlara hayvan ölüsü satmak veya onlarla kumar oynayıp kumardan mal kazanmakta da aynı ayrılığı vardır. Ebu Hanife ve Muhammed (rh.a.)'e göre bu kazanç temizdir. Şafii ve Ebu Yusuf (rh.a.)'a göre değildir.

Muhammed (rh.a.) şöyle demektedir:

"Bize şöyle bir rivayet ulaşmıştır: Hicretten önce  ‘Elif, lam, mim. Rumlar yenilgiye uğradılar.’ (er-Rum 30/1-2) ayeti inince kureyş müşrikleri Ebu Bekir (r.a.)'e  ‘Rumların, İranlıları yeneceğini mi düşünüyorsunuz?’ dediler. O da: ‘evet’ cevabını verdi. Müşrikler bunun üzerine: ‘bizimle bahse girmeye var mısın? Ortaya bir bahis koyalım. Eğer savaşı Rumlar kazanırsa bu bahis konusu malı sen alırsın, ama İranlılar kazanırsa biz alırız’ dediler. Ebu Bekir. (r.a.) onlarla bahse girmeyi kabul etti. Ardından Peygamber (s.a.v.)'e gelip başından geçenleri anlattı O (s.a.s.): ‘Müşriklerin yanına git ve bahis miktarını artır. Ancak Rumların galibiyetinin daha sonraki yıllarda meydana geleceğini söyle.’ buyurdu.

Bunun üzerine Ebu Bekir (r.a.) söylenenleri yaptı. Rumlar İranlıları yenince müşrikler ona bir haberci göndererek: ‘Gel ve kazandığın bahis malını al’ dediler, o da aldı. Bu malı Peygamber (s.a.s.)'e getirince, O, bu malı yiyebileceğini söyledi.”2

Ancak böyle bir kumar müslümanlar arasında caiz değildir. Fakat Peygamber (s.a.s.) bir müslüman olan Ebu Bekir ile Kureyş müşrikleri arasında böyle bir işlem yapılmasına izin vermiştir. Çünkü o, İslam Ahkâmının yürürlükte olmadığı bir şirk ülkesinde, Mekke'de bulunuyordu.

"Rasulüllah (s.a.s.) Mekke'nin yukarı taraflarında Rükane (r.a.) ile karşılaşmış, Rükane (r.a.) ona ‘koyun sürümün üçte bir ödül olmak üzere benimle güreşir misin?’ demiş, Peygamber (s.a.s.)’de bunu kabul etmiş ve onu yenmişti. Ardından bütün koyun sürüsünü Peygamber (s.a.s.) kazanana kadar güreşe devam etmişlerdi. Fakat Peygamber (s.a.s.) bir ihsan olarak bu sürüyü ona geri vermişti."

Bu rivayet de düşman ülkesinde düşman ülkesi vatandaşı ile müslüman bir kimse arasında bu tür işlemlerin caiz olduğunu gösterir. Çünkü düşman ülkesi vatandaşının malı mubahtır. Ancak müslüman bir kimse onlara güvence (eman) verince, onlara ihanet etmeyeceği ve mallarını da kendi gönül rızaları olmaksızın almayacağı doğrultusunda bir garanti vermiş olur. Ayrıca müslüman bu yollarla değil söz konusu malları almakla malik olur. Çünkü müslümanın yaptığı bir iş mümkün olduğu kadar en güzel yol göz önünde bulundurularak yorumlanır. En güzel yol ise açıkladığımız yoldur. Iraklılar bunu ifade etmek üzere şöyle derler: Onların canları ve malları bize helaldir. Güvence (eman) verilmemişse onlara karşı hiçbir sorumluluk yoktur.”3 

Üstad Mevdudi, “Faiz” adlı kitabında konuyla ilgili şu açıklamaları yapmaktadır:

 

“İnsanlarda genellikle, gayri İslami hükümetlerde faizin helal olduğu yolunda garip bir kanı vardır ve bu asıl meselenin anlaşılmasını engellemektedir. Yoksa herhangi bir mesele Kur'an yasasına dayanıyorsa, ona göre bir zamanlarda haram olan bir şeyin başka bir zaman helal olabileceğini söylemek tamamen yanlıştır. Gerçek şu ki, helal olan bir şey her zaman helal olmuştur. Yüce Allah neye "helalen tayyiben" diyorsa, İman-ı Azam da ona "tayyıb" demektedir. Yoksa bir Müslüman, Kur'an'ın haram kıldığı bir şeyi kendi tasarrufuna göre veya kulaktan duyma rivayetlere dayanarak helal kılma hakkına nasıl sahip olabilir? Özellikle, nassa ilaveten zayıf bir rivayete dayanılarak ters bir hareket yapılamaz. Bundan dolayıdır ki, İman Ebu Hanife, mevcut kanunun caiz olarak belirlediği yollarla elde edilen kazanç gibi genel bir hükmün kapsamına giren sadece faiz değil, kumar gelirlerini de tayyıb ilan etmiştir. Örneğin, sigorta, hayat sigortasının kazanç yolu budur. İslam alimleri bunu kumar ve faizin bir karışımı olduğuna inanır. Oysa Siyer-i Kebir'de İman Muhammed, İman Ebu Hanife'den şunu nakletmiştir: Eğer o, onlardan (gayr-i Müslimlerden) kumar yoluyla mal kazanırsa, bu kendisi için temiz ve tayyıb olacaktır. Faizden bu kadar söz edilmesinin nedeni, herhalde, İman Mekhül'dan (ki, kendisi muhadislere göre en güvenilir rivayetçilerden biridir) naklolunan bir hadistir ki, bu meselenin lehine sunulmaktadır. Mekhul'ün Rasullah'tan naklen kaydettiği bir rivayete göre Hz. Peygamber buyurdular, bir harbi (gayr-i müslim) ve bir Müslüman'ın arasında faiz yoktur. (Beyhaki)  

 

İnsanlar bundan çeşitli anlam çıkarırlar; oysa salt sözlerden anlaşılan husus şudur: Bir Müslüman ile gayri zimmî bir gayri müslim arasında yapılan faizli herhangi bir iş, faizli olmayıp, Kur'an'ın "ibahet (helaller) kanununa" göre söz konusu mal bir Müslüman için tayyıb ve helaldir.

 

Gerçek şu ki, İslam şeriatı, Kur'an ve Hadis ile sahabelerin davranışı açısından öyle açık seçik bir kanundur ki, bunu kimse inkâr edemez. Bazı kimseler, Mekhül' ün hadisiyle ilgili hüccetin olup olmadığını tartışırlar ve lehte bazı kanıtlar vermeye çalışırlar. Oysa bu gibi malların tayyıb ve helal olduğuna dair Kur'an-ı Kerim'in açık ibareleri vardır. Nitekim Allame İbn Humam haklı olarak şöyle demiştir: ‘Araştırmaların sonucuna göre Mekhul'ün rivayeti ortada olmasaydı bile şeriat'ta böyle birşeye açık izin verildiği anlaşılacaktı.’ (fethu'l- Kadir, c. 7, s. 178)

 

Bidaye yazarı bu temele dayanarak İmam Ebu Hanife'nin mezhebini çok doğru olarak şöyle yorumlamıştır: ‘Ve bu temele dayanan şu mesele var ki, eğer bir Müslüman veya bir zimmi, Dar-ül harb'e (gayri İslami ülke) barış anlaşması yaparak girmiş ve bir gayri müslim ile riba (faiz) anlaşması veya iş yapmış, ya da İslami kanun açısından fasit bir muamele yapmışsa, bu iş caiz olacaktır.”4

 

Mustafa Çelik hoca, “Dar'ul Harb Fıkhı” adlı kitabında konuyu şu şekilde açıklamıştır:

 

Dar'ul Harb'de yaşayan müslümanın tabi olduğu ahkâmlar Dar'ul İslam'dakine nazaran farklıdır. Dar'ul Harb'de ikamet eden müslümanın başka bir müslüman ile olan münasebeti Dar'ul İslam'daki münasebeti gibidir. Yani Dar'ul İslam'da müslümana karşı nasıl davranıyorsa Dar'ul Harb'de de öyle davranır. Ancak Dar'ul Harb'de ikamet eden bir müslümanın harbi ile münasebeti değişiktir. Bu değişikliklerden birisi de faiz muamelesidir. Dar'ul Harb'de müslüman ile harbi arasındaki faiz muamelesi Hz. Muhammed (s.a.s.) hadislerinde gündeme getirilmiştir. Şimdi Hz. Muhammed (s.a.s.) Dar'ul Harb'deki faiz muamelesi ile ilgili açıklamalarını araştıralım.

 

Dar'ul Harb fıkhının temelini Hz. Muhammed (s.a.s.) atmıştır. Hz. Muhammed (s.a.s.) bir hadisi şerifinde şöyle buyuruyor:

‘Dar'ul Harb'de müslüman ile harbi arasında faiz yoktur.’ (Durer'ul Hukkam fi şerhi Gurer'il Ahkâm (M.Husrev ) C: 2. Sh: 591.)

Diğer hadislerde olduğu gibi bu hadisi şerifte de metin değişikliği vardır. Nitekim Şemsul Eimme İmam-ı Serahi (rh.a.) de bu hadisi şöyle rivayet ediyor: Dar'ul Harb'de müslümanlar ile Dar'ul Harb ahalisi arasında faiz yoktur. El Mebsut (İmam-ı Serahsi) C: 14, Sh: 56.) Bu hadisi Mekhul  (r.a.) rivayet etti. Ve bu hadis garibdir. Fethul Kadir Lil Acizil Fakir (İbn-i Hummam) C: 6, Sh: 178. Ancak Hz. Mekhül (r.a.) sikka ve fakih bir ravidir. Rivayetleride makbuldur. El mecbsut (İmam-ı Serahsi) İslam üleması bu hadisin ışığında çeşitli açıklamalarda bulunmuşlardır. Şimdi ülema tarafından yapılan araştırmaları öğrenelim.

Hanefi mezhebinin alimlerinden molla husrev (rh.a.) şöyle diyor: Bu kavli şerif  için yani Dar'ul Harb'de müslüman ile harbi arasında faiz olmaz. Dar'ul Harb'de müslüman ile harbi Bey-i Fasid (Geçersiz ticaret) ile alış verişte bulunsalar caizdir. Bunu Zeyle-ı de zikir eyledi. Tahkiken onların malları Dar'ul Harb'de müslüman için mubah'dır. (Durer'ul Hukkam fi Şerhi gurer'il Ahkam (M.Husrev) C: 2, Sh: 591.)  

Kemaleddin İbn-i Humam (rh.a.) de söyle der:

Gerek kumar meselesinde olsun ve gerekse faiz meselesinde olsun eğer fazlalık müslümana geçiyorsa bu muameleler mubah'dır. Ancak gerek kumar ve gerekse faiz konusunda olsun fazlalık müslümana geçmeyip karşı tarafa geçiyorsa caiz değildir. (Fethu'l Kadir Lil Acizil Fakir (İbn-i Humam) C: 6, Sh: 178.) Bu açıklamalardan anlaşılan şudur: Dar'ul Harb'de harbilerin malı mubah'dır. Müslüman ile Harbi arasında Dar'ul Harbde faiz caizdir. Ancak bir şartla; oda fazlalığın müslümanın tarafına geçmesidir.

Şemsul Eimme İmam-ı Serahsi (rh.a.) şöyle diyor:

Ebu Hanife (rh.a.) ile İmam-ı Muhammed (rh.a.) Dar'ul Harb'de bir müslüman için Harbiye bir dirhemi iki dirhemle vermenin caiz olduğuna fetva verdiler. (El Mebsut (İmam-ı Serahsi) C: 14, Sh: 56.) Esasen bir meselede faizin tahakkuk edebilmesi için bir takım şartlar vardır. Melikul Ulema İmam-ı Kasani (rh.a.) şöyle diyor: Faizin cereyan etmesi gerekli şartlarından birisi de, İki bedelin masum olmasıdır. Bunlardan birisi masum olmazsa faiz tahakkuk etmez. (Mesela biri Dar'ul İslam ahalisinden müslüman, diğeride Dar'ul Harb ahalisinden Harbi olması gibi.) Bu İmam-ı Azam ile İmam-ı Muhammed'in görüşüdür. Ebu Yusuf (rh.a.) göre faizin tahakkuk etmesi için bu şart aranmaz. Hatta bir müslüman tüccar Dar'ul Harb'e girse ve Harbi'ye bir dirhemi iki dirhem ile satsa veya ahkam-ı İslam'a göre fasid bir alış verişte bulunsa Ebu Hanife (rh.a.) ile Muhammed (rh.a.) yanında caizdir. Amma Ebu Yusuf (rh.a.) yanında caiz değildir. Ebu Hanife (rh.a.) ile Muhammed (rh.a.) gerekçesi şudur: Harbinin malı masum olmayıp bizzat mubahdır. Ebu Yusuf (rh.a.) gerekçesi şudur: Müslümanlar için faiz haram olduğu gibi kafirler içinde faiz haramdır. Çünkü onlarda haramlara muhattabtırlar. (El Bedai'us-Senai fi Tertibi'ş-Şerai (İmam-ı Kasani) C: 5. Sh: 192.) Görüldüğü gibi Hanefi mezhebinde Dar'ul Harb'de müslüman ile Harbi arasında faiz tahakkuk etmez.

Hicretten önce Mekke'nin fethine kadar Mekke bir Dar'uş-Şirk idi. Hz. Abbas (r.a.) müslüman olduktan sonra mekkede ikamet ediyordu. Hz. Muhammed (s.a.s.) Mekke'de ikamet eden Hz. Abbas (r.a.) müşriklerden faiz aldığını biliyordu. Buna rağmen Mekke'nin fethine kadar müdahale etmedi. Ancak Mekke'nin fethinden sonra: Cahiliyye devrine ait faizler kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk faiz de Abbas b.Abdulmuttalib'in faizdir. Buyurdu. (El Mebsut (İmam-ı Serahsi) C: 14, Sh:57.) Çünkü Mekke fetihden sonra bir Dar'ul İslam olmuştu. (Menhelul Varidin Şerhu Riyadu Salihin (Suphi Salih) C: 1, Sh: 41.) Dar'ul İslam'da da itikadı yapısı ne olursa olsun, hiçbir ferd diğerinden faiz alamaz. Faize müsaade edilmez. (Emanet ve Ehliyet (Yusuf Kerimoğlu) C: 2, Sh: 148.) Ancak Dar'ul Harb olan Mekke'de Hz. Abbas (r.a.) hiç kimseye parasını faiz yerine vermemiştir. Yukarıdaki ibareden de anlaşılacağı üzere müşriklerden almıştır. Bu da bize gösteriyor ki: Dar'ul Harb'de müslüman ile harbi arasında cereyan eden faizde fazlalık müslümanın tarafına gelirse faiz caizdir.

Dar'ul Harb'de müslüman ile Harbi arasında faizin caiz olmasının sebebi: Dar'ul Harb'de harbi'nin malının mubah olmasıdır. Esasen Dar'ul Harb ve içindekilerin hepsi mubah'dır. Bu konuda önderimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) şöyle buyuruyor:

Dar'ul İslam ve içindekilerin hepsi masumdur, haramdır. Dar'uş-Şirk ve içindekilerin hepsi mubahdır. (El Ahkamu's Sultaniyye (Maverdi-Ter: Ali Şafak) Sh: 68.) Bu hadisi şerif, hanefi ulemasının Dar'ul Harb'de müslüman ile Harbi arasında faizin caiz olduğunu ortaya koyan fetvayı kuvvetlendirmekte ve hatta fetvanın dayanağı olmaktadır. Şu kadar var ki, Dar'ul Harb'de; müslümanların kendi aralarında faiz alıp vermeleri haram'dır. (El Bedai's-Senai fi Tertibi'ş-Şerai (İmam-ı Kasani) C: 5, Sh: 192.) Yani birbirlerine faiz alıp veremezler. Yukarıda geçen hadisi şerife İmam-ı şafi itiraz etti. İmam-ı Şafi Hz. Mekhül (r.a.) rivayet ettiği hadisin sabit olmadığını ve hüccet kabul etmeyerek, Dar’ul Harb'de müslüman ile harbi arasında faizin caiz olmadığını beyan etti. (El Mebsut (İmam-ı Serahsi) C: 14, Sh: 56.) Oysaki Hanefi ulamasından Serahsi (r.a.) Hz. Mekhül (r.a.) 'ın hadisinin mürsel olduğunu söyledi ve hanefi uleması Hz. Mekhül (r.a.) rivayet ettiği hadisle amel ettiler.

Dar'ul Harb'de ikamet eden müslüman her fırsatta harbileri hezimete uğratmak ister. Bu münasebetle Allah'ın inzal buyurduğu hükümlere karşı savaş açan harbileri faiz ile de hezimete uğratabilir. Ancak müslümanlar gerek dar'ul islam'da, gerekse de dar'ul harb'te yaşasınlar ebediyen birbirlerinden faiz alıp veremezler. Çünkü bu nassla haram'dır”

Sonuç olarak deliller ışığında şunu diyebiliriz ki: Hanefi mezhebine göre Dar'ul Harb'ın ahalisinden olan harbi'nin canı ve malı mubah'tır. Harbi, İslam ahkâmlarını inkâr ederek İslam'a karşı fiilen savaşan ve harb eden kimsedir. İslam'a karşı savaşan bir kimsenin ne canının ne de malının herhangi bir kıymeti yoktur!

Not: Bu makalenin birincisi dergimizin 171. Sayısında yayınlanmıştır.

Dipnot

1-   Zeyle i Nasb'ur-raye,c;4,sf;53

2- Ahmed b. hanbel,Müsned,c;1,sf;276, Taberani,Mu'cem-ul Kebir,c;12,sf;28, Tirmizi,Tefsir,Hds;30, Hakim,Müstedrek,c;2,sf;445

3- El-Mebsut  c;14, sf; 96-99

4-  İslam’da faiz, sf; 228-22 

   

Yazar:
Nasruddin Yasin
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul