22 Ocak 2018 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / ZALİMLERE BOYUN EĞMEYEN ŞEHİD İMAMIMIZ EBU HANİFE(RH.A.)

ZALİMLERE BOYUN EĞMEYEN ŞEHİD İMAMIMIZ EBU HANİFE(RH.A.)

ZALİMLERE BOYUN EĞMEYEN ŞEHİD İMAMIMIZ EBU HANİFE(RH.A.)

Allah(c.c) Kelam’ı olan Kur’an’da şunları söylemektedir:

“Ey İman edenler! Allah’a itaat edin ve Rasulune itaat edin. Ve sizden olan emir sahiblerine de itaat edin. Eğer bir şey de anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah’a ve Rasulune döndürün. Eğer Allah’a ve Ahirete gününe inanıyorsanız İşte bu hayırdır ve en güzel bir dönüştür.” (Nisa,  4/ 59)

Bu ayetin tefsiri sadedinde İmam Kurtubi (rh.a.) şunları söyledi:

“Cabir b.Abdullah ile Mucahid der ki:  Emir sahibleri(Ulu’l-emr) denilen kimseler, Kur’an ve ilim ehli olan kimselerdir. Malik (Allah’ın rahmeti üzerine olsun)’in tercihi de budur. Ed-Dahhak’ın şu sözü de buna yakındır: Yüce Allah bununla, fukahayı ve din âlimlerini kastetmektedir. (…)  İbni Keysan der ki:  Emir sahibleri, insanların işlerini düzgün bir şekilde çekip çeviren, akıl ve görüş sahibi kimseler demektir.”1

Said Havva (rh.a.) ‘de bu ayetin tefsirinde şunları  kaydetmektedir: 

Ey İman edenler! Kitabına itaat etmek suretiyle “Allah’a itaat edin” Hayatında şahsına, vefatından sonra da Sünnetine itaat etmek suretiyle de, “Peygambere itaat edin. Ve sizden olan emir sahiplerine de.  Burada “sizden” ile kastedilen Müslümanlardan olmasıdır. Müslüman olmayan Ulu’l-emrin ise, Müslüman üzerinde ne velayeti vardır, ne de itaat hakkı. Ulu’l-emr Müslüman olan emir sahipleridir. Nitekim ayetin nüzul sebebinden anlaşılan da budur. İbn Abbas şöyle diyor:  ‘Ulu’l-emr fıkıh ve din ehlidir.’ Bizim açıklamalarımız ile onun söyledikleri arasında herhangi bir çelişki yoktur. Çünkü asıl olan ümeranın, yani emir sahiplerinin, yöneticilerin alim ve Fakih olmasıdır. Darimi, Temim ed-Dari’den, Hz.Ömer (r.a.)’in şöyle dediğini rivayet etmektedir: Cemaatsız İslam olmaz. Emirlik olmadan da cemaat olmaz. İtaatsiz emirlik olmaz. Her hangi bir kimseyi onun etrafındakiler, sahip olduğu bilgi sebebiyle başlarına geçirecek olurlarsa, bu o kişi için de çevresindeki topluluk için de bir hayattır. Herhangi bir kimseyi çevresindekiler, bilgi olmaksızın başa geçirecek olurlarsa, onun için de onlar için de bir helak sebebidir. Şayet emir sahipleri bu niteliklere sahip değil iseler, o takdirde velayetleri ile ilgili hususlarda ilim adamlarına başvurmaları gerekir. Buna göre ilim adamları onlardan üstündür. Şu kadar var ki, eğer yöneticiler adaletli iseler, o vakit, bunun dışında kalan konularda ilim adamları üzerinde itaat hakları bakidir.2

Bu ayetin tefsirlerinde zikredilen şeylerden hareketle Müslümanların emir sahibleri diye isimlendireceği kimseler fakihlerdir. Yani Müslüman ilim adamları Müslümanların Emir sahipleridirler. Said Havva tefsirinde (3/181)’de ordu komutanlarının da emir sahibi kimselerden olduğunu ifade etmiştir. Ama ön tarafa çıkan tefsir Emir sahiblerinden kastın âlimler olduğudur. O zaman  buradan hareketle şu sonuca varmak mümkündür, Müctehid ulemamız bizim gerçek  emirlerimizdir. Yani İmam Azam, İmam Malik, İmam Şafii, İmam Ahmed vb. kişiler emir sahiblerimizdirler. Onlara itaat vaciptir.

İmam Kurtubi (rh.a.)  Nisa 59. Ayetin tefsirinde:

 “‘İtaatın kapsamı ve zalim yöneticilere itaatın gerekmediği’ başlığı altında bir yerde şunları nakletmektedir: Derim ki: Ali b. Ebi Talib(r.a. )’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: İmamın görevi adaletle hükmedip, emaneti eksiksiz olarak yerine getirmesidir. O bunu yapacak olursa, Müslümanlara da ona itaat etmek düşer. Çünkü yüce Allah önce bizlere, emaneti yerine getirip adaletle hükmetmeyi emretti, sonra da yöneticiye itaatı emretti.”3

İşin esasın da Müslümanların emir sahipleri alim olmak zorundadırlar. Ama zaruretler işlerin asıllarının yerine getirilmesini geciktirmektedirler. Ehli Sunnet’in bir diğer esası da zalimlere itaat etmemektir. Ama eğer zalimler işi yani yönetimi ele geçirmişler ise o zaman onlara itaat mecburiyetten dolayı caizdir. Ama bu bile bazı şeylerle sınırlıdır.

Netice de Emir sahiblerimiz olan müctehid ulemamızın temel özelliği Allah (c.c.) tarafından şöyle beyan edilmiştir:

“Ancak ve ancak Allah’dan Âlim olan kulları korkar.”(Fatır, 35/28)

Bu ayetin tefsirinde şunlar kaydedilmektedir:

“er-Rabî b. Enes dedi ki:  Allah’tan korkmayan bir kimse alim değildir.Mucahid de şöyle demiştir: Alim ancak Allah’tan korkan kimsedir….”4

Er-Rabi b. Enes  (rh.a.) dediği şey ayetin zahiri bir tefsiridir. Allah’tan korkmayan bir kimse alim değildir. Burada şunu da vurgulamak yerinde olacaktır, bilgiyi yüklenen kimse bilgili olarak adlandırılır ama âlim olarak kabul edilmez. İkisini ayıran temel özellik alimin bildikleri ile amel etmesi, bilgi yüklenici kişinin ise yalnız bilgiyi aktarmasıdır. Ama insanların çoğunun nezdinde bu karıştırılmaktadır.

Mevdudi (rh.a.) bu ayetin tefsirinde şunları zikretmektedir:

“Yani, insan Allah'ın sıfatlarını yeterince kavrayamadığı zaman Allah'dan korkmaz, fakat Allah'ın gücüne, O'nun İlim, Hikmet, Kahhar, Cabbar gibi sıfatlarına ne kadar vakıfsa Allah'dan o derece korkar. Dolayısıyla burada ilimden, matematik, felsefe, tarih ve diğer pozitif bilimler kastolunmuyor, buradaki söz konusu ilim, Allah'ın sıfatlarını bilmektir. Bir kimse tahsil görmüş olsa da, olmasa da Allah'ın sıfatlarından habersizse eğer, o kimse cahildir. Öyle ki pozitif bilimlerde ‘allame-i cihan’ olsa bile bu böyledir. Fakat bir kimse hiçbir tahsil görmemiş olduğu halde Allah'ın sıfatlarını biliyor ve O'nun içinde Allah korkusu bulunuyor ise, o kimse ilim ehlidir. Bu ayetteki ‘alim’ ifadesi ile, Kur'an, Hadis, Kelam ilimlerini bilenler kastedilmektedir. Ancak bir şahıs dini bilgiye sahip olduğu ölçüde, içinde Allah korkusu taşıyorsa, o zaman ayetin bahsettiği ‘alim’sınıfına girer. Nitekim Abdullah bin Mes'ud'dan (r.a.) nakledilen bir söz bu hususu doğrulamaktadır. ‘İlim sadece çok sayıda hadis bilmek değildir. İlim Allah'dan çok korkmaktır.’ Hasan Basri (r.a.) , ‘alim, Allah'ı görmediği halde korkan, Allah'ın sevdiğini seven ve Allah'ın sevmediğinden uzak kalan kimsedir’ diye buyurmuştur. Bu ayet böyle kimselere işaret etmektedir.”5

Zalim yöneticiler de bilgili olsalar dahi Allah korkusu azdır. Zalim Haccac çok bilgili bir kişilik olmakla birlikte, hiçbir zaman Müslümanların alimleri arasında sayılmamıştır.

Allah (c.c.) âlimlerin bir diğer özelliğini de şöyle beyan etmektedir:

“Hiçbir insana yakışmaz ki Allah kendisine Kitabı, hükmü ve nübüvvet versin de sonra o insanlara: Allah’ı bırakıp bana kullar olun desin. Fakat: Kitabı okuyup öğrettiğinize göre Rabbaniler olun”(der)(Ali İmran 3/79)

Ayetteki “Rabbani tabiri ile ilgili olarak İmam Kurtubi(rh.a.) şunları kaydetmiştir:

“Buna göre rabbani demek, ilmiyle amil olan, Rabbin dinini bilen Kimse demektir. Çünkü eğer ilmiyle amil değilse zaten alim olamaz.”6

İşte Müctehid ulamamız Rabbani birer âlim idiler. Üzerlerinde Rasulullah (s.a.s.) ahlak ve siyasetini taşırlardı. Ve bildikleriyle amel ederlerdi. İşte bundan dolayıdır ki Rasulullah (s.a.s.) âlimleri şöyle tarif etmiştir:

“Ebu Derda (r.a.)’dan; (…) ben Rasulullah (s.a.s.)’den şüphesiz şöyle buyururken işittim:

(…)

“Muhakkak ki Âlimler Enbiyaların varisleridirler. Şüphesiz enbiyalar ne dinar ne de dirhem bırakırlar, ancak ilim bırakırlar. Kim onu (yani ilmi) alırsa ondan bolca bir parça almış olur.7

Rasulullah (s.a.s.)’ın varisleri olan âlimler onun ahlakını da kendilerinde barındırmak zorundadır. Rasulullah (s.a.s.) Ahlakını Annemiz şöyle tarif etmektedir:

“.....(Sa’d ıbn Haşim)’den:

-Ey mü’minlerin annesi! Bana Resulullah (s.a.s.)’ın ahlakını anlat! dedim.

Aişe:

-Sen Kur’an okuyorsun değil mi? dedi.

-Evet okuyorum! dedim.

-İşte Nebiyullahın (s.a.s.) ahlakı Kur’an idi. dedi...”8

Rsulullah (s.a.s.)’ın ahlakının Kur’an olması demek şudur:

“Rasulullah(s.a.s.) Kur’anla amel ettiğini, onun adabına tamamıyla uyduğunu anlatmaktadır.”9

Rasulullah (s.a.s.) Allah’ın sev dediğini sever, buğz et dediğine buğz eder ve onun sevme dediğini sevmezdi. Bu konuda Kur’an onun rehberi idi. Ondan dolayıdır ki Rasulullah (s.a.s.)’ın varisleri olan âlimler de aynı ahlakla ahlaklanırlar.

Allah (c.c.) Kur’an’da şunu beyan eder:

“… Allah zalimleri sevmez.” (Ali İmran, 3/57)

Allah (c.c.) Kur’an’da şunu beyan eder:

“Bir de zulmedenlere meyletmeyin. Sonra size ateş dokunur…” (Hud, 11/113)

İmam Kurtubi (rh.a.) bu ayetin tefsirinde şunları söylemektedir:

“Katade der ki: Buyruk zalimleri sevmeyin ve onlara itaat etmeyin anlamındadır. İbn Cureyc, onlara hiçbir şekilde meyletmeyin anlamındadır, demiştir. Ebu’l-Aliye ise onların amellerine Razı olmayın diye açıklamıştır….”10

Rasulullah (s.a.s.) varisleri olan ulema zalimleri sevmediği gibi zalimlere meyl etmezler. Zalimlerle bir arada da bulunmamaya gayret ederlerdi.

Allah(c.c.) buyuruyor ki:

“Ayetlerimize dalanları gördüğün zaman onlar başka bir söze dalıncaya kadar kendilerinden yüz çevir! Eğer şeytan sana unutturursa, artık hatırladıktan sonra o zalimler topluluğu ile oturma!” (En’am 6/68)

İmam Kurtubi (rh.a.) bu konuyla ilgili olarak “Zalimlerle beraberlik” başlığı altında şunları söylemektedir:

“Bir de zulmedenlere meyletmeyin, buyruğundaki zulmedenlerden kastın, müşrikler olduğu söylendiği gibi, hem müşrikler hakkında hem günahkarlar hakkında umumi olduğu da söylenmiştir…”11

İmamın da belirttiği gibi Âlimler müşrik olan zalimlerden uzak oldukları gibi günahkâr olan zalimlerden de uzaktırlar. Onlarla beraber olmamak için ellerinden geleni yaparlar.

Allah Rasulu (s.a.s.) varisi olan alimler zulmü sevmedikleri gibi zulme karşı birleşerek onu yok etmeye çalışırlar.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Ve onlar ki, kendilerine zulum isabet ettiğinde yardımlaşarak zulme karşılık verirler.”(Şura, 42/ 39)

Bu ayetlerin tefsiri sadedinde şunlar söylenmiştir:

“Bunun kâfir olsun olmasın haksızlık eden herkesin haksızlığı ile ilgili olarak umumi olduğu da söylenmiştir. Yani bir zalimin zulmü onlara isabet edecek olursa, onun zulmüne teslim olmazlar. İşte bu, iyiliği emredip kötülükten alıkoymaya ve hadleri uygulamaya işarettir.”12

İşte her koşul altında âlimlerimiz zalimlere karşı durmuş onların zulmüne engel olmaya gayret etmişlerdir.

Onların hak etmedikleri mercilerde bulunmalarını da engellemeye çalışmışlardır. Çünkü zalimlerin doldurmayacakları ve bulunamayacakları merciler vardır.

Allah (c.c.) Kelamında şöyle buyurmaktadır:

“Hani Rabbi İbrahim’i bir takım kelimelerle imtihan etmiş o da bunları tamamen yerine getirmişti. ‘Ben seni insanlara imam yapacağım’ diye buyurmuş, o da: ‘Zürriyetimden de’demişti. ‘Zalimlere Ahdim erişmez’ diye buyurmuştur.” (Bakara, 2/124)

Bu ayetin tefsirinde İmam Kurtubi İki önemli başlık atmıştır. Birincisi “Zalim kimse İmam (İslam Devlet Başkanı) olamaz.” başlığı altın da şunları söylemektedir:

“Bir grup ilim adamı bu âyet-i kerimeyi imamın (İslâm Devlet Başkanı'nın) bu işi üstlenebilecek gücün yanında, adaletli, ihsan sahibi ve fazilet sahibi bir kimse olması gerektiğine delil göstermişlerdir.

 

(…)

 

Fasıklar, haksızlık ve zulüm yapanlar ise imam olmak ehliyetine sahip kim­seler değildir. Çünkü yüce Allah: "Zalimlere ahdim erişmez" diye buyurmuş­tur. İşte İbn ez-Zubeyr'in, el-Huseyn b. Ali'nin, (Allah hepsinden razı olsun) huruçları, ayaklanmaları bundandır. Yine Iraklıların hayırlıları ve ilim adam­ları da Haccâc'a karşı çıkmışlardır. Medine halkı da Umeyyeoğullarını Medi­ne'den dışarı çıkartmış, onlara karşı çıkmışlardır. İşte Müslim b. Ukbe'nin ger­çekleştirdiği Harre vakası ve faciası bu sebeple olmuştur.13

İmam “Zalimin İşgal edemeyeceği makamlar” başlığı altında da şunları kaydetmiştir:

“İbn Huveyzimendad der ki: Zalim olan hiçbir kimse peygamber, halife, ha­kim, müftü, namaz kıldırmak üzere imam olamaz. Şeriat sahibinden yaptığı rivayetleri kabul olunmaz. Ahkâma dair şehadeti kabul edilmez. Şu kadar var ki, fasıklığa başladığından dolayı hal ve akd ehli tarafından azledilmedikçe azledilmez. Azledilmeden önce verdiği doğruya, hakka uygun hükümler bo­zulmaz, geçerli kalmaya devam eder.14

İşte bundan dolayıdır ki İmamlarımız zalimlerin şerlerine rağmen onlara karşı gelmiş ve onlara itaat etmemişlerdir. Bunda dolayı İmam Azam (rh.a.) Emevi ve Abbasi İslam devletinin zalim hükümetlerine karşı gelmiş  onların emrinde görev almayı kabul etmemiştir.

Kaynaklar da bu olay şöyle anlatılmaktadır:

Emevîler zamanında İbn Hübeyre, Kûfe valisi idi. Irak’da kaynaşmalar baş gösterdi. Irak fukahasını kendi kapısında topladı. Aralarında İbn Ebi Leylâ, İbn Şübrüme, Davud b. Ebi Hind gibi ulemâ vardı. Her birini mühim dev­let vazifeleri başına geçirdi. Ebu Hanife’yi de davet etti. Mührü, onun eline vermek istedi. Ebu Hanife’nin elinden geçmeyince hiçbir emir ve fermanın hükmü olmayacak, Beytu’l-mal’den çıkan her mal, Ebu Hanife’nin elinden çıkmış olacaktı.

 

Ebu Hanife, bunu kabul etmedi.

 

İbn Hübeyre:

 

- Eğer kabul etmezse O’nu döverim, diye yemin etti.

 

Fukaha arkadaşları, Ebu Hanife’ye:

 

- Allah aşkına, kendini tehlikeye atma, şu işi kabul et. Biz, senin kardeşleriniziz. Hepimiz bu işlerden nefret edi­yoruz, fakat kabulden başka çare bulamadık, ister istemez vazife aldık, dediler.

 

Ebu Hanife şu cevabı verdi:

 

- Vasıt Mescidi’nin kapılarını saymayı bana teklif etse ona, onu da yapmam. Nasıl olur da bu ağır işi kabul ede­rim. O, boynunu vuracağı bir adamın ölüm fermanını ya­zacak, ben de ona mühür basacağım ha! Vallahi, böyle bir işe katiyyen girmem!

 

İbn Ebi leylâ:

 

- Arkadaşımızı bırakalım! O, haklıdır, hatâ başkasının, dedi.

 

Ebu Hanife’yi hapse attılar. O’na, her gün dayak atı­yorlardı.

 

Cellâd, İbn Hübeyre’ye gelerek:

 

- Bu adam, kırbaçtan ölecek, dedi.

 

İbn Hübeyre:

 

- Söyle O’na, bizi yeminimizden kurtarsın, dedi.

 

O da, Ebu Hanife’ye bunu söyleyince:

 

- Caminin kapılarını saymamı istese yine yapmam, dedi.

 

Sonra Cellâd, İbn Hübeyre ile görüştü:

 

- Bu mahpusa bir nasihatçı yok mu? Mühlet istesin ki, vereyim, dedi.

 

Ebu Hanife’ye haber gönderdiler:

 

- Arkadaşlarımla istişare yapayım, bakayım, dedi.

 

İbn Hübeyre, tahliyesini emretti. Ebu Hanife, hapisten çıkınca atına bindi, Mekke’ye kaçtı. Bu hadise, 130 sene­sinde idi. Mekke’de yerleşti. Hilafet Abbasîlere geçinceye kadar orada kaldı.

 

Ebu Cafer Mansur zamanında Kûfe’ye döndü.”15

 

Yine Aynı eser de İmam’ın Abbasiler dönemin de karşılaştığı zulum şöyle aktarılmaktadır:

 

“Ebu Hanife, Mansur tarafından çağrılarak, kadılık teklif edilmişti. İmam, kabul etmedi.

 

Halife de:

 

- Seni, bu makama getireceğim, diye yemin etmişti.

 

Halifenin teşrifat memuru Rabi’ (ki, Ebu Hanife için iyi niyet beslemeyen bir kimseydi), İmama:

 

- Görmüyor musun? Halife yemin etti, dedi.

 

Ebu Hanife:

 

- Mü’minlerin emiri, yemin kefâretini vermeye benden daha kadirdir, dedi.

 

Bunun üzerine İmam, hapse atılmıştı. Hapisten tekrar çıkarılarak aynı teklif yapıldı.

 

Ebu Hanife, şöyle diyordu:

 

- Allah’dan kork! Ben, kendime güvenemiyorum. Kadı­lık emanetini de Allah’dan korkan birisine ver. Ben, buna lâyık değilim, yapamam.

 

Halifenin canı sıkılmıştı.

 

- Yalan söylüyorsun! Sen, bu işe lâyıksın, dedi.

 

(Ebu Hanife, bunu bekliyormuş gibi:)

 

- İşte hükmü kendiniz verdiniz. Yalan söylediğini ikrar ettiğiniz bir kimseye kadılık emanetini nasıl verebilirsiniz? Bununla beraber ben, Arab değilim. Arab olmayan bir kim­senin kadılık makamına getirilmesine razı olurlar mı? dedi.

 

İmam, bütün bu teklifleri reddetmesi üzerine hapse atılmıştı. Hapishanede Hakk’ın rahmetine kavuştu. Hapis­hanede, dayaktan mı, yoksa zehirlenerek mi vefat etti?16

 

Zalimler tarafından O büyük insan öldürüldü. İnşaallah şehadet mertebesine yükseldi. Zalimlere boyun eğmeden Rabbinin Rabbaniler olun emrinin gereği emredilenleri eğmeden bükmeden anlatıp yaşadı…

 

İmam Azam (rh.a.) bu tavrı Rasulullah (s.a.s.)’ın  şu hadislerine uymaktadır, hadisler şöyledir:

 

 

“Ebi Said ve Ebi Hureyre’den ikisi dedi ki; Rasulullah (s.a.s.) dedi ki:

“Yeminle, İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, Sizin emirleriniz Sufeha (eksik akıllı kişiler)den olacak. İnsanların en şerlilerini öne geçirecek, onların hayırlılarını geri bırakacaklar. Namazı vaktinden sonraya bırakacaklar. Sizden kim bunu idrak eder (o zaman ulaşırsa) Emir olmasın Polis (kolluk kuvveti) olmasın, vergi toplayıcısı, Maliyeci(haznedar) olmasın!”17  

“Muaz b. Cebel’den dedi ki; Rasulullah (s.a.s.)’ı şöyle derken işittim:

‘Size Hibe yapıldığı müddetçe alın. Rüşvet olmak üzere size borç verildiği zaman onu almayın Onu terk etmenize fakr ve ihtiyacınız mani değildir. Dikkat edin! Muhakkak İslam’ın değirmeni dönmektedir. Kitabla beraber yerine döndüğü müddetçe sizde dönün. Dikkat edin! Muhakkak yakında Sultan ile kitab ayrılacak. Dikkat edin! Muhakkak sizin üzerinizdeki emirler kendi nefislerine(uygun görüp) hükmettikleri(gibi) size hükmetmezler. Onlara isyan ettiğiniz vakit sizi öldürürler. Eğer onlara itaat ederseniz sizi delalete düşürürler (yani saptırırlar)

(Ashab) dediler ki:

-Ya Rasulallah nasıl yapalım?(Rasulullah-sas-cevab vererek dedi ki)

-İsa bin Meryem’in ashabı gibi yapın. Testereler ile ikiye biçildiler ve tahtalar üzerinde taşındılar.’

Allah’a taat içinde ölmek Allah’a masiyet(günah) içinde yaşamaktan hayırlıdır.”18

İşte İmam Azam (rh.a.) hadiste ifade edildiği gibi Allah’a taat içinde ölmeyi masiyet içinde yaşamaya tercih etmiştir.

Bu izzetli duruşu gösteren İmamımızın yolunu takib edenler bırakın İslam devletinde ki zalimlere isyan etmeyi,Allah’ı ve Rasul’unu hiç hesaba katmayan Tağuti sistemelere gönüllü köleler olmuşlardır!...Hemde Utanmadan İmam Azam’a ve onun fıkhına tabii olduğunu söyleyerek….Eğer bu kimseler gerçekten İmam Azam(rh.a) imam kabul etmiş olsalardı,onun gibi davranırlardı.Ama İsimleri Hanifi işleri Hanifi  olmadığından İmam’ın izzetli duruşunu gösterememiş. Dünyalık bir Menfaat uğruna izzetlerini satmışlardır.

 Bu konuda son olarak şu hadisi zikredip konuyu kapatalım:

“… Dahhak b. Kays, Kays b. Heyseme Yezid b. Muaviye öldüğü zaman  bir mektub yazarak: “Selamun aleykum bu girişten sonra, şüphesiz Rasulullah (s.a.s.) şöyle derken işittim:

Kıyamete yakın gecenin karanlık parçaları gibi fitneler olur. Duman parçası gibi fitneler olur. Onda mü’min bir adamın kalbi ölür tıpkı bedenin öldüğü gibi. Adam mü’min olarak sabahlar kafir olarak akşamlar, mü’min olarak akşamlar kafir olarak sabahlar. O milletlerin en değersizi ve en aşalığı dünyalık bir malkarşılığı (dini) satandır.”19

Dipnot

1- İmam Kurtubi, Camiul Ahkamul Kur'an, (5/297) çev: M.Beşir Eryarsoy, Buruc y.

2- Said Havva, El-Esas Fit-Tefsir(3/177-8) Çev:M.Beşir Eryarsor & Harun Ünal, Şamil y.

3- İmam Kurtubi, Camiul Ahkamul Kur’an(5/296) çev: MBeşir Eryarsoy, Buruc y.

4- İmam Kurtubi, Camiul Ahkamul Kur’an (14/338) çev: M. Beşir Eryarsoy, Buruc y.

5- Mevdudi, Tefhimu’l-Kur’an (4/557) çev: Heyet İnsan y. 2. Bsk ty

6- İmam Kurtubi, Camiul Ahkamul Kur’an(4//258)çev: M.Beşir Eryarsoy, Buruc y.

7- İbniMace, (1/385) Mukaddime, Bab: 17 hds no: 223

8- Muslim (4/237) 6.K Salatil musafirin ve kasriha bab.18 hds no:139

9- Muslim Terceme ve Şerhi(4/241) Ahmed Davudoğlu Sönmez neş.

10- İmam Kurtubi, Camiul Ahkamul Kur’an(9//166) çev: M.Beşir Eryarsoy, Buruc y.

11- İmam Kurtubi, Camiul Ahkamul Kur’an(9//167) çev: M.Beşir Eryarsoy, Buruc y.

12- İmam Kurtubi, Camiul Ahkamul Kur’an(15//423) çev: M.Beşir Eryarsoy, Buruc y.

13- İmam Kurtubi, A.g.e (2/319)

14- İmam Kurtubi, Camiul Ahkamul Kur’an (2/319-20) Çev: M.Beşir Eryarsoy, Buruc y.

15- Muhammed Ebu Zehra Ebu Hanife(sf/46-7) çev: Osaman Keskioğlu 3.bsk Ankara 1999

 

16- Kul Sadi Yüksel, Çağ ve Ulema sh/104)1.bsm.2002 İst. Misyon Yay.

 

17- Ebu Ya’la El-Mavsili Musned(1/473-4) Hdsno: 1110& Heysemi Mecmeu’z-Zevaid(5/ 432) K. Hilafet bab: 19 Hdsno: 9225= Ebu Ya’la rivayet etmiştir. Onun ricali Sahihin ricalidir. Yalnız Abdurrahman b. Mes’ud hariç Oda sikadir.&İbn Hacer Metalibu’l-Aliye(2/237) K. Hilafet bab:- Hdsno:2118&İbni Hibban Sahih(7/54) K.Siyer bab:- Hdsno: 4567)

18- Heysemi Mecmeu’z-Zevaid(5/410-11) K. Hilafet Bab:13 Hdsno:9153=Taberani rivayet etmiştir. Yezid b. Mersed,Muaz’dan işitmemiştir. Ve el-Vadiyn b. Ata.İbni Hibban ve başkalarına göre  sikadır. Cemaat onu zayıf görmüştür. Geriye kalan ricali sikattır.

19- İmam Bursuri İthaful Hayrat(10/190) K.Fiten bab: 27Basit bir mal karşılığı dini satan kimse Hdsno: 9807  İbni Ebi Şeybe  ve Ahmed b. Hanbel rivayet etmişlerdir. İkisininde isnadı Ali İbn  Zeyd b. Cudan etrafında  dönmekhtedir. O zayıftır. Lakin Ebu Hureyre’nin hadisinden  Şahidi vardır Tirmizi onu sahih olarak rivayet etmiştir.&Tirmizi Sunen(4/69) K.Fiten Bab: 27 Hdsno: 2291 Bu hadis Hasen-sahihtir

 

 

 

 

 

 

 

Yazar:
Seyfulislam ÇAPANOĞLU
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul