14 Aralık 2017 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / İHTİLAFLARI RAHMETE DÖNÜŞTÜRMENİN ALFABESİ İTTİFAK AHLÂKI

İHTİLAFLARI RAHMETE DÖNÜŞTÜRMENİN ALFABESİ İTTİFAK AHLÂKI

İHTİLAFLARI RAHMETE DÖNÜŞTÜRMENİN ALFABESİ İTTİFAK AHLÂKI

Allah'ın kulları üzerindeki hakkı Tevhid'dir. Tevhid'in muktezası/gerektirdiği ihtilaf değil, ittifaktır. İhtilafı ittifak yerine tefrikaya dönüştürmek, tevhid'i işlevsiz bırakmaktır. İmanı/akideyi hayata ve dünyaya hiçbir sözü olmayan bir etkisiz/işlevsiz teori durumuna düşüren bütün yaklaşımlar, Hıristiyanlaşmış olmanın alâmetleridir. Rabbimiz buyuruyor:   

"Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra tefrikaya ve ihtilafa/parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır."1

Tefrika merkezli ihtilaf durdurulmazsa mü'min insanı hem dininden ve hem de imanından eder. Rabbimizin bizlerden istediği tefrika ve ihtilaf değil, ittifaktır. İslâm'da ihtilafın rahmete dönüştürülmesi, rahmetin de ittifaka medar yapılması bir ibadettir. Ancak bunun da bir edebi ve adabı vardır.

İmanın atmosferini aşmayan ihtilafta rahmet, rahmette ise ittifak vardır. İhtilafta ittifak olabilir mi? Olabilir. Hedeflerin aynı, aynı hedefe giden yolların ayrı olması bir ihtilaf olmakla birlikte, bir tefrika değildir. "Meslek”teki ihtilaf ile “meşrep” teki ihtilaf aynı değildir. Meşrepteki ihtilaf fıtridir, aynı hakikati başka bir üslup ile takdim etmektir. Hiçbir kimsenin meşrebi diğerinin aynı olamaz. Meşrep, üslup farklılığıdır. Aynı hakikati birisi şöyle ifade eder, diğeri bir farklı şekilde ifade eder; hiç kimse diğer bir kimsenin aynısı olamaz. Lisanlarımızın ve renklerimizin farklılığının yaratılıştan olması bunu iktiza eder. Mesela, iman hakikatlerinin anlaşılması mesleğinde ittifak etmiş iki kişi, bu maksada ulaşmak için verdikleri örneklerde ve bu örnekleri yorumlama şeklinde, örf veya meslekleri gereği, usulde değil ama fürüda, bazı farklılıklar gösterebilirler. Böyle bir durumda, meşrepte bir farklılık olmasına rağmen, meslekte ittifak olduğu sürece, bu meşrep farklılığının hem önemi yoktur ve hem de fıtri bir hal olduğu için yadırganmamalıdır. Fıtrî temayüllerimiz, ittifakımızın denge kuvvetleridir.

İttifakın sağlanması için birden fazla görüşün olması gerekliliktir. Yani değişik görüşlerin olması gerekir ki, ittifak dediğimiz olgu gerçekleşsin. Yoksa zaten aynı olan düşünceler arasında ittifaktan bahsedilemez. Esas amacın Allah rızası ve İslâmî hizmet olması halinde, muhtelif meşrû yolların olması ve bu yolların aynı hedefe varması, ihtilâftaki ittifaktır. Aksi durum ihtilâftan iftirak (tefrika) çıkarır ki, bu hem dünyada hem de ukbâda/ahirette zelilliktir ve perişanlıktır.

Dünya İslâm'ın sesine ve soluğuna muhtaçtır. İslâm'ın sesini ve soluğunu dünyaya ulaştıracak olanlar, ihtilaflarını rahmete ve ittifaka dönüştürmüş olan Müslümanlardır. Henüz Müslüman kardeşleriyle tek bir meselede dahi ittifak etmemiş olan bir kişinin dininin tebliğine, hizmetine soyunması, henüz Kur'ân'ı yüzünden okunmasını dahi bilmeyenin Kur'ân tefsirine soyunması gibidir. Nitekim günümüzde Kur'ân'ı yüzünden dahi okumasını bilmeyen müfessirlerden geçilemiyor. Şunu bilelim ki; Müslümanların beraberinde rahmeti getiren veya potansiyel olarak rahmeti içinde barındıran ihtilaf imanın hududu dışına çıkmayan ihtilaftır.

İman üzerinde içtima yoksa meydana gelen ihtilaf tefrikadan farksızdır. Bundan ötürüdür ki, "ihtilaf, içtimadan sonra meydana gelen ayrılıktır" denilmiştir. İmam- Subkî (rh.a.) der ki: "Dinin aslında ihtilaf dalalettir ve bütün kötülüklerinde sebebidir." Sahâbenin, müctehid imamların ihtilafları ümmet için birer genişliktir. Allah Teâlâ, müctehidlere ümmetin işlerini kolaylaştırmayı vacip kılmıştır. Ümmet için mezheplerin ihtilafı; büyük bir nimet, kıymetli bir fazilettir. Hanbeli ulemasından İbn-i Kudame (rh.a.) der ki: "Müctehidlerin ihtilafları rahmet, ittifakları ise hüccettir!"2 Dolayısıyla Müslümanların ihtilafları da, ittifakları da rahmettir. Çünkü Müslümanların değişmeyen ve değiştirilemeyen tek müşterek gayeleri Allah rızasıdır.

Biz Müslümanlar İslâm dininin emanetçileriyiz. Göklerin taşımaktan çekindiği bir emanetten sorumluyuz. Bizim ihtilafları derinleştirmeye değil, ihtilaflarımızı rahmete dönüştürüp ittifakımızı kuvvetlendirmeye ihtiyacımız vardır. İmam Beyhakî Medhal’de İbni Abbas’tan şu meâlde bir hadis rivayet eder: “Ashabım semadaki yıldızlar gibidir. Hangisinden hadis alırsanız, doğruyu bulursunuz. Ashabın ihtilâfı sizin için rahmettir.”3 Yine Beyhakî aynı yerde şu hadise yer vermektedir: “Muhammed (s.a.s.)'in Ashabının ihtilâfı Allah’ın kulları için bir rahmettir.” Aynı meâldeki hadisin varlığını, Taberânî, Deylemî, Ebû Naîm, ez-Zerkeşi, İbni Hacer gibi hadis âlimleri de belirtirler. Büyük hadis âlimi Hattabî ise şöyle der: “Bu hadis-i şerife iki kişi itirazda bulunmuştur. Birisi deli, öbürü de dinsizdir. Bunlar el-Musilî ile Câhiz’dir. Bunlar şöyle diyorlar:‘Eğer ihtilâf rahmet olsaydı, ittifak azap olurdu.”

Bunun bir saçmalıktan ibaret olduğunu belirten el- Hattabî (rh.a.) “ihtilâf”ı şöyle anlatır: Dindeki ihtilaf üç kısma ayrılır.

Birincisi: Sâni' Teâlâ’yı ve vahdaniyetini ispat hakkında olup inkarı küfürdür.
 

İkincisi: Cenab–ı Hakk'ın sıfatları ve meşîeti (irade ve isteği) hakkındadır; bunu inkar etmek ise bidattir. Üçüncüsü de çeşitli şekillerde anlaşılması ve uygulanması mümkün olan fürû hükümleriyle ilgilidir. İşte Allah Teala bu türden bir ihtilafı alimler için bir rahmet ve keramet vesilesi kılmıştır. "Ümmetimin ihtilafı rahmettir" hadisindeki 'ihtilaftan' maksat da budur.”4

İmam Nevevî (rh.a.), İbn Hazm gibi zahirîlerin “Eğer ihtilâf rahmet olsaydı, ittifak azap olurdu.” şeklindeki düşüncelerini şu ifadelerle reddetmiştir: “Bir şeyin rahmet olması, zıddının azap olmasını gerektirmez. Bu görüş sahipleri ya gerçekten cahildir ya da işin doğrusunu görmezlikten gelerek cahil numarasını yapmaktadır.” Çünkü eğer böyle bir iddia doğru olsaydı, “Rahmetinden ötürü Allah, geceyi ve gündüzü yarattı ki geceleyin dinlenesiniz, (gündüzün) O'nun fazlu kereminden (rız-kınızı) arayasınız ve şükredesiniz.”5 ayetinde yer aldığı gibi “geceye rahmet” denmesi, gündüzün azap olmasını gerektirmiş olacaktı.”6

Hz. Peygamber (s.a.s.)'in yetiştirdiği sahâbe nesli de ihtilaf etmiştir. Ancak sahâbenin ihtilafı ümmet tarihine rahmet olarak geçmiştir. Sahâbenin ihtilafının ümmet için rahmet olmasından şüphe edenlere Fıkhu'l Hadis'in öncülerinden Hattabî (rh.a.)'in yapmış olduğu ikazdan şunu anlıyoruz: Müslüman oldukları halde ihtilaflarını rahmete dönüştürmek yerine tefrikaya dönüştürenler ya deli olmuşlar veya dinsiz kalmışlardır. Veyahutta kendi dinlerini bırakıp Yahudi ve Hıristiyanları taklid etmeye başlamışlardır.

Allah Teâla buyuruyor:

"Yahudiler, “Hıristiyanlar hiçbir şeyin (hiçbir temel) üzerinde değiller” dediler. Hıristiyanlar da, “Yahudiler hiçbir şeyin (hiçbir temel) üzerinde değiller” dediler. Oysa hepsi Kitab’ı okuyorlar. (Kitab'ı) bilmeyenler de tıpkı bunların söyledikleri gibi demişti. Artık onların aralarında uyuşamadıkları davada, kıyamet gününde hükmü Allah verecektir."7

Meşrebinden olmayan, medresesine devam etmeyen, Müslüman kardeşlerine kâfir gözüyle bakan, onları küfürle damgalayanlar, cahillerin riyasetine yenik düşenlerdir. Şunu bilelim ki; âlimlerini kaybetmiş bir ümmetin cahillerinden ve zalimlerinden geçilmez. Âlimlerin önüne cahillerin geçmesi, âlimler tarafından Kur'ân'ın önüne ve yerine başka kitapların geçirildiği günden bu yana devam etmektedir.  Dolayısıyla imandan daha öncelikli ve önemli meseleleri olan, Kur'ân'ın önüne ve yerine geçirdikleri kitapları bulunanların ihtilafları rahmete değil, tefrikaya dönüşür. Tefrikaya dönüşen ihtilaflar imanı ölümcül kılan virüsler hükmündedirler. Böyle bir durumda hayatın iman ile virüs taramasının yapılması evveliyattandır.

İslâm coğrafyasında Hilafetin ilgasından sonra münkir ve müşrikler, İslâm âlemini ateşe verdiler. Ümmetin evleri yanıyor. Yangını söndürecek kurtarıcılara ihtiyaç var.

Müslümanlar olarak İttifak Ahlâkı'nı kaybettiğimiz günden bu yana bağrımızdan çıkarak yanan evi söndürmeye gidenlerimiz evin önünde kavgaya tutuştular. Nice evler yandı. Ama halen kendi aramızdaki kavgalarımız bitmedi. Yanan evi söndürmeye gidenler evin önünde yükselen yangın alevlerine rağmen kavgaya devam ederlerse, ergeç yangın onları da saracaktır.

İnandığı hakkı ayakta tutmak yerine başkalarının yanlışları üzerine çalışma takvimi oluşturanlar, yanlışların iktidarı için çalışanlardır.

İttifak Ahlâkı; hayatı kılü kâl'den kurtarıp ilmihâl hattı üzere İslâm'a şahit kılmaktır. Yanlışlar gündeme getirilmeden doğrular iktidar yapılamaz. Bakınız Kur’ân-ı Kerim'in en temel esası olan tevhid, “Lâ” ile başlar; “İllâllah” demeden önce “Lâ ilahe” der Kur’an. Esbab dairesinde, önce yanlış olan tespit edilir ve reddedilir.  Bu yanlışın yanlışlığından faydalanılarak doğru olan aranır demektir. Böyle bir tavır, hep yanlışlarla uğraşacağız anlamına gelmez.  Ama yanlışın, yanlış olduğu tespit edilmeden de, doğrunun doğruluğundan emin olamazsınız.  “Lâ ilahe” demeden “İllâllah” demek mümkün değildir?  Bunu Kur'ân-ı Kerim diyor. Kur’an’ın, yanlış yapan kavimlerin yanlışlarını anlatması; hatta peygamberlere itiraz edenlerin gerekçelerini bir bir sayması; verdiği temsillerde bir yanlış yapan, bir de doğru yapan iki kişinin tahlilini yapması; yanlış ile doğru ve hak ile batıl karşılaştırmalarının yapılması bize bir ölçü veriyor. Şunu bilelim ki; hak ile batılı, doğru ile yanlışı birbirine karıştıranlar, doğruları hayata hâkim kılamazlar.

Müslümanların vahdeti, başlı başına bir rahmettir. Müslümanların vahdeti, kalblerindeki tevhidin hayatlarındaki tezahürüdür. Müslümanlar ilâhî olanla beşerî olanın sınırlarını birbirlerine karıştırdıkları günden bu yana beşerî olana ilâhî, ilâhî olana da beşeri muamelesi yapıyorlar. Bunun neticesinde vahdeti ve rahmeti kaybettiler. Bu da ittifaklarını engellemektedir. Şunu bilelim ki; ilâhî olana beşerî, beşerî olana da ilâhî muamelesi yapmak, hem cinnet ve hem de cinayettir.

İttifak Ahlâkı; vahyin muhkem nassları ile beşeri hislerimizi ve re'ylerimizi birbirine karıştırmama hassasiyetidir. Dinde sabiteler ile değişkenleri birbirinden ayrıt edemeyenler, ittifak ahlâkına sahip olamazlar.

İttifak Ahlâkına sahip olanlar, ilâhî olanla beşerî olanın sınırlarını birbirinden ayıranlardır. Onlar ilâhî olanın nerde başlayıp nerde bittiğini, beşeri olanın nerde başlayıp nerde bittiğini bilirler. Şayet günümüzde Müslümanlar ilâhî olanla beşerî olanı birbirine karıştırmışlarsa, bu ittifak ahlâkına sahip olamadıklarındandır. İttifak ahlâkını kaybedenler, her meselenin olumsuz yönünü büyüteç haline getirirler. İttifak ahlâkının yokluğundandır ki; asrımızda Müslümanlar, itikadî olanı içtihadileştirme, içtihadi olanı da akideleştirme sorununu yaşıyorlar. Allah'ın dinini tebliğ ve tatbik etmekten ziyade Allah'ın dini üzerinden tekfir ve tehditte bulunuyorlar. İttifak ettikleri hususlarda birbirleriyle yardımlaşmak, ihtilaf ettikleri meselelerde de birbirlerini mazur/mazeretli görme erdemliğini gösteremiyorlar. Şunu bilelim ki; ittifak ahlâkı, İslâm esaslarına İslâm'ın getirdiği sınırlar içinde kalarak sâhip çıkmaya çalışmaktır. Başka bir ifadeyle Müslümanların hatalarına, yanlışlarına İslâm'ın esaslarını feda etmemektir. İslâm'ın koyduğu sınırlar aşılarak imanlılık hâli ve dolayısıyla Sırât-ı Müstakim üzere olma başarısı gösterilemez. Bu konuda en büyük yardımcı Sünnet'tir. "Söz amelsiz makbul olmaz, niyyetsiz de söz ve amel müstakîm olmaz. Sünnete uygun düşmedikçe ne söz, ne amel ne de niyet muteber ve müstakîm olur!"8

İttifak ahlâkının kuşanılmadığı bir ortamda Müslümanların her bir ihtilafı öldürücü bir mayına dönüşür. İttifak ahlâkına sahip olmayan Müslüman, kendisinden farklı düşünen, meşrebi ve medresesi kendisinin meşrebinden ve medresesinden farklı olan din kardeşleriyle olan her ihtilafı dinine sıkılmış bir kurşun kabul eder. Dolayısıyla Müslümanlar arasında ihtilafların çoğaldığı, tefrika ateşinin her tarafı kasıp kavurduğu bu asrımızda ittifak ahlâk'ını öğrenmek, öğretmek ve fiilen kuşanmak anın vaciplerindendir. İttifak ahlâkının en önemli özelliği, enkazlardan muştular çıkarmaktır. Müslümanlar hakkında hüsnü zannı süi zanna galip kılmaktır.

İttifak Ahlâkı; dinde önceliklerimizi ve değişmez sabitelerimizi bilerek maslahat ve mefsedet fıkhını kuşanmaktır. Biz Müslümanlar, insanı, eşyayı, mekânı ve zamanı Kur'ân ile birlikte iman merceğinde okumayı terk ettiğimiz günden bu yana akıllarımızı tefrikaya, nefislerimizi ise ihtilaflara kurban verdik. Hayatımız ise tefrika alevleri arasında yitik rahmetin dilencisi oldu.

İttifak Ahlâkı; dinde hissî olmak yerine ilmî olmaktır. İhtilafları rahmete dönüştürerek hissî Müslümanlıktan ilmî Müslümanlığa geçiş yapmaktır. Hissî Müslümanlık günü hevâ ve hevesle kurtarma, ilmî Müslümanlık ise bugün ile birlikte geleceği de vahyi ile kuşanma derdine düşmektir.

İttifak Ahlâkı; meşveret meclislerinde, ilmi müzakere divanlarında iman terazisinde tenkidleri tüketmek, itirazları hükme bağlayıp ihtilaflardan rahmete ulaşmaktır.

İttifak Ahlâkı; Ehl-i Hak'tan önce Hakk'ı tanıma ve tanıtma hassasiyetidir. Hz. Ali (r.a.) der ki: "Hak adamla bilinmez. Önce hakkı tanı dolayısıyla ehl-i hakkı tanırsın!"9 Hz. Ali (r.a.), burada bize ittifak ahlâkını kuşanmanın yolunu gösteriyor. Biz Müslümanlar Hz. Ali (r.a.) işaret ettiği bu duruma muhalefet ettik. Hakkı, ehl-i hak ile ölçmeye kalkıştı. Yani Hakkı insanlara ölçü yapacağımıza, insanları hakka ölçü yaptık. İtaati Hakk'a ve hakikate tahsis edeceğimize şahıslara tahsis ettik. Bunun neticesinde dalalet çölünde şaşırıp kaldık. Bu durumdan kurtulmamızın çaresi, ittifak ahlâkının esası olan "Önce Hak, Sonra Ehl-i Hak" prensibine dönmektir.

İttifak ahlâkı: Müslümanlardan ayrı işler yapma derdine düşmek yerine Müslümanlarla birlikte iş yapma derdine düşmektir. Çünkü dinde Müslümanlarla birlikte hareket etmek bir esası aslidir.  Allame Münavî (rh.a.) der ki: " Kur'ân'daki ihtilaf ve tefrika'dan sakındıran ayetleri delil getirerek ümmetin ve müctehid imamlarının ihtilaflarının rahmet olamayacağını iddia edenler, şeytanın desiseleriyle hareket eden kalbi hastalıklı olanlardır."  Kur'ân âyetlerini Peygamber hadisleriyle tokuşturarak Müslümanları tek tipleştirme yoluna gidenler, insanların kelleleri miktarınca sapıklık murad edenlerdir.  Bakınız İslam tarihinde Hukuk'un mahiyetini bildiği halde zulmeden ve gadreden yönetici Haccac-ı Zalim'dir. Haccac, dini iyi biliyordu, Kur'an hafızıydı, hatta harekelenmesine çalıştığı da söylenir ama onbinlerce insanın kellesini uçurdu, mevali Müslümanları hayvanlar gibi damgalattı. Bir gün minberde hutbe okurken “Omuzlar üzerinde olgunlaşmış, koparılmayı bekleyen kelleler görüyorum” deyip bir günde 10 bin Müslüman'ı katleden Haccac “bilinçsiz” biri değildi, bilincinde iken, ne yaptığını biliyorken, farkındayken cürüm işliyordu.  Bir kere Müslümanları, Müslümanların birliğini ve dirliğini gözünden çıkardıktan sonra kişinin Müslüman kardeşlerine yapmayacağı, yapamayacağı kötülük kalmaz. Şunu bilelim ki; ittifak ahlâkı; Müslümanları kaybetmek ve katletmek için değil, Müslümanları kaybetmemek ve katletmemek için bahane aramaktır. Rasûlüllah (s.a.s.)'in; "Gücünüzün yettiği kadar şüphelerle had cezasını düşürünüz."10 buyruğu, bizlere bunu hatırlatır ve öğretir.

İttifak Ahlâkını kuşanmak;  bünyan-i mersus/tuğlaları birbirlerini kurşun gibi destekleyen bina gibi tek saf halinde Allah yolunda savaşmaktır.

Allah Teâla buyuruyor:

"Muhakkak ki Allah, kendi yolunda sanki (kurşunla) kenetlenmiş bir bina gibi, tek saf halinde savaşanları sever."11

Biz Müslümanlar aynı binanın yani tevhid binasının sakinleriyiz. Allah yolunun dışında hiçbir yolda savaşamayız. Ancak Allah yolunda olmak ve Allah yolunda savaşmak için tefrika engelinden kurtulmak gerekir. Şunu bilelim ki; ihtilaflarını rahmete dönüştüremeyenler tefrikadan kurtulamazlar, tefrikadan kurtulamayanlar da Allah yolunda savaşamazlar. İhtilaflarını rahmete dönüştürmemiş, tefrikadan kurtulmamış olanlar cihad cephesinde olsalar bile birbirlerini tekfir etmekten, öldürmekten çekinmezler. Dolayısıyla Allah yolunda tek saf halinde savaşan mücahidlerden olmak için ittifak ahlâkını kuşanmak şarttır.

Dipnot

1- Âl-i İmran Sûresi/ 105

2- el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr Şerhü Camiu's-Sağir, I/209-210, Beyrut/ ty.

3- el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, I/64, Beyrut/ 1351

4- el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, I/65, Beyrut/ 1351; Garîbü’l-Hadis (Hattâbî, Ebû Süleyman Hamd b. Muhammed b. İbrahîm el-Büstî) , I-III, Thk: Abdulkerîm İbrahîm el-'Azbâvî, Câmiatü Ümmi’l-Kurâ, Şam, 1402/1982

5- Kasas Sûresi/73

6- İmam-ı Nevevî, Şerhü Sahih-i Müslim, 11/ 91-92

7- Bakara Sûresi/ 113

8- Humeydi, Müsned-2, 546 (Usulü'sünne Risâlesi); İbnü'l-Cevzî, Telbisu İblis, Sh: 18

9- el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr Şerhü Camiu's-Sağir, I/210, Beyrut/ ty.

10- Sünen-i Ebu Davud, Salat: 14, Sünen-i Tirmizî, Huduûd: 2

11- Saff Sûresi/ 4

Yazar:
Mustafa Çelik
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul