18 Kasım 2017 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / TESETTÜR MÜ?

TESETTÜR MÜ?

                              

 

                                                                                                                              

 Biz onu sadece kadınlara has bir sorumluluk gibi ve sadece başörtüsüne indirgedik..

Oysa tesettür sadece "o hür ve iffetli kadınlara söyle, başörtülerini göğüslerinin üzerine doğru indirsinler" emrinden ibaret değil tesettür..

 

Başörtüsü ya da "hicab", "arlanma", "utanma"yı da, "edeb"i de çağrıştıran bir kavram.. "Hür" olmakla ilgili, "iffet" ile ilgili bir kavram! Başörtüsü bütün bunların toplamını ifade eden bir şey, aynı zamanda bir âlem! Bir işaret, bir sembol..

 

Kapı zili çaldığında siz aslında zil çaldığı için kapıyı açmazsınız, kapıda bir gelen/bekleyen olduğu için kapıyı açarsınız. Zil size bu mesajı verir sadece.. Ramazan da bu anlamda sadece açlığı ifade etmez, açlık refleksi sizi haramlara karşı diri, uyanık tutar. Oruçlu olduğunuzu hatırlayarak duyularınıza, nefsi arzularınıza bir çeki düzen verirsiniz. Bu iş sadece bir ayı da kapsamaz aslında. Bu ay, bir beceri, bilinç kazanmak için kendimizi test ettiğimiz nefsimizle yüzleştiğimiz bir aydır.

 

Nasıl ki Hac Mekke’de başlayıp biten değil, orada donanılarak bütün bir ömre yayılan bir sorumluluk bilinci aşılarsa insana, bu işte öyle bir şey..

 

Tesettür bu anlamda daha kapsamlı bir kavram.. Erkekleri de kapsar. Mesela namazın farzlarından setrül avret ayrı bir tesettür sorumluluğuna işaret eder.

 

Bugün başörtüsünün içi sanki giderek boşaltılmaya çalışılıyormuş gibi bir endişe taşıyorum.. Başörtüsü giderek marka bir aksesuara dönüşüyor..

 

Başörtüsünün değeri, marka değeri kadar değil, bana göre taşıdığı kafanın içindeki beynin değeri kadardır.

 

Başörtüsü cevizin yeşil kabuğu gibidir. Kuşkusuz bu da önemli ve hikmetlidir. Ama tek başına başörtüsü fazla bir anlam da taşımaz..

 

Hani, o "vay o namaz kılanların haline ki, onlar yetimin hakkını yerler" diye bir ayet var, bazen biz de şöyle diyebiliriz bu gidişle "vay o başlarını örtenlerin haline ki, onlar başörtülerini marka bir aksesuara dönüştürmüşlerdir ve onlar vücut hatlarını bilemezler" diyebiliriz.

 

Başı örtülü, kolları açık, ya da daracık elbiseleri, ağır makyajları, hal ve hareketleri ile hiç de tesettürlü bir hanıma yakışmayan davranışlar görmek artık sıradanlaştı. Elinde sigarası, ojeli tırnakları, boyalı göz ve dudakları ile aslında başörtüsü dışında bildik bir karakter.. Ben bu karakterdeki kişileri gördükçe, "keşke ya bu halden ya da başörtüsünden vazgeçse" demekten kendimi alamıyorum..

 

Kuşkusuz aynı durum erkeklerde de söz konusu ama onlar bu anlamda hemen fark edilmiyor ama mesela bir tok firmanın hacı patronlarının hazırladıkları ürün kataloglarındaki mankenlere, kullandıkları sloganlara bakın! O ürünle birlikte aslında o "tarzı hayat/yaşam tarzı"da meşrulaştırılmış olmuyor mu?

 

Yediklerimiz, içtiklerimiz, giydiklerimiz, aslında bu yozlaşma hayatın bir çok alanında kendini gösteriyor..

 

Eğer başörtüsü İlahı rızayı esas almıyorsa kravat gibi, şal gibi sıradan bir aksesuardan başka bir şey değildir. Zaten kimi başörtüsü firmaları da artık başörtüsünü moda bir aksesuar olarak, boyna sarılan, başa atılan bir şeymiş gibi takdim ediyorlar..

 

Yaz aylarında tesettür daha da yozlaştırılıyor..

 

Daracık pantolonlar, şeffaf kumaşlar, dikkat çekici aksesuarlar, teşhir edilen ziynetler, hepsi üst üste gelince farz olan tesettürden nasıl uzaklaşmakta olduğumuz daha iyi anlaşılıyor..

 

Tesettür şuuruna geri dönmedikçe, sadece başımıza çaput bağladığımız için ya da suratımızda kıl çıktığı için cennete girdirilecek değiliz. Ruhundan soyutlanmış başörtüsü bu anlamda bir çaput, sakal da kıl hükmündedir..

 

Selam ve dua ile..

Yazar:
Abdurrahman DİLİPAK
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul