19 Ocak 2018 - Cuma

Şu anda buradasınız: / Demir Kafesin Dışına Çıkmak

Demir Kafesin Dışına Çıkmak



Düşüncenin mecrasını bulup yola girmesi, uzun ve yorucu beyin çalışmalarının sonunda olmaktadır. İnsan, içinde büyüdüğü çevrenin kendisine neyi hedef olarak belirlemişse, önceliğini o konuda oluşturmaya çalışmaktadır. Bunu meydana getirmek için yeni çevrenin belirlediği yöntemleri dener, çünkü toplumun bir ezberi vardır. Ancak bu ezberden hareketle istenen şeye ulaşılmaktadır. Ezber dışında bir şeyi ortaya koymaya çalışmak çevreyle çatışmayı getirmektedir. Bu çatışma insanları korkutmaktadır. Onun içinde bu çatışmanın içine girmeden istenen arkta yoluna devam kaçınılmaz görünmektedir.
 Topluma bir çıkış yolu bulmak, bu ezberleri tekrarlamaktan geçmez. Zamanın yerinde saymaya başlamasıyla, kendini durağan kılan miskin hal ile birlikte kirlenme, bugünün ezberinin başlangıcı sayılabilir. Bu, daha gerilere doğruda götürülebilir. Bu ezber, bu ümmetin daha önce canlı ve sürekli içinde bulunan durumuna çözüm üreten geleneğin yok olmasını da sağlamıştır. Eğer bu sağlanmamış olsaydı, içinde bulunan anın aşılması için çalışılırdı ya da ezberi bozan ve o geleneği sürdüren insanlara tabii olunurdu. Fakat anlayış öyle bir şekilde oluşturulmuş ki, ezberi bozanlar toplumu ifsat edenler olarak sunulmuşlardır. Bu ara ezberin bozulmaması için ifsada öncelik eden insanlarda ön plana çıkarılmışlardır. Bu, "işte sizleri yolunuzdan uzaklaştıranlar bunlar" denilerek, ezberin dışına taşınmayı zorlaştırmaktadır. Böylece oluşturulmuş olan ezbere sıkı sıkıya bağlı kalmalar sağlamıştır.
 Modernizmin oluşturmuş olduğu demirden kafesin dışında kimsenin nefes almasına müsaade edilmemektedir. Algı içine şırınga edilmiş kelimeler dışında, kelimelerin kullanılmasına katlanılmamaktadır. Böylece köleleştirilmiş, zihinleri bulandırılmış bir topluluğun yada toplumun idare edilmesi daha da kolay olacaktır. Bir kere ilk ezber, yani vahyin ilk muhatabının şahitliğini yaptığı yaşamın ezberi bozularak sunulmuştu. Bundan sonraki anlatılanlar yeni ezberlerdi, fakat ilk ezbermiş gibi sunulmuştur. Bu sunulan sahte ezber o kadar uzun süre işgal etmiş ki, ilk ezbere gidenler ona göre bir yaşam kurgulayanlar, ifsadı başlatanlar olarak lanse edilmeye başlanmıştır. Belki, ilk ezberi bulduğunu söyleyenlerde yaşamış olduğu toplumun zihinleri üzerinde getirmiş olduğu tahrifattan dolayı biraz sisli görülebilir. Ancak yola koyularak yol alınacağına göre, uzun bir yolculuktan sonra sınırlar netleşecektir.
 Bugün içinde bulunulan durumun muhafaza edilmesini, bunu bozacak her türlü düşünce ve değişimin onları huzursuzluğa sevk edeceğini düşünenlerin sayısı çoğunluktadır. Çünkü bu tehlikeli bir yolculuk olarak görülmekte ve yolda nelerle karşılaşabileceklerini bilmediklerini söyleyerek, ezberin bozulmamasını sağlamaktadırlar. Çünkü yeni öğrenilen şey onun ezberini bozmakta, onu ruhi ve zihni bir kayba sürüklemektedir. Böylece elinde tutuğu kuvvetler gitmiş olacak ve toplumun hışmına uğramaması içinde bir neden görülmemektedir. Çünkü Pascal, "insandaki bütün bedbahtlığın tek sebepten, yani bir odada sakin bir halde oturmayı öğrenmemiş olmasından ileri geldiğini" söylemektedir.
 Bu durum, zihnin rahatını sağlamaktadır. Bundan sonra kafa karışıklıklarına sebep teşkil edecek bir şey yoktur. Bu dönem her kesin rahatına bakması gerekir. Çünkü büyük birader onlar için her türlü sorun için kafayı patlatmaktadır. Neden birileri ortaya çıkıp insanları huzursuz etsin. Bunu çıkaranlarla baş etmek işi de onlara bırakılmalıdır. Hayata demokrasi denen bir nizam gelmiştir. Bundan sonra yeni maceralar aramanın bir anlamı yoktur.
 Huzursuz bir ruh taşımanın, mevcut olanın dışına taşmak olarak algılatma isteği, sonuca varmış görünmektedir. Bir anlayış ve mediniyet mefkûresi dayatılmış, insanlar bunu altın tepsi içinde gördüklerinden dolayı da itiraz etmemişlerdir. Bu yeni ezber o kadar güzel zihinleri ve ruhları tasallutu altına almış ki, ondan kurtulmak ciddi bir uğraşı gerektirmektedir. Mesele basit değildir. Önce kullanılan kavramlar üzerinde oynanmış ve müslümanların kendilerine ait bir dilin tüm mevcudiyetini karıştırma görevini harfiyen yerine getirerek işe başlanmıştır. Yani yerinde saymak, değişmemek bunun temel prensibi haline getirilmiştir. Değişim demek "batı zihniyetinin medeniyet algısı çerçevesinde olabilir ancak," düşüncesi yerleştirilmiştir. Hedef olarak gösterilen "muasır medeniyete" budur. Bu pagan kültürün bu kadar içimizde yer alması, durağanlığın temel karakterimiz haline gelmesi, bu bakış açısından ileri gelmektedir. Düşüncenin belli dönemlerde devletlûnun zatıâlileri kızdırmayacak şekilde ifadelendirilmesi, zamanla kimsenin rahatının bozulmayacağı şekilde yer almasını sağlamıştır.
 Değişimin bizzat kendisinin gelerek ezbere müdahalesi beklentisi ise iflah olmaz bir düşten öte olmamaktadır. İki yüz belki daha fazla bir süredir hedef olarak, yani ezberi bozan şey batı pagan medeniyeti olarak gösterilmiştir. Oysa asıl ezberin bozulmasına karşı çıkanlar bunlar olmuşlardır. Çünkü kendilerin müdahale ettiği dilin başka bir değişime uğrayarak rakip olması onların en büyük korkusudur. Bu dünde böyleydi bugünde böyledir. Müslümanlara karşı kullanmış oldukları dil bunun bir göstergesidir.  Pagan kültür müslümanları kendilerine dönük tebeddül edemeyince, onları tahavvüle doğru yönlendirdiler. Böylece müslümanlar yollarını kaybetti. Sina çölünde Musa peygamberin arkasında gitmeyen Yahudilerin düştüğü duruma düşmüş oldular. Çünkü çeşitli tadilnameler aldılar, ama bunların hepsi kendi asli unsurlarından uzaklaşmalarını emir buyuruyordu. Batıya dönük bu yüz maskelenmeye başladı. Kendi içinde bu pagan kültürün uşaklarını üreterek, onların sırtından ezberin bozulmasını engellemeye çalışıldı ve çalışılmaktadır.
 Bugün İslam dünyasındaki ikiyüzlülüğün sebeplerinden bire de budur. Pagan kültürü uşakların yine oradan aldıkları referanslarla toplumun durağanlığını korumaya çalışmaktadır. Bazı kavramlardan kaleler inşa ederek, müslümanların bu kaleler içinde korunacağı teraneleriyle kandırmaktadırlar. Bu kaleler bugün müslümanların zindanları haline getirilmiştir. Burada son iki yüzyıldır çektikleri işkence bu günlerde daha da artarak devam etmektedir.
 Bütün bunların üstesinden gelebilmek için; birçok sayfasını atlayarak okuduğumuz Kitabı Mubin'e yüzümüze dönerek tekrar okumanın zamanıdır.
"Bir millet durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu asla değiştirmez" (Rad Sûresi 11) 

 


Yazar:
Ali ÖNER
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul