22 Ocak 2018 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / ZEYDİYYE MEZHEBİNİN KURUCUSU İMAM ZEYD B. ALİ VE BAŞKALDIRISI

ZEYDİYYE MEZHEBİNİN KURUCUSU İMAM ZEYD B. ALİ VE BAŞKALDIRISI

ZEYDİYYE MEZHEBİNİN KURUCUSU İMAM ZEYD B. ALİ VE BAŞKALDIRISI

“Allah’a and olsun ki o, aramızda Allah’ın kitabını en çok okuyan, Allah’ın dinini eni iyi anlayan, en fazla sıla-i rahim yapanıydı. Bizden ayrıldığında aramızda onun benzeri yoktu.”

(Yeğeni) Cafer-i Sâdık

(Taberî, V, 390)

 

“Seni ilgilendiren şeyleri ara, seni ilgilendirmeyen şeyleri bırak. Çünkü seni ilgilendirmeyen şeyleri bırakman, ilgilendiren şeylere ulaştıracaktır. Öne çıkardığın şeylerin üzerine cesaretle git, ertelediğin şeylerin üzerine değil… Yarın elde edeceğin bir şeyi, asla elde edemeyeceğin şeye tercih et.”

     Zeyd b. Ali

(Belâzürî, III, 458)

 

Son günlerde Yemen’de meydana gelen gelişmeler sebebiyle Zeydiyye mezhebinin adını sık sık duymaya başladık. Buradaki Zeydiyye mensupları ile orada yaşayan Sünnîler asırlar boyunca birlikte yaşadıkları halde son zamanlarda mezhep farklılığı üzerinden bir kavga körüklenmek istenmektedir.

 

Zeydiyye mezhebinin kurucusu kabul edilen Zeyd b. Ali, Hz. Hüseyin’in torunudur. Hz. Hüseyin ve yakınları Kerbela’da katliama maruz kaldığında, hasta olduğu için çatışmalara katılmayan Hz. Hüseyin’in oğlu Ali sağ kurtulmuştu. Daha sonra ibadete düşkünlüğü sebebiyle Zeynelabidin (Abidlerin Süsü) lakabıya anılan Ali b. Hüseyin’in çocuklarından biri Zeyd idi. Kerbelâ trajedisini bizzat yaşayan Zeynelabidin vefat edinceye kadar siyasetten uzak durdu. Ancak Ali evladı arasında Hz. Peygamber’in (s.a.s.) siyasî mirasını sahiplenme düşüncesi devam ediyordu. Zeyd’in annesi ümmü veleddir. Hicrî 80 [m. 699] yılında Emevî halifesi Abdülmelik b. Mervân döneminde Medine’de doğdu.

 

Zeyd, Kûfeliler tarafından başlarına geçerek Emevîlere karşı ayaklanmaya davet edildi. Davetlerini kabul ederek Kûfe’de biat aldı. Hişâm b. Abdülmelik döneminde meydana gelen bu gelişmeye karşı, Emevîler sessiz kalmadılar.

 

Zeyd’in isyan gerekçesiyle ilgili farklı rivayetler nakledilmektedir. Bunlardan biri, Irak valisi Hâlid b. Abdullah el-Kasrî’nin kendisine verdiği hediyenin daha sonraki vali olan Yusuf b. Ömer tarafından sorgulanmasıdır. Bir diğeri de Hz. Ali’den kalan vakıfların idaresi hususunda Hz. Hasan’ın torunları ile Hz. Hüseyin’in torunları arasındaki tartışmanın yönetime yansıması olmuştur. Taraflar arasında meydana gelen tartışmalardan sonra Zeyd, Halife Hişâm ile görüşmek üzere Şam’a gitti. Onu bir süre beklettikten sonra görüşmeyi kabul eden Hişâm’ın Zeyd’e kaba davrandığı rivayet edilir. Zeyd, Hişâm’a borcunun ve ihtiyaçlarının olduğunu arz etti. Fakat Hişâm, onun hiçbir ihtiyacını karşılamadığı gibi, onu asık suratla karşıladı ve kendisine ağır sözler söyledi.

 

Zeyd b. Ali’nin, Hişâm’ın yanından çıktığında, “Yaşamayı seven zelil olur.” dediği rivayet edilir. Halife Hişâm, Zeyd’in isyan ettiği gün, onun huzurundan çıkarken söylediği sözden bahseden kişiye, “Annen yok olasıca! Daha önce bunu bana neden söylemedin? Onu 5.000 dirhem razı ederdi. Bu da bizim için onun başına gelen şu olaydan daha hafiftir.” diyerek sitem etmiştir.

 

Zeyd ile Halife Hişâm b. Abdülmelik arasında geçen başka bir diyalogdan da söz edilir: Irak Valisi Hâlid b. Abdullah el-Kasrî, onu ve bazı arkadaşlarını Hişâm’a karşı ayaklanmak istedikleri gerekçesiyle yakalayıp Halife’ye gönderdi. Hişâm Zeyd’e şöyle dedi:

 

-Bana karşı ayaklanmak istediğini duydum.

 

-Doğru değil!

 

-Bana göre doğru!

 

-Sana yemin edeyim mi?

 

-Sana inanmam!

 

-Allah, kendisine Allah adına yemin edildiği halde inanmayanın değerini yüceltmez!

 

-Çık dışarı!

 

-O halde beni ancak hoşuna gitmeyecek şekilde göreceksin!

 

 

Sonra kalkıp Kûfe’ye gitti. Zeyd Kûfe’ye gidince Ehl-i Beyt taraftarları onun yanına gelip gitmeye başladılar. Haricîler de onun yanına giderek kendisiyle görüştüler. Hepsi ona biat ettiler. Sadece Kûfe halkından kendisine 12.000 kişinin biat ettiği rivayet edilir. Medâin, Basra, Musul, Horasan, Rey, Cürcân ve el-Cezîre’de biat edenler bu sayının dışındaydı. Zeyd, birkaç ay Kûfe’de kaldı. Sonra Basra’ya giderek orada da iki ay kaldı. Zeyd b. Ali, davetçilerini değişik yerlere göndermişti. Her bölgenin insanlarından ona olumlu cevap veren oldu.

 

Zeyd, kendisine biat edildiği zaman şöyle diyordu:

 

-Sizi Allah’ın Kitabına, Peygamberi’nin sünnetine, zalimlere karşı cihat etmeye, mustazafları savunmaya, fakirlere yardım etmeye, ganimeti ehline dağıtmaya, zulümleri reddetmeye, içki içilmesine engel olmaya ve biz ehl-i beyte harp ilan edenlere karşı yardım etmeye davet ediyorum. Bu şartlarla biat ediyor musunuz?

 

Biat edenler de bu koşullarla ona biat ederlerdi. Zeyd, elini adamın elinin üzerine koyarak,

 

-Bize karşı vefalı olacağına, gizlide ve açıkta, darlıkta ve genişlikte, fakirlikte ve zenginlikte bize karşı samimi olacağına dair, Allah’ın ahd u misakı senin üzerine olsun, derdi.

 

Zeyd b. Ali, kendisini desteklemesi için İmam-ı A’zam Ebû Hanife’ye de haber gönderdi. Ebû Hanife, “Fakihlerden onu destekleyen kimler var?” diye sordu. Seleme b. Küheyl, Yezîd b. Ebî Ziyâd, Hâşim el-Birind, Ebû Hâşim er-Rummânî ve başkalarının kendisini desteklediği söylenince, “Onunla birlikte hurûc etmeye gücüm yetmez.” diyerek ona bir miktar mal gönderdi.

 

Kûfelilerin Zeyd b. Ali’ye verdikleri desteğin benzeri, hatta daha güçlüsü dedesi Hz. Hüseyin’e de verilmişti. Ancak desteğin sonu Kerbela faciasıyla sonuçlandı. Zeyd ayaklandığı sırada Kûfe valisi Yusuf b. Ömer idi. Kûfeliler, Zeyd’e biat etmiş olmalarına rağmen Emevî ordusuna karşı kendisine çok az kişi destek verdi. Şiîlerin bir kısmı kendisinden Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’den teberri etmesini istediler. Ancak bunu kabul etmediği için ondan ayrıldılar. Zeyd, “Ebû Bekir’den ve Ömer’den teberri etmek, Ali’den teberri etmektir.” dedi.

 

Şiîlerin liderlerinden bir grup toplanıp Zeyd b. Ali’nin yanına giderek kendisine şunu sordular:

 

-Allah sana merhamet etsin. Ebû Bekir ve Ömer hakkında ne düşünüyorsun?

 

-Allah onlara rahmet eylesin ve onları bağışlasın. Ailemden onlardan uzak olduğunu söyleyen ve onlar hakkında hayır konuşmayan kimse duymadım.

 

-O halde neden ailenin kanının intikamını almaya kalkışıyorsun? Zira onlar sizin hakkınız olan yönetime çullanarak onu elinizden aldılar.

 

-Sözünü ettiğiniz kişiler hakkında söyleyebileceğim en ağır söz, “Resûlullah’ın yönetimine varis olmada insanların hepsinden daha çok hak sahibiyiz. İnsanlar yönetimi bizden alarak bizi ondan uzaklaştırdılar.” şeklindedir. Bize göre onların yaptıkları küfrü gerektirmez. İktidara geldiklerinde insanlar arasında adaletle hükmettiler. Kitap ve sünnete göre davrandılar.

 

-Bunlar sana niye zulmediyorlar? Eğer sana zulmetmiyorlarsa, neden sana zulmetmeyen bir toplulukla savaşmaya davet ediyorsun?

 

-Bunlar, onlar gibi değildirler. Bunlar bana, size ve kendilerine zulmediyorlar. Biz sizi Allah’ın Kitabı’na ve Peygamber’inin sünnetine uymaya, sünnetleri ihya etmeye ve bidatlerin söndürülmesine davet ediyoruz. Bize uyarsanız mutlu olursunuz, eğer karşı çıkarsanız sizden sorumlu değilim [lestü aleyküm bi-vekîl] (En’âm 6/66).

 

Ehl-i Beyt taraftarlarıyla Zeyd arasında şöyle bir konuşma geçtiği de rivayet edilir:

 

-Allah sana merhamet etsin. Ebû Bekir ve Ömer hakkındaki görüşün nedir?

 

-Resûlullah’ın (s.a.s.) otoritesine sahip olma konusunda bütün insanlardan daha çok hak sahibiyiz. Fakat onlar bize tercih edildiler. Onlar hem bize hem de diğer insanlara imam olarak tayin edildiler. Ancak Kitap ve sünnetle amel etmekten ayrılmadılar.

 

Bunun üzerine adamlarının büyük bir kısmı ondan ayrılıp biatini terk ederek şöyle dediler:

 

-Kuşkusuz imam olan, Ebû Cafer Muhammed b. Ali b. Hüseyin’dir. Cafer b. Muhammed, babasından sonraki imamımızdı. Zeyd Muhammed’in kardeşi bile olsa o, imamet konusunda Zeyd’den daha çok hak sahibidir.

 

Biat aldıktan sonra Zeyd’in, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer hakkındaki kanaatini sormaları, bunun yönetimin ajanları tarafından gündeme getirilmiş, ihtilaf çıkarmaya yönelik bir fitne olması ihtimalini akla getirmektedir.

 

Zeyd’i terk edip kendisinden ayrılan Şiîlere, kendisini yalnız bıraktıklarını ifade etmek için kullandığı “refaztumunî [beni terk ettiniz]” sözünden mülhem olarak Râfızîler denir. Sözlükte “terk etmek, bırakmak, ayrılmak” anlamındaki “rafz” kökünden üretilen Râfıza kelimesi, “bir fikir veya bir gruptan ayrılan kişi yahut topluluk” anlamındadır. İlk zamanlarda Zeyd b. Ali’den ayrılanlar için kullanılırken, daha sonra bütün Şiîler için kullanılmaya başlanmıştır. Ancak Şîa, bu adlandırmayı kabul etmemekte olup daha çok onlara hakaret anlamında kullanılan bir isimdir.

 

Zeyd, bir süre gizlenerek faaliyetlerini sürdürdü. Vali Yusuf b. Ömer bozuk bir aksanla konuşan Horasanlı bir köleyi ayarladı. O köleye 5000 dirhem vererek bazı Şiîlerin yanına sokulup Horasan’dan ehl-i beyti çok seven birisinin geldiğini ve yanında mal getirerek buradaki ehl-i beytin sevenlerine destek vermek için dağıtmak istediğini söylemesini emretti. Bu köle Zeyd’in yanına sokuluncaya kadar gizli bir şekilde çalıştı. Yusuf böylece Zeyd’in nerede olduğunu öğrendi. Ona karşı süvari birlikler gönderildi.

 

Zeyd b. Ali, arkadaşlarıyla ayaklanmak için bir gün belirleyerek ona göre hazırlık yapmaya başladı. Durumdan haberdar olan Yusuf b. Ömer, el-Hakem b. es-Salt’a haber göndererek Kûfelileri mescitte toplayıp Zeyd’de destek olmamaları hususunda onları sıkıştırmasını istedi. Bunun üzerine el-Hakem, Zeyd’in isyanından bir gün önce Kûfelileri toplayarak Zeyd’e destek olmaları halinde başlarına gelecekler hususunda tehdit etti. Zeyd, hicretin 122. yılı, Muharrem’in bitmesine 7 gece kala, Çarşamba günü, etrafındaki bir cemaatle ve kendilerine elçi gönderip de muvafakatlerini aldığı diğer bazı insanlarla birlikte ayaklandı. Zeyd hurma dallarının meşale olarak yakılmasını istedi. Ateş bir dalı yedikçe diğerini kaldırıyorlardı. Bu şekilde sabah namazına kadar devam ettiler. Soğuk bir geceydi. O gece 400 adam dışında kimse Zeyd’e yönelmedi. Bunun üzerine Zeyd,

 

-Nerede insanlar? Soğuktan mı geride kaldılar dersiniz, diye sordu.

 

-Hayır, mescitte toplanmışlar. Onları senden koparmak için kapılar üzerlerine kapatılmış, denildi.

 

Umduğu desteği alamayan Zeyd, bulunduğu yeri terk etmek zorunda kaldı. Kaçarken Ezd kabilesinden Enes b. Amr adlı bir adamın kapısına gitti. Enes ona biat edenlerden biriydi. Kendisi evdeyken Zeyd ona şöyle seslendi:

 

-Ey Enes! Yanıma gel, Allah sana merhamet etsin! Hak geldi; bâtıl yıkılıp gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkûmdur.( İsrâ 17/81).

 

Ancak adam yanına çıkmadı. Bunun üzerine Zeyd şöyle dedi:

 

-Sizi ihanete sürükleyen şey nedir? İhanet ettiniz! Allah, sizi hesaba çekecek olandır!

 

Beklediği desteği bulamayan Zeyd, yine de yanında bulunan az sayıdaki adamı ile birlikte mücadele ettiyse de öldürülmekten kurtulamadı. Çatışmalar sırasında atılan bir ok alnına isabet etmişti. Savaş alanından çekilerek bir çömlekçinin evine girdi. Oğlu Yahya’ya Allah’tan korkmasını ve Ümeyyeoğullarına karşı cihat etmesini vasiyet etti. Alnına isabet eden oku çıkarması için bir hacamatçı çağrıldı. Oku çıkarınca Zeyd vefat etti.

 

Vefat edince çömlekçilerin evinde toprak çıkarılan bir çukura defnedildi. Mezarı belli olmasın diye de üzerine kanal geçirdiler. Orada Sind’li bir köle vardı. Savaşmak üzere bir grup adamla birlikte Zeyd’in yanına gelmişti. Ancak Zeyd “Bir köle mevlasının izni olmadan savaşamaz.” diyerek kendisine destek vermesini kabul etmedi. Sindli köle daha sonra mezarının yerini gösterdi.

 

Cesedi gömüldüğü yerden çıkarılarak başı kesildi ve Vali Yusuf b. Ömer’e gönderildi. Gövdesi ise isyana kalkışabileceklere ibret olsun diye Kûfe’de asılarak dört yıl asılı kaldı.

 

Zeyd, 122 (740) yılında Kûfe’de öldürüldü. Onun 2 Safer 120 (29 Ocak 738) yılında öldürüldüğüne dair rivayetler de vardır. Öldürüldüğü zaman kırk iki yaşında idi.

 

Abbasîler, Emevîlere karşı galip geldikleri zaman Abbasî komutanı Abdullah b. Ali, Emevî Halifesi Hişâm b. Abdülmelik’in cesedinin mezarından çıkarılıp asılmasını emretti. Hişâm asıldığında, “Bu onun Zeyd b. Ali’ye yaptığının karşılığıdır.” dedi. Zeyd’e ok atan kişi, Kelb kabilesinin mevlası olan bir adamdı. Daha sonra Abdullah b. Ali onu Şam’da yakalayarak öldürüp astı.

 

Zeyd b. Ali, Şîa’nın Zeydiyye kolunun imam olarak kabul ettiği bir zattır. Yaşadığı dönemin önemli bilginlerinden biri olan Zeyd’in -bir kısmının ona aidiyeti tartışmalı da olsa- bazı kitap ve risaleleri şunlardır: el-Mecmû, Tefsîru Garîbi’l-Kur’âni’l-Mecîd, Mensekü(Menâsikü)’l-Hac ve Ahkâmüh (Âdâbüh), Kitâbü’s-Safve, el-Vasıyye ve’l-İmâme.

 

Zeyd b. Ali’nin öldürülmesinden sonra Irak Valisi Yusuf b. Ömer tarafından aratılan oğlu Yahya Horasan’a kaçtı ve Hişâm b. Abdülmelik’in vefatına (6 Rebîülâhir 125/6 Şubat 743) kadar burada, genellikle de Belh şehrinde Rebîa kabilesi arasında yaşadı. Bu sırada onunla ilgili arama çalışmaları devam ediyordu. Nihayet Yusuf b. Ömer, onun Belh şehrinde olduğunu tespit ettirdi. Horasan Valisi Nasr b. Seyyâr’a haber göndererek durumu bildirdi. Bunun üzerine Yahya’yı himaye eden Harîs b. Amr yakalanarak cezalandırılmasına rağmen Yahya’yı ihbar etmedi. Ancak yeri, babasına bir şey olmasından korkan oğlu tarafından bildirilince Yahya arkadaşlarıyla birlikte tutuklanarak durum Irak Valisi’ne bildirildi. Irak Valisi de gelişmeleri yeni Halife Velîd’e bildirdi.

 

Velîd, Yahya’nın affedilerek hapisten çıkarılmasını ve kendisine eman verilmesini emretti. Bu emir üzerine Yahya serbest bırakıldı. Ancak Vali Nasr, kendisine nasihatlerde bulunarak Horasan’ı terk etmesini istedi. Hatta Yahya’ya bir miktar para ve binek de verdi. Bunun üzerine Yahya Horasan’dan ayrılmak üzere yola çıktı. Nasr, yol boyunca geçtiği şehirlerde Yahya’yı takip ettirdi. Nihayet Horasan Irak sınırına gelinceye kadar yola devam etti. Ancak Irak’a geçmesi halinde Yusuf b. Ömer’in kuvvetleri tarafından yakalanarak cezalandırılacağını düşündüğü için sınırı geçmedi. Durumu Nasr’a bildirilince eyalet sınırlarını terk etmeyen Yahya’nın tutumundan dolayı tedirgin oldu. Bunun üzerine bölgedeki bazı valilerine haber göndererek ordularını Yahya üzerine sevk etmelerini emretti. Rivayetlere göre burada toplanan binlerce askerden meydana gelen kuvvetlerle Yahya’nın 70 adamı arasında meydana gelen çatışmada devlet güçleri mağlup oldu. Nasr b. Seyyâr bu sefer de ona karşı komutanı Selm’i görevlendirdi. Aralarında meydana gelen çatışmalardan sonra Yahya, 125 [m. 743] yılında öldürüldü. Öldürüldüğü sırada 18 yaşındaydı.

 

Cafer-i Sâdık’ın isyan edeceği haberini aldığı amcaoğlu Yahya’ya bir mektup yazarak babası gibi öldürüleceğini, bu işten vazgeçmesini söylediği rivayet edilir.

 

Yahya öldürüldükten sonra, kellesi kesilerek Halife’ye gönderildi. Cesedi ise Cüzcân’da asıldı ve Ebû Müslim el-Horasanî tarafından indirilinceye kadar asılı kaldı. Ebû Müslim, cesedi indirterek, tekfin ve teçhiz işleminden sonra cenaze namazını kılarak defnettirdi.

 

Zeyd b. Ali’ye bağlı Şiîler, Horasan bölgesinde uzun süre etkin olmuşlardır. Yemen bölgesinde de yayılan Zeydiyye mezhebinin müntesipleri halen burada varlıklarını devam ettirmektedirler. Zeydîler, Taberistan ve Yemen’de devletler kurmuşlar ve buralarda siyasî hâkimiyeti bir süre ellerinde bulunmuşlardır.

 

Taberistan Zeydîlerinin kurdukları devlet bir süre [m. 864-929] bölgeye hâkimiyetini devam ettirdikten sonra Şiî bir hanedan olan Büveyhoğulları tarafından hâkimiyetlerine son verilmiştir.

 

Yemen’de Zeydî İmamlar Devleti, uzun bir süre [m. 897-1052 ve 1138-1538 yılları arası] varlığını devam ettirdi. Osmanlı Devleti’nin Yemen’e hâkimiyetinden sonra Zeydîler uzun süre Osmanlı yönetimi altında kaldılar [m. 1538-1918]. Batılı devletlerin de desteğini alan Zeydîlerin 87. imamı Yahya Osmanlı devletinin bölgeden çekilmesinden sonra imam olarak biat alıp vefatına kadar bu görevde kaldı [1920-1948). Onun vefatından sonra yerine oğlu Seyfülislam Nâsır iktidar geldi [1948-1962]. Seyfülislam’ın ölümünden sonra iktidara gelden oğlu Muhammed Bedr bir hafta sonra bir askerî darbeyle görevden uzaklaştırıldı [26 Eylül 1962]. Daha sonra Kuzey Yemen’de Yemen Arap Cumhuriyeti ve Güney Yemen’de Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti adlarıyla kurulan iki devlet, 22 Mayıs 1990 tarihinde birleşti. Ancak siyasî gerginlikler son yıllarda yoğun çatışmalara yol açtı.

 

Şiî fırkalar arasında Ehl-i Sünnet’e en yakın grup Zeydîlerdir. İmametle ilgili görüşleri, Zeyd b. Ali’nin Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer hakkındaki yaklaşımı çerçevesinde şekillenmiştir. Zeydîlere göre efdal [daha üstün] varken, mefdûlun [üstünlük açısından daha aşağıda olan] imameti caizdir. Bir başka ifade ile söylemek gerekirse Hz. Ali hilafet konusunda daha çok hak sahibi olmakla birlikte, onun kadar faziletli olmayan Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’in hilafetleri, Kur’ân ve sünnete uygun hareket ettikleri için meşrudur. İmamette ilahî bir tayin ya da vasiliği kabul etmemeleri de onları diğer Şiî fırkalardan ayırır. Öte yandan Hz. Peygamber’in herhangi bir kimseyi yerine tayin etmediği ya da ismen belirtmediğini savunan Zeydiyye, sadece imamın sahip olması gereken özelliklerin bildirildiğini savunur. Bu özelliklere göre Hz. Peygamber’den sonra imamete layık olan kişi Hz. Ali’dir. Ayrıca imamların Hz. Ali ve Hz. Fatıma evladından olmaları lazım geldiğini savunurlar. İmamların ismet sıfatları yoktur. İmamın açıkça ortaya çıkmış olması gerekir. Gizli imamet yoktur.

 

İmamet dışında kalan görüşlerinin önemli bir kısmı Mutezile mezhebine yakındır. Zeydiyye’ye göre amel imandan bir cüz olup büyük günah işleyen kişi, tövbe etmediği takdirde ebediyen cehennemde kalacaktır. Amelî mezhepleri ise Hanefîlere yakındır.

 

Kaynaklar

 

el-Belâzürî, Ebu’l-Abbas Ahmed b. Yahyâ (279/892), Ensâbu’l-Eşrâf, thk. Süheyl Zekkâr, Riyâd Ziriklî, Beyrut 1417/1996.

 

Bulut, Halil İbrahim, Dünden Bugüne Siyasî İtikadî İslam Mezhepleri Tarihi, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2011.

 

İbn Sa’d, Ebû Abdullah Muhammed b. Saʻd b. Menî (ö. 230/845), Kitâbü’t-Tabakâti'l-Kebîr, thk. Ali Muhammed Ömer, Kahire 1421/2001 [Türkçe çevirisi: Siyer Yayınları, İstanbul 2014].

 

Köse, Saffet, “Zeyd b. Ali”, DİA, XLIV, 313-316.

 

et-Taberî, Ebû Ca‘fer Muhammed b. Cerîr (310/922), Târîhu’t-Taberî: Târîhu’r-Rusül ve’l-Mülûk, thk. Muhammed Ebü’l-Fadl İbrahim, 2. Basım, Dârü’l-Maʻârif, Kahire 1969.

 

Uyar, Gülgûn, Ehl-i Beyt: İslâm Tarihinde Ali-Fatıma Evladı, 2. Basım, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakütesi Vakfı Yayınları, İstanbul 2008.

Yazar:
Prof. Dr. Adnan Demircan
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul