18 Ocak 2018 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / SURİYE'DE BOMBA YAĞMURLARI VİYANA'DA NİNNİLER

SURİYE'DE BOMBA YAĞMURLARI VİYANA'DA NİNNİLER

SURİYE'DE BOMBA YAĞMURLARI VİYANA'DA NİNNİLER

İran Zulmü Yetersiz Kalınca Rusya Devreye Girdi

 

Arap dünyasında zulüm rejimlerine karşı halk ayaklanmalarının Suriye'ye sıçraması üzerine normalde bu rejimlere karşı ve ayaklanmaların yanında durduğunu söyleyen İran ciddi şekilde rahatsız oldu. Bunun ABD ve İsrail oyunu olduğunu ileri sürdü. Oysa bu ayaklanmaları harekete geçiren etken zulümdü. Onun en katısı da Arap ülkeleri içinde Suriye'de mevcuttu. Yani toplumsal ve siyasal etken bu ülkede diğerlerindekinin belki birkaç katıyla vardı ve kimsenin dışarıdan müdahalede bulunmasına gerek yoktu.

 

Fakat Suriye'deki ayaklanma İran'ın çıkar hesaplarına da dokunuyordu ve bu hesaplarının zarar görmesini istemiyordu. O yüzden oradaki halkın tepkisini mazlumların zulme tepkisi olarak görmemesi ve emperyalist güçlerin oyununa gelmekle mahkûm etmesi gerekiyordu. Ama zulme başkaldıranlara dışarıdan bir yardım ve destek olmaması durumunda zulümde sınır tanımayan Baas'ın başkaldıranların hakkından geleceğine inanıyordu. Dışarıdan müdahale olmaması ile kastettiği aynı zamanda, zalim Esed'in işine karışılmaması, onun her türlü zulümde önünün açık bırakılması ve başkaldıranları silip süpürmede gerekçe olarak kullanmak amacıyla piyasaya süreceği yalan ve ithamlara bile itiraz edilmemesiydi.

 

Bunu çeşitli oyun ve taktiklerle her ne kadar büyük ölçüde başardıysa da bu kadarı yeterli olmayınca kendisi dıştan müdahale etme ihtiyacı duydu. Ama onun hiçbir ahlâki ölçüye dahi riayet etmeyen ve Baas zulmünü geride bırakan müdahalesi de yeterli olmayınca daha önce büyük ölçüde silah, askerî teçhizat, malzeme ve danışman yardımıyla katkıda bulunan Rusya doğrudan müdahale ihtiyacı duydu.

Rusya'nın da Gerekçesi IŞİD Hedefi İse Sivil Halk

 

Baas zulmünün devam ettiği, insanları vahşice katlettiği dönemde bırakın askerî amaçlı müdahaleyi zarar gören ailelere yardım götürme tarzında bir müdahale bile neredeyse savaş suçu kategorisine girerken, kısa adı IŞİD olan belli bir alanda kontrolü ele geçirdikten sonra da adını "İslâm Devleti" olarak değiştiren örgütün üzerinden oynanan oyun ise her türlü askeri müdahale için yeterli gerekçe sayıldı. Küresel ve bölgesel emperyalizm onunla savaş amacıyla olaylara müdahale etmek için koalisyon oluşturdu.

 

Rusya da Baas katliamının ve İran'ın benzer katliamlarla müdahalesinin yetersiz kaldığı yerde Esed diktasının geleceğini kurtarmak için yaptığı müdahalede gerekçe olarak IŞİD'İ kullandı. Küresel ve bölgesel emperyalizmin oluşturduğu koalisyonun onca saldırısı IŞİD'in hakkından gelemediği için Rusya'nın hava saldırısına ihtiyaç hâsıl olmuştu yani. Gerçekte ise IŞİD sadece bir bahaneydi. Hedefte katil Baas rejimini ve Esed diktasını istemeyen, onun zulmünden artık tamamen kurtulmak isteyen sivil halk vardı. Rusya da aynen İran'ın yaptığı gibi onlara "Ya Esed'in sopası altında, onun kölesi gibi yaşamayı kabul eder ya da bu ülkeyi terk edersiniz; yoksa hepinizi öldürürüm, öldüremezsem de hayatı zehir ederim" mesajı gönderiyordu.

 

Neden Siviller Vuruluyor?

 

Özellikle sivil hedeflerin vurulmasının arkasındaki gerçeği Vuslat'ın Ekim 2015 sayısında yayınlanan "Avrupa'ya İnsan Seli" başlıklı dosyamızda verilen bilgiler gözler önüne seriyor. Fakat konuyla ilgisinden dolayı burada kısaca üzerinde durmakta yarar görüyoruz.

 

Önce Baas güçlerinin, ardından İran'ın gönderdiği milislerin ve askerî organların şimdi de Rusya'nın hava müdahalesi için gönderdiği uçakların özellikle kalabalık kitlelerin bulunduğu sivil merkezlerini, pazar yerlerini, hastaneleri ve halka hizmet eden buna benzer kurumları hedef alması sivillerin vurulmasının kesinlikle yanlışlıkla olmadığını, kasıtlı ve aynı zamanda askerî strateji olduğunu gösteriyor.

 

Buraların vurulmasındaki amaç sivil halkı itaat ve ülkeyi terk arasında bir tercihe zorlamaktır. Bu politikadan dolayı ülkedeki halkın büyük çoğunluğu ülkenin sınırları içinde veya dışında bir yere göç etmek zorunda kalmış yani mülteci durumuna düşmüştür.

 

Bu haliyle Suriye'nin bugünkü durumu Filistin'in 1948'deki durumuna benziyor. O tarihte de siyonist işgalcinin sergilediği vahşet yüzünden Filistin halkının üçte ikisi Filistin toprakları içinde veya dışında bir yere iltica etmek zorunda kalmıştı.

 

Suriye'de Pazar Yerleri Bombalanırken Viyana'da Siyasal Çözüm Ninnileri

 

 Bir yandan Rusya'nın askeri müdahalesi, hava saldırısı ve özellikle de sivil kalabalıkları hedef alan saldırıları sürerken Avusturya'nın başkenti Viyana'da "siyasal çözüm" amaçlı olduğu ileri sürülen bir uluslararası toplantı başlatıldı. Toplantının hemen öncesinde Rus uçaklarının Doğu Guta'da bir pazar yerini bombalayarak 55 kişinin hayatını kaybettiği 200 kişinin de yaralandığı korkunç katliam gerçekleştirmeleri muhtemelen Viyana toplantısına gönderilen mesajdı. "Siyasal çözüm" için bir araya geldiklerini söyleyenlere, Esed'in konumunu sağlama almak amacıyla Suriye'ye hava müdahalesinde bulunan Rusya'nın bombalarını göz ardı edemeyecekleri mesajı veriyordu.

 

Katliamın Baş Sorumluları da Viyana'da

 

Viyana'daki sözde çözüm toplantısında Suriye'deki vahşi katliamın baş sorumluları da yer aldı. "Bu gayet normaldir, soruna siyasal çözüm bulunabilmesi için ister istemez saldıranların yani sebep olanların da ikna edilmesi dolayısıyla onların da pazarlıkta yer almaları gerekir" denebilir. Ama bunun gerçekleşmesi için meselenin diğer tarafında yer alan, haksızlığa uğratılan dolayısıyla zulme karşı mücadeleye devam eden direniş gruplarının da çağrılması, ne istediklerinin öğrenilmesi ve çözümün ne şekilde mümkün olabileceği konusunda görüşlerinin alınması gerekir. Onları büyük ölçüde yok sayan çözüm formülü ancak dayatma yoluyla olabilir ki zaten Baas zulmünün, onun arkasında duran zulüm güçlerinin ve küresel emperyalizmin yıllardan beri yapmaya çalıştıkları ama başaramadıkları da budur.

 

Viyana'daki son toplantıya Suriye'de artık fiili bir işgal gerçekleştirmiş olan İran'ın da katılması sağlandı. Onun katılmasında ABD'nin çabalarının büyük rol oynadığını artık kimse inkâr edemez. Böylece İran'ın Dış İşleri Bakanı Cevad Zarif başkanlığındaki bir heyetle iştirak ettiği bu toplantı aynı zamanda bu ülkenin Suriye meselesiyle ilgili olarak katıldığı ilk uluslararası toplantı oluyordu.

 

Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu yaptığı açıklamada İran'ın katılmasına tepki gösterdi ve onun katılmasının siyasal çözümün önünü tıkayacağını söyledi. Bu fiilen de gerçekleşti. Çünkü İran, Esed'in geçiş dönemi için de olsa devletin başında kalması konusunda ısrarlıydı. "Siyasal çözüm" formüllerinin düğüm noktasını da Esed'in ne olacağı meselesi oluşturdu. Fakat böyle bir tıkanma ABD'nin de işine geliyordu. Çünkü Suriye'yle ilgili hesaplar sağlama alınmadan Esed'in gitmesini o da istemiyordu.

,Viyana toplantısına katılanlar arasında Esed'in gitmesinde ısrarlı olan Türkiye ve Suudi Arabistan da yer aldı. Toplantıya Avrupa ülkelerinin yanı sıra Ürdün, Lübnan ve Mısır'ın da aralarında bulunduğu 17 ülke katıldı. Avrupa Birliği de temsil edildi.

 

Olayların Başlangıcında İran'a Göre Bu Dıştan Müdahaleydi

 

Böyle bir toplantı olayların başlangıcında, henüz kan akıtılmadan, "siyasal çözüm" bulunsun çağrısıyla yapılsaydı, İran ve yardakçıları belki de bunu dışarıdan müdahale olarak lanse edeceklerdi. Fakat Baas katliamlarının, aynı şeyleri İran'ın gönderdiği silahlı milislerin tekrar etmesinin ve en sonunda Rus müdahalesinin yetersiz kaldığı yerde katil Esed'in saltanatını sağlama alma amacıyla İran'ın da iştirakiyle sözde "siyasal çözüm" bahanesiyle bir uluslararası toplantı yapılmasına herhangi bir itirazı olmadı.

 

Siyasal Çözümün Düğüm Noktası: Esed'li mi Olsun Esed'siz mi?

 

Suudi Arabistan yönetimi toplantı öncesinde yaptığı basın toplantısında siyasal çözümü önemsediğini dile getirerek; "Rusya ve İran'ın siyasal çözümde samimi olup olmadığını göreceğiz" dedi. Bu açıklamasıyla kastettiği bu ikisinin siyasal çözümün gerçekleşebilmesi için katil Esed'i devre dışı bırakacak bir formülü kabul edip etmeyecekleriydi. Çünkü "siyasal çözüm" tartışmalarında meselenin düğüm noktasında o vardı.

 

Suudi Arabistan Dış İşleri Bakanı Adil El-Cubeyr toplantıdan iki gün önce yani 28 Ekim Çarşamba günü Riyad'da düzenlediği basın toplantısında Esed'in geleceğinin olmadığını, ya siyasi ya da askerî yolla gönderileceğini söyledi. Suudi Arabistan'ın yanı sıra Türkiye ve bazı Avrupa ülkeleri de Esed'siz formülde ısrarlı olduklarını ifade ediyorlardı.

 

ABD'nin Esed'i ret konusundaki tavrı politikasının perdeye yansıyan tarafıydı. Perdenin arkasındaki politikasına göre Suriye'de eşeğini sağlam kazığa bağlamadan Esed'in çekilmesine taraftar değildi. Çünkü Suriye'deki şartlar siyonist işgal rejimini yakından ilgilendiriyordu. Viyana'daki toplantıya İran'ın katılması konusunda ısrarlı davranmasının sebebi belki de buydu.

 

Aslında Rusya ve İran'ın Esed'i çöpe atması ihtimal dışı değildir. Ama orada çıkarlarını garantiye almadan bunu yapmazlar. İran heyetinden bir kişinin; "Esed'in sonsuza kadar kalmasında ısrarlı değiliz" demesi de buna işaret ediyordu. Fakat ilginç olan Esed'in şimdilik bir alternatifinin bulunmadığını söylemeleriydi. Onların alternatif ile kastettikleri elbette Suriye yönetimi konusunda değil gerek kendilerinin ve gerekse küresel emperyalizmin çıkarlarının korunması konusundaydı. O yüzden geçiş sürecinde altı ay ona mühlet tanınmasında ısrar ediyorlardı. Bu süre bir alternatif formül bulmak içindi. Bunu başaramamaları durumunda da ya Esed'in geçiş dönemini uzatacak ya da göstermelik bir seçimle onun iktidarını garantiye alacaklardı.

 

İran heyeti Esed saltanatına dokunulmaması konusundaki ısrarını ortaya koymak için IŞİD'le savaşta ona destek vermek gerektiğine dikkat çekti. Yani IŞİD bahanesi üç yüz binden fazla insanı vahşice katleden, ülke nüfusunun yarıdan fazlasını mülteci durumuna sokarak Suriye'yi yaşanılabilir olmaktan tamamen çıkaran Baas vahşetinin sürdürülmesi, ona destek verilmesi için de yeterli oluyordu.

 

Sonuç itibariyle siyasal çözümde Esed'in durumunun ne olacağı hakkında anlaşma sağlanamadığı için reel bir çözüm formülüne de ulaşılamadı. Ama yine de tamamen eli boş çıktılar denmemesi için birtakım ateşkes ve seçim planlarından söz eden sonuç bildirisi yayınlamayı da ihmal etmediler. Oysa planlar ile sahadaki şartlar tamamen farklı konuşuyordu ve sahadaki şartlar hazır olmadan bu planların uygulanmasının mümkün olmadığını Suriye gerçeğini yakından izleyen herkes tahmin ediyordu.

 

Viyana'dan Kimse Bir Şey Beklemiyordu

 

Aslında Viyana toplantısından kimse bir şey beklemiyordu. Bunu ABD yetkilileri de kendi ağızlarıyla dile getirdiler. Fakat burada en azından bir formül tartışması imkânının ortaya çıkması küresel emperyalizmin ve onun bölgedeki işbirlikçi güçlerinin işine yaradı. Bu tartışma uluslararası kamuoyuna, Suriye'ye ilgisiz kalmadıkları mesajı vermeleri için de önem taşıyordu. Toplantının asıl amacı ise ileriye dönük hesapların iyi planlanması ve ortak stratejilerin belirlenmesiydi. Yani gerçekte Suriye halkının yaralarının sarılması değil ülkeleri üzerindeki emperyalist hesapların tehlikeye düşmemesi için ortak stratejiler belirlenmesi isteniyordu. Bu konudaki görüşlerin düğüm noktasını da saltanatını sürdürebilmek için kan akıtmayı sürdüren Beşşar Esed'in iktidarının devamı meselesi oluşturduğundan Suriye'deki katliamların durdurulması konusunda hiçbir şey ortaya koyamadı. Zaten böyle bir amacının olmadığını da genel anlamda sergilenen tavır ortaya koydu.

 

Viyana Toplantısı Emperyalizmin Suriye'de Hesaplarının Ortak Olduğunu Gösterdi

 

Bazı konularda ihtilaflar olsa da Viyana toplantısı küresel emperyalizmin farklı kanatlarının ve onlarla işbirliği içindeki bölgesel güçlerin Suriye'deki hesap ve çıkarlarının ortak olduğunu gösterdi. Sadece bu ortak hesapların uygulanması ve çıkarların korunması konusunda uygulanacak formüllerde ihtilaflar vardı. Formül ve yöntem konusunda bir ittifaka varılıncaya kadar da mevcut durum bir bakıma geçerli durum olarak kabul edildi ve çözüm zamana bırakıldı. Bu da bir yöntemdir ve zaman içinde şartların herkesi bir şeylerden taviz vermeye zorlamasının bir zorunlu formüle ilzam edeceğine inanılır. Bu yönteme tarihte birçok meselenin çözümünde başvurulmuştur ama bu yöntem mağdur edilenlerin epey kan kaybetmesine, sıkıntı çekmesine neden olmaktadır.

Savaş Emperyalizmin Kanatları Arasında Değil Zalimlerle Mazlumlar Arasındadır

 

İşin bir başka yönü de uluslararası toplantılarda, sorunun bu toplantılarda masaya oturan taraflar arasında yaşandığı görünümü oluşmasıdır. Oysa Suriye'de bugün savaş vatanlarını zulüm rejiminden ve onu korumak için müdahale eden işgalcilerden kurtarmak böylece gerçek özgürlüklerine kavuşmak isteyenlerle bu mücadeleyi bastırmak isteyen zulüm güçleri arasında sürüyor. Dolayısıyla çözüm de ancak ya onlardan birinin sahayı terk etmek zorunda kalması veya bir çözüm formülünde anlaşmaları ile mümkün olacaktır. İki taraftan birinin sahayı terk etmek zorunda kalması yenilgiyi kabul etmesi demektir. Bu askeri çözümdür. İki tarafın bir formül üzerinde anlaşması da karşılıklı tavizlerle ve kabullerle olacaktır ki bu da siyasal çözümdür.

 

Küresel emperyalizm, Baas'ın ve İran'ın yetersiz kaldığı sahada IŞİD bahaneli koalisyon oluşturarak askeri müdahalede bulunup direnişçileri yenilgiyi kabule zorlamak istedi. Ama bunu başaramadı. Ardından Rusya hava saldırısı gerçekleştirdi. Bir yandan da sözde siyasal çözüm tartışmaları gündeme getirildi. Bu tartışmalar da hak ve özgürlük isteyenleri yok sayarken, katliamları sürdürenlerin pazarlığa ortak olmalarını sağladı.

 

Sergilenen tavır "siyasal çözüm" formülünde de zaman içinde şartların yıpratması yöntemini uygulayarak yine baskın çıkmaya çalışmak, böylece hak ve özgürlük isteyenleri önemli tavizlere zorlamaktır. Çünkü Suriye'nin, gerek küresel emperyalizmin, gerek bölgesel güçlerin ve gerekse onların himayesi altındaki siyonist işgalin çıkarları açısından önemli stratejik konuma sahip olduğu biliniyor. 

Yazar:
M.Ahmet VAROL
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul