22 Ocak 2018 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / YALNIZ İSLÂM!

YALNIZ İSLÂM!

 YALNIZ İSLÂM!

İkrime (rh.a.) anlatıyor:

Yahudîlerden (müslüman olan) sa'lebe, Abdullah b. Selâm, İbn Yâmîn, Ka'b'ın oğulları Esed ve Useyd, Şu'be b. Âmîr, Rasulullah (s.a.s.)'e gelip:

-Ya Rasulallah, bizler yahudî iken cumartesi günü ta'zîmde bulunurduk. Bize müsaade et, cumartesi günü ta'zîme devam edelim. Ayrıca Tevrat'da Allah'ın kitabıdır. Bize müsaade buyurun, geceleri Tevrat'la ihyâ edelim, dediler.

Bunun üzerine:

"Ey iman edenler, hepiniz topluca Silm'e (İslâm'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır." (Bakara, 2/208) ayeti nâzil oldu.1

İmam el-Vahîdî (rh.a.) şunu kaydeder:

İbn Abbas (r.anhuma)  anlatır:

Bu ayet, Abdullah b. Selâm ve ashabı hakkında inmiştir. Onlar, Rasulullah (s.a.s.)'e iman ettikleri zaman, O'nun şeriatiyle Musa'nın şeriatini beraber yürütmeye başladılar. Böylece müslüman olduktan sonra cumartesi'ne ta'zîm gösterdiler ve develerinin etleriyle sütlerini kerih gördüler. Müslümanlar ise, onların bu tutumlarını yadırgadılar ve onlar:

-Bizim, Muhammed (s.a.s.)'in de, Musa (a.s.)'ın da şeriatine gücümüz yeter, dediler.

Rasulullah (s.a.s.)'e gelip:

-Muhakkak ki Tevrat, Allah'ın Kitabıdır. O hâlde bizi bırak da onunla da amel edelim, dediler.

Bunun üzerine Allah, bu ayeti indirdi.2

İmam Bağavî ve diğer müfessirler, bu ayetle ilgili olarak şunları söylerler:

Bu ayet-i kerime, Abdullah b. Selâm ve ashabı gibi Ehl-Kitab'dan iman edenler hakkında nâzil olmuştur. Zira bunlar, müslüman olduklarında Musa Peygamber (a.s.)'ın şeriatine ta'zîm etmeye devam etmişlerdi. Bu cümleden olmak üzere cumartesi gününe ta'zîm ediyor, deve eti yemeyi, deve sütü içmeyi kerih görüyor ve şöyle diyorlardı:

Bu gibi şeyleri terk etmek Tevrat'ta vâcib olduğu hâlde, İslâm'da mübah oluyor.

Bunlar, Rasulullah (s.a.s.)'e gelip:

- Ya Rasulallah, Tevrat da Allah'ın kitabı, bizi bırak da geceleri namazımızda Tevrat da okuyalım, dediler.

Bunun üzerine Allah, bu ayet-i kerimeyi inzâl buyurarak onlara, barışa, yani İslâm dini'ne onun bütün hükümlerini kabul ederek girmelerini, nesh olduğu için Tevrat'a bağlanmamalarını emretti.3

Böyle bir olay üzerine inzâl olunan ayet-i kerimeye tekrar bakalım!

Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

 "Ey iman edenler, hepiniz topluca Silm'e (İslâm'a barış ve güvenliğe) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.

Size, apaçık belgeler (ayetler) geldikten sonra yine ayağınız kayarsa, bilin ki Allah, gerçekten üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir."4

İmam İbn kesîr (rh.a.), bu ayetlerin tefsirinde şunları söyler:

"Yüce Allah, kendisine iman eden ve Peygamberini tasdik eden kullarına, İslâm'ın tüm prensip ve kurallarına tutunmalarını, güçleri yettiği oranda bütün emirlerini yerine getirip, bütün yasaklarından sakınmalarını emrediyor.

Avfî'nin nakline göre İbn Abbas ile Mücahid, Tâvûs, Dahhak, İkrime, Katâde, Süddî ve İbn Zeyd, ayetteki Silm (barış ve esenlik) kelimesini, 'İslâm' ile tefsir etmişlerdir.

Dahhak'ın rivayetine göre İbn Abbas (r.anhuma), Ebu Âliye ve Rebî b. Enes ise bunu, 'itaat' ile tefsir etmişlerdir.

Katâde'den, O'nun bunu, 'savaşı bırakıp barışma' ile tefsir ettiği de rivayet edilmiştir.

 'Hep birden/hepiniz' kelimesini İbn Abbas, Mücahid, Ebu Âliye, İkrime, Rebî, Süddî, Mukâtil ibn Hayyan, Katâde ve Dahhak, 'topluca' ile tefsir etmişlerdir.

Mücahid ise, ayete şöyle mânâ vermiştir: Her türlü salih ameli ve iyilikleri yapın.

Kimi müfessirler, 'hep birlikte' kelimesini, 'girenler'in hâli yapıp, 'hepiniz İslâm'a girin' mânâsını vermişlerdir. Amma doğru olan birincisidir. Yani, onlara bütün iman şubeleri ile İslâm'ın tüm hükümlerini güçleri yettiğince uygulamaları emredilmiştir. Nitekim. İbn Ebî Hâtim'in İkrime'den rivayet ettiğine göre, İbn Abbas (r.anhuma) bu ayeti okur ve şöyle der:

- Burada, Ehl-Kitab'dab iman edip müslüman olanlar kasdedilmiştir. Zîra onlar, Allah'a iman etmekle beraber Tevrat'taki bazı emirlerle ve kendilerine indirilmiş bazı hükümlerle amel ediyorlardı. Bu yüzden Allah: 'Hep birden İslâm'a girin' buyurdu. Yani, Muhammed (s.a.s.)’în şeriatının hükümlerine girin ve ondan hiçbir şeyi terk etmeyin. Sizin Tevrat'a ve Tevrat'ta bulunan şeylere iman etmeniz yeterlidir.

'Şeytanın adımlarını izlemeyin.' Yani, Allah'ın emirlerine uyun ve şeytanın emrettiği şeyden kaçının. Zîra Allah'ın başka ayetlerde buyurduğu gibi:

"O, size ancak kötülüğü, çirkini ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder."5

"O, kendi taraftarlarını ancak ateş ehlinden olmaya çağırır."6

Bu yüzden yüce Allah, ardından: 'Çünkü o, apaçık düşmanınızdır.' buyurmuştur.

Mutarrif der ki:

-Allah'ın kulları arasında, Allah'ın kullarına karşı en sahtekârı şeytandır."7

Nakledilen açıklamalardan apaçık anlaşıldığı gibi, Rabbimiz Allah Teâlâ'nın katıksız iman eden muvahhid mü'min kullarına emri: "Hepiniz topluca Silm'e girin!"

 "Silme girin!" emri, İslâm'a girin ve emirlere itaat edin, demektir… İslâm, fıtrat dini, insanlık âlemi için barış ve esenliktir… İslâm, hem dünyada, hem de ahirette kurtuluş ve mutluluğun yegâne kaynağıdır…

Rabb olarak Allah'a, din olarak İslâm'a, Nebî olarak Muhammed (s.a.s.)'e razı olanlar, iman edip kabul edenler, Allah'dan başka rableri, İslâm'dan başka hayat düzenlerini, Rasulullah Muhammed (s.a.s.)'den başka önderleri reddetmelidirler… Bu reddetme, sahih imanın olmazsa olmazıdır!..

Bakara Sûresi'nin 208. Ayet-i Kerimesinin inzâl sebebine dikkat edilecek olunursa, görülecek hakikat şudur: Ehl-i Kitab'dan olup iman ederek müslüman olan şahsiyetler, Allah'ın Kitabı olan Kur'ân'la beraber, yine Allah'ın Kitabı ola Tevrat'la da amel etmek, hayatlarını iki Kitab ve iki şeriata göre düzenlemek isteklerinin yanlış olduğu beyan edilmiştir… Kişilerin elleriyle tahrif ettikleri ve Kur'ân tarafından nesh olunmuş Tevrat ile amel etmenin câiz olmadığı kendilerine açıklanmıştır… Hem Kur'ân ile, hem de tevrat ile amel etmek isteyenler, en açık şekliyle ikâz edilmiş ve onların bu istekleri redd olunmuştur…

"Ey iman edenler, hepiniz topluca Silm'e (İslâm'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır." Ayet-i Kerimesiyle, Kur'ân'la beraber Tevrat ile amel etmenin bir sapma olduğu vurgulanmış, iman etmenin, İslâm'ın dışındaki bütün hayatî düzenlerden arınıp İslâm'a girmek olduğu gerçeği izâb edilmiştir… Kur'ân-ı Kerim'e iman edenler, O'nun tarafından nesh edilmiş O'ndan önceki "Semâvî Kitablar" ile amel etmelerinin câiz olmadığı gibi, yeryüzünün egemen tağutlarının, hevâlarını ilâh edinerek hazırladıkları anayasalarla da asla amel edemezler!.. Topluca İslâm'a girip, sadece İslâm'ın hükümleriyle amel etmek ile mükellef olanlar, inanıp bilmelidirler ki, İslâm'dan başka hayat düzenlerine ve Kur'ân'dan başka hayat kitablarına kısmen bile olsa razı olmak, onları desteklemek ve yardım etmek, Rabbimiz Allah Teâlâ'nın:

"Şeytanın adımlarını izlemeyin!" emrine aykırı hareket etmek demektir…

Yeryüzünün egemen tağutlarının anayasalarını kabul edip, siyasî, hukukî, iktisadî ve sosyal hayatı ona göre tanzim etmek, Kur'ân'ı bırakıp başka kitablarla amel etmek, ya da Kur'ân ile beraber onlara uymak demektir…

Allah'ın hükümlerini hoş karşılamayan, o hükümlere karşı hükümler yapan ve egemen oldukları bölge halklarına kendi hükümlerine göre yöneten egemen tağutların bazı emirlerine uymak, onlara itaat etmek, imandan sonra topukların üzere gerisin geriye dönmekten başka bir şey olmadığını beyan buyuran yegâne Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Şübhesiz, kendilerine hidayet apaçık belli olduktan sonra, gerisin geri, (küfre) dönenleri, şeytan kışkırtmış ve uzun emellere kaptırmıştır.

İşte böyle, çünkü gerçekten onlar, Allah'ın indirdiğini çirkin karşılayanlara dediler ki: 'Size bazı işlerde itaat edeceğiz.' Oysa Allah, sakladıkları şeyleri (sır olarak konuştuklarını) biliyor.

Öyleyse melekler, yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını aldıkları zaman nasıl olacak?

İşte böyle, çünkü gerçekten onlar, Allah'ı gazablandıran şeylere uydular ve O'nu razı edecek şeyleri çirkin karşıladılar. Bundan dolayı (Allah,) amellerini boşa çıkardı."8

Allah Teâlâ, Kur'ân-ı Kerim ile beraber.

-Bizim, Muhammed (s.a.s.)'in de, Musa (a.s.)'ın da şeriatine gücümüz yeter, deyip Tevrat ile amel etmek ve hayatlarını düzenlemek isteyenlerin bu isteklerini:

 "Ey iman edenler, hepiniz topluca Silm'e (İslâm'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin!" deyip reddetmiş iken, nasıl olurda yaşadığımız bu zamanda ve bu coğrafyada, kendilerini müslüman kabul eden on milyarlarca insanlar, yeryüzünün egemen tağutlarının anayasalarıyla amel etmek isterler… İşin en korkuncu ise, bu isteklerini Kur'ân'dan ve Sünnet'ten deliller getirmeye çalışmakta, hak ile bâtılı karıştırmaktadırlar…

Kur'ân'la beraber Tevrat ile amel etmeye asla müsâde edilmemiş iken, Kur'ân'la beraber egemen tağutların anayasalarıyla amel etmeye müsâde edilir mi hiç?.. Hayatı, Allah'ın Kitabı Kur'ân ile egemen tağutların anayasaları arasında pay edenlerin ve böyle bir bölüşmeden hiç rahatsızlık duymayıp memnun olanların hükmünün ne olduğunu, halktan ve tağuttan müstağnî olan gerçek İslâm âlimlerine sormak lazım!..

Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, iman ettiklerini ve müslüman olduklarını söyleyenlerin, hayatlarının yalnızca kendisi için olmasını emir buyuruyor:

"De ki: Şübhesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm Âlemlerin Rabbi olan Allah içindir."9

Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.), Kur'ân'a rağmen, tahrif olunmuş Tevrat'a rağbet edilmesini asla kabul etmezken, ümmetinden olduğu söyleyenlerin, Kur'ân'a rağmen, İslâm topraklarını işgal eden egemen tağutların anayasalarını kabul edip onunla hayatı düzenleyenlerin, onunla yöneten ve yöneticilerin bu hareketini nasıl kabul eder ki?..

Cabir (r.a.) anlatıyor:

(Bir gün) Ömer ibnu'l-Hattab (r.a.), Rasulullah (s.a.s.)'e bir Tevrat nüshası getirdi ve:

-Ya Rasulallah bu bir Tevrat nüshasıdır, dedi.

Rasulullah bir şey söylemedi. Sonra (Ömer,) onu okumaya başladı. Bu esnada Rasulullah'ın yüzü (nün rengi) değişiyordu.

Bunun üzerine Ebu Bekr (r.a.):

-Evlâd acısı görenler seni kaybedesice! Rasulullah'ın yüzünü hiç görmüyor musun? dedi.

Ömer, o zaman Rasulullah (s.a.s.)'in yüzüne baktı ve hemen şöyle dedi:

-Allah'ın gazabından, O'nun Rasulünün gazabından Allah'a sığınırım. Rabb olarak Allah'a, Din olarak İslâm'a Nebî olarak Muhammed'e razı olduk.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Muhammed'in canı elinde olan (Allah'a) yemin olsun ki, şayet Musa sizin için ortaya çıksaydı ve sizde beni terk ederek O'na uysaydınız, doğru yoldan sapmış olurdunuz. Şayet O, sağ olsa ve Peygamberliğime kavuşsaydı bana ittibâ ederdi."10

Cabir b. Abdullah (r.anhuma) anlatır:

Ömer ibnu'l-Hattab, Ehl-i Kitab'dan birilerinden aldığı bir yazıyı getirip Rasulullah (s.a.s.)'e okudu.

Rasulullah (s.a.s.), bunu duyunca kızdı ve şöyle buyurdu:

"Ey İbnul-Hattab, sizde mi onlar gibi şaşkınsınız? Canım elinde olana yemin olsun ki, size, tertemiz ve bembeyaz olan bir şeriat getirdim. Ehl-i Kitab'dan olanlara bir şey sormayın. Zirâ size hak olan bir şeyi söylerler de onu yalanlarsınız veya bâtıl olan bir şeyi söyler de ona inanırsınız. Canım elinde olana yemin olsun ki, Musa hayatta olsaydı, bana tabi olmaktan başka bir seçeneği olmazdı."11

Abdullah b. Sâbit (r.a.) anlatıyor:

Ömer İbnul-Hattab, Rasulullah (s.a.s.)'e gelip:

-Ya Rasulallah, Kurayza'dan bir kardeşime uğradım ve bana Tevrat'tan seçme ayetler yazdı, onları sana arz edeyim mi? diye sordu.

Bu soru karşısında Rasulullah (s.a.s.)'in yüzünün rengi değişmişti.

Ben:

-Allah aklını yok etsin! Rasulullah'ın yüzünün renginin nasıl deyiştini görmüyor musun?.

Ömer:

-Rabb olarak Allah'ı, din olarak İslâm'ı, Nebî olarak Muhammed'i kabul ettim.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.)'in öfkesi geçti ve şöyle buyurdu:

"Muhammed'in canı elinde olana yemin ederim ki, Musa aranızda olsa ve sizde beni bırakıp O'na uysanız, yoldan çıkmış olursunuz. Siz, ümmetler içinde benim kısmetimsiniz, bende Peygamberler içinde sizin kısmetinizim."12

Cabir b. Abdullah (r.anhuma)'nın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Ehl-i Kitab'dan olanlara bir şey sormayın! onlar, sapıklık içindeyken size doğru yolu gösterecek değillerdir. Aksi hâlde ya bâtıl olan bir şeyi onaylayacak ya da hak olan bir şeyi yalanlayacaksınız. Şayet Musa şuân aranızda yaşıyor olsaydı, bana tabi olmaktan başka bir seçeneği olmazdı."13

Ehl-i Kitab, Yahudîler ve Hristiyanlardır… Onlar, Kur'ân'ı Kerim'den önceki inzâl olunan kitabları kabul edip iman ediyorlar, fakat Kur'ân'ı inkâr ederler… Onlar, Rasulullah Muhammed (s.a.s.)'den önce Allah'ın gönderdiği Nebîleri ve Rasulleri kabul edip iman ediyorlar, fakat Rasulullah Muhammed (s.a.s.)'in Nübüvvetini ve Risâletini inkâr ederler. Böylece kâfir olmuşlardır…

Rasulullah (s.a.s.), kitabli kâfirler için:

"Onlar, sapıklık içindeyken, size doğru yolu gösterecek değillerdir!" buyurmaktadır…

Ellerinde tahrif ettikleri ve Kur'ân'ın inzâlı ile nesh  olunmuş bir münzel kitapları var iken, hâlleri bu olan kitablı kâfirler, bir şeyin sorulmaması ve onlara meyil edilmemesi emrolununmuşken, kitabsız kâfirler için tavır nasıl olunmalıdır?:

Kur'ân'la beraber Tevrat ile amel etmeye asla müsâde edilmemişken, Kur'ân'la beraber, İslâm topraklarını işgâl eden, Allah'ın hükümlerini geçersiz kılıp yasaklayan egemen tağutların küfür ve şirk olan anayasalarıyla amel etmeye müsâde var mıdır acaba?

Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenlerin kâfirler, zalimler ve fasıklar olduklarına inandıklarını söyleyenlere sormak gerek Allah'ın hükümlerini yasaklayan ve kendi yasalarını geçerli kılan, kâfir, zalim, fasık olan egemen tağutların yasama  makamında bulunmalarına ve yasalarına razı olup, o yasalarla hayatı düzenlemenin ne anlama geldiği hâlâ bilinmez bir durumda mı?..

"Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevâlarına uyma. Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmında seni şaşırtmamaları için diye onlardan sakın."14 emrini veren yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ'nın bu emrini dinleyip itaat edenler nerede?

Evet, nerede onlar ki:

"Aralarında hükmetmesi için, Allah'a ve Rasulüne çağrıldıkları zaman mü'min olanların sözü: 'İşittik ve itaat ettik' demeleridir. İşte felâha kavuşanlardır bunlardır.

Kim Allah'a ve Rasulüne itaat ederse ve Allah'dan korkup O'ndan sakınırsa işte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır."15

Bundan dolayı Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, iman ehli kullarına hitaben:

"Ey iman edenler, hepiniz topluca Silm'e (İslâm'a/barış ve güvenliğe ) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır." buyurdu.

 Bu emir, şu demekti:

"Ey iman edenler, İslâm'a, onun bütün hükümlerine tamamen uymak sûretiyle girin, bir hükümle amel edip diğerini bırakmayın. Meselâ, namazı kılıp zekâtı vermemezlik etmeyin. İslâm bir bütündür, bölünmez. Şeytanın aldatmalarına kanarak, onun size gösterdiği bâtıl yollara girmeyin. O, sizin apaçık bir düşmanınızdır.

Eğer İslâm'ın hak olduğuna dair kesin ve apaçık deliller geldikten sonra, tökezleyip ona girmekten yüz çevirirseniz, biliniz ki Allah galibdir, kendisine isyan edenlerden intikam almaktan âciz değildir. Yarattığı ve yaptığı her şey bir hikmete bağlıdır."16

Kadî Beydavî (rh.a.) şunu kaydeder:

"Mânâ şöyledir:

Allah'a teslim olun ve topluca içinizle ve dışınızla O'na itaat edin. Hitab, münafıklaradır.

Ya da her şeyinizle İslâm'a girin, ona başkasını karıştırmayın. Bu durumda hitab, Ehl-i Kitab'ın mü'minlerinedir. Çünkü onlar, İslâm'a girdikten sonra cumartesi gününe hürmet gösterdiler, deve etini ve sütünü haram saydılar.

Ya da bütün Peygamberlere ve Kitablara iman ederek Allah'ın kanunlarına girin demektir. O zaman da Hitab, Ehl-i Kitab'a olur.

Ya da İslâm'ın bütün bölümlerine ve hükümlerine girin, hiçbir şekilde onu ihlâl etmeyin. O zaman da hitab, müslümanlaradır."17

Hep beraber topluca Silm'e, yanı barış, güvenlik ve fıtrat dini olan İslâm'a girmeyenler, apaçık düşmanları olan şeytanın adımlarını izleyenlerdir… Şeytan onları, İslâm'dan alı koyup bâtıl ve tağutî yollara sevk etmekte, şirk ve küfür yasalarıyla yönetimlerini sağlamaktadır… Şeytanın önderliğinde beraberce yollarda yürüyenler için şöyle buyruldu:

"O, kendi grubunu ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmaya çağırır."18

Ey akleden firaset sahibleri, şiârınız: "Yalnız İslâm, başkası değil!" olsun.

 

Dipnot

1) Celâleddin es-Suyutî, Esbâbü'n-Nüzûl, çev. Abdulcelil Alpkıray, İst. 2015, Sh. 96.

Not: İmam Hafız İbn Kesîr (rh.a.), "Tefsiru'l-Kur'âni'l-Azim" adlı meşhur tefsirinde bu olayı naklettikten sonra şu itirazını gündeme getirir:

"Abdullah b. Selâm'ın bunların arasında zikredilmesi isabetsizdir. Çünkü O'nun cumartesi gününe riâyet hususunda izin istemiş olma ihtimali uzaktır. Zira Abdullah b. Selâm, tam bir imana sahib olmasının yanında, cumartesi gününün neshedildiği, kaldırılıp geçersiz kılındığı, yerine İslâmî bayramların konulduğu hususunda kesin kanaate sahibti."

İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, çev. Dr.Savaş Kocabaş, İst. 2010, C. 2, Sh. 125.

2) İmam Ebu'l-Hasan Ali b. Ahmed el-Vahidî, Esbâb-ı Nüzûl, çev. Dr. Necati Tetik - Necdet Çağıl, Erzurum, T.Y. Sh. 68.

3) Abdulfettâh el-Kadî, Esbâb-ı Nüzûl, çev. Doç. Dr. Salih Akdemir, Ank. 1986, Sh. 42.

4) Bakara, 2/208-209.

5) Bakara, 2/169.

6) Fatır, 35/6.

7) İmam Hafız İbn Kesîr, A.g.e. C. 2, Sh. 124-125.

8) Muhammed, 47/25-28.

9) En'âm, 6/162.

10) Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 39, Hds. 441.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, çev. Adem Yerinde, İst. 2007, C. 1, Sh. 475, Hds. 810. Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr'den.     

11) İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, Vdğ. İst. 2013, C. 1, Sh. 475, Hds. 718.

Nûreddin el-Heysemî, A.g.e. C. 1, Sh. 474, Hds. 808. Ebu Ya'lâ ve Bezzâr'dan.

12) Abdurrezzâk es-San'ânî, Musannef, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2013, C. 6, Sh. 139, Hds. 10164.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 1, Sh. 476, Hds. 719.

Nûreddin el-Heysemî, A.g.e. C. 1, Sh. 473, Hds. 806. Taberânî'den.

13) İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 1, Sh. 474-475, Hds. 717.

Nûreddin el-Heysemî, A.g.e. C. 1, Sh. 474-475, Hds. 809. Bezzâr'dan.

14) Mâide, 5/49.

15) Nur, 24/51-52.

16) Muhammed Ali es-Sâbûnî, Safvetü't-Tefasîr, çev. Prof. Dr. Sadreddin Gümüş - Dr. Nedim Yılmaz, İst. 2010, C. 1, Sh. 241. 3. Baskı.

17) Kadî Nasırüddin Ebu Said Abdullah b. Ömer b. Muhammed eş-Şirâzî el-Beydavî, Envaru't-Tenzil ve Esraru't-Te'vil - Beydavî Tefsiri, çev. Doç. Dr. Abdulvehhab Öztürk, İst. 2011, C. 1, Sh. 271.

Ayrıca bkz. İmam Ebu'l-Ferec Cemâlüddin Abdurrahman Ali ibn Muhammed Cevzî, Zadü'l-Mesir, Fi İlmi't-Tefsir, çev.  Doç. Dr. Abdulvehhab Öztürk, İst. 2009, C. 1, Sh. 228-229.

18) Fatır, 35/6.

Yazar:
Muhammed İslamoğlu
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul