22 Ocak 2018 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / İSKİLİPLİ ATIF HAYATI VE MÜCADELESİ

İSKİLİPLİ ATIF HAYATI VE MÜCADELESİ

İSKİLİPLİ ATIF HAYATI VE MÜCADELESİ

Tarih Hayat Kaynağıdır

Yeni nesillere aydınlık bir istikbal inşa etmek için tarihimizi doğru olarak bilmek zorundayız. Bu konuda modelimiz İskilipli Atıf Efendi’dir. O’nun hayatı, eserleri, hizmetleri, mücadelesi ve akıbeti bir ibret tablosudur.

Resmi ideoloji O’nu, Laleli’deki evinden aldı, Ankara’da birinci meclisin önünde salben idam etti. Yaşama özgürlüğü -hakları- elinden alınan diğer ilim ve fikir adamları gibi Atıf Hoca da unutulmadı. Talimatla kalem kıran, küreğe mahkûm eden, sürgün eden, vicahen –gıyaben ve müeccelen- idam kararları vererek ev ödevi yapan zalimler unutuldu. Fakat zulmen canlarına kıyılanlar kıyamete kadar rahmetle anılacaklar.

Husumete vaktimiz yok, biz muhabbet fedaileriyiz.

Şehidlerimizi, öc almak, intikam almak ya da rövanş almak için değil, ibret almak için rahmetle anıyoruz.

İskilipli Atıf’ın bize ihtiyacı yok, bizim O’na ihtiyacımız var. Şehit âlimler, indallah’ta itibar sahibidir.

Millete, İslami hayat teklifini yol haritası olarak sunan ve kitabın ortasından konuşan, yazan münevverler, aydınlar asıldılar.

Tarih, magazin değildir. Tarihi çalınmış bir milletiz. Tarihimizle yüzleşmek zorundayız.

Hakikat aramakla bulunmaz ama onu bulanlar da arayanlardır. Ne kadar gözden gizlenirse gizlensin, hakikatlerin mutlaka bir gün ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.(Mustafa Armağan)

Bir gazetenin ömrü onbeş-yirmi dakikadır. Dergilerin ömrü bir-iki gündür. Medeniyetin intikali, kitaplarladır. Sosyal Tsunami’nin sebebi olan KİTAPLAR, kültürümüzün dip dalgalarıdır.

Hayatı

İskilipli Muhammed Atıf, 1876’da, Çorum İskilip’e bağlı Tophane köyünde doğdu. Daha altı aylıkken anası Nazlı hanım1 vefat etti. Baba Mehmet Ali Ağa’nın büyük çiftlik evinde özel dersler alarak büyüdü. İskilip,Caca Bey Medresesinde şöhretli müderris Hoca Abdullah’ın rahle-i tedrisinde 2 yıl yer aldı. İstanbul Fatih Medresesinde 7 yıl eğitim gördü, icazet aldı ve müderris oldu. Dar’ulfünûn’da İlahiyat okudu. Kabataş İdadîsi Lisan-Arapça öğretmeni oldu.

Safranbolu’lu Fatma Zahide hanımla evliliği 22 yıl sürdü.

*Fatih Müderrisi olur-Ders-i âm. Sonra, sırayla, İskilipli Atıf Efendi,

*Medaris Müfettişidir.

* Meşihat Dairesi-Medreselerin ıslahından sorumlu umum Müdür.

* Sarayda Huzur Dersleri muhatabıdır.

* 15 Şubat 1919. Önce, Cemiyet-i Müderrisin’i ve 9 ay sonra daTeal-i İslam Cemiyeti’ni kurar. 14 Kasım 1919.

Kabataş Lisesi, 1905-Arapça Muallimlliği döneminde Devlet memurlarının maaşları ya 5-6 ay geç ödeniyor veya bir kısım gecikmeli olarak ödeniyordu. Özellikle muallimlere ve hocalara ödenen maaş daima gecikmeliydi. Arkadaşı Rasim Efendiyle birlikte bu problemi çözmeye karar verdiler.
Üst düzey devlet yetkilileriyle görüşür ve kalabalık bir memur kitlesine düzenli maaş ödeme disiplinini başlatmaya muvaffak olurlar. Fakat buna karşı Şeyhulislam’ın tavrı sert olur.

Hocalar, makama karşı Mercii tecavüz suçu işlemiştir” diyerek Atıf Hoca’nın arkadaşı Rasim Efendi’yi Bodrum kalesine sürgün ederler. İskilipli Atıf Efendi, bu fedakar arkadaşının ihtiyaçlarını gönderir ve onu kurtarmaya çalışır. Bu sefer, kendisi de şikayet edilir.

Meşihatın menfuru bir zat olan Rasim Efendiyi himaye ediyor” diye suç icat ederler. Polis takibine alındığını görünce, medrese arkadaşı Kırımlı İbrahim Tali Efendi’nin pasaportuyla Tophane’den kalkan bir gemiyle Kırım’a gider.

Kırımlılar, O’nu çok sevdiler ve takdir ettiler. O‘nun ilminden faydalanmak istediler. Kendisine Kırım Evkaf Nazırlığı teklif ettiler. Yani vakıflardan sorumlu bakanlık... İskilipli Atıf Efendi, onlara teşekkür etti ve “Benim hizmet yerim İstanbul” dedi.

İskilipli Atıf, bir fikir ve hareket adamıdır. Bahçesaray’dan trenle kuzeye Polonya’ya gitti, Varşova ve çevresini gezdi. Avrupa’nın sosyal-kültürel yapısını üç ay boyunca dolaşarak inceledi.

Fikir ve Aksiyon Adamı

İkinci Meşrutiyet’in ilanından bir hafta önce, İstanbul’a döndü. Arkadaşı Rasim Efendi’nin Bodrum sürgününden İstanbul’a dönmesini sağladı. Başkent İstanbul’da dengeler değişmiştir. 1910 Ocağında, günümüz YÖK başkanlığına muadil Bab-ı Meşihat Medaris Müfettişi olarak tayin edildi.

İstanbul’da basılıp bütün Osmanlı coğrafyasına dağıtılan gazete ve mecmualarda makaleler yazdı.

Yazıları en çok: Sebil’urReşad, Beyan’ul – Hak, Mahfel ve Alemdar dergilerinde yayınlandı. Sebil’urReşad idarehanesinde, İskilipli Atıf, Mehmet Akif, Eşref Edip, Eşref Sencer Kuşçubaşı, Said-i Nursi, Ahıskalı Ali Haydar, Ermenekli Saffet Efendi ve Trabzonlu Ali Şükrü Bey ile birlikte müşavere eder, sohbet eder, ilmi yazı ve makalelerihazırlarlardı. Memleketin ve İslam aleminin halini konuşur, değerlendirir, kahvelerini içer ve yazılarını Eşref Edib Bey’e bırakır sonra evlerine dönerlerdi.

Mehmet Akif, İskilipli Atıf Hoca’yı çok sever, ilmini, gayret-i diniyyesi’ni ve ahlakını takdir eder, ayrılırken onu “Biraderim!” diyerek kucaklar ve alnından öperek yolcu ederdi.

Atıf Hoca, sorumlu ve atılımcı bir aydındı-münevverdi. Arkadaşlarıyla birlikte önce Cemiyet-i Müderris’i kurdu, sonra Teali-i İslam Cemiyeti’ni… 15 Mayıs 1919 da Yunan ordusunun İzmir’i işgalini2 millet adına, ilk protesto eden İskilipli Atıf ve arkadaşları olmuştur.

İşgal altındaki İstanbul’da bulunan itilaf kuvvetlerinin merkezine yürüyen bu direniş grubunun sözcüsü Atıf Hoca, işgal üzerine konuşur: “Kötü politikalar yüzünden zebun düşmüş bir milletin zaafını istismar etmek hiçbir din ve insaf ölçülerine sığmaz. Sizin gayeniz; milletimizin şahsında İslam’a darbe vurma ise açıklayın, başımızın çaresine bakalım

15 Şubat 1919’da kurulan Cemiyet-i Müderris’in derneği, müderrislerin haklarını korumak ve onların hayat standartlarını yükseltmek için kuruldu. İdarehanesi Molla Hüsrev Mahallesi Şeyhzade Camii No 1 VEFA’ dır.

Huzur derslerine “MUHATAB” olarak iştirak etti. Huzur Dersleri, Ramazan aylarında, sarayda ve Padişah’ın huzurunda seçkin âlimlerin katıldığı ilim sohbeti, 1922 yılında sonra erdi.

Atıf Hoca, toplumsal ihtiyaçlara duyarlıydı. Zayıf düşen Donanma Cemiyeti’ni bir eserle destekledi. “Nazar-ı Şeriat’ta Kuvve-i Berriye ve Bahriyenin Ehemmiyeti ve Vücubu” eserinin gelirini Donanma Cemiyeti’ne bağışladı. Cemiyet tarafından, Atıf Hoca’ya teşekkür edildi ve ödül verildi.3

Sinop Sürgünü

Yazdığı eserlerle Donanma Cemiyetine yardımda bulunduktan sonra O’nun hayatında beklenmedik bir travma yaşandı. Çorum’dan aday olup mebus seçilme hazırlığı içerisindeyken, İttihatçıların hıyanetine maruz kaldı. 31 Mart 1909 vakasıyla ilgili Mahfel mecmuasında yayınlanan bir makale yüzünden bir hafta tutuklu olarak cezaevine kapatıldı. Yazı dolayısıyla suçsuzluğu tebeyyün edince önce serbest bırakıldı. Sonra Mahmut Şevket Paşa’nın katlinde dahli olduğu, hatta azmettirdiği, itham ve iddiasıyla sürgün edildi. Bir yük gemisinin ambarında, yüzlerce ilim adamıyla birlikte Sinop Kalesindeki zindanlara 1,5 yıl hüküm giymiş olarak gönderildi.

O’nu özellikle, başkent İstanbul’dan ve Meclis-i Mebusan’dan uzak tutmak istediler. Üç ay sonra da cezasını tamamlamak üzere Orta Anadolu’ya gönderdiler. Çorum, Sungurlu ve Boğazlayan’da her akşamüzeri, karakola gidip imza atmak şartıyla tam 1,5 yıl hak etmediği ve O’na reva olmayan bir sürgün hayatı yaşadı.

Sinop sürgününün canlı şahitlerinden Cevdet Soydanses anlatıyor:

“ilk defa O’nu Sinop’ta gördüm. İttihatçılar 600 kişiyi Sinop sürgününe gönderiyordu. Aralarında babamla birlikte Atıf Hoca da vardı. Mahkumların ekseriyeti sarıklı hocalardı. Müderrisler ve Din Görevlileriydi. Atıf Hoca sakin ve heybetli bir insandı. Çok etkili konuşan bir hatip ve eli kalem tutan kitap sahibi münevverlerdendi. Sürgünden sonra tekrar İstanbul’a döndü.”

Resmi makamlar, bir yanlışlık olduğunu, adli bir hatadan kaynaklandığını, O’ndan özür dileyerek beyan ettiler.

Fetvalar ve Karşı Beyannameler

Teâli-i İslam Cemiyeti’nin ilk beyannamesi, İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali üzerine halkı düşmana karşı kıyama teşvik eden sert bir protesto niteliğindedir. Şeyhulislam Meşihat Dairesinden, Dürrüzade Abdullah, Haydarizade ve Mustafa Sabri Efendiler’in imzasıyla-onayıyla verilen “Huruc Alel Sultan Fetvaları”nın tamamı İngiliz Entelijansı’nın eseridir. Zorla, tehditle ve baskı altından yayınlatılmıştır.

Nisan 1920, Şeyhulislam Dürrüzade Abdullah Efendi’nin imzasıyla Anadolu’da parlayan Kurtuluş Savaşı aleyhinde beş ayrı fetva yayımlanmıştı. İşte bu akıl dışı fetvalara karşı İstanbul, Trakya ve Anadolu’dan 76 müftü ve 36 yazar ve ilim adamı harekete geçtiler. İlim ve fikir adamlarının başında, İstanbul’da Müderris İskilipli Atıf, Said-i Nursi, Ermenekli Saffet Efendi ve Tahir’ul Mevlevi vardır. Bu aydınlar ve arkadaşları, işgalci İngiliz, Fransız ve Yunanlılarla çarpışan Kuvay-i Milliye’nin yanındadırlar. Şeyhülislam Dürrizade’nin fetvalarına karşı İskilipli Muhammed Atıf ve arkadaşlarının, İstanbul’da dağıttığı beyanname, halkı aydınlatmış ve milletin hislerine tercüman olmuştur.

İşgal altındaki bir memlekette İngilizlerin emri ve tazyıki altında bulunan bir yönetimin (İstanbul Yönetiminin) ve Meşihatın fetvaları mualleldir! (geçersizdir).

Düşman istilasına karşı harekete geçenler, asi değildir. Fisebilillah mücahittirler. Bu fetva geri alınmalıdır.

1 Ocak 1919’da Dar’ul Hilafet’ul Âliyye Medreseler Umum Müdürlüğüne tayin edildi. Bu arada Medreset’ul Kuzat’ta yani Hukuk Fakültesinde, Hikmet-i Teşriiyye müderrisliği yaptı.

Bosna ve Kırım’dan gelen heyetler O’nu memleketlerindeki medreseleri yeni baştan tanzim ve ıslah etmesi için İskilipli Atıf Efendi’yi cazip tekliflerle ülkelerine davet ettiler. Onlara nezaketle, bilgi verdi sonra da:

İslami kalkınma davasının ilk merkezi Türkiye’dir. Vatanımdan ayrılamam” diyerek İstanbul’da kalıp, hem bürokratlık hizmetleri vermeye hem de talebe yetiştirip yeni eserler yazmaya devam etti.

Ramazan’da davet edildiği Yıldız Sarayı’nda verilen Huzur Dersleri’ne Muhatap Müderris olarak katıldığında ilmi sohbetler canlılık kazandı. Ayrılırken kendisine de hediye verilmek istendiğinde, Padişah 6. Mehmet Vahdettin’e karşı az rastlanır bir fazilet örneği sundu:

Kulunuzu ihsan almaya alıştırmamanızı rica ederim efendim!”

BİR TEKZİBNAME…4

Atıf Hoca’nın sadece yazılarının yayınlandığı Alemdar Gazetesi’nde İngilizlerin Kolonyal Entelijansı-Sömürge İstihbaratı- baskısıyla, Sadrazam Damat Ferit Paşa’nın ağzından Mustafa Kemal’in idam kararı yayınlanmıştı.

Atıf Hoca yılar sonra çıkarıldığı Ankara İstiklal Mahkemesinde bu yüzden haksız yere kınanacaktır. Atıf Hoca’nın başkanlığında Teâl-i İslam Cemiyeti’nin ilk beyannamesi, Yunanlıların İzmir’i işgali üzerine ve bütün Müslümanları işgalci Yunan ordusuna karşı teşvik eden, sert bir protesto niteliğindedir.

Ayrıca üçüncü beyanname ile İngilizlerin – Kolonyal Entelijans -  baskı ve tehditleriyle Şeyhulislam Mustafa Sabri Efendi’ye yazdırılmıştı. Yönetim kurulu üyelerine imzalamaları için baskı yapılıyordu. Tahir’ul Mevlevi ile birlikte İskilipli Atıf bu beyannameye şiddetle karşı çıktılar ve imzalamadılar. Ancak Şeyhulislam Mustafa Sabri Efendi’ye karşı koymalarına rağmen, beyannamenin Yunan uçaklarıyla Eskişehir üzerine atılmasına engel olamadılar.

Aynı gün Vakit Gazetesi’nin 1034 sayılı nüshasında bu tekzibname-yalanlama neşredildi. İskilipli Atıf bu beyannamenin Şeyhulislam’a zorla yazdırıldığını ve dağıtılan aykırı ve hain fetvaya şiddetle karşı olduğunu ifade ediyordu.

Bu fetva tartışmasından sonra İskilipli Atıf, Meşihat Dairesi’nden bağlarını kopardı. Tahir’ul Mevlevi de görevinden azledildi. Tahir’ul Mevlevi, İstiklal Mahkemesi’nde berat ederken, mahkeme zabıtları arasında yer alan Tekzibname, başkan Kel Ali tarafından yok farzedildi.

Bu noktadan bakınca net görülür ki, Atıf Hoca’nın idam sebebi kesinlikle yazdığı “Frenk Mukallitliği ve Şapka” risalesi yüzündendir. Fetvayla ilgisi Tahir’ul Mevlevi’den ne bir az, ne bir fazla değildir. Aynı mesafede ve aynı konumdadır.

İskilipli Muhammed Atıf Efendi, “Atıf Efendi Kütüphanesi Neşriyatından” adıyla bir seri kitap çalışmasına başladı.

1923 yılında, TESETTÜR-Ü ŞER’İ yani dinimizde-İslam toplumunda şeriata uygun örtünmeyi, ayet ve hadislerle anlatıyordu. Bu küçük hacimli bir kitaptı ve kapışıldı. 1924 ilkbaharında, “Din-i İslam’da Men’i Müskirat” bütün kötülüklerin kaynağı olan alkol için, Rasulullah: “El hamru ümmülhabais” buyurur. Sağlıklı nesiller yetiştirmek için gençleri uyaran ve aydınlatan ve çözüm üreten eser de yok satarak kısa zamanda tükendi. Aynı yıl 12 Temmuz 1924’te İskilipli Atıf’ın hayatına mâlolan “Frenk Mukallitliği ve Şapka” adlı risale, kader matbaasında 32 sayfa olarak basıldı ve dağıtıldı.

Üretken bir ilim adamı olan İskilipli Atıf Efendi,  bu seriyi 10 yılda 50 eserle tamamlamak umudundaydı. Bu on yıllık uzun vadeli ve disiplinli bir yayın programıydı.
25 Kasım 1925 tarihinde çıkarılan, Şapka İhtisası Kanunundan bir buçuk yıl önce yazılmıştı.

Kanunların kabul edildikten sonra geçerli olabileceği, evrensel hukuk kuralıdır. “Hiçbir kanun makabline şamil olmaz”. Savcı Necip Ali’nin duruşma sırasında talep ettiği, beş yıl hapis, hakim Kel Ali’nin salben idam kararıyla sonlandırıldı.

Kılık kıyafetle başlayan insanın başka birine benzemeye çalışmasının ruhsal zaafa, psikasteni ve psikopatoloji’ye yol açacağı kesindir. Bağımsız ve güçlü şahsiyet inşa eden İslam ilkelerine ters düşeceğini, İskilipli Atıf Efendi, ayrıntılarıyla anlatıyor. Tezini güçlendiren, Kütüb-i Sitte’den iki hadisi şerif-i bize hatırlatıyor. “Men teşebbehe bi kavmin fehuveminhum” ve “Halıka ma’siyyet olan işte, mahluka itaat olmaz”.

İsikilipli Atıf’ın kendi ifadesiyle, ben şapka ile ilgili konuları, asrın en muteber, hukuk kitaplarından olan, Kadıhan, Bezzaziye, Fetevayi Hindiyye ve Muhit-i Burhani kitaplarından alarak tercüme ettim. Meselenin ruhuna kendim bir şey ilave etmedim.

Görüleceği gibi, İskilipli Atıf’ın son üç kitabı olan Tesettür-ü Şeri, Din-i İslam’da Men’i Müskirat ve Frenk Muakallitliği ve Şapkadır. İskilipli’nin her üç eseri de yönünü Avrupa’ya çeviren, milletçe savaşarak Çanakkale’den kovduklarımıza imrenen ve İslami hayata sırtını dönen, modernist yönetimi rahatsız edecek niteliktedir.

Bu bağlamda eğer İslam Şairi Mehmet Akif, zorunlu sürgün ülkesi Mısır’da değil de bu tarihlerde Türkiye’de olsaydı muhtemelen, O’nu da İskilipli gibi Allah muhafaza sehpada görecektik.

İnfazından bir gün önce, 3 Şubat 1926 Ankara İstiklal Mahkemesi’nin 2. Celsesinde, savcı Necip Ali son sözlerini söylüyordu:

Mütareke döneminde yani Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı 30 Ekim 1918 ile saltanatın ilgası ve Padişah 6. Mehmet Vahdettin Han’ ın ve hanedan mensuplarının bir gemiye bindirildiği ve hepsinin yurttan kovulduğu, 1 Kasım 1922 tarihleri arası işlenen suçlar, TBMM’nin çıkarttığı Aff-ı Umumi kanunuyla5 affedilmiştir. Maziye karışmıştır. Milletin de vicdanında affa mazhar olmuştur.

Esasen, Teal-i İslam Cemiyetinde Atıf Hoca, suçların en büyüğünü yapmış olsa dahi, iddianamemde arzettiğim gibi bunlar, devlet tarafından affedilmiştir. Kanunen yeniden ceza takibatı hakkını kaybetmiştir. Hoca, satılan “Frenk Mukallitliği ve Şapka” kitabında 1300 adet satıldığını ispat etse idi, iddianamede olumlu bir kanaat oluşurdu.

Sarık ve Cübbeli kıyafetini de işaret ederek” kendilerinin modern yaşam ile bağdaştıracak bir durumu olup olmadığını da Heyet-i Hakime’nin takdirlerine havale ediyorum.”

İskilipli Muhammed Atıf Efendi 4 Şubat 1926 sabahı Ulus’ta 1. Meclisin önünde salben idam edildi.

Şahadetinin 89. Yılında Ulucanlardan mahkemeyi kubraya yürüyen Atıf efendiyle birlikte, hayat hakkı gasp edilen fikir adamı ve kanaat önderlerinden Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi, Ankaralı İbrahim Ethem, Trbazonlu Ali Şükrü bey, Muhammed Esat Erbili ve Şeyh Said Hazretlerine Allah’tan Rahmet diliyoruz.

 

Dipnot

1- Muhammed Atıf’ın babası Akkoyunlu aşireti, İmamoğlu sülalesinden, anası Nazlı hanım, Hattaboğlu soyundan, Kartaldağında türbesi bulunan Arap Dede’nin 7. Kuşak torunudur. Dedesi Hasan Kethuda ve Kara Halil Efendi’dir. Tophane’deki büyük çiftlik evi, sofrası açık bir hayır kurumu gibiydi.

2-  İşgalin Takvimi: 30 Ekim 1918 Midilli Adası’nın küçük bir liman kasabası olan Mondros’ta Mütareke imzalanır. Osmanlı ordusu terk-i silah eder (silahtan arındırılır), Osmanlı Vatanı paylaşılır.

2 Kasım 1918: Enver, Cemal ve Talat Paşalar, yurtdışına kaçarlar.

7 Kasım 1918: Çanakkale Boğazı’ndan giren haçlı donanması İstanbul Boğazı’na demir atar. 3500 asker, karaya çıkar. İngilizler tansiyonu düşürmek ve tepkiyi azaltmak için bir beyanname yayınlar. “Bu işgal geçicidir, Hilafet ve Saltanatı korumak için geldik” İşgal gemileri, İngiliz, Fransız, İtalyan ve bir adette Yunan Harp gemisidir.

İngilizler önce Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı bastılar. Şehzadebaşı Karakolunu bastılar ve 5 Osmanlı polisini şehid ettiler. Harbiye Nazırı Cemal Paşa’nın evini bastılar ve Cemal Paşayı da şehid ettiler. Şeyhulislam Dürrüzade Abdullah, Haydarizade ve Mustafa Sabri Efendi adına yazılan fetvalarının tamamını İngilizlerin Coloniyal Entelijans Servisi tarafından kaleme alınmıştır. Şeyhülislamlık kurumu yani Meşihat Müessesesi tazyik-baskı ve tehdit altındadır.

12 Ocak 1920: Son Osmanlı Meclisinde Misak-ı Milli kabul edildi.

11 Nisan 1920: Meclis-i Mebusan kapandı.

23 Nisan 1920: Ankara’da TBMM açıldı.

6 Ekim 1923: Beş yıllık işgalden sonra İngilizler, diğer işgalcilerle birlikte İstanbul’u terk ettiler.

Bu tarih, İstanbul’un kurtuluşu olarak kutlanır.

3-  İskilipli Muhammed Atıf’ın idamından sonra 30 yıl ismi hiç anılmadı, unutuldu, unutturuldu.

Ancak 30 yıl yok farzedilen Atıf Hoca?

  1. Ebu’l Ula Mardin: İ.Ü. Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk ve Toprak Hukuku Ordinaryus Profösörü Huzur Dersleri kitabında (2. Cilt, s.969-976), 8 sayfada Atıf Hoca’yı anlatır.
  2. Necip Fazıl Kısakürek, Son Devrin Din Mazlumları
  3. Sadık Albayrak, Son Devrin Osmanlı Uleması
  4. Kelebekler Sonsuza Uçar-Senaryo, Film çalışmalarıyla yeniden Türkiye de aydınların gündemini doldurdu.

Elimizde 12 kitabı var. Son üç kitabı:

1- Din-i İslam’da Men’i Müskirat. 2- Tesettür-ü Şer-i. 3- Frenk Mukallitliği ve Şapka.
Hayatta olduğu gibi şahadetinden sonrada aleyhinde yazılanlar ve konuşulanlar oldu.  Yazılı basında internet ve google’da gerçeklerin peşinde haklarında iftira ve bilgi kirliliği berdevam sürmektedir.

4-  İskilipli Atıf’ ı Aklayan Belge Derin Tarih 25 Nisan2014 Mustafa ARMAĞAN

15 Ekim 1920’ de yayınlanan tekzip namenin tam metni: “Vakit Gazetesinin 1032 Sayılı nüshasında Tealili İslam cemiyeti’nin beyannameleri başlıklı bir yazı gördük.

Cemiyetin kuruluşundan beri yapılan yayınların resmi mühürle mühürlenmesi kararlaştırılmış usulden olduğu için resmi mühürle mühürlenmiş olamayan yayımların Tealili İslam Cemiyeti ile ilgilisi bulunmadığı ve Cemiyetin İstanbul Gazetelerinde yayınlanmış bildirilerinden başka Risale şeklinde ve diğer şekillerde hiçbir bilgi yayınlanmamış olduğu beyan olunur. – İskilipli Muhammed ATIF-

5- Amaç Yargılamak mı, Asmak mı? İstiklal Mahkemeleri birer infaz mangasıdır. Talimatla verilen kararlar ve infazlarda sadizmin pratiğidir. Savcı Necip ALİ’nin 3 Şubat 1926 İskilipli Atıf Efendi’nin yargılandığı 2. Celsede itiraf ettiği gibi:” Mütareke döneminde yani Mondros Mütarekesinin imzalandığı 30 Ekim 1918  Padişahın yurttan kovulduğu 1 Kasım 1922 Tarihleri arasında işlenen suçlar AFV- I Umimi Kanunu ile affedilmiştir. Maziye karışmıştır ve milletin vicdanında da affa mazhar olmuştur.”  Demesine rağmen iki noktaya takıldığı görülür. Biri Frenk Muakallitliği ve Şapka Kitabı diğeri de İskilipli Atıf Efendinin Sarıklı ve Cübbeli kıyafetidir. Savcı Necip ALİ İskilipli Atıf’ın sarık ve cübbeli kıyafetini de işaret eder: “Kendilerinin modern hayat ile bağdaştıracak bir durumu olup olmadığında Heyeti Hakimenin taktirlerine havale ediyorum.”

 

 

Yazar:
Dr. Mehmet Sılay
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul