18 Ocak 2018 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / Kadınlar Baş Tacınız mı?

Kadınlar Baş Tacınız mı?

Kadınlar Baş Tacınız mı?

Yazımıza klâsik olan, kadın kelime itibarıyla şu kökten gelmiştir, İslami ıstılahta ise şu manaya gelir gibi, bir giriş yerine, Rabbimizin ayetleriyle başlamayı uygun buluyoruz.

Bizi yaratan Rabbimiz şöyle buyurmuştur:

“Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip yayan Rabbinizden korkup sakının…” (Nisa,4/1)

“Onda 'sükun bulup durulmanız' için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.” (Rum, 30/21)

“Rabbin, O'ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle-davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: 'Öf' bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle.”(İsra, 17/23)   

 “Şüphesiz, müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah'tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çokca zikreden erkekler ve (Allah'ı çokca) zikreden kadınlar; (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.”(Ahzap, 33/35)

“.Allah'ın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde 'sorumlu gözeticidir.' Saliha kadınlar, gönülden (Allah'a), itaat edenler, Allah nasıl koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. Nüşuzundan korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe) vurun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Doğrusu Allah yücedir, büyüktür.” (Nisa, 4/34)

Rasulullah (s.a.s.),  veda hutbesinde şöyle buyuruyor:

“Kadınlar konusunda Yüce Allah’tan sakının! Onlar, sizlerin yanında birer emanettirler ve kendileri konusunda bir şeye sahip değiller. Onların sizin üzerinizde hakları olduğu gibi, sizinde onlar üzerinde haklarınız vardır.” (İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İstanbul 2013 cilt 2 sf 599-600, hds. 2728)

Rabbimizin emirlerinden anlaşılacağı gibi mümin bir, kadın bizden bir parça olmak üzere  emanet  alınmış çocuklarımızın annesi ve terbiyecisi  en güzel muameleyi hak eden ve her türlü  hakkı koruma altında olması gereken bizim eşlerimiz ve kızlarımızdır. Yine biz biliriz ki en hayırlımız eşine en iyi muamele edenimizdir. Rabbimizin Aişeyi biz erkeklerin üzerine vazife olarak vermiş olması da kadına verilen değerin en önemli delilidir. Erkeğin kadından üstün yaratılmış olması sadece fiziki vücut yapısından kaynaklanan güç ve kuvvet ten ibarettir. Yoksa kadınlar fiziki yapının dışında Allah’a olan muhataplık bakımından akıl düşünce idrak ve ilim yönünden erkeklerle müsavidirler. Zira Allah’ın katında ki tek üstünlük takva iledir. Kadının bazı günlerde namaz ve oruçtan muaf olması, istisnalar haricinde cihad  ile emredilmemesi  nafakadan beri olması da tamamen fiziki yapı ile alakalıdır yoksa bu muaf tutuluş asla kadının bu amellerde ki eksikliğinden değildir. Elbette kadın bu ameller konusunda tamamen özgürdür. Biz, inanların bu emirlerin ve kıstasların dışında bir görüş belirtme hakkı yoktur.

Zira Allah (c.c ) şöyle buyurmuştur:

“Allah ve Rasûlü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Rasûlü'ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.” (Ahzap, 33/36)

İman etmiş kimselerin tavrı ancak Rabbimizin emirlerini iştik ve itaat ettik demekten başka bir şey değildir.         

Bu izahtan sonra kadının İslâm da ki yerine eşitlik hakkı diyerek itiraz edenlerin fikir ve uygulamalarına gelir isek, bu itiraz feminizm adı altında gündeme gelmiştir. Feminizm ise, kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmasını düşünen fikir akımıdır. Fransız ihtilâlından sonra ortaya çıkmış ve çalışma hayatında kadınların erkeklerle aynı ücretleri alması gerektiğini düşünen bu akım daha sonraları bu amacın dışında faaliyetler yürütmeye başlamıştır. Bu gün ise faaliyetlerinin tamamı İslam’ı yıpratma çalışmaları ve sömürüden ibarettir. Bunun arkasında da İslam’a savaş açmış olanların bulundukları ayan beyandır.                            

Feministlerin iddialarının en başında İslam’ın kadına ikinci sınıf insan olarak muamele ettiğidir. Tabii ki bu iddia elbette gayr-i İslami’dir. Bu iddiada bulunanların, kadına nasıl muamele ettiklerini şöyle bir hatırlayalım, mitoloji diye adlandırdıkları başlangıçlarında taptıkları ilahlardan bir kaç tanesi de kadın ilahtır. Ama her nasılsa ilahlık seviyesine çıkardıkları kadına bugün ellerine fahişelik belgesi verip en değerli saydıklarını genel evlerinde sermaye yapmalarını anlamak hususunda herhalde kendileri de şaşkınlık içerisindedirler. Üstelik bunun genel evlerde kullanıp sattıkları kadınlar için, “dünyanın en eski mesleğini icra eden ağır işçiler” gibi bir duygu sömürüsüyle gündeme getiriliyor olması da gerçekten şeytanicedir. İkinci iddiaları da erkeklerin yaptığı her işi kadınlarında yapabilecekleridir. Bunun için ise sloganları, “her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır” söylemidir. Biz inananlar için, bu sloganda ki doğruluk payı, kadın olsun erkek olsun müminlerin birbirlerinin velileri olduklarıdır. Feministler için ise, bilinçaltı teması erkeğin kadın olmadan bir hiç olduğu fısıltısıdır. Erkeklerin yaptığı tüm işleri kadınlarında yapabileceğini iddia eden feministlerin fıtrata yakın olarak evlerindeki hizmetçilerinin ve bebek bakıcılarının kadın, bahçıvanlarının ve şoförlerinin erkeklerden olması gerçekten çok ilginçtir. Yine şaşırtıcı olarak kedi köpek gibi ev hayvanları da erkektir.  Zaten farkında olmasalar da gayr-i İslami bütün sistemlerin çalışma hayatında erkek ve kadınları ayırdıklarına hep beraber şahit olmaktayız. Yaratılış gereği, bütün madencilerin ve savaşması gereken bütün askerlerin ve de benzeri zor olan mesleklerin tamamına yakınında erkeklerin olması, bu şahit oluşta gözle görülen delillerdendir. Kadının çalışma hayatında olup ekonomik bağımsızlığını elde etmesi gerektiğini isteyenlerin, eşlerin boşanması durumunda da nafakayı erkeğin üzerine yüklemeleri de gerçekten düşündürücüdür.

Aslı zatında kadının ekonomik bağımsızlığı için görüş belirtip mücadele edenlerin asıl amaçları kadının sömürülmesinden başka bir şey değildir. Zira ortada milyarlarca dolarlık MODA ve BUJİTERİ sektörü söz konusudur. Böylece moda ve güzellik adına hem kadın bir şehvet materyali yapılacak hem de kadınının maddi kazancı bu sektöre aktarılmış olacaktır. Güzellik anlayışının üretilmiş olan makyaj malzemelerine nasıl giyinilmesi gerektiğinin de belirlenmiş olan modaya göre devam ediyor, olması da ortadaki tezgâhın düzenli olarak işlemesi içindir. Bu tezgâhın sanki tezgâh değil de normalmiş gibi, “güzele bakmak sevaptır” fısıltısıyla kadınların dini inançlarına dayandırılması da düpe düz tezgâhtır. Reklam ve sinema sektörü de tamamen şehvet materyaline dönüştürülmüş, kadına bağlıdır. Kadın vücudu kullanılmayan sinema filmlerinin hâsılat yapamadıkları reklam sektörünün de bir sakızın satışında bile kadına ihtiyaç duyduğu düşünülürse neden kadının sözde güzellik ve mankenlik yarışmalarıyla bu yöne kanal ize edilmeye çalışıldığı daha iyi anlaşılır. Sinema filmlerinde sözde, “Anadolu’nun çilekeş kadını” temalarının zaman zaman işlenmesi de tamamen reklam amaçlıdır. Reklam konusunda da, “reklamın iyisi kötüsü olmaz“ sloganı reklamın zaruri olduğu vurgusundan ibarettir. Hele bir de reklamın başrolünde kadın varsa, reklamın kötü olmasının hiçbir önemi yoktur. İşleyiş itibarıyla genel evlerinde kullanılmış çalışma hayatı diyerek sömürülmüş reklam ve modayla güzelliği kaybolmuş olan kadının, son durağı ya satıcısının elinden şiddet görmesi ya da ölümü veyahutsa ondan faydalananların tamamen hafızalarından çıkmasıdır. Bu çarkta, “ kadın sığınma evi “ “huzur evi” gibi bir sonun olması da çok büyük ihtimaldir. Eş olarak görevini yapmış anneliğinden istifade edilmiş gerekirse mali olarak çalışmış kadının son durağı asla sığınma veya huzur evi değildir.

Zira bu konuda inananlar için Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

“Rabbin sadece kendisine kulluk etmenizi ana babanıza da iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Onlardan birisi veya ikisi de senin yanında yaşlanırsa kendilerine öf bile deme onları azarlama ikisine de güzel söz söyle.”

Herhalde gayr-i İslami bir hayat tarzına sahip insanların iddia ettikleri kadına eşitlik hakkının tamamen bir aldatmaca olduğu anlatmaya çalıştığımız uygulamalarından anlaşılmıştır. Ancak feminist çalışmalar neticesi belirlenmiş güzellik ve moda anlayışının İslami kesimin bir kısmını etkilediğini söylemek durumundayız. İslam’ın tesettür konusunda ki hudutları belliyken, hiç de buna uymayan sadece başın kapatılmasını içeren bir tesettür asla

Kabul edilemez ve bu uygulama tesettürün kadına sağladıkları açısından tamamen batıldır. Bu tesettür örtülü çıplaklıktan başka bir şey değildir. Sadece başın türban şeklinde örtülüp vücudun diğer kısımlarında hatların belli ediliyor olması kadını teşhir amaçlıdır. İnancından dolayı başını örttüğünü iddia edenlerin akıllarında olması gereken, bir zamanlar türbanın adına dahi dayanamayanların şimdi uygulanan türban modeline niçin ses çıkarmadıklarıdır. Yoksa yaşadığımız yerlere İslam hâkim oldu da bundan bizim mi haberimiz yok. Bu ise inancı kullanıp İslami yönleri de bulunan kadınları bir şekilde belirlenmiş güzellik anlayışına uydurup sömürme çabalarıdır.  Muhafazakâr kesim için tasarlanmış otellerin modaya uygun tesettür kıyafetlerin, havuz spor kıyafetlerinin, makyaj malzemelerinin ve alkolsüz parfümlerin yok sattığı düşünülürse bu kesimin ne kadar büyük bir pazar olduğu ortadadır. Anlaşılan odur ki gayr-i İslami olanlar için kadın, kâr konusunda birinci sırada yer almaktadır.

Yazar:
Ferşat Mollaoğlu
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul