18 Ocak 2018 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / Dünyayı İslam için İstemek

Dünyayı İslam için İstemek

Dünyayı İslam için İstemek

İslâm Milleti'nin atası, tek başına bir ümmet, Allah'ın Halili ve put kıran İbrahim (a.s.) şöyle duâ etmişti:

"Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat!"1

Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"İbrahim ve O'nunla birlikte olanlarda size güzel bir örnek vardır."2

Muvahhid mü'minlere en güzel örnek olan Allah'ın Halili İbrahim (a.s.), Rabbi Allah'dan kendisini salihlerin arasına katmayı dilemekte ve kendisini örnek edinen mü'min müslümanla örnekliğini beyan etmektedir...

Put kıran İbrahim (a.s.) gibi, O'nun torunlarından Yusuf (a.s.) da aynı istek ile duâ etmekte ve Rabbimiz Allah'dan kendisini salihler zümresine katmasını dilemektedir:

"Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkânını) verdin. Sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velîm Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihler arasına kat."3

Allah tarafından seçilip doğru yola iletilen, Allah'ın nimetlerine çokça şükreden, kendisine dünyada bir güzellik verilen ve ahirette de salih olanlardan olan İbrahim (a.s.),4 salihlerden olmak için duâ ediyor ve Rabbi Allah'dan salih nesiller istiyor:

"Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et."5

Salihlerden olan ve neslinin de salihlerden olmasını isteyen Allah'ın Halili İbrahim (a.s.)'ı örnek edinen muvahhid mü'minler, iman edip salih ameller işleyenlerin, salihlerin zümresiyle beraber olacaklarına inanırlar... Bu müjdeyi, va'dından asla dönmeyen Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ vermektedir:

"İman edip salih amellerde bulunanlar ise, elbette onları salihler arasına katacağız."6

Çünkü onlar, Allah'a ve Rasulü Muhammed (s.a.s.)'e katıksız iman ettikleri gibi, itirazsız ve tam teslimiyetle itaat etmektedirler:

"Kim Allah'a ve Rasulüne itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği Peygamberler, Sıddîklar, şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar!

Bu fazl (bol ıhsân), Allah'dandır. Bilen olarak Allah yeter."7

Salihlerden olan kulların özelliklerini şöyle beyan buyurur Allah Teâlâ:

"Gece vakti ayakta durup Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar.

Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman eder, ma'ruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar, salih olanlardandır."8

Allah'ın salih kulları:

1-Allah'a ve ahiret gününe katıksız iman ederler.

2-Gündüz ibadetlerine a'zamî derecede dikkat ettikleri gibi, gece vaktinde de namaz kılarak, Allah'ın ayetlerini okuyup secdeye kapanırlar.

3-Ma'ruf olanı, yani Allah'ın razı olduğu ve yapılmasını emrettiği İslâm'a uygun olanı emreder, yapar ve yapılmasını sağlarlar.

4-Münker olandan, yani Allah'ın razı olmadığı ve haram kıldığı her şeyden sakınır ve diğer insanları sakındırırlar.

5-Hayır olan şeylerde diğer mü'minlerle yarış hâlinde olurlar. Hayra davet eder, hayra koşar ve hayırlı şeyler de diğerlerini geçmeye çalışırlar...

İşte salih kullar bunlardır!

Âlemlerin Rabbi Allah Azze ve Celle'nin salihler için kesinleşen hükmü ise şudur:

"Andolsun Biz, Zikir'den sonra Zebûr'da da:'Şübhesiz arza salih kullarım mirasçı olacaktır' diye yazdık.

Gerçek şu ki, kulluk eden bir topluluk için bunda (Kur'ân'da) açık bir mesaj (veya gerçek bir çıkış yolu) vardır."9

Dünyada da, ahirette de arza salih kulların vâris olacağı beyan olunmuştur...

Şu ayetler, bu gerçeği beyan etmekte ve salih kulların vâris olduğunu apaçık anlatmaktadır:

"Gerçek şu ki, arz Allah'ındır. Ona, kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakîler içindir."10

"Şübhesiz Biz, Rasullerimize ve iman edenlere, dünya hayatında ve şahidlerin (şahidlik için) duracakları gün elbette yardım edeceğiz."14

 "Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şübhesiz, onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa, onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini, kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana, ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse, işte onlar fasıklardır."12

Allah Teâlâ'nın bu va'dını hak edenler, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayan ve Tevhid üzere O'na ibadet edenlerdir... Bunlar da, yeryüzünün varisleri olan muvahhid mü'minler, yani salih kullardır... Kurtuluşu, huzuru ve rahmete kavuşturulmuş olanlar, dosdoğru namazı kılan, zekatı veren ve Rasulullah'a itaat eden13 salih kullardan başkası değildir...

Dosdoğru namazı kılmak, bedenî olan bütün ibadetleri işlemek, zekâtı vermek ise, malî olan bütün ibadetleri yerine getirmek demektir... Bedenî ve malî ibadetleri yaparken de, Rasulullah (s.a.s.)'e itaat etmek gerekir... İbadetlerde, O'nu örnek ve önder edip Sünnetine tabi olmak her mü'min müslümanın kulluk vazifesidir... Rasulullah Muhammed (s.a.s.)'e itaat etmeden hiçbir ibadet, sahih ve sıhhatli olmaz!..

Rabbimiz Allah'ın yeminle buyurduğu, Zikir'den sonra Zebûr'da beyan edip yazılan: "Şübhesiz arza salih kullarım mirasçı olacaktır!" hakikatıdır...

 İbn Abbas (r.anhuma), Şa'bi (rh.a.), Hasan (rh.a.) Katâde (rh.a.) ve daha başkaları: "Zebûr, Davud (a.s.)'a indirilen kitabdır, Zikir ise Tevrat'tır" demişlerdir.14

Allah Teâlâ'nın arza vâris kıldığı salih kullar, arzı, yani dünyayı/yeryüzünü İslâm'ın egemenliğine vermek için isterler… Onlar, insanıyla, hayvanıyla, bitkisiyle, karası ve deniziyle yeryüzünü İslâm için arzu ederler… Yeryüzünde, onun gerçek sahibi Allah'dan başkasının hükmü egemen olmamalı, yeryüzünü Allah'dan başka sahtekâr ve yalancı rablerin/ilâhların egemenliğinden kurtarılıp, Allah'ın egemenliğine has kılınmalıdır… Böylece insanlar, hayvanlar, bitkiler ve diğer varlıklar, hürriyetlerine kavuşmuş olurlar... kullara kul olmaktan kurtulup, Allah'a kul olanlar, gerçekten özgürleşir, kölelikten kurtulurlar...

Yeryüzünün vârisleri olan salih kullar, yani muvahhid mü'minler dünyayı, dünyevîleşmek için değil, İslâm'ın hâkimiyeti için istediklerinden dolayı dünya malında, servetinde ve şöhretinde asla gözleri yoktur… Allah'ın dini, bütün dünyaya hakim olsun, İnsanlar, hayvanlar, bitkiler, dağlar, ovalar ve denizler İslâm'ın adâletinden paylarına düşeni alsınlar… Hepsi bu adâletin gölgesinde huzur bulsun, zulme uğramasın ve mutlu olsunlar…

İslam, sulh ve selâmet, huzur ve saadet, bolluk ve bereket, namus, izzet ve şeref nizamıdır... İslâm iyilik, güzellik, hayır ve sağlık getirir bütün mahlûkat için…

Allah Teâlâ buyurur:

"Ey iman edenler, hepiniz topluca barış ve güvenliğe (Silm'e, İslâm'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır."15

Şeytan, insanlar arasında, özelliklede iman edenler arasında barış ve güvenliği, huzur ve selâmeti asla istemez... Şeytan, devamlı kötülüğü, savaşı, kargaşayı, huzursuzluğu ister ve taraftarlarına emreder... Onun adımlarını izleyen bozguncular, yeryüzünde bozgunculuk yaparak, karada ve denizde ifsâdı gündeme getirirler…

Katıksız iman edenler, Allah yolunda, Allah'a ve Rasulü (s.a.s.)'e itaat ederek, "Silm"'e, yani barış ve güvenliğe girerek, bütün dünyada İslâm'ın egemenliğini sağlama, bundan dolayı huzur, barış ve güvenliğin oluşması için çalışırken, şeytanın adımlarını izleyen müfsidler, tam tersine savaş, huzursuzluk, dengesizlik ve düşmanlık korkusunu ortaya koymaktadırlar…

Yeryüzünün vârisleri olan muvahhid mü'minlerin mirası, şeytanın izinde giden egemen zalim tağutî güçler tarafından gasb edildiğinden bütün yeryüzüne şirk, küfür ve zulüm egemen olmuş, bundan dolayı her varlık zulüm altında kalmıştır... İslâm toprakları tağutî güçler tarafından işgal edilmiş, her beldede savaş, her bölgede kavga ve oluk oluk mazlum kanı akarken, ölmüş, şehid olmuş cesedlerden tepeler meydana gelirken, kâtliamlar ve toplu mezarlar oluşurken, hava saldırıları sonucu verimli toprakların hemen hemen her karışı füzelerle, bombalarla darmadağın edilmiş, artık yeryüzünün karalarında taş ve çakıl yerine füze parçaları dolmaya başlamıştır… Bu korkunç zulümden hayvanlar ve bitkilerde yeterince payı almış, onlarda mazlum konumuna düşmüşlerdir… Bu zulümden nehirler, göller ve denizler de etkilenmiş, zalim tağutî güçler tarafından kirletilmiş, zehirletilmişlerdir… Hâl bu olunca, bu çağdaş tağutî zalimlerin zulmüne uğramayan kalmamıştır…

"İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesâd ortaya çıktı. Umulur ki, dönerler diye (Allah) onlara, yaptıklarının bir kısmını kendilerine taddırmaktadır."16 buyuran Rabbimiz Allah, şeytanın izinde olup şeytanlaşmış insanların yaptığı zulümleri beyan etmektedir…

Bu egemen zalim tağutların değişmez karakterini şöyle beyan buyurur Rabbimiz Allah:

"İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah'ı şahid getirir. Oysa o, azılı bir düşmandır.

O, iş başına geçti mi yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helâk etmeye çaba harcar. Allah ise bozgunculuğu sevmez.

Ona: 'Allah'dan kork' denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter, ne kötü bir yataktır o."17

Dünyanın süper güçleri olarak adlandırılan büyük şeytan Amerika ve benzeri olan şeytanî güçlerin teknolojik üstünlükleri, maddî olarak ileride olmaları, vahşetlerini gizleyen medenî maskeleri, insanlara hürriyet va'deden yıldızlı yalan sözleri, onların içlerindeki kin ve düşmanlığı sezemeyenlerin çok hoşuna gitmektedir…  Ayrıca sömürdükleri İslâm topraklarında onlara bağlı uşak yönetimlerin başında "ben müslümanım" diyen yöneticilerin, Allah'ın adını kullanarak, cahil bırakılmış halk kitlelerini kandırdıkları tatlı sözleri, aldatılanların çok hoşun gitmekte ve o sözlerden zevk almakta, susuzluklarını serâp ile gidermeye çalışmaktadırlar…

Bu zalim egemen tağutlar, iktidarın bütün yetkilerini ele alınca, ekini ve nesli ifsâd edip helâklarını çabuklaştırmaktadırlar… Onların bu zulümlerinden dolayı ekinler ve nesiller yok olmakta, yeryüzü karaları ve denizleriyle zarar üstüne zarar görmektedirler… Onların hevâlarını ilâhlaştırması sonucu gündeme gelen yönetim şekilleri, zulüm ve ifsâddan başka bir şey yapmamaktadırlar… En büyük zulüm olan şirk,18 devletleşip hükümet hâline gelmiş ve necis olan müşrikler19 iktidar makamında yeryüzünü kirletmektedirler… Ruhları, beyinleri ve kalbleri şirk necasetiyle kirleten tağutların bu zulmünden dolayı toplumlar kirlendi… Kirlenen toplumlar, havayı, suyu ve toprağı kirlettiler… Ekini kurutup, nesli bozdular!"20

Bu kirletilmişliği tertemiz edecek, ekini ve nesli helâk olmaktan kurtaracak, eş, ve benzeri olmayan yegâne dünya nızamı İslâm'dır!.. İslâm'dan başka bir kurtuluş yolu arayanlar,  bir zulümden diğer bir zulme,  bir tağuttan diğer tağuta, bir necis olandan diğer necise olana sığınmaktan başka bir şey yapmış olamazlar…

Muvahhid ve mücahid mü'minler, İslâm'ın tek başına hakim olması için dünyayı istemekteler… Tağutlar ve tağutî düzenler tarafından kirletilip ifsâd edilen dünya ve içindekilerini İslâm ile tertemiz yapmak için dünyaya talib olmuşlardır, mü'min müslümanlar!.. Gasb edilen yeryüzü mirasını, gasb edicilerden tekrar geri almak için, mallarıyla, canlarıyla cihad eden muvahhid mü'minler, yeryüzünün vârisleri olan salih kullar21 olduklarının şuurunda, yegane Rabbleri Allah'ın şu emrini yerine getirmeye bütün gayretleriyle gece-gündüz çalışmaktadırlar:

"(Yeryüzünde) fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse,  artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur."22

İbn Abbas (r.anhuma), Ebu Âliye (rh.a.), Mücahid (rh.a.), Hasan el-Basrî (rh.a.), Katâde (rh.a.), Rebî' (rh.a.), MUkâtil b. Hayyan (rh.a.), Südî (rh.a.) ve Zeyd b. Eslem (rh.a.):

- Fitneden kasıd, şirktir! demişlerdir.23

Fitne olan şirkin ya da şirk olan fitnenin yeryüzünden tamamen kaldırılıncaya ve Allah'ın dini İslâm yeryüzünün tümüne egemen oluncaya kadar sürecek bir cihad!.. Muvahhid mü'minlerin cihadı budur!..

"Ey mü'minler, fitne ortadan kalkıncaya ve din, sırf Allah için oluncaya kadar kâfirlerle savaşın . Tâ ki bu kâfirler, yeniden güçlenip size ezâ ve cefâ etmesinler. İslâmî davete engel olup dinde fitne çıkarmasınlar. Ve tâ ki her ferdin dini, yalnız Allah'a hâs olsun. Hiç kimse dininde Allah'dan başkasının korkusunu hissetmesin ve hiç kimseyi, dininden dolayı korkutmak lüzûmunu duymasın.

Âl-i İmrân Sûresi'nin 19 ncu ayetinde de bildirildiği gibi: 'Allah katında hak din İslâm Dini'dir.' Binaenaleyh hiçbir kâfir, fitnesiyle ve fesâdıyla bu dinin yeryüzüne hakım olmasını engelleyecek gücü kendisinde bulasın. Ancak bunlar,  hak yola girerler veya ona fitne ve fesâd sokmaktan vazgeçerlerse, artık onlara düşmanlık etmeye ve onlarla savaşmaya engel yoktur. Zirâ düşmanlık ve savaş, ancak zalimlere karşıdır.

Allah Teâlâ, dini ortadan kaldırmak ve müslümanları dinden uzaklaştırmak için savaş ilân eden kâfirlere karşı savaşmayı ve fitne ortadan kalkıp gerçek din hâkim oluncaya kadar savaşa devam etmeyi müslümanlara farz kıldıktan sonra, haram aylarda yapılmak zorunda kalınan savaşlarla ilgili hükmünü beyan etmiş."24

Yeryüzünün bütününe İslâm hakim olacak ve her tağuti ideoloji ile düzen yıkılacak, dünya semâsında yalnızca "Lâ ilâhe İllallah" bayrağı dalgalanacak!.. İşte o zaman yeryüzü, taşıdıklarıyla huzur, mutluluk, barış ve güvenliğe kavuşacaktır… Kâfirlerin, müşriklerin, mürtedlerin, zalimlerin, fâsık ve fâcir ve müfsidlerin egemenliği yıkılacak, âdil olan İslâm egemen olacaktır… Yeryüzü üzerindeki insanı, hayvanı, bitkisi, dağı, ovası, denizi ve karası ile huzur bulacaktır…

Bu iyilikten, hayırdan, faydadan ve güzellikten dolayı muvahhid mü'minler dünyayı, İslâm için, yani İslâm'ın egemenliği için istemektedirler…

Âlemlerin Rabbi ve her şeye güç yetiren yegâne İlâhımız Allah Azze ve Celle'nin yardımı, rahmet ve lütfu ile günün birinde gerçekleşecek olan bu va'd, hiç şübhe olmayan bir hakikattir… Her mü'min müslüman bu va'din gerçekleşmesinde üzerine düşen görevi yerine getirmesi konusunda asla geri durmamalı ve gereğini yapmalıdır… Çünkü bunu emreden Rabbi Allah, kullarına bu imkânı ve gücü vermiştir…

"Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez."25 buyuran Allah Teâlâ:

 "Allah adına gerektiği gibi cihad edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dininde olduğu gibi)."26 buyurur.

Sünnetullah şudur:

"Hiçbir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz."27

 "Allah, hiçbir nefse ona verdiğinden başkasıyla yükümlülük koymaz. Allah, bir güçlülüğün ardından bir kolaylığı kılıp verecektir."28

Rabbimiz Allah, yeryüzündeki salih kullarına va'd ettiğini verecek ve onlara herhangi bir güçlük yüklemeyecek, güçleri nisbetinde mükellef oldukları hatırlatıp sorumlu tutacaktır…

En son Nebî ve en son Rasulü Muhammed (s.a.s.)'e hitaben şöyle buyurur Allah Teâlâ:

"De ki: 'Allah'a itaat edin, Rasul'e itaat edin. Eğer yine yüz çevirirseniz, artık O'nun (Peygamberin) sorumluluğu kendisine, sizin sorumluluğunuzda size yüklenendir. Eğer O'na itaat ederseniz, hidayet bulmuş olursunuz. Rasul'e düşen, apaçık bir tebliğden başkası değildir."29

Dünyayı, Allah'ın dini ve yegâne hayat nizamı olan İslâm'ın egemenliği için isteyen muvahhid mü'minler, kurtuluş ve mutluluğun, Allah'a ve Rasulullah (s.a.s.)'e iman ile itaat etmekte olduğunun şuurunda olup, bu gerçeği idrak etmişlerdir…

Rabbimiz Allah:

"Kim Allah'a ve Rasulüne itaat ederse ve Allah'dan korkup O'ndan sakınırsa, işte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır."30 buyurur.

Yeryüzünün vârisleri olan salih kullar, iman, takva ve teslimiyet ile hep beraber kardeşler olarak Allah'ın ipi olan Kur'ân-ı Kerim'e sımsıkı sarılacak olurlarsa, önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in bıraktığı Allah'ın Kitabı ve Nebîsinin Sünneti'ne sahib çıkarlarsa, Allah'ın izniyle sapmadan, hak üzere yollarına devam edecek ve kurtulanlardan olacaklardır…

"Ey iman edenler, Allah'dan sakının ve sadıklarla beraber olun."31

"Kim Allah'ı, Rasulünü ve iman edenleri velî edinirse, hiç şübhe yok, galib gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır."32

İslâm'ı dünya için değil, dünyayı İslâm için isteyen salih kullar, emrolundukları gibi hareket ettikleri takdirde, kendilerine va'dedilene kavuşacak ve İslâm, bütün din hâline getirilen tağutî düzenlere galip olacağı gibi, onlarda diğer insanlara galip geleceklerdir… Çünkü onlar, Allah taraftarlarıdırlar ve bütün arzuları:

"Yalnız İslâm, başkası değil!"

Dipnot

1) Şuara, 26/83.

2) Mümtehine, 60/4.

3) Yusuf, 12/101.

4) Bkz. Nahl, 16/121-122. Bakara, 2/130. Ankebut, 29/27.

5) Saffat, 37/100.

6) Ankebut, 29/9.

7) Nisa, 4/69-70.

8) Âl-i İmrân, 3/113-114.

9) Enbiya, 21/105-106.

10) A'râf, 7/128.

11) Mü'min, 40/51.

12) Nur, 24/55.

13) Bkz. Nur, 24/56.

14) İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2011, C. 7, Sh. 292.

Diğer görüşler için bkz. İbnu'l-Cevzî, Zadu'l-Mesir Fi İlmi't-Tefsir, çev. Doç. Dr. Abdulvehhab Öztürk, İst. 2009, C. 4, Sh. 264.

15) Bakara, 2/208.

16) Rum, 30/41.

17) Bakara, 2/204-206.

18) "Şübhesiz şirk, gerçekten büyük bir zulümdür." Lokman, 31/13.

19) "Ey iman edenler, müşrikler ancak bir pisliktir." Tevbe, 9/28.

20) Bu konudaki ulemânın görüşleri için bkz. İbnu'l-Cevzî, Zadu'l-Mesir, C. 1, Sh. 225-226.

21) "Şübhesiz arza salih kullarım mirasçı olacaktır." (Enbiya, 21/105) ayeti için İbn Abbas (r. anhuma):

- Onlar, Ümmet-i Muhammed'dir! demiştir.

Bir rivayette de:

- Ümmet-i Muhammed, fethederek dünyaya mirasçı olacaklar! demiştir.

İbnu'l-Cevzî, Zadu'l-Mesir, C. 4, Sh. 264-265.

22) Bakara, 2/193. Enfal, 8/39.

23) İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, C. 2, Sh. 73.

24) Prof. Dr. Talât Koçyiğit - Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu, Kur'ân-ı Kerim Meal ve Tefsiri, Ank. 1984, C. 1, Sh. 359.

25) Bakara, 2/185.

26) Hacc, 22/78.

27) En'âm, 6/152. Mü'minun, 23/62.

28) Talak, 65/7.

29) Nur, 24/54.

30) Nur, 24/52.

31) Tevbe, 9/119.

32) Mâide, 5/56.

SPOT İÇİNDİR

Yeryüzünün vârisleri olan salih kullar, yani muvahhid mü'minler dünyayı, dünyevîleşmek için değil, İslâm'ın hâkimiyeti için istediklerinden dolayı dünya malında, servetinde ve şöhretinde asla gözleri yoktur…

 

İslam, sulh ve selâmet, huzur ve saadet, bolluk ve bereket, namus, izzet ve şeref nizamıdır...

 

Şeytan, insanlar arasında, özelliklede iman edenler arasında barış ve güvenliği, huzur ve selâmeti asla istemez...

 

İslâm'dan başka bir kurtuluş yolu arayanlar,  bir zulümden diğer bir zulme,  bir tağuttan diğer tağuta, bir necis olandan diğer necise olana sığınmaktan başka bir şey yapmış olamazlar…

Yazar:
Selahaddin Işık
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul