18 Ocak 2018 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / Seçimler, Aytaç Baran'a Yapılan Saldırı ve Tavrımız

Seçimler, Aytaç Baran'a Yapılan Saldırı ve Tavrımız

Seçimler, Aytaç Baran'a Yapılan Saldırı ve Tavrımız

Geçtiğimiz ay, genel seçimler yapıldı. Demokrasi dinine inanan ve bu dinin değişmez iman kaidesi olan “Atatürk’ün ilke ve inkılaplarına bağlı kalma “ şartını yerine getiren siyasî partiler, seçmenlerinin beyinlerini ekonomik söylemlerle yıkayarak oy kapma yarışına girdiler. “Ak Parti” en çok oy alarak birinci parti olmasına rağmen başarısızlığı, HDP ise, meclise giren partilerin içinde en az oy almasına rağmen zaferi temsil etti. Özellikle “Çözüm Süreci” adı altında yaptığı faaliyetlerle seçmenlerinin bir kısmını kaybeden Ak Parti, Doğu ve Güneydoğu’da PKK terör örgütüne vermiş olduğu taviz ve toleranslarla ekonomik ve siyasî istikrarı yakalamaya çalışmış, fakat karşılığında da birçok alanda vatandaşlarının tepkisini almıştır. Kurmuş olduğu askeri güçle ve silah zoruyla T.C. hükümetini yıllardır zor durumda bırakan PKK ise, meclisteki siyasi uzantısı olan HDP’ nin de desteği ile “Çözüm Süreci” adı altında faaliyetlerini daha da arttırarak Güneydoğu’da istediği gibi at koşturmaya başlamış ve kendisine muhalif olan bütün unsurları da yok etmek için silah, tehdit, adam kaçırma ve şantaj ile gücünü daha da arttırarak iyice şımarmıştır. Nasıl ki T.C. devleti kendi inancına uygun bir din anlayışı için Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdu ise, PKK’da aynı amaçla bir İslâm modeli oluşturmak istemiş, bu modeli reddeden samimî Müslümanları da yok etmek için özellikle son otuz aydır adam kaçırma, darp ve hatta öldürmek yolu ile bölgenin tek hâkimi olmak için saldırılarını arttırmıştır. Ekonomiyi kurtarmak adına güneydoğudaki bu zulmü görmezden gelen hükümet ise, olaya seyirci kalmaktan öteye gitmeyerek Müslümanları satmıştır.

Bunun son örneği, geçtiğimiz ay içinde hemen seçimlerden sonra “Yeni İhya Der” Başkanı Aytaç Baran kardeşimizin evinden çıkarken PKK terör örgütü militanları tarafından silahla taranarak öldürülmesi olayıdır. Kendisine Müslüman sıfatı veren her kişi tarafından nefretle karşılanan bu olay sadece O’nun şahsına değil bütün Müslümanlara yapılan bir saldırıdır. “Kınıyorum” sözü, bu olay için komik kalır. Müslümanlar, inançları gereği üzerlerine düşeni yapacaklardır, yapmalıdırlar. Her ne kadar bütün partileri reddettiğimiz gibi HÜDA PAR’ı da parti bazında reddetsek de bu saldırı, İslâm’a ve inancımıza karşı yapılan bir harekettir. Yıllardır Müslümanları demokrasi yolu ile kazanımlar elde etmeye teşvik eden sistem, Müslümanların haklarını vermediği gibi, onlara yapılan zulme de sessiz kalarak onların görmüş olduğu zulümlerin artmasına sebep olmaktan başka bir şey yapmamıştır. Bu gibi hareketler Müslümanları demokrasiden başka arayışlar içine sürükleyerek onları meşru savunma çerçevesi içinde hareket etmeye zorlar ki, bunun sonuçları da hiç kimse için kolay olmaz.

Müslümanlar birbirlerinin kardeşidir, birbirlerine sahip çıkarlar. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bir hadisi şeriflerinde:

 “Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim . etmez. Kim, din kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, Allah da onun ihtiyacını giderir…”1

Allah(c.c.) mü’min kullarına çok değer vermiştir, Onları yaratılmışların en hayırlısı olarak yüceltmiş.2

Sahabeden Abdullah b. Amr anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.) Kâbe’ye baktı ve şöyle buyurdu:

 “Muhakkak ki Allah, seni şerefli ve üstün kıldı, seni yüceltti. Amma mü’min, senden daha muhteremdir”3

İşte bu değerde olan Müslümanlar, bir vücudun azaları gibidirler. Doğuda bir Müslüman’ın ayağına batan bir diken, dünyanın her yerindeki Müslümanların canını yakar, yakmalıdır. Müslüman olduğunu söyleyen bir kişi bu acıyı hissetmiyorsa, oturup imanını gözden geçirmelidir. Eğer bu acı, dikenden değil de bir zalimden geliyorsa, o zaman durum daha da önemlidir. İnancımıza, dâvâmıza, Müslümanlığımıza yapılan bu saldırı topluca, tepkimizi gerektiren bir durumdur. Tepki, ama nasıl bir tepki? Televizyonlara çıkıp “kınadık” mı diyeceğiz? Sokaklara dökülüp yürüyüşler mi yapacağız, sloganlar mı atacağız? İmza kampanyaları açıp imza mı toplayacağız? Ya da her zaman yaptığımız gibi genel seçimleri bekleyip inancımızı savunacak yeni bir parti mi iktidara getireceğiz? Neden hep birilerinin bize gösterdiği bir yola girip sonra bu hareketi İslâm’a montajlamaya çalışıyoruz? Bizlere her hususta yapmamız gerekenleri öğreten Peygamberimiz ve yapmamamız gerekenleri öğreten önderimiz, örneğimiz ne için gelmiş? Neden İslâm dışı metodları uygulamak zorundayız? Bu soruların cevabını, ruhumuzun ve hatta nefsimizin derinliklerinde aramaya ne dersiniz?

İslâm’ın biz Müslümanlara emretmiş olduğu temel hareket “cemaat” olma emridir. İslâm ancak cemaat ile yaşanır. “Cemaat” yok ise orada İslâm’da yoktur. Hz. Ömer’in, “İslâm, İslâm olmaz, cemaat olmadıkça” sözü, bu durumu anlatmaktadır. İslâm’ın var olması, cemaatin var olması ile bağlantılıdır.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bir hadis-i şeriflerinde:

 “ Dünyanın en ücra köşesinde dahi olsa üç Müslüman’ın içlerinden birini imam seçmeden yaşaması helal olmaz”4 buyurmuştur. Peygamberimizin bu beyanı  iyi tefekkür edilmelidir. 

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

“İmandan sonra gelen en kuvvetli farz bir ümmet ve imamet oluşturmaktır”5 der.

Bu konu ile ilgili rivayetler çoktur. Günümüz Müslümanları, içinde bulundukları toplulukları cemaat olarak algılarlar. Fakat gerçek cemaat, İslâm fıkhına göre şekil almış, cemaat olmanın gereklerini yerine getirmiş olan oluşumlardır. Müslümanlar, kendi inançlarına yapılan gerek dini bozmak ve gerekse olduğundan başka göstermek şeklindeki manevî tahrifatları, canlarına, mallarına, ırzlarına gelebilecek maddî saldırıları, ancak cemaat olarak önleyebilirler. Cemaat olmak, birbirimize sahip olmayı getirir. Her ne kadar modern dünya her açıdan değişse de, Rabbimizden bizlere hayat nizamı olarak sunulan din asla değişmez. Akıllarını nakilden üstün tutanlar, sırat el müstakim yolun dışında olanlardır. Aceleci davrananlar, duygularını ön plana alanlar, taklitçiler, çoğunlukçular ve statükocular, ölçü dışı hareket edenlerdir. İmam Gazalî’nim deyimi ile “Akıl göz ise, ilimde ışıktır.” Işık olmadan göz bir işe yaramazsa, ilim olmadan da akıl doğruyu bulamaz. İlim ise Kur’ân’da, Sünnet’te ve Fıkıh’tadır.

O halde yapılması gereken, Müslümanlar olarak bir an önce batılın bizlere çözüm olarak sunduğu metotları reddederek gerçek İslâmî hareketin içinde yer almaktır. Gerek zalim PKK’nın saldırılarına karşı, gerekse demokratların ve Kemalistlerin zulmüne karşı ancak bu şekilde birbirimize yardım edebiliriz. Dünyanın dört bir tarafında zulüm gören Müslümanlar da özümüze dönüşümüzü görmek için sabırsızlanmaktadırlar. Allah(c.c.), bizim gibi sağlam ve imkân sahibi Müslümanlara sesleniyor:

 “Size ne oluyor da Allah yolunda ve: ‘Rabbimiz bizi, idarecileri zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli gönder bize katından bir yardımcı yolla’ diyen çâresiz adamlar, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz?!”6

 

Dipnot

1. Buhârî, “Mezâlim”, 3; “İkrah”,7. Müslim, “Birr”, 58. Tirmizî, “Hudud”,3.

2. Beyyine,98/7

3. Nûreddin el Heysemi Mecmau’z-Zevaid, c.1,sh.207, Hds.263, Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat’tan

4. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız vdğ. İst 2014, C. 11 sh.89, Hds. 15589. C. 12, sh. 366, Hds. 17739.

5. Hak Dini Kur’ân Dili, Al-i İmrân 102.tefsiri

6. Nisa,4/76

Yazar:
İbrahim Dönertaş
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul