18 Ocak 2018 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / İyilikler, Kötülükleri Giderir

İyilikler, Kötülükleri Giderir

İyilikler, Kötülükleri Giderir

"Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namazı kıl. Şübhesiz iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlara bir öğüttür.

Ve sabret. Gerçekten Allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez."1

Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ ile muvahhid mü'min salih kullarının arasındaki en kuvvetli bağ, şirksiz bir imandır... İmandan sonraki kuvvetli bağ şirksiz amelin en önde geleni namazdır... Yalnız Allah için olan ibadetin öncüsü olan namaz, kendisini, hakkını vererek edâ eden müslüman salih kulları her türlü kötülükten alıkoyar...

"Gerçekten Ben, Ben Allahım. Ben'den başka ilâh yoktur. Şu hâlde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl."2 buyuran Allah Teâlâ, namazın hikmetini şöyle beyan eder:

"Allah gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Şübhesiz, bunda iman edenler için bir ayet vardır.

Sana Kitab'dan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar(fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tir. Allah, yaptıklarınızı bilir."3

Hasenât, Seyyiâtı giderir, yani iyilikler, kötülükleri siler, yok eder... Güzellikler, çirkinlikleri giderir, sevablar da günahları ortadan kaldırır... Gerek ferdde, gerekse toplumda iyilikler, güzellikler ve sevaplar egemen olursa, kötülükler, çirkinlikler ve günahlar ortadan kalkar... Tamamen yok olmazsa da en aza iner ve zararsız hâle gelir... Ferdde ve toplumda istedikleri ifsâd önlenmiş olur...

Bu erdemli hâlin ortaya çıkması için ferdin ve toplumun erdemli hâle gelmesi, kendileri için ânın vâcibidir... Erdem de, ancak kişinin ve toplumun Tevhid üzere, İslâm üzere ve takva üzere olmasıyla gerçekleşir... Önce şirksiz bir iman, yani gerçek bir Tevhid, sonra emrolunduğu gibi salih ameller işleyerek takvaya ulaşmak... Takva, iman ehli olan bir şahsiyetin, nerede olursa olsun, hangi hâlde bulunursa bulunsun Allah'dan korkması demektir... Allah'dan korkmak, katıksız iman eden kulun, Rabbi Allah'ın rızasını ve sevgisini kaybetmemek için dikkatli ve titiz davranarak kulluk vazifesini, Rasulullah Muhammed (s.a.s.)'in Sünneti üzere yerine getirmesidir...

Meymûn b. Ebî Şebîb (r.a.) anlatıyor:

Muaz:

- Ya Rasulallah, bana nasihâtte bulun! dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

"Her nerede bulunursan bulun,  Allah'a karşı takvalı ol!" buyurdu.

Muaz:

- Bir nasihâtte daha bulun! dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

 "Yaptığın bir kötülüğün ardından hemen onu silecek bir iyilik yap!" buyurdu.

Muaz:

- Bir nasihâtte daha bulun! dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

"İnsanlara güzel bir ahlâkla muamele et!" buyurdu.4

Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.), Muaz b. Cebel (r.a.)'ın sıfatında bütün ümmetine nâsihat etmiştir:

1- Dünyanın neresinde olursa olsun, Âlemlerin Rabbi Allah'a karşı takvalı olmak.

2- Yapılan bir kötülüğün ardından hemen iyilik yapmak.

3- İnsanlara güzel ahlâk ile muamele etmek.

Allah'ın emirlerini yerine getirmek ve yasakladığı şeylerden kaçınmak demek olan takvanın en alt derecesi şirkten uzak kalmak, en üst derecesi ise, Allah'dan başka her şeyden yüz çevirmektir... Takva, her hâlinde Allah'ın gözetiminde olduğuna inanmak ve bunun farkında olmak demektir...

Mü'min muttakî kullar, hatâ yaptıklarında, günâh işlediklerinde ve herhangi bir kötülüğün faili olduklarında, hemen nâsûh tevbe ile tevbe etmeli, o hatâdan o günahtan ve o kötülükten vazgeçmeli, onun ardı sıra bir iyilik yapılmalıdır... İyilikler, kötülükleri giderdiği gibi, ayrıca kötülükleri, iyiliklere dönüştürür...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunup davranan başka. İşte onların günahlarını Allah, iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

Kim  tevbe eder ve salih amellerde bulunursa, gerçekten o, tevbesi (ve kendisi) kabul edilmiş olarak Allah'a döner."5

"Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki felah bulursunuz."6

"Şübhesiz ki Allah, tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever."7

Abdullah b. Mes'ud (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):

"Kişi haram yoldan kazandığı malı infâk etse de bereketini göremez. Bu maldan vereceği sadakalar kabul edilmez. Bu maldan yanında tuttuğu miktar onun cehennem de azığı olur.

Allah, kötülüğü başka bir Kötülükle gidermez. Fakat kötülüğü yapılan bir iyilik temizler. Zira pis olan bir şeyi, pis olan başka bir şey silemez."8

Haram maldan infâk ve sadaka olamayacağı gibi, kötülük, bir başka kötülük ile giderilmez, pis olan bir şey başka bir pis olan şey ile silinip temizlenmez... Allah Teâla, sadakayı ancak helâl maldan kabul buyurur, kötülüğü, iyilik giderir, pis olan şeyler, temiz olan şeylerle temizlenir!..

Âziz İslam Milleti, hangi asırda olursa olsun ve hangi hâlde bulunursa bulunsun, yani "Daru'I-İslam"da hür bir hâlde ya da "Daru'I-Harb"de esaret altında bulunsun bu hakikate çok dikkat etmeli ve gerekli şartları göz önünde bulundurmalıdır... Toprakları işgal edilmiş, kendisi egemen tağutların esaretinde bulunduğu durumda, "Yeniden İslâm'ın hakimiyyetine" hak dâvâsını gündeme getirirken, Allah Rasulü (s.a.s.)'in helâl kıldığı yolda yürümeli, hak olan bir usûl ile hareket etmeli, haram ve bâtıl yollardan yürümemeli, tağutî metodlarla işgal güçleri olan egemen tağutlarla mücadelesini yürütmemeli… Eğer hatâ ederde böyle bâtıl bir yol ve usûle başvuracak olursa bunun çıkmaz sokak ve bataklık olduğunun farkına varması gerekir… Ve bundan hemen vazgeçip tamamen terk etmelidir…  Çünkü bâtıl bir yolu takib ederek hakka varılamayacağı malumdur…

Yapmadığı şeyi söylemek ve emrolunmadığı şeyleri yapmak, kötü nesillerin veya kötüleştirilmişlerin iş ilerindendir…

Abdullah b. Me'sud (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Benden önce Allah'ın, hiçbir ümmete gönderdiği peygamber yoktur ki, o peygamberin ümmetinden havarîleri ve Sünnetine tabî' olan, emrine uyan ashabı olmasın.

Kıssa şu ki, sonra onların ardından, yapmadıklarını söyleyen ve emrolunmadıkları şeyleri yapan bir takım kötü nesiller ortaya çıkar. İşte kim bunlara karşı eliyle mücadele ederse, o mü'mindir. Kim onlara karşı dili ile mücadele ederse, o da mü'mindir. Kim onlara karşı kalbiyle mücadele ederse, o da mü'mindir. Amma bunun ötesinde imandan bir hardal tanesi de yoktur." 9

Allah Teâlâ'nın kendilerine hidâyet rehberi olarak gönderdiği Nebî’nin Sünneti üzere olan ve O'na itaat eden ümmet, hayırlı olup mutluluğa ve kurtuluşa ermiştir… Çünkü Allah'a ve Rasulü (s.a.s.)'e itaat, dünyada da, ahirette de kurtuluşun tâ kendisidir... Allah ve Rasulüne katıksız iman tam teslimiyet ile itaat, korktuğundan emin olarak umduğuna kavuşmaktır… Bu mutlu son, Rasulullah (s.a.s.)'i örnek ve önder edinen, O'nun iman ve cihad mektebinden mezun olan Selef-i Salih'in olan Ashab-ı Kiram (Allah cümlesinden razı olsun) gibi inanıp amel edenlere aiddir…

Allah ve Rasulü (s.a.s.)'in hükmü gündeme gelince, "işittik ve itaat ettik" 10 teslimiyetiyle hiçbir nefsanî tercih söz konusu etmeden kabul edip gereğini yapan muvahhid mü'minler,11 Allah tarafından yardım görüp zafere ulaşırlar…12

Çağdaş zalim egemen tağutî güçler tarafından işgal edilen İslâm topraklarında esaret hayatını yaşayan müslüman halklar, iman ettiklerini beyan ettikleri önderleri Rasulullah Muhammed (s.a.s.)'in Sünneti'ne ne kadar tabî' olup olamadıklarına yeniden dönüp bakmalı ve kendilerini otokontrole alıp firâsetle gözden geçirmelidirler… Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti denildiğinde, O'nun bütün hayatı ve ahlâkı anlaşılırsa, bu anlayış doğru ve gerçek bir anlayış olur…  Yoksa ayet-i kerime'de beyan olunduğu gibi:

"Yoksa siz, kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz"13 durumundaki korkunç yanlışlık ortaya çıkar... Sünnet’in bir bölümünü hayata taşımak, diğer bir bölümünü yok saymak ya da hiç gündeme getirmemek, büyük bir sapma ve zulümdür... Rasulullah(s.a.s.)'in örnekliğini ve önderliğini bu şekilde gündem etmek, O'nun Nübüvvetine ve Risâletine karşı işlenen en korkunç bir suçtur... Bu suç, cezasız kalmamış ve Rasulullah (s.a.s.) tarafından cezası beyan olunmuştur...

Enes b. Malik (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah(s.a.s) şöyle buyurur:

"Her kim benim Sünnetimden (hayat yolumdan) yüz çevirirse, o, benden değildir." 14

Saa'd b.Hişam b.  Âmir (rh.a ) anlatıyor:

Aîşeye gidip:

- Ey mü'minlerin annesi, bana Rasulullah (s.a.s.) 'ın ahlâkından haber ver! dedim.

Âişe (r.anha):

- Rasulullah'ın ahlakı Kur'ân'dı. Allah'ın:

"Şübhesiz sen, pek büyük bir ahlâk üzerindesin." (Kalem, 68/4) buyruğunu okumazmısın? karşılığını verdi.

O'na:

- Ben, evlilikten uzak durmak istiyorum, dedim. O:

- Öyle yapma! "Andolsun, sizin için Allah'ın Rasulünde güzel bir örnek var." (Ahzab, 33/21) buyruğunu okumaz mısın? Rasulullah (s.a.s.), evlendi ve çocukları oldu, karşılığını verdi.15

Yegâne hayat kitabımız ve düstûrumuz Kur'ân-ı Kerim'in bir kısmını kabul edip uygulamak bir kısmını terk etmek, muvahhid mü'minler için imkânsız olduğu gibi, Kur'ân'ın hayata uygulanışı, olan Rasulullah'ın Sünnet'inin bir kısmını kabul edip uygulamak ve bir kısmını terk etmek olacak şey değildir… Rasulullah (s.a.s)'in ahlâkı, yani yaşantısı Kur'ân olduğuna göre, Sahih Sünneti'nin nesini terk edebilir mü'min müslümanlar… O'nun ahlâkı, yani yaşantısı olan Kalî Fiilî ve Takrirî Sünneti mü'min müslümanlar, için örnek ve itaat edilmesi Vâcib olan bir vazifedir…

Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"De ki: 'Eğer siz Allah'ı, seviyorsanız bana uyun. Allah'da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.'

De ki: 'Allah'a ve Rasulüne itaat edin.' eğer yüz çevirirlerse, şübhesiz Allah, kâfirleri sevmez."16

Rasulullah (s.a.s.) ve ashabı şirkin ve küfrün egemen olduğu laik-demokratik Mekke devletinin egemen olduğu, İslâm'ın devlet, hükümet ve ülke bazında kabul edilmediği bir ülkede yaşıyorlardı… Nübüvvet ve risâlet hayatının yirmi üç yılının, on üç yılı Mekke'de geçti… Böyle bir devlette böyle bir ülkede ve böyle bir ortamda Rasulullah (s.a.s.) ve Ashabı nasıl davrandılar ise, onlardan sonra böyle bir durumda kalan Ümmet de böyle davranması gerekir! Rasulullah (s.a.s.) Sünneti budur!:

Ayrıca "Daru'l- İslâm" olan vatanları zalim tağutî güçler tarafından işgal edilip, müslümanlar mahkum ve esaret altında, İslâm ise hükümleriyle geçersiz kılınıp yasaklandığı çağdaş Mekkeliler olan parçalanmış İslâm topraklarındaki egemen küfür ve şirk düzenlerine karşı nasıl davranacağını İslâm'dan öğrenmeleri gereken müslüman halklar İslâm'ı bırakıp gayr-ı İslâmî düzenlerin peşine düşerlerse, kendilerine emrolunmayanı gündeme getirmiş, dosdoğru yoldan ayrılıp sapmış olanlar… Kur'ân'a ters düşülmüş ve Sünnet terk edilmiş olur… Kur'ân, nasıl ki, bütün hayatı kuşatmış ise, Kur'ân'ın hayata uygulanışı olan Sünnet'de bütün hayatı kuşatmıştır… Siyasetiyle, ekonomisiyle, hukukuyla, eğitimiyle, aile ve sosyal hayat ilkeleriyle bütün hayatı kuşatmıştır… İslâm'ın hayat konusunun da hakkında hükmü olmayan hiçbir mesele yoktur… Hayatî olan şeylerin en küçüğünden en büyüğüne kadar her meselesine çözüm getirmiş, hükmünü beyan etmiştir…

Hayat önderimiz ve örneğimiz Rasulullah (s.a.s.), "Bir takım kötü nesiller meydana çıkar" diye beyan ettiği kötü nesillerin iki özelliğini beyan buyurur:

1-Yapmadıklarını söyleyen.

2-Emrolunmadıkları şeyleri yapan.

Egemen zalim tağutî güçlerin hüküm sürdüklerin ve işgal ettikleri İslâm beldelerine dikkat edilecek olunursa, o beldelerde esaret altında yaşayan ve müslüman olduklarını beyan eden kitleler, böyle bir durumda nasıl hareket edeceklerini Kur'ân ve Sünnet'e müracaat edip ona göre amel edecekleri yerine, egemen tağutların ideolojilerine, hükümlerine ve düzenlerine müracaat edip ona göre hareket ediyor, ona göre yapılanıyorlar…  Kendilerinde "durumdan vazife çıkarıyorlar." Allah ve Rasulü (s.a.s.)'in kendilerine emretmedikleri şeyleri, sanki İslâmî bir vazife imiş gibi görerek kabullenip gereğince davranıyorlar… Bu hâlleriyle haktan bâtıla sapıyor ve kendileriyle beraber milyonlarca insanı da saptırıyorlar…

Yasama, yürütme ve yargı konusunda Kitab ve Sünnet'ten uzaklaşan, bu konuda Allah ve Rasulü (s.a.s.)'in hükmüyle değil de, laik ve demokratik düzenin ilkelerine göre hareket eden, siyasette, ekonomide, hukukta, eğitimde ve sosyal hayatta İslâm'ın hükümleriyle amel etmeyi öteleyen ve gayr-ı İslâmî şirk düzenlerinin  ilkeleriyle, ideolojileriyle, yasalarıyla hareket eden, bütün bu sapmalarla beraber kendilerini İslâm'a nisbet edip, İslâm'ın ve müslümanların selâmeti için çalıştıklarını iddia eden bir nesil!.. Onlar, laik-demokratik dalâlet yolunu seçip o yoldan yürümeye ve peşlerine milyonlarca insanı takıp sürüklemeye devam ederken, dosdoğru hak yoldan uzaklaşıp, uzaklaştırmaktadırlar… Bâtılı hak, yanlışı doğru diye göstermekte, insanların hak ile tanışmalarını ve doğruyu tanımalarını engellemekte, bu tavırlarıyla müslüman olduğunu beyan eden yüz milyonlarca insanın İslâm'ın gösterdiği nûrlu yoldan yürümeleri önlemiş olmaktadırlar… Bunlar pisliği pislik ile silmek isteyenlerdir… Pisliği, ancak temiz olan şey temizler, pisliği, pislikle gidermeye çalışanlar asla beceremeyecek ve Allah'ın razı olduğu ümmetin fayda göreceği bir başarı elde edemeyeceklerdir… Bu tutumlarıyla ancak İslâmî hareketin yolunu tıkayacak, emrolunan İslâmî yapılanmayı önleyeceklerdir… On yıllardır yapılanlar, bu olumsuz sonucu ortaya çıkarmıştır… Bu bâtılı hak gösterme, pisliği pisliğin içine girip pislenerek temizlemeye çalışmaları, kendisini müslüman kabul eden, fakat egemen tağutlar tarafından cahil bırakılmış mustaz'af kitlelerin maddî ve manevî birikimlerini boşa harcamakta, onları maddî ve manevî yönden fakirleştirmekte, olması ânın vâcibi olan İslâmî yapılandırmadan geri bırakmaktadır…

Yüz yıldan bu yana cahil bırakılmış insanları kendisiyle beraber bâtıl yola sürükleyen ve bâtılı hak gibi gösteren bu sapkın-kötü kişilere karşı eliyle, diliyle ve kalbiyle direnmeyi bir cihad kabul eden Rasulullah (s.a.s.), bu şekilde müşahede edenlerin mü'min olduklarını beyan buyurur!.. Rasulullah (s.a.s.) yine onlara karşı eliyle, diliyle ve kalbiyle mücahede, yani cihad edenin mü'min olduğunu bu cihadı yapmayanlar için “imandan bir hardal tanesi de yoktur." buyurmaktadır…

Bâtılı hak gösteren ve bâtıl yolda yürürken yalnız olmayanlara karşı konulması, onların düzeltilmesi, peşlerine takıp bâtıl yollarda yürümelerine vesile oldukları insanları uyarmak, onların bâtıldan kurtulmalarına çalışmak cihaddan başka bir şey değildir… İmkânlar nispetince el ile yapılan cihaddır bu! Dil ile yapılan cihaddır bu! Ve kalb ile yapılan cihaddır bu!... Muvahhid mü'minler, bu cihadı devam ettirirler… Onlara karşı bu cihadı yapmayan, aksine onlara yönelen, kalblerinde onlara sevgi besleyip meyleden, dilleriyle onları öven ve insanların onlarla beraber olmalarını sağlamak için propaganda yapan, elleriyle maddi yardımda bulunanlar için, Rasulullah (s.a.s.)'in ne dediği malum!..

Muvahhid Mü'minler, işgal edilen İslâm topraklarından bir taraftan küfür ve şirk cephesi olan işgalci tağutlarla cihad ederken, diğer yanda tağutların işgallerini kolaylaştıran ve uzun ömürlü olmalarını yardımcı olan, bâtılı hak gibi gösteren kişiler, kurum ve kuruluşlarla da cihad etmeye gayret ederler…

Ubâde b. es-Sâmit (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):

"Allah yolunda cihad edin! Zira cihad, cennet kapılarından büyük bir kapıdır. Allah, cihadla kişiyi gam ve kaderden kurtarır."17

Küfür ve şirk cephesinin müstekbir güçleriyle cihad eden muvahhid mü'minler, içlerinde bulunan fesâd güçlerinin müfsidleriyle de cihadını Rasulullah (s.a.s.)'in izinden giderek devam ettirmelidirler…

Şu hadisi de Ubâde b. es-Sâmit (r.a.) rivayet etmektedir.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Uzak olsun, yakın olsun Allah için insanlarla cihad edin ve bu uğurda hiç kimsenin kınamazsına aldırmayın!

Mukim de olsanız, seferde de olsanız Allah'ın emirlerini (hadlerini) uygulayın ve Allah'ın yolunda cihad edin. Zira cihad, cennet kapılarından büyük bir kapıdır. Allah, cihadla kişiyi gam ve kederden kurtarır."18

Mü'min müslümanlar, üzerlerine düşen bu görevlerini hakkıyla yaparken cahil kınayıcıların kınamalarından, onları çeşitli vasıflarla anmalarından ve sataşmalarından asla çekinmemeli, korkmamalıdırlar… Cahil kınayıcılar, Muvahhid mü'minleri korkutmak ve tedirgin etmek isterler… Bu konuda çok uyanık olunmalı ve dikkatli davranılmalıdır…

Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"Onlar, kendilerine insanlar: 'Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun' dedikleri hâlde imanları artanlar ve: 'Allah bize yeter, O, ne güzel vekildir' diyenlerdir."19

Bu yiğit mü'min müslümanlar, Rabbleri Allah'a dayanıp güvenmiş ve: Yalnız İslâm, başkası değil! diyenlerdir…

Dipnot

1) Hud, 11/114-115.

2) Taha, 20/14.

3) Ankebut, 29/44-45.

4) İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, Vdğ. İst. 2014, C.15, Sh.572, Hds.22584.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri ve's-Sılâ, B.54, Hds.2053.

Sünen-i Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B.74, Hds.2794.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale's-Sahihayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst.2013, C.1, sh.344-345, Hds.183.

Beyhakî, Kitabü'z- Zühd, çev. Enbiya Yıldırım, İst.2000, Sh. 159-160, Hds.513.

Kuzâî, Şihâbü'l-Ahbâr Tercümesi, çev. Prof. Dr. Ali Yıldırım, İst. 1999, Sh.134, Hds.420.

Taberânî, Mu'cemu's-Sağir Tercüme ve Şerhi, çev. İsmail Mutlu, İst. 1997, c.2, Sh.20, Hds.372.

Ebu Nuaym el-İsbehânî, Hilyetu'l Evliyâ ve Tabakâtu'l Asfiyâ, çev. Hüseyin Yıldız, Vdğ. İst. 2015, c.10, Sh.390, Hds.2076. Sh.393, Hds.2080. (Hadisler Bölümü)

4) Furkan, 25/70-71.

6) Nur, 24/31.

7) Bakara, 2/222.

8) İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.10, sh.597-598, Hds.15064.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, çev. Zekeriya Yıldız, İst.2011, c.17, sh.515, Hds.17697.

9) Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, b. 20, Hds.80.

Nûreddin el-Heysemî, Sahih-i İbn Hibbân Zevâidi, çev. Hasan Yıldız, İst. 2012, c.2, sh.114, Hds.1565.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.19, sh.278, Hds.27158.

10) Bkz. Nur, 24/51.

11) Bkz. Ahzab, 33/36.

12)Bkz. Rum, 30/47. Mâide, 5/56.

13) Bakara, 2/85.

14) Sahih-i Buhâri, Kitabu'n- Nikâh, B.1, Hds.1.

Sahih-i Müslim, Kitabu'n- Nikâh, B.1, Hds.5

Sünen-i Nesâî, Kitabu'n- Nikâh, B.4, Hds.3203.

15) İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.18, sh.208, Hds.25767. c.12, sh.306-307, Hds.17610.

16) Âl-i İmrân, 3/31-32

17) İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.9, sh. 168 Hds.12775.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c.4, sh.108, Hds.2451.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, c.9, sh.295, Hds.9409-9410. Taberânî, el-Mu'cemu'l-Evsat ve el-Mu'cemu'l-Kebîr'de.

18) İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.9, sh.169, Hds. 12776. c.12, Sh.261, Hds.17514.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c.4, sh.108, Hds.2451.

19) Âl-i İmrân, 3/173.

 

SPOT İÇİNDİR

Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ ile muvahhid mü'min salih kullarının arasındaki en kuvvetli bağ, şirksiz bir imandır...

... Gerek ferdde, gerekse toplumda iyilikler, güzellikler ve sevaplar egemen olursa, kötülükler, çirkinlikler ve günahlar ortadan kalkar...

İyilikler, kötülükleri giderdiği gibi, ayrıca kötülükleri, iyiliklere dönüştürür...

Haram maldan infâk ve sadaka olamayacağı gibi, kötülük, bir başka kötülük ile giderilmez, pis olan bir şey başka bir pis olan şey ile silinip temizlenmez...

Takva, iman ehli olan bir şahsiyetin, nerede olursa olsun, hangi hâlde bulunursa bulunsun Allah'dan korkması demektir...

Yazar:
Muhammed İslamoğlu
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul