18 Ocak 2018 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / Komşuluk İlişkileri ve Yardımlaşma

Komşuluk İlişkileri ve Yardımlaşma

Komşuluk İlişkileri ve Yardımlaşma

Komşusu aç olduğu halde (kendisi)tok olarak yatan/uyuyan kimse (kâmil) mü’min değildir.”[1]

 

Türkçe’de “komşu” kelimesi “konutları yakın olan kimselerin birbirlerine göre aldıkları ad” olarak kullanılır.[2] Ayrıca aralarında meslek, iş yeri, arazi vb. yönlerden yakınlık bulunanlar hakkında da kullanılmaktadır. Arapça karşılığı ise “câr” olup, “civâr” ve “mücâvere” mastarlarından isimdir.[3]

Âilemizden sonra en yakın sosyal çevremizi komşularımız meydana getirir. İyi veya kötü günlerimizde şartlar en yakın çevre ile temas halinde bulunmayı gerektirir. Darlık zamanında yardımlaşma, normal zamanlarda ziyaretleşme, sır sayılabilen halleri gizleme birbirinin hâlinden etkilenme, hatta komşunun mülkünü satın almada öncelik hakkına sahip olma (şûf'a) komşulukla ilgili bir dizi hak ve sorumlulukların kaynağını teşkil etmiştir.[4]

Kelime, bu mânâ îtibâriyle Kur’an-ı Kerim’de Nisa suresi 36. Ayette:

(وَاعْبُدُوا اللَّهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبَى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا)

geçmektedir.

Ayette geçtiği şekliyle “komşu” kelimesi:

وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبَى : “Yakın komşu” olup onunla  “evleri en yakında bulunan komşular” ;

وَالْجَارِ الْجُنُبِ : “Uzak komşu”olup onunla da “nisbeten daha uzakta oturanlar” kastedilmiştir.

Bu zâhiri anlamın dışında farklı yorumlar da yapılmıştır:

 “Yakın komşu” ifadesiyleakrabalık bağı bulunanlar” yahut “müslüman komşular

“Uzak komşu”  ifadesiyle de “akraba olmayan komşular”  yahut “Müslüman olmayan komşular” kasdedildiği şeklinde tefsir edenler olmuştur.[5]

İmam Kurtubi bu son yorumu da sahih bir yorum olarak değerlendirir.[6]

Sosyal hayatın ayrılmaz bir parçasını teşkil eden “komşuluk” ve komşular arası  ilişkiler, bir takım hak ve yükümlülükleri de beraberinde getirmiştir. Yüce dinimiz İslamiyet'te komşuluğun gerektirdiği bu haklar, genel olarak “kul hakları”(hukûk-ı ibâd) kapsamında ele alınır.  Ayet-i kerime incelendiğinde Allah’a ibadet emredildikten sonra, sanki bir anlamda bu ibadetin nasıl olacağını açıklar mahiyette:

 

-Allah’a hiçbir şeyin şirk koşulmaması,

 

-Ane-babaya, yakın akrabaya, yetime, miskine, yakın ve uzak komşuya ihsan edilmesi, istenmektedir.

 

Yani komşuluk hakkı, uzak yakın ayırımı ya da Müslim - gay-i müslim ya da kan bağı veya kan bağı olmayan şeklinde hiçbir ayırıma gidilmeksizin “ihsan”da bulunulmasıyla Allah’a kulluğun gerçekleşmiş olacağı ifade edilmektedir.

 

Kurtûbî, âyette geçen "ihsan" kelimesinin yerine göre komşunun mutluluğunu ve kederini paylaşma, birlikte dostça yaşama, ona eziyet etmeme ve onu himaye etme gibi erdemli davranışları içerdiğini belirtmektedir.[7]

 

Hadislerde de komşuluğun önemini ve komşu haklarını anlatan çeşitli açıklamalar bulunmaktadır. Bunların en dikkate değer olanı, Hz.Âişe, Ebû Hüreyre, Abdullah bin Ömer, Zeyd bin Sâbit, Abdullah bin Amr gibi sahabilerin naklettiği Peygamberimizin şu hadisidir: "Cebrail, komşu hakkı üzerinde o kadar önemle durdu ki neredeyse komşuyu komşuya mirasçı yapacak sandım" mealindeki hadistir.[8]

 

Bundan başka;

 

“Komşusunun, kendisine kötülük yapmasından korktuğu kimselerin tam olarak iman etmiş olamayacağı”[9],

 

Allah katında en hayırlı komşunun, komşularına en çok iyilik eden kimse olduğu”[10],

 

“Komşuların, en yakın olanlardan başlamak üzere birbirine hediye vermeleri”[11] tavsiye edilmektedir. Bu hadislerden bazıları şöyledir:

"Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse komşusuna eziyet etmesin"[12]

"Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse komşusuna iyilik etsin"[13]

 

Efendimiz (s.a.s.) komşuları üç kısma ayırmıştır:

a) Akrabalık

b) Dindaşlık 

c) Komşuluk

Her birinin de ayrı ayrı hakları vardır. Hadis-i şerif şöyledir:

Câbir (r.a.) Rasûlüllah (s.a.s.)’in şöyle dediğini nakletmiştir: Komşuluk üçtür:

 

1. Sende bir hakkı olan komşu

2. Sende iki hakkı olan komşu

3. Sende üç hakkı olan komşu

 

Sende bir hakkı olan komşuya gelince, akraba olmayan müşrik/gayr-i Müslim komşudur. Sadece komşuluk hakkı vardır.

 

Sende iki hakkı olan komşuya gelince, Müslüman olan komşudur ki, onun hem Müslümanlık, hem de komşuluk hakkı vardır.

 

Sende üç hakkı olan komşuya gelince, akraba olan Müslüman komşudur. Bunun hem Müslümanlık, hem akrabalık, hem de komşuluk hakkı vardır.

Komşu deyiminin kapsamı ile ilgili olarak Hz. Ali (r.a.) çevrede "sesi işitilenlerin" komşu olduğu görüşündedir. Hz. Âişe (r.a.) da her taraftan kırk evin komşu olduğunu ve bunların komşuluk hakkına sahip bulunduklarını bildirmiştir. Ayrıca, komşu tabiri, hiç bir ayırım yapılmadan, müslüman-kâfir, âbid-fâsık, dost-düşman, yerli-misafir, iyi-kötü, yakın-uzak bütün komşuları içine alır.[14]

İnsanın sosyal bir varlık olması hasebiyle içinde yaşadığı toplum fertleriyle doğrudan veya dolaylı olarak sürekli ilişki içindedir. İslam Dini, bu ilişkinin sağlıklı yürümesine özel önem vermiş, komşunun komşuya güven konusunu daima ön planda tutmuştur. Çünkü insan âdetâ komşusuyla bir bütündür. Onun her hali acısıyla tatlısıyla komşusuna emanettir. Onun içindir ki komşular arası karşılıklı güven son derece önemlidir. Efendimiz (s.a.s.)’in komşu ile ilgili yaptığı her tavsiye, bu güveni kuvvetlendirici özellikler taşımaktadır.

Komşusunun, kendisinde ne gibi hakları bulunduğunu soran bir sahâbîye Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle cevap vermiştir: "Hastalanırsa ziyaretine gidersin, vefat ederse cenazesini kaldırırsın. Senden borç isterse borç verirsin. Darda kalırsa yardım edersin. Başına bir felâket gelirse teselli edersin. Evinin damını onunkinden yüksek tutma ki, onun rüzgârını kesmeyesin. Ya senin ne pişirdiğini bilmesin, ya da pişirdiğinden ona da ver" [15]

Komşu ve komşu hakları konusu, salt bir “yakınlık” ve “yanyana olmak” tan ibâret değildir. Komşuluk olgusunu, doğurduğu haklar ve ödevler açısından düşündüğümüz zaman karşımıza sosyo-kültürel değerlerle bütünleşmiş ve değerleriyle birlikte yaşayan bir toplum modeli çıkmaktadır. Bu, sanki büyük İslâm medeniyetinin  her mahallede veya küçük bir yerleşim yerindeki modeli ya da prototipdir. İslâm inanç değerleriyle mücehhez her bir müslüman, bireysel anlamda bu inanç esaslarını hayata geçirerek o medeniyeti oluşturan bir temel taşı hükmündedir.

 

Böyle bir toplumda, her bir birey, çevresine  ve çevresindekilere karşı duyarlı, onların hal ve durumlarını  devamlı kontrol eden, onların ızdırabını veya sevincini gönül dünyasında hisseden, yanındakine kardeşim diyen ve bu kardeşlik hassasiyeti içinde olan bir ruh yüceliğine sahiptir. Peygamber Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır:

 

“Mümin, mümin kardeşi için (yardımlaşma ve dayanışmada) sanki bir binanın yapı taşları gibidir. Bazısı bazısına destek verir.”[16]

 

Hadis-i şerif bize, İslâm’ın bir yardımlaşma dini olduğunu ifade ediyor. İslâm dininden başka hiç bir din ve fikir sistemi gerek bireysel gerekse kurumsal anlamda yardımlaşma konusu üzerinde bu kadar durmamış, bu anlayışın uygulanışını bu kadar geniş boyutlara ulaştıramamıştır. Yardımlaşma, sosyal yaşamın tabii bir sonucudur. Bunun için İslâm yardımlaşmayı, bütün maddî ve mânevî hayatımızı kapsayacak şekilde en geniş sınırları ile ele almış ve dinî-ahlâkî bir görev olarak ortaya koymuştur. O derece ki, maddî imkanı olmayan müslümanlar için, “güzel bir söze”, mü’min kardeşinin yüzüne karşı “hoş bir tebessüme” sadaka sevabı verileceği müjdelenerek, bunun da yardımlaşmanın bir nev’i olduğu anlatılmıştır. Efendimizin getirdiği en temel ilke: İslâm Kardeşliği/İnanç kardeşliğidir. Medine-İslâm Site devletinin temelleri, İslâm kardeşliği üzerine atılmıştır. Hicret eden 168 Mekkeli Muhâcir, Medineli müslümanlarla /Ensar’la kardeş yapılmıştır. Kardeşler olarak aralarında her şeylerini paylaşmışlardır.[17]

 

Meâlini verdiğimiz bu hadis de müminlerin sosyal hayat içersindeki insânî ilişkilerinin nasıl olması gerektiğini anlatan bir durum tespitidir. Ve bir çağrıdır, İslâm toplumunun tüm bireyleri, birbirleriyle olan ilişkilerini gözden geçirsinler, olması gereken ne ise, öyle olsunlar demektir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ

İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah'tan korkun[18]

Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in الْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى ="Veren el alan elden üstündür"[19] hadisleriyle, yardımlaşmanın bir fazîlet yarışı olduğu beyan edilerek teşvik edilmiştir.   Müslümanlara, yardım edilen değil yardım eden kişi olmaları gerektiği böylece zımnen bildirilmiştir.[20] Fakir ve muhtaç komşuların yardımına koşmak, onlarla yakından ilgilenmek, bizzat ihtiyaçlarını karşılamak, gerekirse onlara maddî yardımda bulunmak müslümanın görevidir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in daha kendisine peygamberlik görevi verilmeden önce Hicaz bölgesi Arap kabileleri arasında süregelen savaşlar sonunda ortaya çıkan anarşi ortamında, can ve mal güvenliğinin sağlanması, zayıf ve güçsüzlerin korunması, zulmün önlenmesi gibi amaçlarla bir hayır kurumu diyebileceğimiz bir oluşuma “Hlfu’l-fudûl” : erdemliler hareketi’ne üye olmuş olması ve daha sonra da bu oluşumdan övgüyle bahsetmesi, yardımlaşma konusunun önemini bildirmesi açısından son derece önemlidir. Bu konuda pek çok hadis-i şerif zikredilmiştir.[21]

 

İbn Abbas (r.a)’den nakledilen şu hadis de bu konuda bizleri son derece duyarlı olamaya çağırmaktadır:

عن ابن عباس رضي الله تعالى عنهما أن النبي صلى الله عليه وسلم قال: ( ليس المؤمن من بات شبعان وجاره طاو ٍ).

Komşusu aç olduğu halde (kendisi)tok olarak yatan/uyuyan kimse mü’min değildir.” [22]

Hadiste geçen “mü’min değildir.” İfâdesi, “Kâmil mânâda mümin değildir” anlamına gelmektedir.

 

Hülasa mü’min, bencil değil kendisi dışındaki insanları, mü’min kardeşlerini de düşünen, onların dertleriyle dertlenen, yardımlarına koşan, acılarını paylaşan, onlar aç iken kendisi tok olarak yatamayan, gözlerine uyku girmeyen izzet ve şeref sahibi bir insandır . (Vallahu a’lemu bi’s-sevâb”

 

 

Dipnot

 


* Eskişehir Osmangazi İlahiyat Fak. Hadis Ana Bilim Dalı.

[1]- Müsned-i Ahmed,I,54,ha.390; Hâkim, Müstedrek,IV,176; Buahri, Edebu’l-Müfred,ha.112; Münziri,Terğîb, III,358

[2]- Türkçe Sözlük,II,891, TDK  Yedinci baskı.

[3]- Lisanu'l-'Arab, "C-V-R" md.

[4]- Şamil İA., “Komşuluk “ mad.

[5]- Zemahşerî, I, 267-268; Şevkânî, I, 521 ; bkz. DİA,XXVI,157

[6]- Kurtûbî, el-Cami", V,183-184

[7]- Kurtûbî, a.g.e., göst. yer

[8]-  Buhârî,"Edeb", 28; Müslim, "Birr", 140, 141

[9]- Buhârî, "Edeb", 29; Müslim, "îmân", 73

[10]- Tirmizî, "Birr", 28

[11]- Buhârî, "Şuf’a", 23;n"Hibe", 16

[12]- Buhârî, "Rikâk", 23; "Nikâh", 80; Müslim, "îmân", 74, 75

[13]- Buhârî, "Edeb",31; Müslim, "îmân", 74, 76, 77

[14]- Tecrid-i Sarih Tercümesi, XII, 130

[15]- (Y.Kandehlevi, Hayâtü's-Sahâbe, III, 1068).

[16]- Buhârî, Mezâlim, 5, Salât, 88; Tirmizî, Birr, 18

[17]- Çelik,Ali., Hikmet Damlaları,2014,İstanbul, s.73-74

18- Maide, 2

 

[19]- Ebu Davud,II,44,ha.1650

[20]- Çelik,A.g.e.,  s.74

[21]- Şamil,İA., bkz.Ebû Dâvud, Zekât, 25; Mâlik, Muvatta, Zekât, 29; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 31, 40

[22]- Müsned-i Ahmed,I,54,ha.390; Hâkim, Müstedrek,IV,176; Buahri, Edebu’l-Müfred,ha.112; Münziri,Terğîb, III,358

“…komşu tabiri, hiç bir ayırım yapılmadan, müslüman-kâfir, âbid-fâsık, dost-düşman, yerli-misafir, iyi-kötü, yakın-uzak bütün komşuları içine alır.”

“mü’min, bencil değil kendisi dışındaki insanları, mü’min kardeşlerini de düşünen, onların derdleriyle dertlenen, yardımlarına koşan, acılarını paylaşan, onlar aç iken kendisi tok olarak yatamayan, gözlerine uyku girmeyen izzet ve şeref sahibi bir insandır.”

““Komşusu aç olduğu halde (kendisi)tok olarak yatan/uyuyan kimse mü’min değildir.”

Yazar:
Prof. Dr. Ali Çelik
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul