18 Ocak 2018 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / Vahyin Emin Meleğinden Mühim Bir Tavsiye

Vahyin Emin Meleğinden Mühim Bir Tavsiye

Vahyin Emin Meleğinden Mühim Bir Tavsiye

 

VAHYİN EMİN MELEĞİNDEN MÜHİM BİR TAVSİYE: KOMŞULUK HAKKI

Muhammed Emin Yıldırım

Yazımızın başlığını hepinizin çok iyi bildiği bir hadisten ilham alarak: "Vahyin Emin Meleğinden Mühim Bir Tavsiye: Komşuluk Hakkı" şeklinde belirledik. Hadis birçok kaynakta küçük bazı farklarla rivayet edilir ama biz Buhari rivayetini dikkate alacağız. Hz. Aişe annemiz bize naklediyor, başta Buhari ve Ebû Davud olmak üzere onlarca hadis kitabında geçtiği üzere, Efendimiz (s.a.s.) buyuruyor ki:

 

 "Cibril bana o kadar komşuluk hakkından bahsetti ki, ben komşunun komşuya varis kılınacağını zannettim."1

 

Efendimiz'in (s.a.s.) bu ifadesi haşa bir mübalağa değildir, bilakis hakikatin ta kendisidir. Komşunun komşuya varis kılınması ifadesi, yani arkasından bir ayet gelecek ve hükmü ortaya koyacak anlamındadır. Cebrail'in, Efendimiz'e (s.a.s.) tam anlamı ile neler söylediğini bilmiyoruz, ancak süreç içerisinde Efendimiz'in (s.a.s.) komşuluk hakkı meselesinde dile getirdiği onlarca beyanın nereden kaynaklandığını anlayabiliyoruz.

 

Efendimiz'in (s.a.s.) bu beyanını ya duymamış, yâda duymuş ama halen meselenin ehemmiyetini kavrayamamış olan EbûÜmame el-Bahili, Veda Haccı sırasında şahit olduğu bir tabloyu bize şöyle naklediyor: "Veda Haccı sırasında Efendimiz (s.a.s.) devesinin üzerinde o kadar:"Komşunuza iyi davranın, size komşunuza iyi davranmanızı tavsiye ediyorum" dedi ki, ben sözlerinin sonunda komşunun komşuya varis kılınacağını zannettim." (Taberani, Mu'cemü'l-Kebir, 8/111)  EbûÜmame'nin bu sözünden de biz komşuluk meselesinin değerler sıralamasında nerede durduğunu anlayabiliyoruz. Efendimiz'in (s.a.s.) hayatının hülasası sayılan Veda Haccı'nda da bu meselenin gündem edilmesi manidardır.

 

Biz bu mühim meseleyi Kur’an ve Sünnet ekseninde kısaca ele almaya çalışacağız.

 

Kur'an'ı Kerim'de Komşuluk

 

Sözün özü ve en doğrusu olan Allah'ın kelamında, komşuluk 3-5 ayette dolaylı, bir ayette ise doğrudan ele alınan bir mevzudur. Müfessirlerimiz, Tahrim 11. ayeti, Ahzab 60, 61. ayeti, Tevbe 6. ayeti, Mümtehine 8. ayeti, hatta Maun Sûresi'nde geçen maun, küçük bir yardımın kime yapılacağı konusundaki izahlar sadedinde, Maun Sûresi’ni dolaylı olarak komşuluk meselesi ekseninde ele almışlardır. Doğrudan komşuluk meselesinin nazarlara verildiği ayet ise Nisa Sûresi’nin, 36. ayettir. Bu ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor:

 

“Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.” (Nisa, 4/ 36)

 

Ayet çok önemlidir ve farklı çerçevelerden ele alınmalıdır. Ancak biz konumuz itibari ile burada sayılan iki sınıfa dikkat çekeceğiz, bir de en son cümlenin mesajını anlamaya çalışacağız.  Rabbimiz bu ayette ihsan ve ikramda bulunulması gereken dokuz sınıf saydı. Bu dokuz sınıftan ikisi, yakın komşu ve uzak komşu idi. Kimdir yakın ve uzak komşu? Efendimiz'in (s.a.s.) bunu belirten beyanları tam anlamı ile bütüncül bir okuyuşa tabi tutulmadığı için, müfessirlerimiz bu ifadeleri anlamak için epey gayret ortaya koymuşlardır. Bu görüşleri şöyle alt alta toparlarsak, üç temel görüşün olduğunu görürüz.

 

Birincisi,"buradaki uzaklık ve yakınlık mesafe değil, din yakınlığı ve uzaklığıdır"diyenler; onlara göre, yakın komşu Müslümanlar, uzak komşu Müslüman olmayanlardır.

 

İkincisi ise,"hem akraba hem komşu olanların yakın, sadece komşu olanları uzak komşu olduğunu"söyleyenler...

 

Üçüncüsü; "komşuluk meselesinin din veya nesep ile alakasının olmadığını, buradaki beyanın mesafe ile alakalı olduğunu" söyleyenler...

 

Elbette bu görüşlerden en isabetlisi, Efendimiz'in (s.a.s.) ve Sahabe'nin uygulamaları çerçevesinde üçüncü görüştür. Yani, komşuluğun, din veya nesep ile alakasının olmadığı, mesafe ile alakalı olduğudur.

 

Ayette belirtilen yakınlık ve uzaklığın mesafe ile alakalı olduğuna dair birçok hadis var kaynaklarımızda... Mesela, sadece Buhari'de nakledilen bir hadis bile meseleyi anlamamıza yetmektedir. Hz. Aişe annemiz bir gün soruyor: "Ya Resulullah! İki tane komşum var, bazen ikram ve ihsan da bulunmak istiyorum. Hangisini öncelleyeyim? Neye göre bu ihsanı yapayım?"Efendimiz'in (s.a.s.) cevabı Kur'an'ın mesajına uygun bir şekilde şöyle oluyor: "Sana kapısı en yakın olanı tercih et!"

 

Yine Ebû Hureyre'nin rivayet ettiği bir hadiste Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

 

"Yakın komşu bırakılıp da uzaktaki komşudan iyilik yapılmaya başlanılmaz. İyilik yapmaya uzaktaki komşudan ziyade yakındaki komşu daha fazla hak sahibidir."2

 

Bu konuda son bir hadise daha dikkat edelim. Efendimiz (s.a.s.) buyuruyor ki:

 

“Aynı vakitte iki komşudan davet vuku bulursa önce komşu olarak yakın olanın davetine git, iki komşun aynı güne ama farklı zamanlarda seni davet ederse, ilk davet edenin davetine icabet et!"3

 

Bu hadislerden anlaşıldığı kadarı ile yakın ve uzak komşu, mesafe ile alakalı bir durumdur. Meselenin diğer bir boyutuna gelince, evet; Kur'an'ın emri, hem yakın olana hem uzak olana ihsanda bulunmaktır. Burada bir soru daha sormalıyız? Yakın belli hemen evinin yanında olan, artık tek katlı evler kalmadığı için bir binada olanlar yakın komşular olarak kabul edilmelidir. Asrı Saadet döneminde, evler küçük, tek katlı veya iki katlı ve birbirlerine çok yakın oldukları için farklı tanımlarda bulunmuşlardır. Mesela Hz. Ali'ye göre, ‘kişinin evinin önünden bağırınca sesini duyurduğu yere kadar herkes komşusudur.’İbnŞihab ez-Zühri'ye ve Hasan-ı Basri'ye göre dört yönden kırkar ev, o hanenin komşusudur. Başka görüşlerde var, ezanı işitmesi, aynı mescitte namaz kılmaları vs. gibi... Şu an bunları bu betonlarla örülü şehirlerde anlamak ve uygulamak zor, onun için en azından yakın komşuyu oturulan apartman, artık kaç kat ise, eğer iki, üç kat gibi ise, etrafındaki birkaç apartmanı da dâhil etmek gerekiyor, uzak komşuyu ise yine yüksek apartmanlardan oluşuyorsa, oturduğu apartmanın kat sayısına göre belirlemek gerekiyor.

 

Ayet nasıl bitiyordu:                                                            

 

"Muhakkak ki Allah, kendini beğenen ve övünüp duran kimseleri sevmez."

 

Neden ayet böyle bitti? Çünkü sosyal bir varlık olan insan, ayette sayılan dokuz sınıf ile imanının kendisine yüklediği sorumlulukla bu bağları kurmak ve devam ettirmek zorundadır. Bu zorunluluğa karşı insan neden lakayt, vurdumduymaz davranır? Belki bazılarımız meşguliyetten falan deriz ama gerçekten derinlemesine bir sorgulama yaptığımızda, insanın kendisini müstağni görmesinden kaynaklandığını fark ederiz. Mesela, insan kendini müstağni görür, tüm bağları koparır, kendine has bir hayat oluşturur ve yavaş yavaş kibir hastalığına bulaşır. Yada insan sadece kendi ailesini önemser, diğer bağları ihmal eder, ailesi ile tatmin olur. Yada kendisine ait bir arkadaş grubu oluşturmuştur, ‘bu bana yeter der’ ve geri kalan tüm bağları ihmal eder. İşte bu ihmallerin hepsinin geldiği nihaî nokta insanın ya kendisinin, ya grubunun, ya ailesinin müstağni görülmesidir. Rabbimizde hastalığın kaynağını çok iyi bildiği için her türlü müstağniliğe karşı:"Muhakkak ki Allah, kendini beğenen ve övünüp duran kimseleri sevmez." demektedir.

 

Sünnet-i Seniyye'de Komşuluk

 

Efendimiz (s.a.s.) komşuluk meselesinde, hem beyanları hem uygulamaları oldukça fazladır. Vahyin emin meleği Cebrail'in kendisine söyledikleri çerçevesinde bir ömür Efendimiz (sas) muhataplarını bu mesele hakkında uyarmış, onlara fiili örnekliklerde bulunmuş, Kur'an'ın ruhuna uygun bir biçimde işin ihsan ve ikram boyutunun nasıl olduğunu âleme göstermiştir. Bu bahsi sizlere dört başlık altında vermek istiyorum.

 

  1. Komşularımızın dertleri ile alakadar olmak, Ümmet olmanın en temel şartıdır.

 

Bu konudaki Efendimiz'in (s.a.s.) beyanını hepiniz çok iyi biliyorsunuz. Ne diyordu dünya-ahiret Rehberimiz: "Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir." (Hâkim, Müstedrek, 2/15) Peki, komşunun aç olduğunu nereden bileceksin? Aç olunca mı gelip sizden isteyecek sizde haberdar olacaksınız öyle mi? Elbette ki hayır! Bazen öyle kardeşlerimiz zor duruma düşüyor ki, kırk yıl düşünseniz onun evine ekmek götüremeyecek durumda olduğunu anlamazsınız. Çünkü o kardeşimiz iffetlidir, ömrü boyunca kimseye el açmamıştır, ama kaderin bir cilvesi bir gün mülkü veren çekip mülkü almıştır, o kardeşimizde ortada kalakalmıştır. Şimdi siz iyi bir komşusunuz, dostsunuz ya, o kardeşinizle hal hatır sorarken bile gözünün içine bakarak derdini anlıyorsunuz, anlamalısınız ve o anda gereği ne ise onu yapmalısınız. İnanın şu hadisi bile doğru anlasak, ümmeti Muhammed'den sayılmak için ne kadar ciddi sorumluluklarımızın olduğunu kavrasak, ferdi hayattan toplumsal hayata kadar bu komşuluk meselesinde farklı bir noktaya işi taşıyabiliriz. Hem ev komşularımızın, hem iş komşularımızın, hem ülke komşularımızın dertleri bizlerin dertleri olur, bizden değildir, diyen Peygamberin itabına muhatap olmamak için çırpınıp dururuz.

 

Bakın bu konuda Efendimiz'in (s.a.s.) iki beyanını daha sizlerle paylaşayım. Buyuruyor ki Efendimiz (s.a.s.):

 

"Allah katında arkadaşların en hayırlısı arkadaşına faydalı olandır. Yine Allah katında komşuların en hayırlısı, komşusuna en çok hayrı dokunandır."4

 

Başka bir hadisinde buyuruyor ki:

 

"Kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa komşusuna iyilikte bulunsun. Kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa komşusuna ikram etsin."5

 

Komşularımızın bizden emin olması, imanın kemalatı, cennetin vesilesidir.

 

 

Müslim'de ve Ahmed b. Hanbel'de, geçen bir hadiste durum nasıl tasvir edilir biliyor musunuz? Efendimiz (s.a.s.) bir gün Mescid-i Nebevi'de farklı bir hale bürünür ve üç kez: "Vallahi la yu'minu, Vallahi la yu'minu, Vallahi la yu'minu/ Vallahi iman etmiş olamaz, Vallahi iman etmiş olamaz, Vallahi iman etmiş olamaz!" buyurdu. Ortam bir anda farklılaştı, bu sözü söyleyen Efendimiz, Sahabe sarsılmaz mı, biraz sessizlikten sonra, Sahabilerden biri sordu: "Kim Ya Resulullah! Kim iman etmiş olamaz?!" Efendimiz buyurdu ki: "Komşusu kendisinden emin olmayan kişi iman etmiş olamaz!"6

 

Mesele ne kadar ciddidir, buradan anlamalıyız. Hadis uleması buradaki "iman etmiş olamaz" ifadesini, kâmil manada iman etmiş olamaz olarak anladıkları için, bizde "imanın kemalatı" diye anlamak durumundayız.

 

Buhari'de geçen hadis ise şöyledir:

 

"Kötülüklerinden komşusunun emin olmadığı kişi Cennet'e giremez."7

 

Bu nebevî beyanlara benzer başka ifadelerde var, ama bu ikisi bizim için yeterlidir. Demek ki, Efendimiz'in (s.a.s.) kutlu beyanlarına göre, komşularımızın bizden emin olması, imanın kemalatı, cennetin kazanılma vesilesiymiş. Bu emniyetin ne olduğu konusu da ciddi bir konudur ve üzerinde durulması gerekir, ama Efendimiz'in (s.a.s.) bu konuda söylediği genel bir ifade meseleyi anlamamız için yeterlidir. Buyurur ki Efendimiz: "Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, bir kul kendisi için istediğini komşusu için veya bir başka kardeşi için istemedikçe iman etmiş olamaz."8

 

3- Komşularımızın şehadeti, Allah (c.c.) katında çok değerlidir ve beratı kazanmanın en önemli sebebidir.

 

 

Bakın Efendimiz (s.a.s.) ne diyor:

 

"Bir Müslüman ölür de, en yakın komşularından üç kişi, onun hakkında iyi bir şahitlik yaparsa, AllahuTeâla şöyle buyurur: 'Bildikleri hususta kullarımın şahitliğini kabul ettim ve bende kuluma ait bildiğim günahları affettim."9

 

Komşuların şehadetinin dünyaya bakan bir yönü de var, hem de çok güzel bir mesajla... Abdullah b. Mes’ûd rivayet ediyor, diyor ki: "Bir gün Resulullah'ın huzurunda oturuyorduk, adamın biri geldi ve Efendimiz'e: "Ya Resulullah! Ben iyi birimiyim, kötü birimiyim; bazen kendimi anlamakta zorlanıyorum, nasıl biri olduğumu anlayabileceğim, bir yol var mı, ben bunu nereden bilebilirim?" Efendimiz bu zata şöyle cevap veriyor: "Git komşularına sor, onları dinle! Eğer onlar sana iyi diyorlarsa iyisin, kötü diyorlarsa kötüsün."10 İşte komşunun şehadeti böyledir. Onların hayattaki şehadeti değerin tespiti, vefatından sonraki şehadeti, beratın sebebidir.

 

4- Komşularımızın şikâyeti, Allah katında bizi mahcup edecek ve rahmet kapılarını yüzümüze kapattıracak bir haldir.

 

 

Bu konuda Abdullah b. Ömer'in (r.a.) çok önemli bir uyarısı, arkasından da Efendimiz'den (s.a.s.) aktardığı bir hadisi var. Diyor ki o büyük insan: "Gerçekten bizler öylebir zaman geçirdik ki, hiç kimseye altını ve gümüşü, Müslüman bir kardeşinden daha sevimli olmadı. Şimdi bakıyorum hepimize altın ve gümüş Müslüman kardeşlerimizden daha sevimli geliyor. Ama ben Resulullah'ın bir gün şöyle buyurduğunu işittim: "Kıyamet günü komşusu yakasına yapışmış: 'Rabbim! Bu komşum kapıyı yüzüme kapattı ve iyiliğini benden esirgedi!' diyecek olan nice komşular vardır."11 O gün komşusuna kapıyı kapatana, kapılar kapanacak, iyilikten mahrum bırakanlara, ilahî ikram ulaşmayacaktır.

 

İşte Efendimiz (s.a.s.) o son gün böyle bir hale düşmemek için sürekli Sahabe'yi uyarmış, komşuluk hukukunun gözetilmesi için hassasiyet gösterilmesi istenmiştir. Mesela, bir gün zühd kahramanı Hz. Ebû Zer'e ne diyordu biliyor musunuz Efendimiz? Diyor ki: "Ey Ebû Zer! Et pişirdiğin zaman, etin suyunu çoğalt ve komşularını gözet. Yaptığın yemekten komşularına da gönder!"12

 

Bu konuda Efendimiz'in (s.a.s.) bir uyarısına da dikkat kesilmemiz gerekir. Buda komşunun gönderdiği ikramı küçümsememek, alay etmemek, o ikrama daha güzeli ile mukabelede bulunmamaktır. Bu uyarıyı Efendimiz (s.a.s.) özellikle hanımlara yapıyor, acaba hanımlar daha mı fazla bu konuda menfi tavırlar gösteriyorlar bilmiyoruz, ama hitap böyle... Efendimiz (s.a.s.) buyuruyor ki:"Ey Mümin Hanımlar! Sizden hiçbiriniz komşusunun hediyesini velev ki yanmış bir et parçası bile olsa asla küçümsememesin."13

 

Komşunun şikâyetinin nelere mal olduğunu bize başka bir rivayet, daha dehşet bir mesaj ile bildiriyor. Buhari'den, Hâkim’den ve Suyuti'den okuyoruz; Ebû Hureyre naklediyor. Diyor ki: "Bir mecliste Efendimiz (s.a.s.) ile oturuyorduk, bir hanım geldi ve dedi ki: "Ya Resulullah! Filanca kadın gecelerini hep ibadetle geçiriyor, gündüzlerini ise oruçla ihya ediyor. İbadet adına çokça işler yapıyor, elinden geldiğince de sadaka veriyor. Ama o kadın diliyle komşularına eziyet ediyor. Bu kadın hakkında ne dersiniz? " Efendimiz (s.a.s.) buyurdular ki: "O kadında bir hayr yoktur ve o cehennem azabına çarptırılacaktır." Gelen o hanım bu sefer Efendimiz'inde tanıdığı başka bir hanımı daha sordu, dedi ki: "Ya Resulullah! Filanca kadın ise farz namazlarını kılar, yağı alınmış peynirleri sadaka verir, yani az sadaka da bulunur, ama hiçbir komşusuna eziyet etmez, tüm komşuları da ondan razıdır. Bu kadın hakkında ne dersiniz?" Efendimiz (s.a.s.) buyurdular ki: "O kadın hayırlı bir kadındır ve o, cennet ehlindendir."14

 

Mühim bir konu olan komşuluk meselesini, Efendimiz’in (s.a.s.) hepimizin gündeminde olması gereken şu uyarıları ile noktalayalım. Muaz b. Cebel (r.a.) rivayet ediyor: "Adamın biri geldi, Resulullah'a dedi ki: "Ya Resulullah! Komşunun komşu üzerindeki hakkı nedir?" Efendimiz (s.a.s.) buyurdular ki:

 

"Senden borç isterse, ona borç verirsin. Senden yardım isterse ona yardımda bulunursun. Muhtaç duruma düşerse ona el uzatırsın. Hastalanırsa onu ziyaret edersin.

Vefat ederse cenazesini uğurlarsın. Ona bir hayır isabet ederse, buna sevinir ve onu tebrik edersin. Eğer ona bir musibet gelirse buna üzülür ve ona taziyede bulunursun. Tencerenin kokusu ile onu rahatsız etmezsin. Komşunun evini gözetlemek ve ona gelecek rüzgârı kapatmak maksadı ile ondan izin almaksızın binanı onun binasından daha yükseğe yapmazsın. Güzel bir meyve aldığında ona da hediye gönderirsin. Eğer bunu yapamayacaksan, onu komşuna göstermeden gizlice evine götürürsün. Çocuklarını satın aldığın eşyalardan bir parçayla dışarı çıkararak komşunun çocuklarını huzursuz etmezsin. Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Allah'ın rahmeti ile esirgediği az kimseler hariç komşunun hakkı asla tam anlamı ile ödenemez."15  

 

Son sözü ilim şehrinin kapısı olan Hz. Ali (r.a.) söylesin. Bu söz üzerinde kesinlikle tefekkür etmek gerekir. Der ki Hz. Ali: "Güzel komşuluk, komşuya eziyet etmemek değil,  asıl güzel komşuluk komşunun eza ve cefasına karşı sabretmektir."

           

Rabbim hepimizi bu güzel komşulardan etsin, bize bu konuda sorumluluklarımız ne ise onları tattırsın ve gerekli olan adımları attırsın.

Dipnot

1- Buhari, Edeb, 28; Ebû Davud, Edeb, 131; İbnMace, Edeb, 4

2- Buhari, Tarihü'l-Kebir, 7/42; Edebü'l-Müfred, 59

 

3- Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/408)

 

4- Tirmizi, Birr, 28

 

5- Buhari, Edeb, 29; Müslim, İman 18; Beyhaki, Şuabü'l-İman, 4/235

 

6- Müslim, İman, 18; Ahmed b. Hanbel, el- Müsned, 1/387

 

7- Buhari, Edeb, 29; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/387

 

8- Müslim, İman, 17; İbnMace, İman, 9

 

9- Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/408; Hâkim, Müstedrek, 1/534

10- İbnMace, Zühd, 25; Beyhaki, es-Sünen, 10/125

11- Buhari, Edebü'l-Müfred, 60

12- Müslim, Mesacid, 239; Bezzar, el-Müsned, 9/ 324

 

13- Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/64

 

14- Buhari, Edebü'l-Müfred, 66; Hâkim, el-Müstedrek, 4/284; Suyuti, ed-Dürrü'l-Mensur, 2/529

 

15- Beyhakî, Şuabü'l-İman, c. 7, s. 83; Kurtubî, el Câmi li Ahkami'l Kur'an, c. 5, s. 188; İbn Hacer, Fethü'l-Bârî,c. 10, s. 446

 

 

 

 

 

 

Yazar:
Muhammed Emin Yıldırım
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul