18 Ocak 2018 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / BESMELEDEN GÜNÜMÜZE GELEN MESAJLAR

BESMELEDEN GÜNÜMÜZE GELEN MESAJLAR

Kur’an’ı Kerim’i bir çiçek bahçesine benzetirsek ona yukarıdan belli bir yükseklikten bakan bir kimse çeşit çeşit renkte çiçekler grubunun oluşturduğu mükemmel bir manzara ile karşılaşacaktır. Bu kimse bu bahçeye biraz daha yaklaşacak olursa, o bahçenin güzelliklerini biraz daha müşahede edecek, çiçeklerin cinslerini ve renklerini seçebilecek, hatta birazda olsa genel olarak kokularını duyabilecektir. Tamamen bahçenin içine giren kimse ise her bir çiçeği ayrı ayrı detaylarıyla görecek, birbirinden farklı, birbirinden güzel olan kokularını ayrı ayrı ruhunda hissedecek, çiçekler üzerindeki her bir kıvrım ve detay ona haz verecektir.

 

Eğer arı gibi maharet sahibi ise o çiçeklerdeki farklı lezzetleri, faydaları ile birlikte gönül kovanına taşıyacaktır. Buradaki bütün mesele bizim bu bahçeye ne kadar yakın olduğumuz ve ondan bal için gerekli olan nektarın ne kadarını kalbimizin derinliklerine amel etmek üzere taşıdığımızdır. Arı’ya yaratılıştan, kevni olarak verilen bal yapma özelliğini mükellef insanlar olarak örnek alıp kesbetmek, yani bal yapmanın ilmini öğrenmek ve soğuk kış günlerinde, ihtiyacın had safhaya ulaştığı zor olan günlerde kullanmak üzere onu iman petekleri içine, salih amel olarak depolamak, ancak kendisine verilen akıl nimetini çok iyi kullanan insanların yapacağı iştir.

 

Okul kitaplarındaki ağustos böceği ile karınca hikâyesinde olduğu gibi, çalışkan olan ve kış günleri için yiyecek depolayan karınca ile çalışmayan, şarkı söyleyerek saz çalan ve kış mevsiminin daha başında aç kalan tembel ağustos böceği hikâyesi çocuklara anlatılır ama amaçlanan şey sadece dünya hayatındaki çalışkanlıktır ve hedeflenen de dünyadır. Asıl hedef ahiret ve sonrasındaki zor günler olmalı değil mi?

 

Hz. Ali insanları yirmi çeşit hayvana benzeterek şöyle der:

 

“Bâzı insanlar aslan gibi cesurdur, bâzıları tilki gibi kurnazdır, bâzıları keçi gibi inatçıdır, bâzıları da sinek gibidir, nerede bir pislik görseler gider ona konarlar (Yani hep insanların kötü olan hasletlerini gündeme getirirler)”. Hayvanlardaki güzel olan hasletleri örnek almak, kötü özelliklerinden uzak durmak bizi dünya ve ahiret salâhına götürecektir. Onlara verilen belirgin karakterlerde Allah’ın ayetlerindendir ve insanlar için birer ibrettir.

 

Kur’an’ı Kerim’de de bazı hayvanların özelliklerine insanın dikkati çekilmektedir. İnsanların Allah’ın farklı farklı özelliklerde yarattığı hayvanlardan alacağı dersler ve ibretler vardır.

 

İmam Azam Ebu Hanife’ye “ İlmi nasıl öğrendin?” diye sorulduğu zaman:“İlmi dört şey ile elde ettim; Köpeğin yaltaklanması gibi ilim adamlarına yaltaklandım, kedinin tevazû gibi alçak gönüllü oldum, kargalar gibi uykusuz sabahladım, merkebin sabrettiği gibi sabrettim”1cevabını vermiştir.

 

İmam Burhanuddin Ez-Zernûci şöyle eder:

 

“İlimden başka bütün hasletlerde insanlar ve hayvanlar müşterektir. Cesaret, atılganlık, kuvvet, cömertlik, şefkat, fakat ilim müstesnadır, insan ilim sebebi ile hayvanlardan üstün olur.”2İşte insanı hayvanlardan ayıran ve meleklerden de üstün konuma getiren gerçek ilim, Kur’an ve ondan bizlere gelen mesajlardır. Bütün bu söylediklerimizin şuurunda olarak, birçok çiçeklerin, bitkilerin içinde bulunduğu Kur’an bahçesine ana kapıdan girelim ve bahçenin sahibinin ilk görmemizi istediği bölümden başlayarak “Fatiha Sûresi” adı verilen çiçekler grubuna önce genel bir bakış atalım, sonra da “Besmele” ismi verilen çok özel ve nadide bir çiçeği detaylarıyla incelemeye alalım

 

“Fatiha” suresi Kur’an’ı Kerimin bütün özelliklerini içinde barındıran bir sûredir. Kur’an’ı Kerim’in özeti mahiyetindedir. O, kelime manası ile “Açan” demektir. Arapça “fe–te–ha” (açtı) kelimesinden gelir. Bir şehri ele geçirip, kapılarını açana da “Fatih” derler. Alışverişin önünü açtığı için ilk yapılan satışa da “Siftah” denir. Fatiha suresi de Kur’an’ı Kerimi açtığı için ona bu isim verilmiştir. Fatiha suresi Kur’an’ı Kerim’in Önsözü mahiyetindedir. Nasıl ki bir yazar bir kitap yazdığı zaman o kitapta anlatacaklarını bir özet olarak kitabın başına “Önsöz” başlığı ile yazıyorsa, Allah (c.c.)’da Fatiha suresinde bütün Kur’an’ı özetleyen bu sureyi kitabının başına koymuştur. Yani bahçe benzetmemizdeki bütün çiçeklerin kokularını, detaylarını, özelliklerini içinde barındıran ve faydalarını üzerinde toplayan bu çiçekler demetini bahçenin girişine koymuş, bu demetin de en üstüne besmeleyi koymuştur. Bahçe içindeki her bir bölümde de “ Besmele “ bir anahtar ve bir ikaz mahiyetindedir. O halde bu çok özel bahçedeki çok özel girişte ve bahçedeki bütün özel bölümlerin girişindeki bu mesajı çok iyi tahlil etmeli ve ondaki faydaları kalbimize nakşetmeliyiz.

 

Eğer Allah (c.c.) Kur’an’da başka hiçbir sure indirmese idi bile insanlar için Kur’an’ın ilk suresindeki bu ilk ayet mesaj olarak yeterdi. Bu hususta tefsirin ustalarından olan meşhur sahabi Abdullah İbn Abbas şöyle demiştir:

 

“…Kitapların esası Kur’an, Kur’an’ın esası Fâtiha, Fâtiha’nın esası ise Bismillahirrahmanirrahim’dir.”3Bırakın Kur’anı, o’nun dışındaki bütün kitapların bile özeti bu kelimede saklı, o halde bizlerde bu müthiş kelimeyi incelemeye alalım… “Bismillahirrahmanirrahim” (Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile). Kelime manası ile incelersek “Bismillah” (Allah’ın adı ile Allah ile) manalarına gelir. RAHMAN’dır denilerek, “Dünyada her türlü mahlûkatın ihtiyaçlarını veren, yaratan, yaşatan kısaca esirgeyicisi olanın o olduğu, fakat sonraki sıfat olan RAHİM sıfatı ile ahirette sadece mü’minleri af edici olduğu vurgulanmıştır. Rahman sıfatı karşılıksız vermeyi, Rahim sıfatı ise bir şey karşılığı vermeyi ifade eder. Allah (c.c.) her şeyin kendisinin yaratması, yoktan var etmesi ile başladığını belirttikten sonra Rahman sıfatı ile Dünya’yı ve içerisindeki nimetleri verdiğini bildirir ve bunu Dünyada mü’min -kâfir, insan-hayvan diye ayırmadan her türlü mahlûkata verir. Fakat ahirette ise sadece mü’minlere merhametini göstererek onları af eder. Rahman sıfatı karşılıksız olarak tecelli eder, yani Allah (c.c.)  kendisine isyan eden ve inkâr edenlere de bu sıfatı ile dünyada verir. Daha çok ahiret ile ilgili olan Rahim sıfatı ise sadece bu nimetler karşısında kendisine şükreden, itaat eden yani iman edip Salih amel işleyenleri kapsar.

 

“Rahman sıfatı ezel (geçmiş)’le Rahim sıfatı ise daha çok ebed (gelecek)’le ilgilidir. Bu yüzden yüce Allah için “Dünyanın Rahmanı, fakat ahiretin Rahim’idir”  denilmiştir. Bunun anlamı şudur: Cenabı Hakk’ın varlıkları yaratması, onları yaşatması, insanlar arasında mü’min-kâfir, zalim-adil, çalışkan-tembel ayırımı yapmadan rızıklarını vermesi Rahman sıfatının tecellisidir. Rahim sıfatının tecellileri ise daha çok ahirette görülecek, Cenab-ı Hakk’ın ikram ve ihsanları mü’min’ler için olacaktır.”4

    

Rahman ve Rahim sıfatlarını da anladıktan sonra Besmeleden şu mesajları alabiliriz:

 

1- Kâinatta hiçbir şey yoktu, kâinatta yoktu. Her şey Allah’ın yaratması ve düzenlemesi, O’nun adı ile O’nunla başladı. Sonra Rahman sıfatı ile yarattıklarına dünyada her türlü ihtiyaçlarını verdi, onları esirgedi, nimetlerini verdi, fakat dünya hayatı sonunda Rahim sıfatı ile ahirette sadece kendisinin emirlerini dinleyenlere hak edenlere sadece mü’minlere merhametini gösterecek, nimetlerini verecektir. O halde bize düşen yaratıcı ve Rahmet edicinin dünya da bizler için tayin ettiği hayat düzenine tabi olmak, “Hâlık ve Rahim” olmayanların dünya düzenlerini, hayat tarzlarını reddetmek, Tağutları fikir ve amel planında reddederek Rahman’ın rızasını kazanmak için dünya’da gayret sarfetmektir.

 

Şu ayet bu konuyu özetler:

 

“Yaratmada, emirde Allah’ındır” (Araf,7/54)

 

Bu bilinçle amel edilirse Allah (c.c.)’ın “Rahim” sıfatını hak etmiş oluruz.

           

2- Eğer siz dünyada iken yapmış olduğunuz her işe Allah’ın adı ile başlarsanız. Yani O’nun rızasını kazanmak için başlarsanız size Rahman sıfatı ile dünyada, Rahim sıfatı ile de ahirette güzel bir hayat yaşatır. Allah için yapılan her amel hem dünya, hem ahiret mutluluğunu getirir.

 

Bu hususta Allah (c.c.) Kur’an’ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:

 

Erkek olsun, kadın olsun, mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu (dünyada) güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını (ahirette) en güzeliyle muhakkak veririz.”(Nahl,16/97)

         

3- Yapacağımız her işte niyetimiz Rahman ve Rahim olan Allah (c.c.) ve O’nun rızası olmalıdır. Her işimizde dil ile Besmele çektiğimiz gibi kalp ile de Besmele çekelim. Yapacağımız işi dünyalık elde etmek, insanların gözünde değer kazanmak, makam elde etmek vs. için değil sadece Rahman ve Rahim olan Allah’ın rızasını kazanmak için yapalım, yani ihlâslı olalım. Namazımızda, orucumuzda, ilim öğrenmemizde, cihad etmemizde, günlük meşgalelerimizde amaç sadece O’na yaklaşmak ve O’nun rızasını kazanmak olmalı. İlk inen ayet “Oku”dur. “Oku” ama nasıl oku?  “Seni yaratan rabbinin adı ile oku.” (Alak,96/1) Başka rablerin adı ile değil, sadece Allah’ın adı ile. Mekke müşriklerinin bir işe başlarken yaptığı gibi “bismillat, bismilmenat” diyerek putlarının adı ile başladıkları gibi değil, putlarının rızası için değil, bizleri yaratan, Rahman sıfatı ile dünyada, Rahim sıfatı ile de ahirette rahmet edici olan Allah’ın adı ile “Oku”. Firavun’un sihirbazları da Musa (a.s.)’a karşı değneklerini atarken Firavun ve O’nun düzeni, kanunları ve şerefi için diyerek atmışlardı. Ne demişlerdi “Bi izzeti Firavun (Firavun’un izzeti için)” Bunlara karşı Musa (a.s.) vahiyle cevap verdi.  “Bismillah” dedi ve asasını attı. Hem Allah’ın adı ile asasını attı, hem de sihire karşı vahiyle cevap verdi. Küfür olan sihire karşı, aynı küfrü kullanmadı,  kâfirin silahı ile silahlanmadı.  Zaten bu yüzden de sihirbazlar baktılar ki, bu bir sihir değil, apaçık bir mucize Allah’tan gelen bir vahiy, hemen iman ettiler. Hem de ölümüne, ölümden korkmadan, Firavun’un tehditlerine aldırmadan, geri dönmemecesine… Yoksa Musa (a.s.) onlara aynı tarzda sihirle bir cevap verse idi, iman etmezler sadece bu bizden daha büyük bir sihirbazmış diyerek oradan ayrılırlardı. Bugünde müslümanların yapması gereken budur, sihre karşı vahiy, politikaya karşı, zalim siyasete karşı içinde adil siyaseti barındıran Kur’an ve Sünnet ile mücadele etmek ve bunu da Besmele çekerek, ihlâsla yapmak.

 

           

      

Besmele müslümanlar için Kur’an’ın başında ve her ayetin başında Rabbimizden müslümanlar için bir uyarıdır. Bir ikazdır. Suya gönderilen çocuğa “Dikkat et, testiyi kırma” veya araba ile yolculuğa çıkan kimseler için “Dikkatli olun sürat yapmayın!” gibi uyarılar ne ise, müslümanlara da yaptıkları bütün işler için sadece Allah’ın rızasını kazanmak ve O’nun emirlerini, emrettiği gibi yapmak hususunda Allah’tan daha ilk başta bir ikazdır.

        

Kur’an okumaya başlarken “Eûzu besmele” çekeriz. Yani ilk önce şeytandan ve bütün şeytani fikirlerden Allah’a sığınırız. Sonra temizlenen temiz bir kalp ve akıl ile Kur’an’a yaklaşırız. Arap eğitimcilerinin bir sözü vardır: “Tahliye olmadan, tahliye olmaz.” (Birinci tahliye kelimesindeki “h” harfi Arapça’daki noktalı “h”dir ve hırıltılı okunur) Birinci tahliye Arapça’da boşaltmak, temizlemek; ikinci tahliye ise yerleştirmek ve güzelleştirmektir. Buna göre manası boşaltma ve temizleme olmadan, yerleştirme ve güzelleştirme olmaz.5 Pis olan bir dükkân içindeki pislikler ve eskiler dışarı atılmadan o dükkân temizlenemez, içeriye yeni eşyalar koyulamaz, koyulsa da çirkin görüntü devam eder. İşte akıllardaki bâtıl niyetler atılmadan yani, insanlara bilgili gözükmek, makam kazanmak, mezhebine ve meşrebine ait delil bulmak, kendi grubunu ön plana çıkarmak, insanları bilgi olarak alt etmek ve övgü kazanmak gibi batılca ve riyakârca olan bütün şeytani niyetler kalp üzerinden temizlenerek sadece Allah rızasını kazanmak için Kur’an’a yaklaşanlar ondan faydalanır.

           

“O müttakiler için bir hidayettir.”(Bakara,2/2) yani takva amacıyla, haramlardan ve şirkten korunmak amacıyla onu okuyanlar için bir hidayettir, yol göstericidir. Sadece bilgi edinmek ve bundan başka kötü niyetlerle ona yaklaşanlar için bir kılavuz, bir rehber değildir. Bu yüzden Besmeleyi çekerek önce bütün kalbini pisliklerden arındırıp, sonra Allah rızası için ona yaklaşanlar için Kur’an, Furkan (Hak ile batılı ayıran) özelliğini alır. Aksi halde Allah’ın ayetleri ses tellerinde kalır da boğazından aşağı kalbine inemez. İnse de orada kalbi kaplayan pislikler yüzünden içeri giremez.

    

Günümüz müslümanları olarak Kur’an’a temiz bir kalp ile ve bütün fikri şartlanmalardan uzak olarak yaklaşır ve Besmele şuuru ile sadece Allah’ın rızası için, O’nun emrettiği şekilde hareket eder, her işimizde “Besmele” çekmeyi alışkanlık haline getirir, gönül kovanımıza, iman peteklerine Salih ameli depolarsak, hem dünyada zafere ulaşanlardan oluruz, hem de zorlu kıyamet ve mahşer günlerinde, insanların azıksız ve susuz kaldığı günlerde Kevser Havuzu kenarında nimetlenenlerden oluruz.

 

Ne mutlu o kimselere ki “Besmele”yi ve onun mahiyetini çok iyi kavramışlar, hayatlarına da onu kılavuz etmişlerdir.

       

    

 

Dipnot

 

1- Tâ’lim’ül Müteallim, İmam Burhanuddin Ez-Zernûci,sh.16

 

2- Tâ’lim’ül Müteallim, İmam Burhanuddin Ez-Zernûci  sh.11

 

3- Tefsirü’l Münir, Vehbe Zuhayli Cilt.1.sh.46

 

4- Şamil İslam Ansiklopedisi C.6 sh.360

 

5- Said Havva, El esas Fittefsir Bakara 256 tefsiri

 

 

 

 

 

 

Yazar:
İbrahim Dönertaş
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul