18 Ocak 2018 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / EHL-İ SÜNNET’TE CENAZE AHKÂMI

EHL-İ SÜNNET’TE CENAZE AHKÂMI

Âlimlerimiz ölülerin, sağ kalanları üzerindeki haklarından ibaret olan bu bahsi ölünün can çekişirken, kendisine yapılması müstehab olan hizmetlerle öl­dükten sonra onu yıkamak, kefenlemek, omuzlarda taşıyıp beraberinde me­zarlığa kadar gitmek, üzerinde namaz kılmak ve onu defnetmek olmak üze­re altı babta değerlendirmiştir. Şimdi biz burada sırasıyla bu babları inceleyelim. 

 

Ölüm Sırasında ve Sonrasında Yapılacak İşler 

 

Peygamber (s.a.s.), “Ölülerinize, La İlahe İllallah kelimesini hatırlatınız”1 ve başka bir hadiste de: “Kim ki son sözü bu olursa cennete girer”2 buyrulduğu için ulemamız has­taya öleceği sırada “La İlahe İllallah” kelimesini hatırlatmak müstehabtır diye ittifak et­mişlerdir.

 

Ancak yüzünü, kıbleye döndürmenin müstehab olduğunda ihtilâf edip kimisi (Hanefiler) müstehabtır, kimisi değildir demiştir. Bidayetu’l-Müctehid’de; İmam Mâlik'tende: “Hastanın öleceği sırada yüzünü kıbleye döndürme geleneği sonradan çıkma bir bid'attır.” dediği rivayet olunmuştur.

 

Rivayete göre Said b. el-Müseyyeb de bunun sünnet olmadığını söylemiştir. Ashap ve tabiinden ise, bu hususta herhangi bir şey nakledilmemiştir. Ancak bu meselede bir bilgi eksikliği vardır. Çünkü bir meselenin bidat olması için onun hakkında hiçbir nasın olmaması ve tamamen sonradan uydurulmuş olması lazımdır. Ahmed Tahanevi “İla’üs-sünenin” de Hanefilerin bu konuda şu delillerini nakleder:

 

Ebu Katede (r.a.) ‘in nakline göre Hz.Pygamber (s.a.s.) Medine’ye gelince Bera b.Ma’rur (r.a.)’ı sordu. Kendisine “Vefat etti ve kıbleye çevrilmesini vasiyet etti” dediler. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.) “fıtratı yakalamış” buyurdu. Sonra da gidip namazını kıldı.3

 

Böylelikle bu fiilin bidat olmadığı ortaya konmuş oldu. Hasta öldükten sonra gözlerinin kapatılması ve bekletilmeden gömül­mesi ise müstehabtır. Zira bu hususta hadisler varid olmuştur. Ali b. ebî Tâlib (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.s.), kendisine şöyle buyurdu: “Ey Ali üç şeyi geciktirme; vakti giren namazı, hazırlanan cenazeyi, dengini bulduğun zaman bekâr kimseleri evlendirmeyi.”4  

 

Ancak suda boğularak ölen kimseyi gömmekte acele etmemek müstehaptır. Zira suda boğulanın nefes alamadığı için ölüp ölmediği, hemen belli olamaz.

 

Kadı îbn Rüşd diyor ki:

 

Suda boğularak ölen kimse böyle olunca, tabiplerce damar tıkanıklığı ve benzeri diye tanınan birçok hastalıktan ölenler evleviyetle bekletilmelidir. Hatta bazı tabipler “Kalp sektesinden ölenler üç gün bekletilmelidir” demişlerdir. Ebû Hanife, bu görüştedir.5  

 

Ölünün Gözlerini Kapatmanın Müstahaplığı

 

Ümmü Seleme (r.a.)’dan Şöyle demiştir : Resûlullah (s.a.s.)   Ebû Seleme (r.a.)'ın   (cenazesinin)   yanına girdi. Ebû Seleme   (r.a.)’ın gözü açık (kalmış) idi. Efendimiz O’nun gözünü kapadı. Son­ra buyurdu ki: “Şüphesiz ruh alındığı zaman göz onu takip eder.”6 

 

Ölünün Yıkanması

 

Ölüyü yıkamak, kimi âlimlere göre “Farz-ı kifâyedir” kimilerine görede  “Sünnet-i kifaye’dir” denmiştir. Mâlikî Mezhebinde yer alan bu iki değişik görüşün sebebi, bu­nun kavlî hadislerle değil de, fiilî hadislerle nakledilmiş olmasıdır. Zira fiil söz değildir ki, ondan vücub veyahut sünniyet anlaşılmış olsun. Abdülvehhab, ölüyü yıkamanın vacip olduğuna, Buhari’nin rivayet ettiği Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’in vefat eden kızını yıkayan kadınlara ve Hacc ihramında ölen adam hakkında da “Onu yıkayın”7 emirleri ile ihticac etmiştir. Bu emirlerin, yıkamanın gerektiğini değil de, keyfiyetini bildirmek için olduğunu söyle­yenler, vacip olmadığını, “hem gerektiğini, hem keyfiyetini bildirmek için­dir” diyenler ise vacip olduğunu söylemişlerdir. 

 

Yıkanılacak Ölüler 

 

Ulema “Kâfirlerle olan bir savaşta öldürülmemiş olan müslüman ölüyü yı­kamak vaciptir” demişlerdir. Fakat şehid düşen müslümanın yıkanıp yıkanmadığı ve namazı kılınıp kılınmadığı, ayrıca gayri müslim olan ölünün de yı­kanıp yıkanmadığı hususlarında ihtilâf etmişlerdir. Cumhur, “Kâfirlerle sa­vaşırken şehid düşen kimse, ne yıkanır, ne de namazı kılınır. Zira rivayet olunduğuna göre Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, uhud savaşı şehidlerinin yıkanmadan ve elbiseleri ile birlikte gömülmelerini emir buyurmuş ve na­mazlarını kılmamıştır”8 demiştir.

 

Bu ihtilâfın sebebi, yıkanmamanın sebebi mutlak şehidlik midir, yoksa kâfirlerin eli ile öldürülmüş olmak mıdır diye ihtilâf etmeleridir. “Mutlak şehidliktir” diyenler, “Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’in şehid dediği kimselerin hiçbiri yıkanmaz” demişlerdir.

 

Kâfirlerin eli ile öldürülmektir diyenler ise, “Yalnız savaş şehidleri yı­kanmaz” demişlerdir. İmam Mâlik “Müslüman kişi müslüman olmayan babasını yıkayamaz, hatta onu gömemez bile” demiştir. İmam Şafii “Müslümanın, müslüman olmayan yakınlarını yıkayıp gömmesinde sakınca yoktur” demiştir. Ebû Sevr ve îmam Ebû Hanife ile tabileri de buna kaildirler. Ebû Bekir b. el-Münzir, “Müslüman olmayan ölüyü yıkayıp yıkamamakta uyulması gereken bir sünnet yoktur” der. Ancak İbni sad tabakat’ında Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in, am­cası Ebû Tâlib öldüğü zaman, yıkanmasını emir buyurduğu rivayet olunmaktadır Bu ihtilâfın sebebi, Ölüyü yıkamak bir taabbüd müdür, yoksa te­mizliği ön gören bir emir midir diye ihtilâf etmeleridir. Taabbüddür diyenler “Müslüman olmayan Ölüyü yıkamak caiz değildir” demişlerdir. İkincisini söyleyenler ise caiz olduğunu söylemişlerdir.9

 

Erkek ve Kadının Birbirini Yıkaması 

 

Ulema, “Erkek ölüyü, kadınlar, kadın ölüyü de, erkekler yıkayamaz” demişlerdir. Ancak eğer kadını yıkayacak kadın veya erkeği yıkayacak er­kek bulunmazsa ne yapmalıdır diye ihtilâf etmişlerdir. Kimisi: “Elbisesi içinde yıkanır” kimisi; “Yıkanmaz, teyemmüm ettiri­lir” demiştir ki İmam Şâfıi, Ebû Hanife ve ulemanın cumhuru bunu benim­ser. Kimisi de “Ne yıkanır, ne de teyemmüm ettirilir, yalnız defnedilir” de­miştir. Ley s b. Sa'd da bunu benimser.

 

Bu ihtilâfın sebebi, emir ile nehiyden birini diğerine üstün kılmak­ta ihtilâf etmeleridir. Zira bir yandan Ölünün yıkanması emredilmişken, di­ğer yandan erkeklerle kadınların birbirlerinin vücutlarına bakmaları yasaklanmıştır. Nehyi emre üstün kılan ve abdest ile gusül yerine teyemmüm ruhsatını sağ olanlara mahsus görüp teyemmüm ruhsatında ölüyü sağ olanlara kıyas etmeyenler, “Erkek ile kadınlar ne birbirlerini yıkayabilir, ne de teyemmüm ettirebilirler” demişlerdir. Emri nehye üstün kılanlar, “Birbirlerini yıkayabilirler” demişlerdir.

Teyemmümü benimseyenler ise, “teyemmümde emir ile nehiy arasın­da çelişme yoktur. Zira erkek ile kadın birbirlerinin teyemmüm uzuvlarına bakabilirler” demişlerdir. Bunun içindir ki İmam Mâlik, “Erkek kadına te­yemmüm ettirirken onun yüzünü ve yalnız ellerini teyemmüm ettirir, kadın erkeğe teyemmüm ettirirken onun yüzünü ve dirseklere kadar ellerini te­yemmüm ettirir” demiştir.

 

Karı-Kocanın Birbirini Yıkaması 

 

Bu babta ulema, kadının kendi kocasını yıkayabildiğinde müttefik ise­ler de, kocanın kendi karısını yıkayabildiğinde ihtilâf etmişlerdir. Cumhur, cevazını benimser. İmam Ebû Hanife ise, “yıkayamaz” demiştir. Bunun da sebebi, ölümü boşanmaya kıyas etmekte ihtilâf etmeleri­dir.

 

Yıkamanın Şekli

 

Cafer b. Muhammed babasından naklediyor. Rasûlullah'ın (s.a.s.) cenazesi gömleği üzerinden çıkarılmadan yıkandı. İbn Abdilber der ki: “Muvatta ravileri, mürsel olarak rivayet etmiştir. Saîd b. Ufeyr İse, Aişe'den, rivayet eder. Ümmü Atıyye el-Ensarî anlatıyor: Kızım vefat ettiği za­man, Rasûlullah (s.a.s.) bize gelerek: “Onun suyuna sidr koyun, üç defa veya beş defa yahut daha fazla yıkayınız. Son yıkayışta da bol miktarda veya biraz kâfur sürünüz. İşiniz bitince bana haber verin.” buyurdu. İşimizi bitirince kendisine haber verdik, bunun üzerine bize izarını (belden aşağı giyilen bir nevi etek) vererek: Bunu sa­rınız.” buyurdu.10

 

İmam Ebû Hanife “Ölü yıkanırken ona ayrıca abdest aldırılmaz”. İmam Şafii “aldırılır”, İmam Mâlik ise “aldırılırsa iyi olur” demişlerdir. Ölü yıkanırken çamaşırı çıkarılır mı, yoksa içinde mi yıkanır diye ih­tilâf etmişlerdir, imam Mâlik: “Ölü yıkanırken çamaşırı çıkarılır ve fakat mahrem yerleri örtülür” demiştir ki imam Ebû Hanife de bu görüştedir. İmam Şafii ise “Çamaşırı içinde yıkanır” demiştir. Bu ihtilâfın sebebi, Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’in gömleği çıkarılmadan yıkanması ona hâs bir hüküm müdür, yoksa sünnet olduğu için mi gömleğiyle yıkanmıştır diye ihtilâf etmeleridir

 

 

Ölüyü Yıkadıktan Sonra Gusül 

 

Ulema ölü yıkamakla gusül lâzım gelir mi, gelmez mi diye ihtilâf etmişlerdir. Bu ihtilâfın sebebi, Ebû Hüreyre ile Ishak'ın hadisleri arasındaki çelişmedir. Zira Ebû Davud’un rivayetine göre Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’in: “Kim bir ölüyü yıkarsa gusletsin ve kim bir ölüyü taşırsa abdest alsın” buyurduğu Ebû Hüreyre’den rivayet olunmuştur.11

 

Diğer hadise göre ise, Hz. Ebû Bekir'in kızı Esma babasını yıkadıktan sonra dışarı çıkıp orada bulunan Muhacirin ve Ensar'a “Bugün hava çok so­ğuktur ve aynı zamanda oruçluyum. Bilmem gusletmem gerekir mi?” diye sormuş onlar da “Hayır” diye cevap vermişlerdir. Ulema “Esma'nın bu hadisi sahihtir” demişlerdir. Ebû Hanife'ye göre, ölüyü yıkama durumunda abdest almak sünnettir. 

 

Ölüyü Kefenlemek

Ölüyü kefenlemenin hükmü, Peygamber (s.a.s) Efendimiz’in, Sahuliye denilen üç parça beyaz bez içinde kefenlendiği ve bunların içinde gömlek ve sarık bulunmadığı yolundaki hadis12 rivayetlerine dayanmaktadır. Ebû Dâvûd da, Leylâ binti Kaif es-Sekafiye’den, “Peygamber (s.a.s)'in kerimesi Ümmü Gülsüm’ü yıkayanlar arasında idim. Peygamber (s.a.s.) ilk önce bize rubayı verdi, sonra gömleği, sonra başörtüsünü, sonra boy örtüsünü verdi. Ve bunlara da bir başka bez parçası sarıldı. Peygamber (s.a.s.) kapının arka­sında oturmuştu ve hazırladığı kefen parçalarını bize birer birer veriyordu”13 diye rivayet etmektedir. Ulemadan kimisi, bu iki hadisin zahirini tutarak, “erkeğin kefeni üç, kadının da beş parçadır” demişlerdir ki İmam Şafii, İmam Ahmed ve bir kitle bunlardandırlar.

İmam Ebû Hanife de aynısını söylemekle birlikte “kadın en az üç kefene sarılmalıdır. Fakat sünnet beş parçadır. Erkek de en az iki parçaya sarılmalıdır. Fakat sünnet üç parça­dır” demiştir. İmam Mâlik ise “Ne erkek ve ne de kadının kefeninde muayyen bir sayı yoktur” demektedir.

 

Cenaze Namazının Vakti

 

Atâ, Nehâî ve imam Ebû Hanife; “Namaz kılınması hakkında yasak bulunan her beş vakitte de cenaze namazı kılınamaz” demişlerdir.

İmam Şafii ise; “Cenaze namazı her zaman kılınabilir” demiştir. Çünkü ona göre yasak, nafile namazlar hakkında olup yukarıda geçtiği üzere diğer namazlara şamil değildir. 

 

Cenaze Namazının Kılınışı ve Şartları

 

Mescid’te cenaze namazı kılmak caiz’dir.Nitekim Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.s.), Süheyl b. Beyza için mescid içerisinde cenaze namazı kıldırdı.”14

 

Gıyabi namazın caizliğinin delili de şu hadistir. Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre: “Rasûlullah (s.a.s), ashabına; Necaşi’nin öldüğünü haber verdi. Onları çıkarıp saf yaptırdı, sonra da dört tekbir alarak cenaze namazını gıyabi olarak kıldı.”15

 

 

Bidayetü’l Mücdehid Müellifi şunları nakleder; Ulemanın hepsi, cenaze namazının şartlarından birinin kıbleye karşı durmak olduğunda nasıl müttefik iseler, ulemanın çoğu, bir diğer şartın da taharet olduğunda müttefiktirler. Ancak teyemmümle kılınabilir mi kılına­maz mı diye ihtilâf etmişlerdir. Kimisi “Cenaze namazının kaçırılmasından korkulduğu zaman teyem­müm edilerek cenaze namazı kılınabilir” demiştir. İmam Ebû Hanife, Süfyan Sevrî, Evzâî ve bir grup bu görüşü benimser. İmam Mâlik, İmam Şâfıi ve İmam Ahmed ise “Cenaze namazı teyem­mümle kılınamaz” demişlerdir.

 

Bu ihtilâfın sebebi, cenaze namazını farz namaza kıyas etmekte ih­tilâf etmeleridir. Cenaze namazını farz namaza, yani cenaze namazının kaçı­rılmasını farz namazı vaktinin çıkmasına benzetenler, cenaze namazının teyemmümle kılınmasını caiz görmüşlerdir. Cenaze namazının farz-ı kifâye veyahut ihtilâfa göre sünnetü'l-kifâye olduğunu söyleyenler ise “Teyemmümle kılınması caiz değildir” demişlerdir.

 

Kimisi de şâzz bir görüşte bulunarak “Cenaze namazını tamamen taha-retsiz olarak kılmak caizdir” demiştir ki bu da Şa'bî'nin görüşüdür. Bunlar cenaze namazında rükû' ve secdeler bulunmadığı için bu namazın namazdan ziyade, duaya benzediğini zannetmişlerdir.

 

 

 

Cenaze’nin Götürülmesi ve Arkasından Yürüme

 

 Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Cenazeyi kabre süratlice götürün ölen kimse hayırlı bir kişi ise, onu bir an önce hayır ve sevabına ulaştırmış olursunuz. Eğer iyi bir kimse değilse bu bir şerdir. Böylece onu omuzlarınızdan bir an önce indirmiş olursunuz.”16  

 

Ebu Said (r.a.)’ten rivayete göre, Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Yanınızdan bir cenaze geçerken ayağa kalkın, cenazeyi takip eden ise cenaze yere konmadıkça oturmasın.”17  

 

İbn Şihab’dan: Resûlullah (s.a.s.), Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer cenazenin önünde yürürlerdi. Sonra gelen halifeler ve Ab­dullah b. Ömer de aynı şekilde cenazenin Önünde yürürlerdi. Îbn Abdilber der ki: “Bu hadis, Muvatta'da ravilere göre bu şekilde mürseldir.” İbn Ömer’den mevsul olarak rivayet edilmiştir.18

 

Ziyad (in) Peygamber (s.a.s.)'e kadar ulaştırdığı merfu bir hadiste Hz. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: “Binitli, cenazenin arkasında yürür, yaya ise (cenazenin) önün­den ve arkasından ona yakın olarak sağından veya solundan yürü­yebilir. Düşük olan çocuk (ağlarsa) üzerine namaz kılınır anne ve babası için de (Allah'dan) mağfiret ve rahmet istenir.”19

Cenazeyi teşyi ederken (kabre götürürken) beraberinde yürümenin keyfiyetinde ihtilâf etmişlerdir. Medine uleması “Sünnet olan, cenazenin önünde yürümektir” Ebû Ha­nife ile tabileri olan Küfe uleması da “Arkasından yürümektir” demişler­dir.

 

Ölülerin Defni: Mezarda Lahd Yapmak ve Lahdsiz Mezarlık 

 

Sa’d (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.s.)’in kabrinde yapıldığı gibi mezarımın kıble tarafına lahd (boydan boya oyuk) yapın ve üzerime bir şeyler dikin.20  

İbn Abbas (r.a.)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Lahidli mezar, biz Müslümanlar içindir. Lahidsiz mezar ise bizim dışımızdaki din mensupları içindir.”21  

Kabrin Genişliği Ne Kadar Olmalı ve Birden Fazla Kişinin Bir Kabre Konması

 

Sa’d b. Hişam b. Amir (r.a.), babasından naklediyor ve şöyle diyor: Uhud savaşında Müslümanların pek çoğu şehid olmuş birçoğu da yaralar almıştı. Rasûlullah (s.a.s.): “Çukurları, genişçe (başka bir rivayette derin ve geniş) kazınız. Sonra iki veya üç kişiyi bir kabre koyunuz, Kur’an’ı daha iyi bilenleri önce koyunuz” buyurdu.22 

 

Dipnot

1- Muslim,Cenaiz

2- Ebu Davud,Cenaiz

3- İlau’s-Sunen, C: 6,sf:135, Hadisi Zeylei, Nasbu’r-Raye’de, Hâkim Müstedrek’inin cenazeler bahsinde zikretmiş ve sahih hadis’tir demiştir. Aynı zamanda Buhari,Vudu,Hds:184’de Bera b. Azib’den aynı manaya yakın bir hadisi zikretmiştir.

4- Tirmizi, salat, Hds:171,İbni Mace,cenaiz,Hds:1486,Müsned: 1475

5- Bidayetu’l Müctehid, Cenazeler Bahsi

6-  İbni Mace,Cenaiz,Hds:1454, Müslim, Ebû Dâvûd ve Beyhaki de bunu rivayet

7-  Buhari Cenaiz,Hds:1253

8- Buhari,Cenaiz,Hds:1347

9- Bidayetü’l Müctehid, cenazeler bölümü, C:1,sf:438

10- Buharî, Cenaiz, B:23,Hds:7;.Müslim, Cenaiz, B:11,Hds:36.

11- Tirmizi,Cenaiz,Hds:963

12- Buhari,Cenaiz,Hds:1265

13- Ebu Davud,Cenaiz,Hds:3157

14- Müslim, Cenaiz,Hds:34; İbn Mâce, Cenaiz,Hds:29,Malik,cenaiz,Hds:22

15- Buhârî, Cenaiz,Hds:64, Nesai,Cenaiz,hds:1954,Muvatta, Cenaiz,Hds:5

16- Nesai,Cenaiz,Hds:1884,Ebû Davud, Cenaiz,Hds:50; Tirmizî, Cenaiz,Hds:30

17- Nesai,cenaiz,hds:1888,Tirmizî, Cenaiz,Hds:51, İbn Mâce, Cenaiz,Hds:35

18- Derakutni,Cenaiz,Hds:1791,Baskı:El-Mektebetu’lAsrıyye,Beyrut,

Muvatta,Cenaiz,Hds:8,Ebu Davud, Cenaiz, B:20,Hds:44; Tirmizî, Cenaiz, B:8,Hds:26; Nesaî, Cenaiz, B:21,Hds:56; ibn Mace, Cenaiz, B:6,Hds:16.. Şeybanî, 307.

19- Ebu Davud,Cenaiz,Hds:3180,Tirmizi, cenâiz 42; Nesaî, cenâiz 55, 56, 59 İbn Mace, cenâiz 15; Ahmed b. Hanbel IV-247, 248, 249, 252.

20- Müslim, Cenaiz,Hds:29; İbn Mâce, Cenaiz,Hds:39,Nesai,Cenaiz,hds:1980

21- İbn Mâce, Cenaiz,Hds:39; Tirmizî, Cenaiz,Hds:53,Nesai,Cenaiz,Hds:1982

22- Nesai,Cenaiz,Hds:1984,Tirmizî, Cenaiz,Hds: 31, Buhârî, Cenaiz,Hds:72

 

 

Yazar:
Nasruddin Yasin
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul