18 Ocak 2018 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / HAYAT İÇİN ÖLÜMÜ HATIRLAMAK

HAYAT İÇİN ÖLÜMÜ HATIRLAMAK

Ölüm anı (sekratu’l-mevt)

 

es-Sukru‘, kişi ile aklı arasına arız olan şeydir ki, daha çok şarap içme ile ilgili kullanılır. Aşırı kızgınlığa ve aklı başından alan aşk hakkında da kullanılır.  

 

Çoğulu ‚sekerat’tır. 

 

‘Sekra‘, sarhoşluk veren türlerin genel ismidir.1  

 

Kur’an’da bir ayette kullanılır ölüm halinde baygınlığı, kabusu veya sarhoş gibi olma halini anlatır.. (Kaf, 50/19) Türkçe’de bu daha çok ‚sekaratu’l-mevt‘ şeklinde çoğul haliyle kullanılır.  

 

“Derken ölüm kabusu (sekratu’l-mevt) tüm gerçekliğiyle çıkagelir; (ki) işte bu (ey insan) bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir, denir.

Nihayet (diriliş için) sure üflenir. İşte bu da (ey insan), kendisine karşı uyarıl(dığın) gündür.“ (Kaf 50/19-20) 

 

‘el-Sekeru‘, sarhoşluk veren şey demektir ki bu da Kur’an’da bir yerde geçmektedir. 

 

Ve hurma ağaçlarının ve asmaların ürününden hem sarhoş edici içkiler, hem de güzel, temiz rızıklar elde edersiniz: işte bunda da, aklını kullanan kimseler için bir ders vardır!“  (Nahl, 16/67) 

 

(Seker (lafzî karşılığı, “şarap” ya da, cins/tür belirten bir isim olarak “sarhoş edici içki”) terimi burada rızk-ı hasen (lafzî karşılığı, “yararlı/sağlıklı besin”) kavramıyla çelişiyor ya da bir aykırılık ortaya koyuyor; böylece alkolün hem olumsuz, hem de olumlu etki ve özelliklerinin belirtilmek istendiği düşünülebilir belki.2

 

Buhari Rikak Kitabın’da “ Sekeratu’l-mevt“adlı bir bab (başlık) açmış ve burada altı hadise yer vermiştir. 

 

Ölmekte olanın durumuna din dilinde ‘muhtazar‘ da denir. 

 

Hz. Aişe (r.anha) anlatıyor. Ben Rasulüllah‘ı vefat ederken gördüm. Yanında su dolu bir kab vardı. Elini suya daldırdı, yüzünü bu su ile ıslattı ve şöyle dedi: “Yarabbi bana sekerâtü’l-mevt anında yardım et.“3   

 

Peygamber (s.a.s.) ölüm anı ilgili bazı şeyleri haber veriyor.   

 

Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor:  

 

"Resülullah (s.a.s.): "İnsan öldüğü zaman gözleri nasıl belerip kalıyor, görmez misiniz?" buyurmuştu. Cemaat: "Evet, görüyoruz!" dediler. Bunun üzerine: "İşte bu, gözünün, nefsini (çıkan ruhunu) takip etmesindendir!" buyurdular."4  

 

Ümmü Seleme (anhâ) anlatıyor:  

 

"Resûlüllah (s.a.s.) Ebu Seleme‘nin (r.a.) yanına girdi. Ebu Seleme'nin gözleri açık kalmıştı; onları kapattı. Sonra: "Ruh kabzedildi mi göz onu takip eder" buyurdu. Ehlinden bazıları feryad u figân koparmıştı. Peygamber (s.a.s.): "Kendinize kötü temennide bulunmayın, hayır dua edin! Çünkü melekler, söylediklerinize âmin derler!" buyurdu. Sonra ilâve etti: "Allahım, Ebu Seleme'ye mağfiret buyur! Derecesini hidayete erenler arasında yükselt. Arkasında kalanlar arasında ona sen halef ol! Ey âlemlerin Rabbi! Ona da bize de mağfiret buyur! Ona kabrini geniş kıl, orada ona nur ver!"5  

 

Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: "Resûlüllah (s.a.s.) buyurdu ki:  

 

"Bir müslüman muhtazar olduğu (can çekişme anına girdiği) zaman rahmet melekleri, beyaz bir ipekle gelirler ve şöyle derler: "Sen razı ve senden de (Rabbin) razı olarak (şu bedenden) çık. Allah'ın rahmet ve reyhanına ve sana gadabı olmayan Rabbine kavuş."  

Bunun üzerine ruh, misk kokusunun en güzeli gibi çıkar. Öyle ki melekler onu birbirlerine verirler, tâ semanın kapısına kadar onu getirirler ve: "Size arzdan gelen bu koku ne kadar güzel!" derler. Sonra onu mü'minlerin ruhlarına getirirler. Onlar, onun gelmesi sebebiyle sizden birinin kaybettiği şeyinin kendisine geldiği zamanki sevincinden daha çok sevinirler.

Ona: "Falanca ne yaptı? Falanca ne yaptı?" diye (dünyadakilerden haber) sorarlar. Melekler: "Bırakın onu, onda hâla dünyanın tasası var!" derler. Bu gelen (kendisine dünyadan soran ruhlara): "Falan ölmüştü, yanınıza gelmedi mi?" der. Onlar: "O, annesine, yani Hâviye cehennemine götürüldü!" derler.

 

Peygamber (s.a.s.) devamla dedi ki: "Kâfir muhtazar olduğu vakit, azab melekleri mish (denen kıldan kaba bir elbise) ile gelirler ve şöyle derler: "Bu cesedden kendin öfkeli, Allah'ın da öfkesini kazanmış olarak çık ve Allah'ın azabına koş!" Bunun üzerine, cesedden, en kötü bir cîfe kokusuyla çıkar. Melekler onu arzın kapısına getirirler. Orada: "Bu koku ne de pis!" derler. Sonunda onu kâfir ruhların yanına getirirler."6  

 

Ölmekte olanlara (muhtazar halindekilere) uygun bir dille Tevhid kelimesi söylemesi telkin edilir. Çünkü bu Peygamberin emridir.

 

Ebu Sa'îdi'l-Hudrî (r.a.) anlatıyor:

 

"Resûlullah (s.a.s.) buyurdu ki: "Ölülerinize (ölmek üzere olanlara) Lailahe illallah demeyi telkin edin."7

 

Son sözü Kelime-i Tevhid olanın Allah’ın rahmetine kavuşması ümit edilir. Hz. Peygamber (s.a.s.) buyurdu ki: “Kimin (hayatta söylediği) en son sözü ‘Lâ ilâhe illallah’ olursa cennete girer.”8

 

Muhtazar halinde olanlara Yasin Suresi’ni okumak da faydalıdır.

 

Ma'kıl İbnu Yesâr (r.a.) anlatıyor: "Resûlüllah (s.a.s.) buyurdu ki: "Ölülerinize (ölmek üzere olanlara) Yâ-sin süresini okuyun."9

Hayat İçin Ölümü Hatırlamak

 

Dünyanın fani olduğunu unutanlar ´tul-u emel´(sonu gelmez istek ve arzular) tuzağına daha çok düşerler.

 

Adı üzerinde, fani dünya. Yani eskiyen, devam etmeyen, bitecek, tükenecek dünya. Ebedi olmadığı gün gibi ortada olan bir hayat. Ama insan bazen bu hayatın akışına öylesine kapılır ki, ömrün fani olduğunu unutur. Sonra da ardı arkası kesilmeyen hayallere dalar. Gerçekleşmesi mümkün olmayan ümitlere sarılır. Boş kuruntuların peşine düşer. Onlardan medet bekler…

           

Dünya hayatı hakkında Kur’an şu ölümsüz gerçeği insanlara hatırlatıyor.

 

“Bu dünya hayatı, bir oyundan-eğlenceden ve geçici bir zevkten başka bir şey değildir; ama ahiret hayatı Allah'a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar için çok daha güzeldir. Öyleyse aklınızı kullanmaz mısınız?” (En´am, 6/32. Muhammed, 47/36, Ankebût, 29/64)

 

Nihayet insan her gün yanındakilerden birinin öteye gittiğini görür. Sıranın kendisine geleceğini de bilir. Böyle iken, bu gerçekliği kendinden uzakta zanneder. Ya da düşünmek istemez. Ölümü hatırlayarak ağzının tadını bozmak hoşuna gitmez. Zira ona göre zaman şu andır.

 

Öte dünyaya inanmayanlar ölümden bahsedilmesinden hoşlanmazlar. Ölümü duydukları zaman yüzleri buruşur.  Böyleleri mezarlıkları mümkün olduğu kadar şehrin uzağına, gözden ırak yerlere yaparlar. Mezarlıkları hiç ziyaret etmezler. Hatta yanlarına bile yaklaşmazlar. Ziyaret etseler de bu ölümü hatırlamak, ibret almak için değil; sevdiklerini anmak, onların mezarlarını daha süslü yapmak içindir. Ya da ulu saydıkları ölmüşlere saygılarını tazelemek için.

 

Halbuki İslam peygamberi, hayati düzene koyabilmek, daha düzgün bir hayat yaşamak, daha üretken olmak için, ölümü sık sık hatırlamayı tavsiye ediyor. “Lezzetleri kesen (dünya lezzetlerine karşı hırsı yok eden) ölümü çok hatırlayınız.”10

 

Diri diri yaşamak isteyenler ölümü hatırlamak zorundadırlar.

 

Ölümü unutanlar, ölümsüz olamazlar. Bunun iki yönü vardır. Müslümanlar ebedi hayata inanırlar. Bu ebedi hayatın mutluluğu bu dünyada kazanılır. Bu anlamda “Dünya ahiretin tarlasıdır.“ Çiftçi zamanında tarlasını ekerse günü gelince ürününü alır. Ekmeyen hasat elde edemez. Ahiret hasatı dünya tarlasını ekmekle mümkün olur. Burada salih amel işleyen kimse bunun hasatını, yanı faydasını hem bu dünyada hem ahirette görür, oradaki ölümsüz saadeti kazandırır. Kendisi düzgün bir hayat yaşadığı gibi, insanlık için faydalı işler yapanların, güzel çığır açanların, kalıcı eserler bırakanların adı ölümsüzleşir.

 

İnsanı ölümsüzleştiren işlerden biri de sadaka-i cariyeyedir (devam eden sadakadır). Ölümü ve ondan sonrasının sonsuz bir hayat olduğuna inanan mü’min, sevabı devam edecek olan yatırımlara yönelir. Bu amaç da onun hayatını daha diri ve verimli geçmesine yol açar.

 

Ölümü hatırlamak istemeyenler, ölümden sonra da yaşamak istemeyenlerdir. Halbuki arkada kalanların kendisini hayırla yad etmesi, kişinin onlara faydalı olması ile mümkündür.

Çevresine eziyet edenleri kimse hayırla yad etmez. İnsanların haklarına tecavüz edenleri kimse rahmetle anmaz. Çevresini rahatsız edenlerin ölmesi beklenir. Ölünce de unutulur giderler.

           

Bu açıdan ölümü her vesile ile akla getirmek, anmak, ölüm fikrini kafadan silmemek hayatı daha diri, daha canlı, daha verimli yapmanın bir imkanı; daha dikkatli yaşamaya, hata yapmama ve günah işlememe konusunda daha titiz olmaya sevkeden bir fikirdir.  

 

Ölüm Gerçeği

 

Şair ölüm gerçeğine şöyle işaret ediyor:  “… Neylersin ölüm herkesin başında./ Uyudun uyanamadın olacak./Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?/ Bir namazlık saltanatın olacak,/Taht misali o musalla taşında.”

 

Kur’an ölümü unutan insana sık sık onu hatırlatıyor: “Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz“(Enbiya, 21/35. Bir benzeri: Hadid, 57/20. Lukman, 31/33)

 

“Her can ölümü tadacaktır: Böylece Kıyamet Günü [yapıp-ettiklerinizin] kar-şılığı size tam olarak ödenecektir; orada ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulacak olanlar, gerçek bir zafer kazanmış olacaklardır: Zira bu dünya hayatı(na düşkünlük), kendi kendini aldatma zevkinden başka bir şey değildir.” (Ali İmran, 3/185)

 

Tarihçiler ve siyer yazarları şöyle anlatıyorlar: “Harun Reşid ömrünün sonuna doğru Bagdat’ta Dicle nehrinin üzerine büyük masraflar ederek güzel bir saray yaptırdı. Nehir sarayın bir tarafından girip diğer tarafından şıkıyordu. Sarayın yanına nehre doğru bakan albenili mükemmel bir bahçe kondurdu. Sarayın ve bahçenin inşaati bitince açılış için bir seremoni hazırlandı. Halk bölük bölük gelip onun bu muhteşem sarayını tebrik ediyorlardı.

 

Gelenler arasında o zamanın alimlerinden Ebu Atahiyye de vardı. O Harun Reşid’in önünde durdu ve bir şiirin ilk satırını okudu.

 

“Bu şahane sarayın gölgesinde dilediğin gibi yaşa…”

Bu söz Harun Reşid’in hoşuna gitti ve dedi ki; Devam et“. O da ikinci satırı okudu:

“Canın ne istiyorsa o sana sabah akşam rahatlıkla ulaşıyor.”

H. Raşid: “Devam et“ dedi. O da şiirden bir beyit daha okudu:

“Ancak nefisler fokurdamaya, göğüsler iç çekerek hırıltı çıkarmaya başlarsa,

O zaman kesinlikle anlarsın ki sen cidden büyük bir aldanma içindesin.”

H. Reşid yine “devam et“ dedi. O da şu ayeti okudu:

 

Ne zaman ki, (son nefes, ölen birinin) boğazına gelip düğümlenir, ve insanlar: "(onu kurtaracak) bir hekim yok mu?" diye sorarlar” (Kıyame 75/26-27)

 

H. Reşid üç defa daha peşpeşe “devam et“ deyince Ebu Atahiyye şiirden aynı beyti yine okudu. Bunun üzerine H. Reşid ağladı ve yere çöküp kaldı. Biraz kendine gelince hemen töreni dağıtti ve eski meskenine geri döndü. Bir ay geçmeden de vefat etti.11

 

Ebu Atahiyye belki de Harun Reşid’e şöyle demek istemişti. “Ey sultan bu gösterişli, şahane, muhteşem sarayda yaşamak isteyebilirsin. Kölelerin ve hizmetçilerin sana her gün sabah akşam canının her istediği şeyi getirebilirler. Fakat can boğaza geldiği zaman, ölüm baygınlığı başlayıp da göğsün hırıltı çıkarmaya başladığı zaman çevrendekiler feryat ederler: “Hani bu adamı tedavi edebilecek bir hekim yok mu? Bu adamın derdine deva yetirecek bir tabip bulunmaz mı? İşte o zaman gerçeği anlarsın. İşte o zaman haline kendin bile hayret edersin. Ne oluyor diye sorarsın ama heyhat bu işin geri dönüşü yok.“

 

Ölüme İnanıp İnanmama

           

Şimdi mesela, çevremizdeki cenazelerin olması değil. Her gün şu kadar insanın trafikte, hastahanlerde, iş yerlerinde kaza sonucu, veya başka bir şekşilde ölmesi değil. Bazı şehirde o gün ölenlerin hoperlörden duyurulması değil. Mesel her birimizin zaman zaman bir cenazede bulunması, cenaze taşıması, hatta cenazeyi mezara koyarken şahit olması veya bizzat kendisinin koyması, taziyeye gitmesi veya gelen taziyeleri kabul etmesi de değil. Mesele, bazen canımızın burnumuza gelip gitmesi, kriz geçirip neredeyse öleyazmamız, ağır hastalıklardan geriye dönmemiz de değil.

 

Mesele ölüme gerçekten inanma meselesidir.

 

“Canım, herkes öleceğini bilir. Her müslüman ahirete de öleceğine de adı gibi inanır. Ne demek ölüme gerçekten inanıp inanmama“ denilebilir.                       

 

Evet, bize göre asıl sorun herkesin gerçekten ölüme inanıp inanmaması. Buna müslümanlar da dahil. Müslümanlara da sormak lazım. Ölüm var da, sen buna gerçekten, gönülden, ayne’l-yakin inanıyor musun?

 

Aynanın karşısına geçip kendi kendimize sormamız lazım: Ey aynaki görüntü sen  gerçekten ölüme,  ölümden sonra dirileceğine inanıyor musun? Sen hayatının hesabını vereceğine, yaptığın her şeyin günün birinde karşına geleceğini, hayat filminin sana seyrettileceğine gerçekten inanıyor musun?

 

Cevap evetse; Peki o zaman bu yaşadığın hayat ne? Bu yaptıkların ne? Bu hayat anlayışın ne? Bu telaş ne? Bu gaflet ne? İzahı yok…

 

Hiç ölüme gerçekten inanan böyle yapar mı? Öleceğinden emin olan dünyaya kazık atacakmış gibi davranır mı? Her yaptığının hesabını günün birinde vereceğine inanan kötü işler yapar mı?

 

Mesele, ölüme gerçekten inanıp inanmam meselesidir. Ölüme inan ona hazır olur. Çanta elinde vasıta bekleyen yolcu gibi. Ölüm her an, her gün gelebilir. Vakti saati belli değil. Öyleyse geliş saati belli olmayan vasıtayı bekleyen yolcu gibi her açıdan yolculuğa hazır olmalı.

 

Gerçekten ölüme inananlar, ölümden sonra bird daha asla geriye dönmeyeceğinden emin olanlar böyle mi yaşar? Kendisine emanet verilen ömrü böyle mi geçirir? Ölüme inanan nasıl olur da bütün yatırımlarını dünyaya ayırır da, ölümden sonrası için hazırlık yapmaz?

 

Peygamber (s.a.s.) akıllı insanı şöyle tarif ediyor:

 

İbnu Ömer (r.a.) anlatıyor: "Resûlüllah (s.a.s.) ile birlikte idim. Ensardan bir zat gelerek Peygamber'e selam verdi. Sonra da: "Ey Allah'ın Resülü! Mü'minlerin hangisi en faziletlidir?" diye sordu. O da: "Huyca en iyisidir!" buyurdular. Adam: "Mü'minlerin hangisi en akıllıdır?" diye sordu. Peygamber (s.a.s.): "Ölümü en çok hatırlayandır ve ölümden sonra en iyi hazırlığı yapandır. İşte bunlar en akıllı kimselerdir" buyurdu."12

 

Abdullah ibni Ömer (r.a.) şöyle anlatıyor: Resûlüllah (s.a.s.) omuzumu tutarak buyurdu ki:

 

“Dünyada tıpkı bir garip, hatta bir yolcu gibi davran!” İbni Ömer (r.a.) şöyle derdi: Akşamı ettiğinde, sabahı bekleme! Sabaha çıktığında akşamı bekleme! Sağlıklı günlerinde, hastalanacağın vakit için; hayatın boyunca da öleceğin zaman için tedbir al!13

 

Ölüme inandığını söylediği halde onu hala ciddiye almayanları şair şöyle anlatıyor:

“Minarede "ölü var!" diye bir acı salâ...
Er kişi niyetine saf saf namaz.. Ne alâ!
Böyledir de ölüme kimse inanmaz hâlâ!
Ne tabutu taşıyan, ne de toprağı kazan” (N.F. Kısakürek)

 

Akıllı adamlar hayat için ölümü hatırlarlar ve ölümden sonrası için hazırlık yaparlar.

 

Dipnot

 

1- R. Isfehani, el-Müfredat s: 345

2- M. Esed, Kur’an Mesajı, s: 543

3- İbni Mace, Cenaiz/64, no: 1623

4- Müslim, Cenâiz/9, no: 921

5- Müslim, Cenâiz/7, no: 920. Tirmizî, Cenâiz/7, no: 977.  Ebu Dâvud, Cenâiz 19, 21, no: 3115, 3118

6- Nesâî, Cenâiz/9, no: 1834

7- Müslim, Cenâiz/1-2, no: 916, 917. Tirmizî, Cenâiz/7, no: 976. Ebu Dâvud, Cenâiz/20, no: 3117.  Nesâî, Cenâiz/4, no: 1828

8- Ebu Davud, Cenaiz/20, no: 3116

9- Ebu Dâvud, Cenâiz/24, no: 3121. İbnu Mâce, Cenâiz/4, no: 1448

10- İbni Mâce, Tirmizî, Nesâi’den Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 580

11- A. al-Karni, el-Misk u ve’l-Anber, sayfa: 83)

12- İbni Mace, Zühd/31, no: 4259.  Bir benzeri, Tirmizi, S. Kıyame/25, no: 2459

13- Buhari, Rikak/3, no: 6416

 

Yazar:
Prof. Dr. Yener Öztürk
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul