22 Ocak 2018 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / Direnişin Vahşet Karşısında Zaferi

Direnişin Vahşet Karşısında Zaferi

Siyonist işgal devleti kanla beslenen bir devlettir. Siyonist terör örgütleri tarafından kan ve şiddetle kurulmuştur. Bu yüzden mayasında kan ve şiddet vardır. Kuruluşundan sonra da sürekli kanla beslenmiştir. Bu itibarla Siyonist işgalin devamı başlı başına bir tehdit ve tehlikedir. Başka hiçbir sebep olmasa bile Siyonist işgal başlı başına tehdittir. Varlığının sürmesi de bu tehdidin devam etmesi anlamına gelir. Dolayısıyla işgalci Siyonistlerin son saldırılarının arkasında duran işgal gerçeğini görmek istemeyenlerin Filistin direnişini suçlu göstermeye çalışmaları saldırganların borazanlığını ve sözcülüğünü yapmanın ötesinde hiçbir anlam taşımaz.
Biz Vuslat dergisinin geçen ayki sayısında Siyonist saldırının arka planında duran gerçekler, saldırının başlangıç merhalesi ve uluslararası platformda sergilenen tutum hakkında değerlendirmelerde bulunduk. O sebeple aynı şeyleri burada tekrar etmeye gerek görmüyoruz. Ayrıca aylık Ribat dergisinin Şubat 2009 sayısı için hazırladığımız yazıda da savaşın seyri hakkında genel bir değerlendirme yapmaya çalıştık. (Bu yazımızı Web sitemizde yani http://www.vahdet.com.tr/ adresinde bulabilirsiniz.) Vakit gazetesi için yazdığımız yazılarda da gelişmeleri günü gününe değerlendirmeye çalıştık. (Vakit gazetesi için yazdığımız yazıları da Web sitemizde bulabilirsiniz.) Derginin aylık soruşturma bölümü için yaptığımız değerlendirmede de Türkiyeli Müslümanlar olarak neler yapabileceğimiz hakkındaki görüşlerimizi serdetmeye çalıştık. Bu konudaki önerilerimizi ve düşüncelerimizi oradan okumanızı tavsiye ediyoruz.
Burada gelinen durumun ve ortaya çıkan manzaranın genel bir değerlendirmesini yapmaya çalışacağız.
Furkan Savaşı
Siyonist işgalcilerin önceden planladıkları ve bir seçim yatırımı olarak değerlendirmek istedikleri saldırı sebebiyle patlak veren savaşı Filistin'in meşru hükümetinin başbakanı İsmail Heniyye, "Furkan Savaşı" olarak isimlendirdi. Gerçekten de sonrasında yaşanan gelişmeler bu savaşın bir ayrışma savaşı olduğunu gözler önüne serdi. İnsanlık genelinde zalimin yanında duranla mazlumun yanında duran ayrıştı. İslâm âleminde haktan yana olanlarla batıldan yana olanlar arasında bir ayrışma gerçekleşti. Şimdiye kadar gerçek yüzlerini gizleyerek insanları kandırmaya, bu yolla kafaları bulandırmaya çalışanlar yerlerini daha net bir şekilde belirledi, nerede durduklarını gösterdiler. Böylece insanlarımız onları biraz daha yakından tanımış oldu.
Şimdiye kadar Filistin davasını kendi siyasi hesapları için sömüren ve gerçek yüzlerini gizleyen birtakım işbirlikçi yönetimlerin aslında nerede durdukları ve kimlerle birlikte hareket ettikleri daha net bir şekilde ortaya çıktı. Filistin içindeki işbirlikçiler de siyasi hesapları için daha önce masa başında feda ettiklerine, halklarını da ilave edebileceklerini, kendi çıkarlarını koruyabilmek için temsil ettiklerini ileri sürdükleri toplumu da dâhil edebileceklerini gösterdiler.
Buna karşılık, inançları, vatanları, kutsal değerleri, hakları ve halkları için yeri geldiğinde canlarını feda etmekten çekinmeyeceklerini gösteren kahraman mücahitler de düşmana ve işbirlikçilerine direniş engelinin öyle kolay kolay aşılamayacağını gösterdiler. Onlar düşmana ve işbirlikçilerine karşılarındaki tehlikenin büyüklüğüne rağmen zorlukları göğüsleyebileceklerini ve inançlarının kendilerine kazandırdığı azimle çizgilerini koruduklarını, iki yüzlülük yapmadıklarını, haktan yana tavırlarını değiştirmediklerini gösterdiler.
Böylece kimin iddiasında ve davasında samimi, kimin ikiyüzlü ve yanıltmacı olduğu açıklık kazandı.
Abbas, Mısır ve Suud üçlüsünün Filistin direnişine çamur atmak amacıyla, hizmetlerindeki medya organlarını kullanarak yoğun bir antipropaganda kampanyası yürütmelerinden sonra böyle bir ayrışmanın yaşanmasıyla Yüce Allah o "işbirlikçiler üçlüsü"nün yalanlarını yüzlerine çarptığı gibi, kendi sahtekârlıklarını ve ikiyüzlülüklerini ortaya çıkardı.
"Onlarla Savaşın!"
Uluslararası emperyalizme ve Siyonizme çalışan birtakım medya organları işgalci saldırganlık karşısında Filistin direnişini haksız ve suçlu çıkarabilmek için ellerinden geleni yaptılar. Biz bu konu üzerinde değişik vesilelerle durduğumuzdan burada çok fazla ayrıntısına girmeyeceğiz. Muhtelif yazılarımızda ateşkesin ihlal edilmesi, şartlarının yerine getirilmemesi ve süresinin dolmasından sonra saldırının başlatılmasında her zaman işgalci Siyonist devletin kabahatli olduğunu ortaya koymaya çalıştık. Ne var ki işgalci Siyonistlerin hesabına çalışanlar işlerine gelmeyen gerçeği görmezler. Artık onların hesabı Allah'a kalmıştır. Zulme destek verip mazlumları suçlu çıkaranlar bu kafaya hizmet etmeye devam ederlerse, kundaktaki bebekleri katleden, aileleri toptan yok eden, camileri namaz kılanların, hastaneleri içindeki yaralıların üstüne yıkan, canlılarla yetinmeyip mezarlıkları hedef alarak içindeki cesetlerin ortalığa saçılmasına sebep olan zalimlerle, vahşilerle, saldırganlarla birlikte haşrolmanın çok da kolay olmayacağını bir gün mutlaka anlayacaklardır.
Biz şu kadarını ifade edelim ki, orada vatanları işgal edilen, hakları gasp edilen, insanlık dışı zulme maruz kalan o insanlar direnişi, silahlı mücadeleyi başlatan taraf olsalar bile haksız değildirler. Çünkü Yüce Allah bu şekilde haksızlığa uğratılanlara, vatanları işgal edilenlere hitaben şöyle buyuruyor:
"Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size zafer versin ve mü'minler topluluğunun gönüllerini ferahlandırsın." (Tevbe, 9/14)
"Size ne oluyor da, Allah yolunda ve "Ey Rabb'imiz! Halkı zalim olan şu kasabadan bizi çıkar; bize kendi katından bir veli (koruyucu, sahip) gönder, bize kendi katından bir yardımcı gönder" diyen zayıf düşürülmüş erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?" (Nisa, 4/75)
Burada "halkı zalim olan" denirken kastedilen o topraklar üzerinde hâkimiyet kuranlardır. Filistin toprakları üzerinde de Siyonist işgalciler gayri meşru bir hâkimiyet kurmuşlardır. O toprakların zayıf düşürülmüş kadınlarına, çocuklarına, yaşlılarına ve hatta tüm insanlarına zulmediyorlar. Direnme gücüne sahip olanlar bu zulmün devam edip gitmesini seyredecek değiller. Hatta yukarıdaki âyeti kerimede geçen emir sadece Filistin'de direnme gücüne sahip olanlara değil bu mücadeleye destek verme imkânına sahip herkese yöneliktir. Ama ne kadar ilginçtir ki Türkiye'de Filistin halkının meşru ve haklı direnişini suçlu, saldırgan Siyonisti ise "mazur" gösteren medyanın etkisinde kalan çok kimse oldu. Çünkü bu şekilde suçlama yapanların içinde kendilerini "muhafaza-kâr" ilan eden medya mensupları da vardı. Aslında bu gibilerden etkilenmek değil tiksinmek, iğrenmek gerekir. Kendilerini Müslüman ilan etmelerine rağmen Filistin'deki vahşi Siyonist zulme karşı en ufak bir faaliyetlerine şahit olmadığımız bu kişilerin, Filistin halkının meşru ve haklı direnişlerini suçlu gösterme çabalarına karşı açıktan tavır koymalı, tepki göstermeliyiz.
Yüce Allah, yukarıda mealini verdiğimiz âyeti kerimenin devamında şöyle buyurur:
"İman edenler Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler ise Tağut'un yolunda savaşırlar. Şu halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır."
Filistin'de insanlık dışı Siyonist işgale karşı direnen iman sahipleri Allah yolunda, Siyonist işgale arka çıkanlar ise gerek silahlarıyla, gerekse kalemleriyle Tağut'un yolunda savaşıyorlar. Allah onları şeytanın dostları ilan etmekte ve onlara karşı savaşılmasını emretmektedir. Filistinli kardeşlerimiz orada şeytanın dostlarına karşı savaştıkları gibi biz de burada muhtelif iletişim araçlarını kullanarak şeytanın dostlarına karşı savaşmalıyız. Çünkü medya cephesi Siyonist işgal güçlerinin bir ön cephesidir. Bu cephede yer alan askerlerin "muhafaza-kâr" diye ilan edilen medya organlarında köşe kapmış olmaları bir şeyi değiştirmez.
Filistin'de zulme ve işgale karşı direnenlerin gerçekte Allah'ın emrini yerine getirdiklerinin Kur'an-ı Kerim'de daha birçok delili bulunmaktadır. Bunlardan birinde Yüce Allah şöyle buyurur:
"Ey iman edenler! Size ne oldu ki "Allah yolunda savaşa çıkın" denildiği zaman yere çakılıp kaldınız. Ahiretin yerine dünya hayatına mı razı oldunuz? Oysa dünya hayatının geçimliği ahirete göre çok azdır." (Tevbe, 9/38)
Bunların dışında da birçok delil bulunmaktadır. Fakat sözü daha fazla uzatmaya gerek görmüyoruz. Önemli olan burada Filistin direnişinin haklılığının ve meşruiyetinin anlaşılması, bu meşru mücadeleyi suçlu çıkarmaya çalışanların gerçekte işgalci saldırganların planlarına ve hesaplarına hizmet ettiklerinin görülmesidir.
Kim Nerede Durdu?
Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Gazze savaşında kimin nerede durduğunu biraz daha yakından gördük. Bu yönüyle bir furkan savaşı vasfı taşıdı. Fakat kimin nerede durduğu hakkında ayrıntıya dair bazı kısa tespitlerde bulunmayı da yararlı görüyoruz.
Başta BM olmak üzere muhtelif uluslararası kuruluşların ve organların ikiyüzlülüğünü bu savaşta bir kez daha gördük. Güya insan hakları gözcülüğü yaptığını iddia eden BM, işgalci saldırgan devletin vahşi saldırılarına sadece seyirci kaldı. Sadece sessiz kalmadığını iddia edebilmek için göstermelik bazı açıklamalar yapmakla yetindi. Oysa Siyonist saldırganlar BM'nin sığınma noktası ilan ettiği okulları bile vurduğu halde hiçbir baskı uygulaması olmadı. Siyonist saldırganlar beyaz fosfor bombası kullanmaya kadar birçok savaş suçu işlediği halde BM ve savaş suçlarına karşı harekete geçmesi gereken uluslar arası kuruluşlardan hiçbir ses çıkmadı. Bu gelişmeler BM'nin çağdaş emperyalizmi temsil ettiğini, insan haklarıyla ilgili kavram ve değerleri ise sadece maske olarak kullandığını bir kez daha gözler önüne serdi.
Amerikan emperyalizminin işgalci saldırganlara her bakımdan destek verdiği biliniyor. Bu desteği AB da yüzsüz bir şekilde sürdürdü. Her ikisinin de tutumunu "Filistin direnişini çökertebilmesi için İsrail'e fırsat tanınması" anlayışı belirliyordu. Tabii bu arada savunmasız kalabalıkların, okullarından çıkan çocukların, namaz kılan insanların, hastanelere kaldırılmış yaralıların hedef alınmasını da normal karşılıyorlardı. Bu tutumları gerçekte ABD ve AB'nin insanlıktan payının ne olduğunu da gösterdi.
Uluslararası kurumların, ABD ve AB'nin sergilediği tutum Filistin'deki direnişin sadece Siyonist işgale karşı değil onun arkasında duran emperyalizme karşı da savaştığını ortaya koydu.
Filistin direnişine karşı Siyonist işgalciyle aynı safta yer alanların arasında birtakım yerli işbirlikçiler de vardı. Bunların başında da Özerk Yönetim eski başkanı Mahmud Abbas, Mısır'daki çağdaş Firavun rejimi ve Suud Krallığı geliyordu. Bu yönetimler Siyonist işgalcilerin Gazze'de sergiledikleri vahşete karşı gösteriler düzenlenmesine bile fırsat vermediler. Bazı Arap ülkelerinin Arap Birliği'nin Siyonist işgale karşı daha aktif rol üstlenmesi için gerçekleştirdiği girişimlerin başarılı olması da Mısır ve Suudi Arabistan tarafından engellendi. Mısır yönetiminin Rafah sınır kapısını açmamaktaki ısrarı işgalci Siyonistlerin kuşatmalarının ve saldırılarının daha etkili olmasına yol açtı.
Ürdün, BAE, Kuveyt gibi ülkeler aslında Filistin'deki İslâmî direnişin çökertilmesi planına gizlice destek veriyorlardı. Ama bu konuda tutumlarını çok fazla açığa vurmadılar. Bazı tepki açıklamaları yaptıkları oldu. Ama çok fazla da net tavır koymayıp seyirci kalmayı tercih ettiler.
Suriye, Katar ve Yemen gibi ülkeler işgale karşı tepki göstererek Filistin direnişine destek verdiler. Fakat bu ülkelerin destekleri uluslararası alanda çok fazla etkili olamadı.
Türkiye ve İran gibi bazı ülkeler, işgalcilerin sergilediği vahşete karşı açıktan tavır koyarak Filistin halkının meşru mücadelesinin yanında yer aldı. Bu ülkelerin tutumu takdir toplamakla birlikte bunlara yöneltilen eleştiriler de yapılanların beklenenlerin gerisinde kaldığı yönündeydi.
Moritanya, Bolivya ve Venezuela gibi bazı ülkeler İsrail işgal devletiyle diplomatik ilişkilerini keserek tepkileri ortaya koydu.
İslâm Konferansı Örgütü ne yazık Siyonist vahşet karşısında son derece pasif kaldı. Rafah kapısının açılması için Mısır nezdinde bir girişimde bulundu. İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu Mısır yönetiminden bu konuda söz aldığına dair açıklama yaptı. Ama Mısır sonra bu sözünü yerine getirmediği halde İKÖ işin peşini takip etmedi.
Vahşetin Stratejisi ve Kararlı Direniş
Siyonist işgal devleti saldırısının Filistin halkı üzerinde yıldırıcı etki yapması için önce hava saldırısına ağırlık verdi ve özellikle kalabalıkların bulunduğu hedefleri vurarak çok sayıda insan öldürmeye çalıştı. Ayrıca bir hafta boyunca hava saldırısına ağırlık vererek yıldırma stratejisinin etkisini göstermesini istedi. Bu bir haftalık hava saldırısının etkisini gösterdiği tahminiyle ikinci haftanın başlangıcından itibaren kara saldırısını başlattı. Ama tahmin ettiği gerçekleşmemişti ve işgalci askerler güçlü bir direnişle karşı karşıya geldiler. Mücahitler kararlı bir mücadeleyle Siyonist işgal güçlerine ağır darbeler vurunca Siyonist saldırganlar hedeflerinden hiçbirini gerçekleştiremediler.
Vahşetin Boyutu
Siyonistler yıldırma taktiklerinin etkili olması için kasten ve özellikle kalabalıkları hedef aldılar. Okullar, hastaneler, camiler ve BM'ye bağlı UNRWA tarafından sığınma noktaları ilan edilen yerler birinci hedefleriydi. Bütün buraları öncelikle hedef almalarının amacı çok sayıda insanı katletmek suretiyle karşı tarafı moral yönden çökertmek, direniş güçlerini yıpratmak ve teslim olmaya zorlamaktı. Gerçekleştirilen saldırılarda en az 1400 kişi şehit edilirken, 5300 kişi de yaralandı. Gerek şehit edilenlerin ve gerekse yaralananların üçte biri çocuktu. Diğerlerinin de büyük çoğunluğunu kadınlar ve diğer savunmasız insanlar oluşturuyordu. Saldırılarda bazı aileler bütün fertleriyle yok edildi.
Yapılan tespitlere göre işgalciler 22 gün süren saldırı süresince bin ton civarında bomba ve füze attılar. 365 km2'lik alana sahip olan Gazze'nin tümüne oranladığınızda bir km2'ye 3 ton ağırlığında bomba ve füze düştüğü anlaşılıyor.
Saldırıda beş bin ev tamamen yerle bir edildi. 20 bin ev de hasar gördü. Bunların birçoğu kullanılamayacak derecede hasar gördü. 67 okul, 25 cami tamamen yıkıldı. Ayrıca çok sayıda bakanlık binası ve muhtelif kamu binaları yıkıldı. Yapılan tespitlere göre gerçekleştirilen saldırının sebep olduğu maddi hasar 2 milyar dolar civarında.
Bütün bu rakamlar Siyonist vahşetin boyutunu gözler önüne sermektedir. Aynı zamanda düşünenler için Filistin halkının ne gibi bir tehditle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Buna rağmen birilerinin böyle bir tehdide karşı Filistin halkının bileğinin güçlendirilmesinin gerektiğini savunmak yerine kalkıp da işgalci saldırganı mazur göstermeleri, Filistin direnişini ise suçlu göstermeye çalışmaları son derece utanç vericiydi.
İşgalci Hedeflerinin Hiçbirine Ulaşamadı
Siyonist işgal devleti bu insanlık dışı saldırıyı büyük hedeflerle başlattı. Başlangıçtaki hedefi Filistin direnişini ve Gazze'deki İslâmî hareketi tamamen çökertmekti. Sonra sürekli hedeflerini aşağıya çekti.
Kara operasyonunu başlatırken Gazze'yi üçe bölmeyi, sonra tamamen kontrol altına almayı, ardından Filistin direnişinin füze rampalarını imha etmeyi planladığını açıklamıştı. Ayrıca bu amaçlarla başlattığı kara operasyonunun ilk saatlerinde büyük bir gürültü koparmıştı. Ama bu hedeflerinden de hiçbirini gerçekleştiremedi.
Sonra Mısır'dan Gazze'ye silah sokulmasının engellenmesine dair bir anlaşma kabul ettirerek çarpışmaları sonlandırmak için başta BM olmak üzere muhtelif uluslararası unsurları devreye sokmak istedi. Ama bu konuda da amacını gerçekleştiremedi. Bu durumda saldırıların sürdürülmesinin gidişatın tamamen aleyhine dönmesine sebep olacağını anladı ve çözümü tek taraflı ateşkes ilan etmekte buldu.
Tek Taraflı Ateşkes Değil Yenilgi İlanı
Siyonist devletin tek taraflı ateşkes ilanı gerçekte yenilgi ilanından başka bir şey değildi. İşgal devleti aslında ateşkesle ilgili diplomatik girişimleri Mısır ve Fransa başta olmak üzere muhtelif aracı ülkeler vasıtasıyla saldırıların üçüncü haftasına girmesiyle birlikte başlatmıştı. Amacı Filistin direnişini ateşkes ilanına zorlamak, ardından bir süre daha saldırıyı devam ettirip amacına ulaştığını dünyaya ilan etmek ve bu arada Filistin tarafını da siyasi yönden sıkıştırmaktı. Ama bu amacını gerçekleştirmesinin çok uzun süreceğini, savaşın uzun sürmesinin de şartların tamamen aleyhine dönmesine yol açacağını anladığı için çözümü tek taraflı ateşkes ilan etmekte buldu. Bu itibarla işgalci saldırgan devletin Gazze'de karşılaştığı sonuç Lübnan'da karşılaştığından farklı değildir. Üstelik Gazze'de yediği darbe ve verdiği kayıp Lübnan'dakinden daha ağır olmuştur.
Siyonist devlet direniş karşısında verdiği kayıpları gizlemek amacıyla bu konuda medya organlarına yasak getirdi. Kendi resmi açıklamalarında da kayıplarını sürekli gizledi. Ama gerçek kayıpları yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Gerçekte işgalci saldırgan devlet Filistin direnişi karşısında tahmin ettiğinden daha güçlü bir direnişle karşılaşmış ve kayıpları resmî açıklamalarında verdiği rakamların çok üstündedir.
Ateşkesin Uygulanabilirliği
İşgalci Siyonist devlet başlı başına bir tehdittir. Dolayısıyla kendini güçlü hissettiğinde saldırmaktan, katletmekten geri kalmayacaktır. Bu itibarla Filistin direnişinin çatışmanın sebebi olduğunu iddia edenler ya cehaletlerinden ya da uluslararası Siyonizme hizmet etmeleri sebebiyle bunu söylemektedirler. Gerçekte Siyonist saldırganlığın ve tehdidin önüne geçecek olan etken karşısındaki direnişin bileğinin güçlendirilmesidir.
Ateşkesin uygulanabilirliği de Filistin direnişinin işgalci Siyonistin gözünü korkutmasına, Filistin halkının hukukunu savunacak ve işgalcinin saldırganlığı karşısında engel oluşturabilecek bir güce sahip olmasına bağlıdır. Eğer işgalcide karşısındaki direnişin zayıf düştüğü ve Siyonist saldırganlığın ilerlemesine engel olamayacağı kanaati oluşursa bu, Filistin halkı açısından son derece büyük bir tehlike oluşturur. Bu itibarla Filistin direnişinin mücadele gücünü zayıflatarak barışı hâkim kılabileceklerini iddia edenler ancak ve ancak ihanet içinde olabilirler.
 
Yazar:
M.Ahmet VAROL
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul