22 Ocak 2018 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / Gazze: Yeni Filmin Amacı Ne?

Gazze: Yeni Filmin Amacı Ne?

 

Satılmış Arap ülkeleri ve kuşatılmış Türkiye mi?
Gazze'ye Siyonist saldırı vicdan taşıyan herkesi derinden yaraladı. Zira bu saldırıda strateji, tam manasıyla "terör estirmek" idi, Dünya basınına servis edilen fosforlu misket bombaları da bunu açıkça gösterdi. Her ne kadar basınımızın büyük kısmı hala "kraldan çok kralcı" davransa da, hükümet kanadı sesini bu kez farklı yükseltti.
Bombardımanın başlamasıyla birlikte en sert tepkiyi veren biz olmuştuk! Peki, bu feveranın bir anlamı var mıydı? Konya semalarında yaptıkları deneme uçuşlarıyla katliam hazırlığı yaptıklarını tahmin mi etmemiştik? Ya da katliamdan birkaç gün önce Başbakan'ı ziyaretlerinde hiç mi ipucu vermemişlerdi? Ne anlama geldiğini bilmediğim TBMM İsrail dostluk grubu hakkında bir şey diyemeyeceğim, ama Türkiye tarihinde ilk olarak Bilderberg'e hükümet düzeyinde katılan bir iktidarın, İsrail politikalarında sahip olduğu tek etki, Başbakanın demeçlerinden mi ibaretti acaba? Yoksa, başbakanın bu çıkışı "gaza ilk basan, herkes adına frene de basma hakkına sahip olur" psikolojik kuralının bir uygulaması mıydı? Nitekim o fren çok gecikmeden İsrail'le ilişkilerin en aza indirilmesi gibi somut istekler karşısında geldi: "Bakkal dükkanı değil, Türkiye Cumhuriyeti idare ediliyordu". Aslında 1. teskere geçmemiş ve 2. si gelmiş, kamuoyu onun da savuşturulmasını beklerken: "birkaç ay maaş almazsanız farklı düşünürsünüz" diyecek kadar realist bir başbakan neden diğer (satılmış) Arap ülkelerinin gösteremediği tepkiyi gösteriyordu?
Lütfen icraat!
Halkımız Türkiye'nin bu insanlık dramındaki duruşundan pek memnun gözüküyor, gerek Başbakan; gerekse sivil toplum örgütleri bazında. Bu, "mış gibi" yapma alışkanlığımızdan kaynaklanıyor. Tepki gösterilmesinden tabii ki ben de etkilendim, ancak iki ana yanlışa düşüyoruz burada. Birincisi; somut bir çözüm getirmeyen edebiyat düzeyinde çıkışlar. Başbakanın Ortadoğu turunu bunun dışında tutalım; sonuçlarına göre değer kazanacak. Yardım örgütlerinin somut çalışmalarını da. Ama yapılan eylemlerde bir tane somut adım atılmasına yönelik vurgu da olmaz mı? O mitinge gelenlerin gazı alınmış olarak huzurla eve dönmeleri için mi, yoksa hepsinin almaları gereken bir mesajın ulaşması ve ortak bir tavrın doğması için mi miting yapılır? Siyonizm destekçilerine (gerek Basında, gerek ticari ürünlerde, gerek siyasette) o kadar kişinin uygulayacağı bir sivil baskı, yaptırım yok mudur? Sadece daha fazla dinî vurgusu olan partiye oy vermek midir çözüm? Somut adımlar için kitlelerin pasifize edilmesini değil, harekete geçirilmesini beklerdim.
İkinci ciddi hatamız ise, mazlumlar adına konuşmak. Siyasi platformda bunun iyi niyetle açıklanması zaten mümkün değil. Bir tarafta bombalanan, aciz bırakılan, susturulan kitleler; diğer yanda onların yerine ve adına konuşmaya başlayanlar. Tablo hiç hoş değil. Bir kısmı (Sarkozy adlı Yahudi gibi) savunucusu oldukları demokrasiyle seçilmiş ve fakat savaş düzeyinde siyasi baskıya maruz kalmış, sesi çıkacak hali kalmamış Hamas'ı suçluyor. Bir kısmı da sureti haktan görünüp Ortadoğu'da barış vesaire diye topu taca atıyor, mevcut katliamı telaffuz bile etmeden. Yahu, bir kere Ortadoğu'da barış ne demek onu biliyor muyuz? İsrail'in işgal ettikleri topraklardan çekilmemesi, BM kararlarını hiçe sayması, BM birimlerini bombalaması, sivil gönüllüleri ve basın mensuplarını öldürmesiyle bozulmayan bir şey Ortadoğu'da barış. Terör devleti, uluslar arası -sözde- hukukun öpülmedik yerini bırakmadan, son Müslüman yerleşim birimini de Yahudileştirene kadar ne yaparsa yapsın bu barışa bir zarar gelmiyor ki! Ne zaman Filistinliler karşılık verse barış bozuluyor. Bu batılı devletlerin anladığı anlamda barış, Filistin'in yavaş yavaş ortadan kalkması demek. Hamas'ta ki insanlar sizin bizim gibi Müslümanlar, onlar da huzur içinde yaşamayı bu duruma tercih ederler değil mi? Bakalım onlar ne diyorlar? Düşünün: sesi kısılmaya, talepleri bastırılmaya, tezleri göz önünden kaçırılmaya çalışılan bir halk var ve onların adına konuşmaya başlanıyor.
Yapılacak en iyi jest, mikrofonları, kulakları, gönülleri o mazlumlara tutmak değil midir?
İşte bu yüzden, bu yazıda Filistin halkı adına konuşmaktan kaçınıyor, sadece "onları konuşturma"nın hayati önemine değinmek istiyorum; susturulmak istenen sese kulak verelim diyorum!

Filistin "Fil" olmasın!
Hikâyeyi çoğunuz bilirsiniz; filleri ehlileştirmek için bir "kötü" bir "iyi" adam tutulur. Kötü roldeki, yakalanan vahşi fili bir çukura atar ve her gün eziyet eder. Sonunda "iyi" roldeki gelerek onu kurtarır ve artık sirkte, vesair kullanım haklarına sahip olur. 28 Şubat gibi dönemlerde ülkemizde uygulanan "ölümü gösterip sıtmaya razı etme" yöntemleri global ölçekte uygulanmaya konulmuyor mu sanıyoruz? Dünyayı "global Türkiye" olarak bir düşünün: İnsanların nefsine uygun gelen İslam(!) ı yaşadığı, her türlü zulüm sisteminin Müslümanlar eliyle meşrulaştırıldığı ve ayakta tutulduğu, bütün "müdahane"nin Müslümanlara, özgürlüğün sürekli yaranmaya çalışacağımız diğerlerine ait olduğu bir Dünya… Bu ortamı bizde sağlamak için fillere uygulanan yöntem ve hiç mola vermeyen medya cazgırlığının sağladığı ortama Müslümanlara pastadan pay verilmesi ve medyanın eğlence sektöründe kendini geliştirmesi son ve öldürücü hamleyle katkıda bulundular. Bir parmak bal çalan herkes bize sayısız taviz verdirme hakkına sahip kabul edildi. Bu, ölçülerin unutulmasının da sonucu olarak gerçekleşti. Peygamber Efendimiz (SAV) için ambargoya katlanan, Müslümanlarla birlikte açlık ve yokluk çekerken O'na şiirler yazan Ebu Talip'i -haklı olarak- kâfir kabul ederken, küfür sisteminin kendisine dokunan zararlarını azaltan ve bu arada da dinî yönden de sureti haktan görünen herkese ulül emr muamelesi yapmak; en hafifinden kendi nefsini ölçü almaktır. 
Dünya ölçeğinde ortam çok daha müsait. Küreselleşmenin tamamlanması ile Siyonist sistem alternatifsiz kalsın isteniyor. Bu arada, Müslümanların da ortanın sağı gibi seküler ideolojide karşılığı olan bir noktaya çekilmesi için sivriliklerinin törpülenmesi gerekiyor tabii! Irak işgal edilir edilmez daha Saddam'ın bir tane kurmayı ölmeden ABD nin en aykırı gördüğü adı sanı duyulmamış İslami örgütlerin dağdaki sığınaklarında yok edilmesi ilginç değil miydi? Bugün de, Hamas'ı yok etmek için El Fetih kullanılıyor, hatta Gazze'nin polis merkezlerine düzenlenen ilk saldırıda istihbarat desteği alındığı şüpheleri var. Türkiye'de ise karşı taraflar diye İsrail ve El Fetih'in idare ettiği Filistin konsolosları bir araya getirilerek büyük bir habercilik komedisine imza atılıyor boyalı basının televizyonlarında. Bilmemekten mi acaba?
Filistin için en iyi çözümün getirilmesine yönelik her türlü çaba desteklenmelidir. Ama fil terbiye edilecekse o oyuna alet olmak, ya da mazlum Bosna halkına dayatılan Dayton anlaşması benzeri bir "kazık" atılacaksa onun Truva atı olmaktan ibaretse bize biçilen rol; lütfen kalsın. Geride kalan şerefimize ihtiyacımız var.

Yazar:
Rıdvan Sevin
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul