21 Ocak 2018 - Pazar

Şu anda buradasınız: / Bir Gün Mutlaka!

Bir Gün Mutlaka!

Yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:
"Ağızlarıyla Allah'ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler istemese de Allah, kendi nûrunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.
Müşrikler istemese de, o dini (İslâm'ı) bütün dinlere üstün kılmak için Rasulünü hidayet ve hak dinle gönderen O'dur." (1)
"Mü'minlerin velîsi olup onları, karanlıklardan nûra çıkaran" (2) Rabbimiz Allah'ın nûrunu söndürmek isteyen kâfirler, tarih boyu değişmeyen aynı şirk ve küfür karakterlerini ortaya koymuş, Allah'ın nûru olan hak din İslâm'ın aleyhinde bulunan tavırlarını sürdürmüşlerdir…
   Meşhur müfessirlerden Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (rh.a.)'ın beyanıyla:
   "Allah nûrunun, yani uluhiyetinin hakkıyla tecellisini istemiyorlar. Ağızlarına bakmadan böyle bir cinayetin peşinde koşuyorlar. Allah olmasın, olsa da işlerine karışmasın, hakkın nûru parıldamasın, dünyayı aydınlatmasın, hüküm kendilerinin olsun arzusunu besliyorlar. Yalanla, inkârla, yaygara ve propagandayla hak ve hakikat söner, Allah'ın hükmü açığa çıkmaz gibi farzediyorlar. Allah kelâmını ortadan kaldırmak, Tevhid dininin yayılmasına mani olmak, îlâhî hükümlerin akışını durdurmak, Allah'ın Kitabı'nı, Rasulullah'ın peygamberliğini iptal etmek, Allah'ın kullarını laf ile ağız kalabalığı ile kendilerine kul etmek kendi haksızlıklarına alet edip karanlıkta boğmak istiyorlar.
   Allah ise, öyle istemiyor. Her ne olursa olsun, nûrunu parlatmadan, onu tamamlamadan bırakmak istemiyor, ille de parlatmak istiyor, kâfirler hoşlanmasa da. Allah, hakkı açığa çıkarmak, Tevhidin nûrunu parlatmak, İslâm'ı yüceltmek ve aziz etmek istiyor." (3)
   Kâfirler ve müşrikler, her çağda, değişmeyen küfür ve şirk karakterlerinin gereğini yapmakta, İslâm'ı reddedip, Allah'ın hükümlerinin topluma egemen olmasını engellemektedirler… Maddî imkân ve güç ile toplumdan uzaklaştırdıkları hak din olan İslâm'ın yerine, egemen oldukları bölgelere din gibi kabul ettikleri tağutî ideoloji ve düzenleri hakim kılmış ve koruma altına almışlardır… Teori ve pratiği ile yani inanç ve ameliyle kendi düzenlerine itaat etmeleri için egemen oldukları toplumlarda iknâ ve zor ile insanları kendilerine tabi olmalarını sağlamışlardır… Kutsallaştırdıkları değerlerini bir din olarak kabul ettirmiş, egemen oldukları topraklarda yaşayan insanlara, din yerine ideolojilerini ve düzenlerini benimsetmişlerdir… Onların uğrunda yaşamayı ve ölmeyi insanlarına mukaddes olarak tanıtmış ve genel kabulü sağlamışlardır…
   Bu egemen zalim tağutlar, hüküm sürdükleri İslâm topraklarında, yegâne hayat nizamı İslâm'ın canlanmasını ve sahte dinlerinin yıkılmasını istemezler elbet!..
  Onlar istemezse de Allah, nûrunu tamamlayacağını vurgulayan Şeyhu'l-İslâm Ebu's-Suûd Efendi(rh. a.), "İrşâdu'l-Aklu's-Selim" adlı tefsirinde şunları söyler:
   "Onlar, ağızları ile Allah'ın nûrunu söndürmek istiyorlar.
   Allah'ın nûrundan maksad:
  Ya O'nun vahdaniyetine (birliğine), ortaklardan ve evlâdan münezzeh olduğuna delâlet eden apaçık bir hüccettir,
   Ya da bunu ifade eden Kur'ân-ı Azîm'dir.
   Ehl-i Kitab iki fırka olarak:
   Kur'ân'ı,
   Onun ifâde ettiği Tevhid'i,
   İçerdiği helâl ve haram hükümlerini red ve tekzib etmek istiyorlar ve bunu, delilsiz, mesnedsiz, sadece ağızlarından çıkan bâtıl, geçersiz sözlerle yapmaya çalışıyorlar.
   Diğer bir görüşe göre Allah'ın nûrundan murad, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Nübüvvetî'dir.
   Kâfirlerin hâli, ufukları saran muazzam bir nûru, üfürükle söndürmeye kalkışan bir zavallının hareketine benzetilmiştir.
   Allah da buna razı olmuyor. Kâfirler hoşlanmasa da O, nûrunu tamamlamak diliyor.
   Allah Teâlâ ise, kâfirlerin hoşuna gitmese de mutlaka:
   Tevhid'i yüceltmek,
   İslâm Dini'ni aziz kılmak, bütün dinlerin üzerine çıkarmak ve nûrunu tamamlamak istiyor." (4)
   Âiz ibn Amr el- Muzenî (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.):
"İslâm (en) yücedir. Onun üstünde yücelik yoktur." buyurur. (5)
   En yüce olup, üstünde yücelik olmayan yegâne hayat nizamı İslâm, hak din olup Allah tarafından tamamlanan bir nimettir…
   Şöyle buyurur Rabbimiz Allah Teâlâ:
"Bu gün size dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'ı seçip beğendim." (6)
   Âlemlerin Rabbi Allah katında din, İslâm'dır ve Allah, İslâm'dan başkasını kabul etmeyeceğini beyan buyuruyor:
   Hiç şübhesiz din, Allah katında İslâm'dır." (7)
"Kim İslâm'dan başka bir din ararsa (benimserse) asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de kayba uğrayanlardandır." (8)
   Müşrikler istemese de ve binlerce şeytanî tuzaklarla engellemeye kalkışsa da Allah Teâlâ, yüce olan dini İslâm'ı, diğer din görünümlü bütün beşerî ve tağutî ideolojilerin, düzenlerin üstüne galib kılmak, onlara üstün etmek için, Rasulü Muhammed (s.a.s.)'i hidayet ve hak din ile göndermiştir…
   En son Nebî ve en son Rasul, Rasulullah Muhammed (s.a.s.) ile gönderilen hak din İslâm, bütün bâtıl beşerî ve tağutî düzenlere galib olmuş, onları geçersiz kılmıştır…
   İmam Fahruddin er-Râzî (rh.a.), "Tefsîr-i kebîr" diye meşhur olan "Mefâtihu'l-Gayb" adlı tefsirinde bu ayet için şunları beyan eder:
"Bil ki Allah Teâlâ, düşmanların, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in peygamberliğini iptal etmeye gayret ettiklerini nakledip, kendisinin ise bu iptali istemediğini ve O peygamberin işini tamamlayacağını bildirince, bu tamamlamanın nasıl olacağını beyan ederek: "O (Allah), Rasulünü hidayet ve hak din ile gönderdi." buyurmuştur.
 

  Bil ki, peygamberlerin durumunun kemâle ermesi, ancak şu şeylerin toplamı ile olur:
a)Delil ve Mucizelerin çokluğu ki, bu ayette hüdâ, "hidayet" ile ifâde edilmiştir.
b)O'nun getirdiği dinin herkes için doğru, uygun, hikmetli, dünya ve ahiret menfaatlerine muvafık olduğunu ortaya koyacak bir takım şeyleri ihtiva etmesi ki, bu da ayette, "hak din" ile ifâde edilmiştir.
c)O'nun getirdiği dinin, diğer dinlere hükümran olması, onlardan üstün olması, kendisine zıd olanlara galib gelmesi ve onu inkâr edenleri delilleriyle ezmesi ki, bu da ayette "O dini, bütün dinlere galib kıla" ifâdesi ile anlatılmıştır.
   Bil ki, bir şeye galib gelmek bazen delil ile, bazen çokluk ve bollukla, bazen de hükümran olup üstün gelme ile olur. Allah Teâlâ'nın bütün bunları müjdelediği malumdur. Hâlbuki ancak mevcud olmayan, amma ileride olacak bir şeyin müjdelenmesi caizdir. Bu dinin delillerle galib (üstün) olduğu, bilinen ve kabul edilen bir husustur. O hâlde gereken, bu ayette bahsedilen üstünlüğü, hükümran olarak üstün gelme mânâsına hamletmektir." (9)
   Allah'ın nûru ağızlarıyla söndürme küfür ve şirk hareketleri, tarihte olduğu gibi zamanımızda bütün imkanlar kullanılarak devam etmektedir… Geçmişte Allah'ın nûru, onların bütün çabalarına rağmen sönmedi ve onların karşı çıkışlarıyla daha da parladı, bu günde parlamaya devam eden Allah'ın nûru gelecekte de parlaklığı daimî olacaktır…
   Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:
"İslâm'a çağrıldıkları hâlde Allah'a karşı yalan uyduranlardan daha zalim kimdir? Allah, zalim bir kavmi hidayete erdirmez.
Onlar, Allah'ın nûrunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kendi nûrunu tamamlayıcıdır. Kâfirler hoş görmese bile.
Rasullerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslâm'ı), bütün dinlere karşı üstün kılacaktır, müşrikler hoş görmese bile." (10)
   Rabbimiz Allah, bütün zamanı ve mekânı kuşatıcı, tüm çağları kapsayıcı olan İslâm'ı, ilke ve hüküm konusunda tamamlamıştır… Hak din, ilkeler konusunda tamamlanmış, yalnız bütün dünyaya egemen olması bakımından da tamamlanacaktır… Kâfirler, müşrikler ve çağdaş egemen zalim tağutlar hoşlanmasalar, istemeseler de, gerçekleşmesi asla engellenemeyecek olan İslâm'ın yeryüzünün tamamına egemen olması, o günkü her insan tarafından görülecektir…
   Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ'nın ve O'nun son Nebîsi ve son Rasulü Rasulullah Muhammed (s.a.s.)'in verdikleri gerçek haberdir bu!.. Allah Teâlâ, Rasulü (s.a.s.)'e beyan buyurmuş, Rasulullah (s.a.s.)'de bizlere iletmiştir…
   Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha) anlatıyor:
   Rasulullah (s.a.s.)'i:
"Lât ve Uzza'ya tekrar tapılmakta gece ve gündüz gitmez/kıyamet kopmaz." buyururken işittim.
   Bunun üzerine ben:
-Ya Rasûlallah, muhakkak ki Allah:
"Müşrikler istemese de, O dini (İslâm'ı) bütün dinlere üstün kılmak için Rasulünü hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (Allah'dır)." (Tevbe, 9/33. Saff, 61/9) ayetini indirdiği zaman ben, bunun tamam olduğunu zannediyordum, dedim.
   Rasulullah (s.a.s.):
"Şübhesiz O tamam olma, bundan itibaren Allah'ın dilediği zamana kadar devam edip gidecektir. Sonra Allah, hoş bir rüzgar gönderecektir. Bu rüzgar, kalbinde hardal tanesi miktarında iman bulunan her bir canlıyı vefat ettirecek ve kendilerinde hiçbir hayır bulunmayan insanlar kalacaktır. İşte o zaman onlar, tekrar atalarının dinlerine döneceklerdir." buyurdu. (11)
  Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha)'nın delil olarak beyan ettiği ayetin (Tevbe, 9/33) tefsirinde İmam Kurtubî (rh.a.) şunları kaydediyor:
   "Yüce Allah, dinin şer'i hükümlerini hiçbir şey gizli kalmayacak şekilde açıklamış bulunmaktadır. Bu açıklama ibn Abbas ve başkalarından nakledilmiştir.
   "Üstün kılmak için" ifâdesinin İslâm Dini'ni diğer bütün dinlere üstün kılmak için anlamında olduğu söylenmiştir.
   Ebu Hüreyre ve Dahhak derler ki:
-Bu, İsa (s.a.)'ın nüzûlü sırasında olacaktır!
   Es-Süddî de der ki:
-Bu, Mehdi'nin çıkışı sırasında gerçekleşecektir. İslâm'a girmedik yahud cizye ödemedik hiçbir kimse kalmayacaktır." (12)
  İlkeler ve hükümler olarak tamamlanmış olan hak din İslâm, bütün dünyaya egemen olmak konusunda da tamamlanacaktır…
   Rasulullah (s.a.s.)'in hadislerinde buyurduğu:
"Şübhesiz O tamam olma, bundan itibaren Allah'ın dilediği zamana kadar devam edip gidecektir." Hakikatin ortaya çıkışı, Ebu Hüreyre (r.a.), Dahhak (rh.a.) ve es-Süddî (rh.a.)' in dedikleri zamanda tamam olacaktır…
   Şu hadis, bunun delilidir:
   Abdullah b. Amr (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Deccal, ümmetimin arasında çıkacak ve kırk (zaman) kalacak. (Kırk gün mü dedi, kırk ay mı, yoksa kırk sene mi bilemiyorum) derken Allah, Meryem oğlu İsa'yı gönderecektir. O, usve b. Mes'ud gibidir. Ve Deccal'ı arayıp helâk edecektir. Sonra insanlar, yedi sene duracak, iki kişi arasında düşmanlık olmayacaktır. Sonra Allah, Şam tarafından soğuk bir rüzgar gönderecek ve yeryüzünde kalbinde zerre kadar hayır yahud iman bulunan hiçbir kimse kalmayacak hepsinin ruhunu kabzedecektir. Hattâ biriniz, bir dağın içine girmiş olsa, rüzgar da üzerine girecek ruhunu kabzedecektir.
   Bunun üzerine insanların kötü takımı kuş hafifliğinde ve yırtıcı tabiatında kalacaklar. Ne bir iyilik tanıyacaklar, ne bir kötülük men'edecekler. Şeytan kendilerine temessül ederek:
-(Bana) icabet ediyor musunuz? diyecek.
   Onlar da:
-Bize ne emredersin? cevabını verecekler.
Ve onlara, putlara tapmayı emredecek." (13)
   Yegâne hayat nizamı İslâm'ın bütün dinlere üstün gelmesi ve yeryüzüne egemen olması, Âlemlerin Rabbi Allah'ın va'dıdır… Allah Teâlâ, va'dını mutlaka gerçekleştirir…
   Şöyle buyuruyor Rabbimiz Allah:
"Allah, içinizde iman edenlere ve Salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: hiç şübhesiz, onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa, onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana, hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse, işte onlar fasıklardır.
   Dosdoğru namaz kılın, zekatı verin ve Rasule itaat edin. Umulur ki, rahmete kavuşturulursunuz.
İnkâra sapanların, yeryüzünde (Allah'ı) âciz bırakacaklarını sanma. Onların son barınma yerleri ateştir. Ne kötü bir dönüştür O." (14)
   Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.), bu ilâhî va'dın, geçmişte kısmen gerçekleştiği gibi, tamamıyla gerçekleşeceğinin müjdesini vermekte ve ümit var olmamızı istemektedir!..
   Temim ed-Dârî (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):
"Gece ve gündüzün ulaştığı her yere bu tebliğ ulaşacak, ister kerpiçten yapılsın, isterse deve kılından, Allah, her eve İslâm'ı hâkim kılacaktır. Bu da, ya Allah'ın aziz kıldığı İslâm'ın kabul edilmesi veya Allah'ın hor gördüğü küfrün boyun eğmesi ile gerçekleşecektir." (15)
   Gerçek olup, gerçekleşmesinden hiçbir şübhemiz olmayan bu haberin öncüleri bütünüyle gerçekleşmiştir… Rasulullah (s.a.s.)'in haber verip müjdelediği ve haber verdiği gibi gerçekleşen olaylardan birkaç tanesini nakledelim:
1-Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
   Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Kisrâ helâk olduktan sonra, onun ardından başka bir Kisrâ olmayacaktır. Kaysar da muhakkak helâk olacaktır. Sonra onun ardından (başka) Kaysar olmayacaktır.
   Kisrâ ile Kaysar'ın hazinelerini de muhakkak Allah yolunda taksim olunacaktır." (16)
   Bu haber, Rasulullah (s.a.s.)'in buyurduğu gibi gerçekleşti.
2- Cabir b. Semura (r.a.)'dan.
   Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Müslümanlardan (Mü'minlerden) bir cemaat, Beyaz Saray'daki kisrâ hanedanının hazinesini mutlaka fethedecektir." (17)
   Aynen buyrulduğu gibi gerçekleşti!..
3-Adiyy b. Hatim (r.a.) anlatıyor:
   Rasulullah (s.a.s.):
   "Ya Adiyy, sen el- Hîre şerini gördün mü?" buyurdu.
Ben:
-Ben onu görmedim, fakat orası hakkında bana haber verildi, dedim.
Rasulullah (s.a.s.):
   "Eğer hayatın uzun olursa, muhakkak sen, hevdeci içinde yolculuk eden kadının el-Hîre'den hareket edip Allah'dan başka hiç kimseden korkmayarak tâ Ka'be'ye gelip tavaf edeceğini göreceksin." buyurdu.
   Ben, buna taaccüb ederek kendi kendime: Beldelerde fitne ve fesad ateşini tutuşturmuş olan o Tayy kabilesinin yol kesicileri nerede olacak ki (kadın tek başına yolculuk edecek)! dedim.
   Rasulullah devam edip:
 "Yemin olsun, eğer sana hayat uzun olursa, muhakkak Kisrâ'nın hazineleri fetholunacaktır." buyurdu.
   Ben:
-Kisrâ ibn Hürmüz'ün hazineleri mi? dedim.
   Rasulullah şöyle buyurdu:
   "Kisrâ ibn Hürmüz'ün. Yemin olsun eğer senin hayatın uzun olursa, muhakkak sen, elinin dolusu altın yahud gümüşü sadaka olarak çıkarıp da bunu kendisinden kabul edecek kimse arayacak, fakat bunu kabul edecek hiçbir kimse bulamayacak olan bir kimseyi göreceksin. Yine yemin ederim ki, sizden biriniz Allah'a kavuşacağı gün, Allah ile kendisi arasında kelâmını terceme edecek bir tercümân bulunmayarak Allah'a kavuşacak, Allah'da ona:
-Ben sana, bir Rasul göndermedim mi ve O, sana tebliğ etmiyor muydu? diye soracak.
  O kul da:
-Evet (gönderdin ya Rabb)! diye cevab verecek.
   Bu sefer Allah:
-Ben sana, mal vermedim mi, bu sûretle sana ihsânda bulunmadım mı? diye soracak. 
   Kul:
-Evet (verdin ve ihsânda bulundun)! diyecek.
   Bu hâlde o kimse, sağına bakar cehennemden başka bir şey göremez. Soluna bakar yine cehennemden başka bir şey göremez.
   Şimdi sizin her biriniz bir tek hurmanın yarısı ile bunu da bulamazsa, güzel sözle olsun kendinizi cehennem ateşinden koruyunuz."
   Ben, el-Hîre'den hevdeci içinde yolculuğa çıkıp, Allah'dan başka hiç kimseden korkmayarak nihayet Ka'be'yi tavaf eden kadını gördüm. Ben kendim Kisrâ ibn Hürmüz'ün hazinelerini fetheden ordunun içinde bulundum. Yemin olsun, eğer sizlere hayat uzun olursa, elbette sizler, Rasulullah Ebu Kasım'ın söylediği elinin dolusu altını sadaka olarak çıkaracak olan o kimseleri göreceksiniz!..(18)
   Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.)'in mucize olarak beyan buyurduğu istikbale dair bütün haberler bir gerçek olarak ortaya çıkmış ve çıkacaktır da…
   Yegâne hayat nizamı İslâm'ın mutlak egemenlik devrinin geleceğini müjdeleyen ve haber verdiğinin çoğu gerçekleşen, önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in şu hadisini dikkatli okuyalım ve üzerinde derin derin düşünelim!..
   Huzeyfe (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Allah'ın dilediği zamana kadar Nübüvvet aranızda yaşamaya devam eder. Sonra Allah, dilediği zaman onu ortadan kaldırır.
   Sonra Nübüvvet devrine (yoluna) uygun bir hilafet meydana gelir ve Allah'ın dilediği zamana kadar aranızda kalır. Sonra Allah dilediğinde onu ortadan kaldırır.
   Sonra ısırıcı (zalim) krallık ortaya çıkar ve Allah, ne kadar dilerse o kadar sürer. Sonra Allah, dilediği zaman onu ortadan kaldırır.
   Sonra diktatör (zorba) bir yönetim oluşur ve Allah'ın dilediği süreye kadar devam eder. Sonra Allah, dilediği zaman onu ortadan kaldırır.
   Sonra Nübüvvet devrine (yoluna) uygun bir hilafet meydana gelir."
   Ve Rasulullah (s.a.s.) sustu! (19)
  Rasulullah (s.a.s.)'in hadisinde buyurduğu ümmetin beş merhalesinin üçü yaşanmış, dördüncüsü yaşanmakta, inşallah beşincisi de gelecektir!.. Hiç şübhesiz bir gün mutlaka!..
   Muaz b. Cebel (r.a.)'dan.
   Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Dikkat edin! Beni Merah (zorbalığ)ın borusu yeterince öttü. Beni Merah artık öldü. Haberiniz olsun! Bundan sonra İslâm'ın sözü geçecektir!" (20)
   Cabir b. Semura (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Bu din, Kaim olmakta mutlaka devam edecektir. Onun namına tâ kıyamet kopuncaya kadar Müslümanlardan bir cemaat çarpışacaktır." (21)
Muaz b. Cebel (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"İslâm artar, eksilmez!" (22)
"Hadis şarihlerinin açıklamasına göre, "İslâm artar, eksilmez" sözü aslında:
   İslâm, İslâm'a yeni girecek kimselerle devamlı artacaktır. İrtidâd edenler yüzünden azalmayacaktır. İslâmî futuhat devam edeceği için, İslâm ülkesinin sınırları genişleyecek, kâfirlerin galebesiyle bugünkünden daha küçük olmayacaktır. İslâm'ın hükmü daima galib gelecektir!" (23)
   İslâm'ın kuşatıcı galibiyeti yakındır inşallah! Bir gün mutlaka!
---------------------------------------------
1) Tevbe, 9/32-33
2) Bkz. Bakara, 2/257
3) Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, ist. T.Y. C.4, sh. 364 (Yenda Yayınları)
Not: Metin sadeleştirilmiştir. Bkz. Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, sadeleştirenler: Doç Dr. İsmail Karaçam, vdğ. İst. T.Y. C.4, sh.321 (Azim Yayınları)
4) Şeyhulislâm Ebussuûd Efendi, Ebussuûd Tefsiri, çev. Ali Akın, ist. 2006, C.6, sh.2570
5) Darekutnî, Sünen, C.3, sh. 155, Kitabu'n-Nikâh, Mihr Babı, Hds. 3578
Ali el- Muttakî el- Hindî, Kenuzu'l-Ummal, C.1, sh. 49, Hds. 242
Taberânî, Mu'cemu's-Sağir Tercüme ve Şerhi, çev. İsmail Mutlu, İst. 1997, C.2, sh.357, Hds. 653
Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Cenâiz, B.79. (Bab başlığında, ibn Abbas'dan mevkufen)
6) Mâide, 5/3
7) Âl-i İmrân, 3/19
8) Âl-i İmrân, 3/85
9) Fahruddin Râzî, Tefsir-i Kebûr- Mefatihu'l- Gayb, çev. Prof. Dr. Suat Yıldırım, Vdğ. İst. 1991, C.11, sh.490
10) Saff, 61/7-9
11) Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Fiten, B,17, Hds. 52
Ayrıca bkz. Hakim, Müstedrek, C.4, sh.446-447
12) İmam Kurtubî, El- Camiu Li Ahkâmi'l- Kurân, çev. M. Beşir Eryarsoy, ist. 1999, C.8, sh.200
Ayrıca bkz. Fahruddin er-Râzî, A.g.e. C.11, sh. 491
13) Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Fiten, B,23, Hds.116
İbn Kesîr, Hadislerle Kur'ân-ı Kerim Tefsiri,  çev. Dr. Bekir Karlığa-Dr. Bedrettin Çetiner, ist.1986, C.13, sh. 6953 Ahmed b. Hanbel'den
14) Nur, 24/55-57
15) İmam Ahmed  b. Hanbel, el-Müsned, çev. Rıfat Oral, Konya, 2003, C.1, sh. 123, Hds. 46/88
Ayrıca bkz. Taberânî, Mu'cemu'l-Evsat, C.1, sh. 126
Hakim, Müstedrek, C.4, sh. 430-431, 477
İbn Hıbban, Sahih, Hds. 1631-1632
Beyhakî, Sünenü'l-Kübra, C.9, sh. 181
İbnu Mende, Kitabu'l- İman, C.1, sh. 102
16) Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Cihad ve's-Siyer, B.156, Hds. 229
Kitabu'l-Humus, B.8, Hds.28-29
Kitabu'l- Menâkıb, B.25, Hds. 122-123
Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Fiten, B.18, Hds. 75-76
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Fiten, B.34, Hds. 2312
Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned C.2, sh.233, 240, 271, 313
17) Sahih-i Müslim, Kitabu'l- Fiten, B.18, Hds. 78
Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.5, sh. 89, 103,104
18) Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Menakıb, B.25, Hds. 100
İbn Kesîr, El- Bidaye ve'n-Nihaye- Büyük İslâm Tarihi, çev. Mehmet Keskin, ist. 1984, C.5, sh. 170-171 İmam Ahmed b. Hanbelden.
İbn Hişam, İslâm Tarihi- Siret-i İbn Hişam Tercemesi, çev. Hasan Ege, İst. 1985, C.4, sh. 314
İbnü'l- Esir, el-Kâmil Fi't- Tarih-İslâm Tarihi, çev. M. Beşir Eryarsoy, ist. 1985, C.2, sh. 264
19) Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.4, sh. 273
El-Hafız ibn Hacer el, Askalânî, Metalibu'l Âliye çev. Hüseyin Kaya, ist. 2006, C.5, sh. 254, Hds. 4401 İbn Ebi Şeybe'den.
Ayrıca bkz. Ebu Davud et- Tayalisî, Müsned Hds. 438
20) Taberanî, Mu'cemu's-Sağir Tercüme ve Şerhi, C.2, sh.198, Hds. 516
21) Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İmare, B.53, Hds. 172
22) Sünen-i Enu Davud, Kitabu'l-Feraiz, B.10, Hds. 2912
23) Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Hzr. Necati Yeniel, ist. 1991, C.11, sh. 148

Yazar:
Abdullah DÂİ
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul