21 Ocak 2018 - Pazar

Şu anda buradasınız: / Yemekten Sonra Yerine Getirilmesi Gereken Edep Kuralları -Yemek (Sofra) Âdâbı-

Yemekten Sonra Yerine Getirilmesi Gereken Edep Kuralları -Yemek (Sofra) Âdâbı-

  


Yemek adabı, sadece yemeğe başlarken ve yemek yerken uyulması gereken  kurallardan ibaret olmayıp, yeme işleminin tamamını kuşatan edepler bütünüdür. Bu edep kuralları henüz yemek daha ortada yokken söz konusu olur ve sofra bütünüyle kaldırılıncaya kadar geçerliliğini korur. Gazalî ile edep derslerimize devam ederek, yemek sonrasında yerine getirilmesi gereken edep kurallarının neler olduğuna kısaca bakalım.
   1. Sofradan Doymadan   Çekilmek
   Bu hâl, açlıkla tokluk arasında bir orta durumdur. Orta yol, dinin her zaman ve zeminde, her hâl ve harekette, söz ve davranışta gözettiği, aradığı temel ölçüdür. İfratla tefritin, aşırılıkla gevşeklik ve ihmalin ortasında bir duruştur. O, evreni ayakta tutan denge noktasıdır. Âlemlere rahmet sevgili Peygamberimiz bazı hadislerinde orta yoldan söz ederek şöyle buyurur.
"Orta yolu tutun, güzele yakın olanı arayın, sabah vaktinde, akşam vaktinde, bir miktar da gecenin son kısmında yürüyün (ibadet edin), ağır ağır hedefe varabilirsiniz. Unutmayın ki sizden hiç kimseye, yaptığı amel, cenneti kazandırmayacaktır." (Buhârî, Rikak 18)
   "Amellerinizde orta yolu ve doğruyu bulmaya çalışın." (Müslim, Birr (2574))
   Müslümanlar, her davranışlarında olduğu gibi yeme içmelerinde de orta yolu gözetmek zorundadırlar. Bu hususta orta yolun işaret ve sınırlarını ise, örnekleri olan Resûlullah'tan (s.a.v.) alacaklardır. O (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:
"İnsanoğlu, mideden daha kötü bir kap doldurmaz. Gerçekte insanoğluna, ayakta kalmasını sağlayacak birkaç lokmacık yeterlidir. Ancak (nefsine hâkim olamayıp da) illâ (mideyi doldurma işini) yapacaksa, hiç olmazsa midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de soluk alıp vermek için ayırsın." (Tirmizî, Zühd 47 (2381); İbn Mâce, Et'ime 50 (3349))
   Bu hadisten yeme içmede orta yolun, yeme içmede en fazla midenin üçte birini dolduracak kadar yemek, bunun ötesinin orta yolun dışına çıkmak olduğunu anlıyoruz. Aynı hadiste, ideal olanın ise, yaşamı sürdürecek kadar yemek olduğu görülmektedir.
   Âlemlerin Rabbi Allah, kâfirlerin yiyip içme hususunda hayvanlar gibi davrandıklarını, mide ve şehvetlerinden başka bir düşünce ve gayelerinin olmadığını bildirmekte, şöyle buyurmaktadır: "İnkâr edenler ise (dünyadan) faydalanırlar, hayvanların yediği gibi yerler." (Muhammed (47), 12) Aynı şekilde Peygamberimiz de çok yemenin, kâfirlerin karakteristik bir özelliği olduğunu haber vermektedir: "Mü' min bir mideye içer, kâfir ise yedi mideye içer." (Buhârî, Et'ime 12; Müslim, Eşribe 186, (2063); Muvatta, Sıfatu'n-Nebiyy 10, (2, 924); Tirmizî, Et'ime 20, (1820)). Onların yeme içmelerinde yerilmelerinin temel sebebi, orta yolun dışına çıkmış olmalarından başka bir şey değildir.
   Çünkü orta yoldan uzaklaşmak, felakete yakın olmak demektir. Aç kalmak insan için nasıl bir felaketin habercisi ise, yemekte aşırıya kaçmak, iyice doyuncaya kadar yemek de aynı şekilde bir felaketin habercisidir. Hatta oburluğun ve doyumsuzluğun yol açtığı felaket daha fazla olabilmektedir. Peygamber Efendimiz bir hadisinde çok yemenin kıyamet günündeki akıbet ve zararlarından söz açarak şöyle demektedir: "Dünyada insanların en çok doymuş olanları, kıyamet günü en çok aç kalacak olanlarıdır." (Tirmizî, Kıyâmet 38 (2480); İbn Mâce, Et'ime 50 (3350))
   Aşırı tokluğun kıyamet gününde bu şekilde bir karşılık görmesinin ya da böyle bir sonuca yol açmasının temel nedeni, onun insan üzerindeki olumsuz etkileridir. Erzurumlu İbrahim Hakkı "Marifetname" isimli meşhur kitabında tokluğun felaketlerinin sayılamayacak kadar çok olduğunu söylemektedir. Çok yemenin en büyük ve en önemli felaketleri ise on tane olup şunlardır (ayrıca bkz: "Marifetname", Kitsan yayınları, s.272-274):
   1- Çok yemek kalbi katılaştırır ve nurunu söndürür. Katılaşmış ve nurunu kaybetmiş bir kalp, kayadan farksızdır; yön ve rotasını tayin ettiği aydınlıktan yoksundur. Böyle bir kalbin, sahibini iyilik ve hayra götürmeyeceği kesindir.
   2- Çok yemek fitne ve heyecana sebep olduğu gibi beden organlarını da lüzumsuz işlere ve bozukluklara sürükler. İnsan, karnı doydu mu merhamet ve şefkat duygularından yoksunlaşmakta, her türlü kötülüğü işleyemeye yatkın bir hâle gelmektedir. Nitekim aşağıdaki âyetlerde, bozgunculuk etmeme ve şeytanın ardına düşmeme emrinin yeme içmenin ardından anılmasında buna işaret vardır: "Allah'ın rızkından yiyin için, sakın yeryüzünde bozgunculuk etmeyin." (Bakara (2), 60); "Allah'ın size verdiği rızıktan yeyin, şeytanın ardına düşmeyin." (En'am (6), 142)
   3- Çok yemek, ilim ve anlayış eksikliğine yol açar. Çünkü ilim ve anlayış; duyarlı, hassas, keskin bir kalbin özelliğidir. Bu özellikler ise, doymuş bir bedende bulunmaz. 
  4- Çok yemek ibadeti azaltır. Çünkü yemekle doymuş beden, hantallaşır ve ağırlaşır. Bu sebeple ibadete karşı isteksizleşir, yerine getirirken de bin bir güçlük ve zahmet yaşar.
  5- Çok yemek ibadetin tadını, zevkini yok eder. İbadeti isteksizce ve zorlukla yerine getiren gönül ve beden, elbette bu işten bir tat ve zevk almayacaklardır.
  6- Çok yemekte harama düşme korkusu vardır. Bu haram, öncelikle yemekte aşırılığa gidilmiş olmakla meydana gelir. Rabbimiz, "Yiyin için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez." (A'raf (7), 31) buyurarak, bu yeme içmedeki aşırılığa dikkat çekmekte ve mü'min kullarını uyarmaktadır.
   7- Çok yemekte, önce onları kazanmak, sonra yenilebilir duruma getirmek, sonra hazmetmek, sonra boşaltmak, sonra bendeni onlardan meydana gelebilecek hastalıklardan korumak gibi hem kalbi meşgul edecek hem de bedenen meşakkat ve sıkıntı verecek külfetler vardır.
   8- Çok yemekte ölüm sarhoşluğunun şiddeti vardır. Zira dünya hayatlarında çok yiyen obur insanların ölüm anındaki acılarının çok daha fazla olacağı söylenmektedir. Buna göre; dünya nimetlerinden ne kadar haz ve zevk alınmışsa acı da o oranda az veya fazla olacaktır.
   9- Çok yemek âhirette mahrumiyete yol açacaktır. İnsanoğlu, dünya nimetinden aldığı haz ve zevk miktarınca âhiret haz ve zevklerinden mahrum olacaktır. Allah bu mahrumiyeti ve acı sonu şöyle haber vermektedir: "Dünyadaki hayatınızda bütün güzel şeylerinizi harcadınız, onların zevkini sürdünüz. Bugün ise yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve yoldan çıkmanızdan dolayı alçaltıcı bir azap göreceksiniz!" (Ahkâf (46), 20)
   10- Çok yemekte ayıplanacak ve yerilecek şeyler vardır ki, bunlar, insanda şehvet düşkünlüğü ve oburluk hastalığına yol açar. Şehvet düşkünlüğü ve oburluğun ise, insana felaketten başka bir şey getirmediği sabittir.
   Bu sebeplerle başta peygamberler olmak üzere Allah'a yakın olmanın tadına ermiş gerçek mü'minler, hiçbir zaman doyuncaya kadar yememişler, aksine doymadan sofradan çekilmişlerdir. Onlar yemekte orta yolu bir yaşam tarzı olarak benimsemiş, bunu ısrarla sürdürmüş ve bu konuda insanlığa model olmuşlardır.
Yazar:
Osman Arpaçukuru
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul